şükela:  tümü | bugün
  • pil/pilé: kürtçe(kırmançki-zazaca) büyük.
    venk: ermenice kilise.

    pilvenk, dersim alevi-kürt aşiretlerinden birinin ismi, aynı zamanda tunceli merkezde boşaltılmış bir yerleşim yeri. aşiretin en eski mekanı bu köy. daha sonra pertek'e göç olmuş ve günümüzde tunceli'deki pilvenk aşiretinin çok büyük kısmı pertek'te. istisnai bir durum şu ki kureyşan gibi pilvankan da kendi süreğine sahip bir aşiret. şıx delil berxecan ocağı pilvenk aşiretinin ocağı. aşiretin üyeleri zamanla erzingan(erzincan), gümüşhane,sewaz(sivas), kayseri, maraş gibi yerlere göçmüş. tunceli merkez'de pilvankiler kırmançki (zazaca) lehçesi konuşurken, pertek, erzincan-refahiye, gümüşhane-şiran ve maraş'taki pilvenk köyleri kırdaşki (kurmanci) lehçesini konuşuyor.
  • "pilvankian geleneği 38 soykırımı’nı nasıl yaşadı, nasıl atlattı? oku

    pilvankian/pavlaki geleneğinden üç post 38 ağidi

    ...

    38 kampanyası başladıktan sonra kendimin de mensup olduğu geleneği / aşireti (pilvankian/pilvanku/pilvenk/pavlaki/al bailika) ve bebekliğimden beri insanlarımızın korku bulaşmış bir burukluk ile anlattıkları “bextê sewli xatunê” veya “qırrımê gawanê inê” nin boyutlarını ve tarihçesini araştırmaya, mümkünse açığa çıkarıp kamuoyuna duyurmaya karar verdim. pilvankian geleneği 38 soykırımı’nı nasıl yaşadı, nasıl atlattı?

    sürgünde yaşadığım gerçekliğini de göz önüne aldığımda oldukça zor bir görev ile karşı karşıya olduğumu düşünmüştüm, yanılmışım. meğer insanlarımız geleneğine, kültürüne ve belleğine işlediği bu musibeti anlatıp deşarj olmak için birilerinin müdahalesini bekliyormuş. altmış’ın (60) üzerinde insan ile yapılan röportajlarda (ki en genci 55 yaşında idi) bir tek insan korku veya tereddüt belirtisi göstermedi, aksine memnuniyet, şükranlık ve başarı dileklerini üzerine basarak belirttiler. bu vefakâr insanların tavrı beni motive etti desem yeridir.

    sadece 38 soykırımı hakkında değil, genel kırmanciye/kurmanciyê tarihi ve diğer kırmanc/kurmanc aşiretleri konusunda da paha biçilmez bilgiler verdiler. yine kırmanciye/kurmanciyê kiliselerinin, ermeni, süryani, keldani vd kilise hareketlerinden ayrı olarak gün yüzüne çıkmasında bu sözlü gelenek taşıyıcılarının rolü büyük oldu. bu kültür elitinin katkısını hiçbir ansiklopedi, üniversite veya vakıf vb yapamazdı!

    bu yerli aydınlar in vadisi katliamı’nın tarihini 26 ağustos 1938 olarak verdiler. 38 e ön gelen yıllarda aşiretin yaşadığı önemli olaylar ( mesela çiçegê/çiçek hanım olayı, mesela şıx saidê/şeyh said olayı, lêxıstına qelecıxê/qelecıx çatışması, sala hoxê/hox olayı/yılı (1915 1916) vb) konusunda da detaylı bilgiler aktarıldı. secerê pilvankian/pilvenk seceresi da ki bilgiler, sözlü gelenek ve coğrafyamızda ki özel adlar bizi mülküşlülere(melıkian/mılıkian), mülküşlüler (melıkian/mılıkian) pavlakilere ve mamekiyêlilere kadar götürdü. bu, hiç hesapta olmayan bir getiriydi.

