şükela:  tümü | bugün soru sor
  • alex turner'ın ilk solo ep'si olan submarine'in harika kapanış parçası.

    sözleri:

    i etched the face of a stopwatch
    on the back of a raindrop
    and did a swap for the sand in an hourglass.
    i heard the nun happy ending it sort of sounds like you're leaving
    i heard the piledriver waltz, it woke me up this morning.

    you look like you've been for breakfast at the heartbreak hotel
    inside of a back booth by the pamphlets and the literature on how to lose.
    your waitress was miserable and so was your food.
    if you're gonna try and walk on water make sure you wear your comfortable shoes.

    mysteries flashing amber go green when you answer but the red on the rest of the questionnaire never changes.
    i heard the news that you're trying to shoot me out of a cannon.
    i heard the piledriver waltz, it woke me up this morning.

    you look like you've been for breakfast at the heartbreak hotel
    inside of a back booth by the pamphlets and the literature on how to lose.
    your waitress was miserable and so was your food.
    if you're gonna try and walk on water make sure you wear your comfortable shoes.

    oh, piledriver.
  • puslu londra'nın ıslak kaldırımlarında yürüyoruz yine alex'in sayesinde. sene 60'lardan herhangi bir sene. heartbreak hotel'den çıkmışız , diyorum ki "waitress was miserable and so was the food".. sonra sigarasından bir nefes daha çekiyor alex, sonra bir bakıyorum ki şarkı bitmiş.
  • alex turner yazma işte böyle sözler. yok yere üzüyorsun, eski sevgiliyi andırıyorsun. amına koyduğumun şarkısında o kadar güzel metaforlar var ki, hüzünlenmemek elde değil. sözlere dikkat etmekten, akustik versiyon ile suck it and see versiyonunu kıyaslamayı beceremedim.
    http://www.youtube.com/watch?v=gvtflpdpyv0

    bunu daha önce 505'da yapmıştın. bizi öyle harap, öyle alt üst ediyorsun etme.
  • submarine seyri sonrası son 15 saatimin loop şarkısı olmuştur. ve alex turner'ın bu şarkıda cümle sonlarını uzatmasına bayılıyorum, başkası olsa bu şarkıyı bu kadar tatlı söylemez. *
  • yağmurlu bir günde dinlenince bünyede etkisini on katına çıkaran, alex'in sesini kucaklama isteği uyandıran şarkı**
  • bu şarkıda alex, çokgzel "oh, piledriver" diyor.
  • yarısı 4/4 lük yarısı 3/4 lük olan yeniyetme valsi. lakin büyüleyici söz ve müzik bunu önemsiz kılar.
  • kendini dinletmeyi kusursuzca becerebilen gizemli arctic monkeys eseri.

    gizemli çünkü:
    sonundaki melodi öyle tanıdık geliyor ki kulağıma... 500 kez dinlemişimdir, ama hala bu melodinin nerde geçtiğini hatırlayamadım. neyse 501. kez açayım bari.

    ve bu şarkıyla gözümde canlanan:
    gözlerini kapatmış tek başına ama sanki bir eşi varmışçasına hayal edip vals yaparken bu şarkıyı mırıldanan, kalbi kırık ama huzurla gülümseyen bir adamdır.
  • ileride olur ya sesinden ve tipinden tiksineceğim, ne var ki evlattır diye onu düşünmekten vazgeçemeyeceğim ergen oğlum, oliver tate gibi sevgili yapıp aşktan pır pır olursa, anamızdan babamızdan asla görmediğimiz hayat ve aşk tavsiyeleri üzerine beyhude bir konuşma yapıp ona dinlemesi için a yüzünde mutluluktan uçuran, b yüzünde de kendisini yakın zamanda bekleyen müthiş acı ve melankoliye uygun düşecek şarkılardan oluşan bir kaset hazırladığımda ben de oliver'ın babası gibi bu efsunlu şarkıyı en sona koyacağım. melankoli zamanı gelip çattığında garibimin kendini vuracağı bir okyanus kıyısı, cool bir kırıkkalpler moteli, dumanlı bir diner, puslu bir britanya kasabası olmayacağı için, en kötü balkonda bir yandan bu şarkıyı dinleyip bir yandan da benden aşırdığı sigarayı gizli gizli içen onu izlemeye duracağım. balkon kapısını usulca açışımı duyup sigarasını hızla boşluğa fırlattığında cebimden yeni bir tane yakması için kendi paketimi tutacağım. o da kulaklığının tekini benimle paylaşacak. şarkıyı bir kez de beraber dinleyip havaya dumanlarımızı beraber savuracağız.
  • radyo eksen'de bolca jingle olarak duyabileceğiniz muazzam şarkı.

    bonus:
    oliver: ı asked her if she was my girlfriend now. she said -
    jordana: ı'll think about it.
    oliver: but what she meant was, yes. we are now as one.