    bu araştırmanın önemli kazanımlarından biri de bu üç 38 sonrası ağıtın derlenmesi oldu. biri birinci elden diğer ikisi ikinci elden derlenen bu güzelim, “kurdi” katılmamış üç ağıt kurmanc edebiyatının bir kazanımıdır bence. pilvankian “konservatuarının” kurmanc edebiyatına kazandırdığı bu üç ağıtın ilkinin (goinê gawanê ine) başlığını ben koydum içeriğine uygun olarak. bu ağıtın bestelenme süreci ve biçimi hakkında anlatılanların önemli noktalarını aşağıda veriyorum.

    pilvankian aşiret geleneğinde 38 olayı ile sewli xatûn hep beraber anılır bu olmazsa olmazdır. peki, kimdir bu efsanevi kadın?

    sewli xatûn pilvankian aşiretinin axleri (yerel yönetici) slêman axa’nın eşi ve on(10) çocuk annesidir 38 soykırımı’ndan önce. kendisi kurmanckide şêran diye adlandırılan kelkit’in, devekurusu köyünden ali çawûş (ali albayrak) un kızıdır. borıkian (bor) aşiretindendir. pilvankian aşiret yönetiminin merkezi olan axzûnıg’de yaşıyordu eşi ve çocukları ile birlikte. sewli xatûn un kız kardeşi pûpe de aşağı pilvenk’te cerxêg köyünden mıstefaê yismalê ali pirê ile evli ve değerli xıdır ve doxan yıldırım kardeşlerin annesidir.

    in vadisi’ne eşi slêman ve on çocuğu ile giren sewli xatûn, üç kızını ve altı oğlunu orada yitirir. kendisi eşi slêman ve bebek oğlu husên ağır yaralı olarak çıkarlar in katliamından bir de üç fes :”güneş batmaya yüz tutmuştu artık, kalktım, yaralıyım kanlar akıyor üstümden. cesetler arasında dolaştım, kızlarım qumri, xatûn ve nacê’nin feslerini başlarından aldım ve koynuma koydum “.

    sewli xatun’un o yaralı hali ile feslerini çıkarıp koynuna koyduğu bu üç prenses, anne baba ve küçük kardeşlerinin yaralı olarak kurtulmalarında başrolü oynarlar. ölüme götürülürken görevli subay tarafından sarkıntılık girişimine maruz kalan bu üç yiğit prenses, topluluğun en önüne geçerek kendilerini siper eder ve böylece anne, baba ve küçük kardeşleri de dahil olmak üzere birçok insanın yaralı kurtulmasına neden olurlar. günümüzdeki erkek kılıklı bazı “şeyhler”’e taş çıkartacak bu kızların anısı önünde saygı ile eğiliyorum.

    bir yıl kadar pilvankian aşiretinin bağrında saklanan slêman axa, sewli xatûn ve bebek husên daha sonra antalya ya sürgüne gönderilirler. slêman axa sürgün koşullarına tahammül gösteremez ve kısa süre sonra yaşama veda eder. can yoldaşını antalya da gömen sewli xatûn af çıkar çıkmaz oğlu husên’ i alıp gerisin geri axzûnıg’a döner.

    evini adeta bir hücreye dönüştüren bu cefakâr ve bir o kadar da vefakâr, yiğit kadın, 38 in unutulmaması ve hesabının sorulması için elinden geleni ardına koymaz. ziyaretine gelen bütün insanlara 38 i konuşur, sebep ve sonuçlarını tartışır in katliamının detaylarını anlatır. çalışması oldukça sistemlidir olanakları ölçüsünde, bir yandan 38 i belleklerde canlı tutmak için yoğun çaba gösterir diğer yandan 38 in ağıtını besteleyecek ve bu yolla onu ölümsüzleştirecek bir sanatçı arar. sonraları 38 öncesi ağzûnıg qonaxı’nda ev hayvanlarının sorumlusu olarak çalışan şadan aşiretinden aliê şuvan a ulaşır. aliê şuvan aksaklığından dolayı aliê topal olarak da anılır, zaten çocukları da sonraları “topaloğlu” soyadını aldılar, örneğin 70 li yılların demirel ap (adalet partisi) sinde çalışan memed topaloğlu aliê şuvan’ın oğludur.

    sewli xatûn, aliê şuvan a rûmkêx (bugünkü dere nahiyesi) de bir ev verir bedel olarak. ve birlikte (benim inancıma göre ö.y.) 38 ağıdı’nı bestelerler. anlatılanlardan çıkardığım kadarı ile daha sürgünden döndüğünde sewli xatûn un hafızasında berraklaşmış bazı dizeler vardır zaten. ancak her hal û kârda bestekar değerli aliê şuvan’dır, ve zaten öyle kabul görmüştür. bu hali ile ağıtın tümü olması bence kuşkulu, çünkü aynı katliamda öldürülen ve gerek pilvankian aşireti nezdinde gerekse dışında oldukça sevilen ve sayılan seyd yiwram/ibrahim veya daha popüler adı ile dedeê mezın ve diğer bazı aydın ve önderler anılmamış.

    ancak ben şimdilik, koşullarım varken, derlenmiş ve düzenlenmiş bugünkü hali ile vermek zorundayım. yeni kaynak ve bilgilere ulaştıkça gerekli tamamlamaları yapacağız.

    bu üç ağıttan klamê gawanê in’e, iskelet olarak sayın hüseyin durgun/husênê mıstefaê heyder axa tarafından derlendi. ancak iki dörtlüğü, küçük yaşta dedem ile beraber sewli xatûn’u evinde ziyaret edip onun sohbetlerini dinlemiş olan değerli annemden (ela pilvanki) kaydettim. diğer iki ağıt ise değerli ali doğan/aliê tornê memi kedıki tarafından halası besa memi kedıkê den derlenmiştir. “sala reş” yıllar önce aramızdan ayrılan seyd aliê gommê’nin eseridir. “barê gran” ise besa memi kedıkê’ nin kendi eseridir. bu muhteşem bayan sanatçı bu derlemeler yapıldıktan kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumdu. çevresinde diğer eserlerini derleyebilmiş insanlar varsa şayet bunları yayınlamalıdırlar.

    değerli seyd aliê gommê’nin “sala reş” i kurmanciyê’i işliyor olması bakımından oldukça önemlidir. bu, 38 sonrası, kurmanciyê bilincinin kurmanclar arasında hala ne kadar canlı olduğunun kanıtıdır. ayrıca kurmanciyê bilincini işleyen, kurmancki olarak söylenmiş ilk ve tek eserdir benim bildiğim. onun için de tarihi bir öneme sahiptir.

    kurmanc aşiretleri içerisinde halen günümüzde de yaşlı kuşağın önemli bir bölümü arasında kendi ülkesini adlandırırken kullandığı “kurmanciye me” ve “kurmanciye bav u kalan” kavramları seyd aliê gommê’nin bu eseri ile sanatsal bir ‘patente’ ve tarihsel bir tasdike kavuşmuştur.

    bu ağıtların derlenmesinde ve pilvankian aşiretinin yapısı, yakın ve uzak tarihinin incelenmesinde kovanın iki emekçi arısı sayın ali doğan/aliê tornê memi kedıki ve sayın hüseyin durgun/husênê mıstefaê heyder axa un katkıları anılmalıdır. diğer ‘arılar’ da yerine göre katkılarını yaptıkları yerde anılmadan geçilmeyeceklerdir. sayıları yüzü(100) bulan bu insanlara saygı ve sevgilerimi sunuyorum."

    (bkz: bare gran)
    (bkz: sala reş)
    (bkz: goine gawana in e)
  • pilvenkliler’in piri olan şeyh delil’i belucan’dan bize kalan secerede şeyh delil’in soy olarak ehlibeyt soyundan geldigini ve imam zeynel abidin’nin torunu olduğunu yazıyor.

    başka bir görüş ise şeyh delil’in dersim’li olduğu ve dersim halkının kürt olması nedeniyle şeyh delil’in de kürt olduğu görüşüdür. bu görüşün somut delili olarak coğrafi bölgenin kürt bölgesinde olması ve dil olarak kürtçe konuşmalarıdır.

    üçüncü bir görüş ise, şeyh delil’in bir türkmen olduğu ve türkler’in anadolu’ya gelişleriyle birlikte onun da anadolu’ya geldiği, dersim’in merkeze bağlı pilvenk köyüne yerleştiği, bu bölgede kendi inanç ve düşüncesi doğrultusunda talipler edindiği, buradaki hıristiyan halkı müslümanlaştırdığı, secerenin de bu nedenle anadolu selçuklu sultanı alaattin keykubat tarafından 1286 tarihinde verildiği iddiası vardır. bu iddia sahipleri de delil olarak yine secereyi gösterirler.

    bu görüş ve düşüncelerin hepsinin de kendi içinde belli tutarlılıkları da vardır. ancak çok ilginç olan yanları da vardır. örneğin iki görüş de belge olarak secereyi göstermekle birlikte farklı iddialarda bulunmaktadır. eğer biz ehlibeyt soyundan geliyorsak arabız ve müslümanız. bu secerenin açık olarak söylediği bir şey ve yine secerede şeyh delil’in ululuğunu ve soyunu anlattıktan sonra isimlerin sayıldığı ve açıkça kürt olduklarını söylediği 41 aşiretin bu ulu kişiye itaat etmelerini ve onun düşüncelerinden ve fikirlerinden faydalanmalarını söylüyorlar. bu da bu bölgenin bir kürt bölgesi olduğu iddiasını güçlendiriyor.

    bu konuyla ilgili yazılı kaynakların yanısıra aynı zamanda sözlü iddia ve görüşler de vardır. bunlar da yine bazı olayları ve söylentileri referans göstererek tezlerini güçlendirirler. ancak bunlar genelde tarihin daha yakın dönemiyle ilgili olan kısımları için geçerlidir. bazıları bu sözlü tarihleri pek ciddiye almazlar. bunların okuması yazması bile olmayan ya da çok az olan kişiler tarafından çok da doğru olmayan şekil ve yöntemlerle bugüne gelindiğini anlatırlar. kendilerinden sonrakilere aktarırlarken de kendi yorum ve düşünceleri doğrultusunda aktarıyorlar. dahası bazı kişiler kendi düşüncelerini kendilerinden önceki kişilerden duymuş ve onların düşüncesiymiş gibi söylerler. bu nedenle de sözlü iddiaların çok ciddiye alınmaması gerektiğini savunurlar.

    şimdi bu iddia ve görüşler doğrultusunda tarihin diğer olaylarını da göz önünde tutarak kendi tarihimize bir bakmaya çalışalım. ben yine tarihin biraz ileri dönemlerine ve o dönemdeki tarihi olayların ışığında günümüze gelmenin daha uygun olacağı düşüncesindeyim.

    burada şu konuya açıklık getirmek gerekir. ocaklar ayrı aşiretlerden ve ayrı ırktan olabilimektedir. örneğin, pilvenkliler birden fazla kol ve boydan gelmektedirler. bunlar keşkehuran, sedikan, sileman piri ve helifanlılar’dır. coğrafik olarak da öyledir. örneğin şeyh delil’in talipleri kayseri, sivas, tunceli, erzincan, gümüşhane ve hatta karadeniz in kuzeyinde kırım’da bile vardır. bu da bize bu ocağın taliplerinin ocağa kan bağıyla değil inanç bağıyla bağlı olduklarını düşündürmektedir. bu durumda olan secere sahipleri, çoğunlukla o bölgeye hakim olan siyasi iradenin görevlendirdiği misyonerlerdirler. bu kişiler genelikle bölge dışındaki insanlardan seçilimektedir. bu durum tüm dinler için geçerlidir. yani dinler ırklara göre değildir. dünyada aynı dinden olup ayrı ırklardan olan bir sürü insan vardır. bu islamiyet’de ve hele de anadolu’da çok daha yaygındır. taptuk emre, mevlana, hacı bektaş, hacı bayram veli ve daha nicesi ırk olarak ayrı ırktan olup anadolu’ya dışardan gelmişler, anadolu’da tekkelerini kurmuşlar ve misyonerlik görevini gönüllü olarak yapmışlardır. pilvenkliler’in içinde de “helifanlılar” şeyh delil’in soyunda gelenler diğerleri ise yolundan gelenlerdir. yani burda bir yol evlatlığı bir de soy evlatlığı vardır. yol ulusu şeyhin soyundan gelenlerin içinden seçilir. seçilen bu kişi o yolun dedesidir. eşi de anadır. dedenin olmadıgı yerde ocak yönetimi anadadır. yani kadın erkeğin yanındadır. bu olay diğer alevi olmayan kürtler de ve araplar da yoktur. bu yapı islamiyetten önceki türklerde ve horasan bölgesindeki kabilelerde mevcuttur. biz burda genel olarak tüm alevileri ya da tüm ocakları ele aldığımızda hepsi için tek tip bir tez savunmak mümkün değil. yine biyolojik veya idolojik olarak savunduğumuz da yine kesin bir şekilde şu ırk yada şu soydan demek hele de anadolu gibi bir coğrafyada bunu savunmak biraz saflık ya da art niyetlilik olur. onun için bence burda en doğru ve gerekli olan biz hangi misyonun hangi kültürün içindeyiz, onu görmek gerek. aramamız gereken budur. bu ışığı geleceğe tutmak gerekir.

    seceredeki ehlibeyt soyu ve türkmen olmamız tezi şöyle savunuluyor. abbasiler emevi imparatorluğu’na karşı savaşırken savaşı ehlibeyt soyundan gelenler için yaptıkları iddiasındalardı. emevi imparatorluğu yıkıldıktan sonra iktidara gelince, abbasiler “bizde hz. muhammed’in amca çocuklarıyız. hz.ali’nin soyundan gelenler için halifelik ne kadar hakkı ise bizim de o kadar hakkımızdır.” dediler ve iktidarı ehlibeyt soyuna devretmediler. onlar da emeviler gibi baskı ve zulme başladılar. bunun üzerine ehlibeyt soyundan gelen kişiler ve taraftarlar halife ömer ve emeviler döneminde fethedilen ve büyük katliamlar sonucu müslümanlığı kabul etmiş ama eski dinlerini de hala sürdüren ve bugünkü iran azerbeycan bölgesindeki dağlık alanlara göç etmişler. bu bölgedeki insanların ehlibeyt yanlısı yapısı nedeniyle hem baskılardan uzak hem de siyasi olarak daha rahat çalışacakları bu bölgeye yerleşmişlerdir. bu bölge orta asya göç yolu üzerindedir. orta asya’dan göçler başlamıştır. türk kavimleri guruplar halinde bu bölgeye gelmekte bir kısmı yerleşip kalmakta, bir kısmı daha batıya doğru göç etmete devam etmişlerdir. işte ehlibeyt soyundan gelenlerle orta asya’dan gelenler bu bölgede karşılaşıyorlar. doğal olarak siyasi, sosyal ve kültürel ilişkileri gelişir, düşünce birlikteliği doğar, karşılıklı evlilikler yoluyla kan bağı akrabalıkları olur. şeyh delil-i belucan böyle bir evliliğin sonucunda doğar. asıl isminin delil olduğu, dini misyonundan dolayı şeyhlik unvanı aldığı ve beluci olması ya da belücistandan gelmesi nedeniyle de şeyh delil-i belucan ismini alır. meydan larousse’da belücilerle ilgili bölümde belucilerin anayurtlarının iran’ın kuzeyi olduğu belirtilerek şu bilgiler verilmektedir. bu bölgede komşuları koçlarla çevrelerindeki diğer devlet ve kabilelere akınlar düzenleyip yağmaladılar. 949 yıllında büvehilerla yaptıkları savaşta ağır bir yenilgiye uğradılar ve mekran’da koç dağlarına çekildiler. daha sonra tekrar sistan ve iki eyaletini ele geçirdiler ve çevreye akınlar düzenlediler. gazneli mahmut ve oğlu mesut belucileri bu bölgedede rahat bırakmadı. belüciler sind sınırındaki dağlara çekildiler ve burda yağmaya devam ettiler.” sind bölgesi bugün iran’ın güneydoğusu ve pakistan’ın batısındaki bölgedir. yani bugünkü belücistandır. yine meydan larousse etnoğrafik olarak da türk- iran soyundan geldiklerini yazmaktadır. daha sonra doğudan anadolu’ya başlayan kavimler göçüyle birlikte anadolu’ya göçerler. göçler esnasında da anadolu’nun müslumanlaşması için dönemin iktidarı tarafından hem yolda hem de gittikleri yerde kimlik ve görevini gösterir bir belge verilir. bu belge bugünkü secerelerdir. bu secereler her kuşakta bu işi yapacak durumda olan kişiler değiştikçe isimler eklenerek ve yetkili makamlarca onaylanarak devam etmiştir. anadulu’da ilk secereler anadolu selçuklu hükümdarı alaattin tarafından verilmiştir. secere büyük selçuklu ve memlüklülerde de vardır. anadolu selçuklularından sonra osmanlılar’da da vardır. bunlar en çok osmanlı döneminde yaygınlaşmıştır. osmanlının ilk dönemlerinde kurulan nakibüleşreflik kurumu osmanlının ilk dönemlerinde secere vermenin dışında aynı zamanda ülke yönetiminde belli etkinliği olan kişilerdir. bunların secere verdiği kişiler devlete vergi vermez, askere gitmez ve 150 koyunun altındaki sürüleri için osmanlı’ya mera vergisi vermezlerdi. bu secereler şii alevilerin dışında kimseye verilmiyordu. çünkü aleviler çoğunlukla türkmen kökenlidir ve türkmenlerin devletten kopmaması için böyle bir sistem oluşturmuşlardır. fakat bu da osmanlı’daki diğer kurumlar gibi gittikçe bozulmuş ve ehli olmayan kişiler tarafından hakkı olmayan kişilere verilmeye başlanmıştır. baki öz alevilerin tarihsel konumu adlı kitabında bu konuya uzun uzun değinmekte, kitapta secerenin bazı insanların ayrıcalıklardan yararlanmak için para karşılığında temin ettiklerini ve osmanlı’nın bu konuda belli önlemler alarak bu belgeleri tespit edip iptal ettiklerini ve sadece antep bölgesinde bine yakın secerenin iptal edilip secere sahiplerinin cezalandırıldığına yer verilmektedir. ali kaya ise “başlangıçtan bugüne dersim tarihi” adlı kitabında dersim bölgesindeki secereleri saydıktan sonra, secere sahipleri içinde ocak olanları yazıyor ve şeyh delil-i belucan’ı her ikisinde de gösteriyor. yani hem seyittir hem de ocaktır. bunun dışında da birçok kaynak ve kitapta şeyh delil ocağından bahsedilir. şeyh delil ocağı hem tarih olarak en eski ocaklardan biridir hem de talip kitlesi çok olan bir ocaktır.

    şeyh delil, rivayet odur ki, piri asasını atmış delil takip etmiş ve asanın düştüğü yerde tunceli’nin merkeze bağlı pilvenk köyüne yerleşmiş. bu bölge o dönemde ermeni gregoryan kilisesine bağlı ve büyük bir kilisenin olduğu yerleşim birimidir. pilvenk ismi de burada gelmektedir. şeyh delil’in buraya ilk gelişi ile ilgili veli dedemin bana anlattığı efsaneyi fazla detaya girmeden anlatıyorum.

    şeyh delil ilk pilvenk’e geldiğinde buradaki halk içinde kendi inançları doğrultusunda faliyetler sürdürürken yavaş yavaş taraftar toplamaya başlar. burdaki kilise papazı bundan rahatsız oluyor ve şeyh delil’le görüşür. bu faliyetlerinden dolayı duyduğu rahatsızlığını bildirir. bunları bırakıp kilise cemaatine katılmasını ister. çünkü kendisinin ve aynı zamanda temsil ettiği misyonun allah katında daha iyi olduğunu vesaire bir telkinde bulunur. bunun üzerine şeyh delil, “bunu toplanarak halkın önünde ispat edelim.” der. papaz kabul eder ve kararlaştırdıkları gün toplanırlar ve “kilisede kutsal ekmek için yakılan fırına girelim. herkesin yol ulusu kerametini göstersin.” derler. papaz ile şeyh delil el ele fırına girerler. kapağı kapatırlar. bir müddet sonra kapağı açarlar. şeyh delil çıkar. papazın sadece eli vardır elinde. halk büyük bir şaşkınlıkla, “aziz peder nerede, niye sadece eli elinde?” diye sorarlar. şeyh delil der ki: “sizin papazınız bana sadece elini verdi. eğer inansaydı da kalbini verseydi sadece eli degil tüm bedeni ve ruhuyla sağlam çıkardı. bunun üzerine başta papazın çocukları olmak üzere tüm halk şeyhi kabul etmiş ve şeyhin yoluna talip olmuşlar.

    bunu bana veli dedem anlatmıştı. ben olur mu böyle şey? demiştim. fırında yanmamak mümkün mü diye itiraz etmiştim. oda belki firında yanmamak mümkün değil ama burda dikkat etmen gereken yaptığın işi ve savunduğun davayı gönülden savunmak. eğer öyle olmasa bu dava ateşten gömlektir, yakar. o zaman çok şey anlamadım, ama daha sonra yani 12 eylül darbesinde gelişen olaylar, dedemin bana bunu niye anlattığını anlattı. belki ben bunu dikkate almadığım için papaz gibi tüm bedenim yanmadı ama benim de elim yandı.

    şu anda rıza dedenin el yazısıyla yazdığı ve mezarlarının olduğu yeri de gösteren 8 kuşak soyumuzun dersim bölgesinde olduğunu görürüz. bunların isimleri;

    şeyh mecnun, pilvenk köyünde

    şeyh kemal, pilvenk köyünde

    şeyh cemal, pilvenk köyünde

    şeyh koca mustafa, gülbarin köyünde

    şeyh seyithan, mezra köyünde

    şeyh derviş, taptik köyünde

    şeyit veli, murgu köyünde

    mola veli, ulupınar köyündedir.

    bu dedelerin içinde mola veli’nin farklı bir yeri vardır. çünkü o, dönemi ve olayları iyi analiz eden, siyasi gelişmeleri yakından takip eden bir kişidir. bu özelliği küçük yaşta dersim’den ayrılması ve uzun bir tekke eğitimi alması ve dış dünyayı daha iyi tanımasındandır. eğitimini o dönemler şimdiki ırak’ın başkenti bağdat’ta imam musai kâzım dergahında eğitim görmüştür. mola veli çocuk yaşta pertek’ten ayrılıyor. uzun bir uğraş sonucu dergaha gidiyor. orda uzun bir süre hem hizmet ediyor hem de eğitimini tamamlıyor. o dönemde tekke eğitimi bugünkü yatılı okul sistemine yakın bir sistemle çalışıyor. eğitimi bitirdikten sonra şeyhi yol veriyor ve tekrar dersim’e geliyor. ama pilvenk köyüne değil yine o bölgede eski adı cerhi yeni adı yeni köy olan köye bağlı karaveliler mezrasına yerleşiyor. sürekli gezen dersim’in dışındaki gelişmeleri takip eden ve gelişmelere göre çevresini ve ailesini yönlendiren, uyaran biridir. son zamanlarında bölgedeki gelişmeleri pek iyi görmüyor. bu konudaki uyarı ve ikazları bazı feodal beyleri rahatsız ediyor. çünkü burda dedemiz bir feodal ağa yada derebeyi değil bir yol ulusu, bir gönül adamı, bir ocakzadedir. onun için o, insanların insanlarla savaşına karşı, talana, yalana, kul hakkı yiyenlere karşıdır. o eline beline diline sahip olamayanı yol düşkünü kabul edip ne döşeğine oturur, ne de döşeğine oturtur. bunun için de bölgedeki feodallerin hedefidir. kendi taliplerinin çoğunun topraksız köylü olmaları, her ne kadar manevi açıdan dedeye bağlı olsalar da maddi açıdan feodal osmanlı beyine bağlılar. bu nedenle inançlarına ters düşse de feodal beyin düşüncesi doğrultusunda hareket ediyorlar. buna rağmen molla veli bu konudaki dik duruşundan taviz vermiyor. ancak bunun da bir bedelinin olduğunu biliyor. fazla zaman geçmeden bazı olaylar gelişiyor. özelikle oğlu hüseyin dedenin yaşadığı bir olaydan sonra mola veli bir karar vermek zorunda olduğunu görüyor. bunun için de bölgede ayrılmanın daha hayırlı olacağı kanısına varıyor. direk mola veli’yi ilgilendiren olaylar bir de bölge genelinde olan nahoş olaylar vardır. bölgedeki aşiret yapısı, osmanlının bu bölgedeki siyaseti ve bunun gereği olan siyası gelişmeler mola veli’nin burdan ayrılmasından başka bir seçenek bırakmıyor. çünkü bölgedeki alevi aşiretler arasında sürtüşmeler ve kan davaları artar. aşiretlerin hem birbirleriyle hem de çevre il ilçelere yağma anlamlı saldırıları nedeniyle sürekli osmanlıya şikayetler, osmanlının da bu şikayetleri bahane edip bölgeyle ilgili politikaları gereği kürt hamidiye alayları kurdurması, bu alaylara da sadece sünni ve şafii kürt aşiretlerden insanları kabul etmesi ve bu alaylara katılan aşiretlerin kendi başına hareket yetkilerinin olması bölgedeki tüm alevi aşiretleri tehdit eder bir durum oluşturur.

    mola veli 1893 sonbaharında çocuklarını toplar ve şu vasiyette bulunur: “bu memleketten göçeceğiz. bunun için şu parayı alın. kayseri sarız dallıkavak köyüne gidin. orada hem talibimiz hem de akrabamız olan halo reco’ya uğrayın. o size bu konuda yardımcı olur.” deyip iki büyük oğlu hüseyin ve rıza’yı gönderiyor. bunlar gelirler bu bölgede birkaç yere bakarlar. bu arada göksun’un karaömer köyü de satılıkmış. oraya da bakıyorlar. ama kar nedeniyle araziyi tam inceliyemezler. malsahibi de “baharda gelin bakın. beğenirseniz ve anlaşırsak alırsınız” der.

    hüseyin ve rıza dede de reco dayıya “dayı sen bak uygun bir yer bulursan alırsın .çünkü babamız öyle dedi” deyip parayı bırakıp giderler. o kış yani 1893’te mola veli hakka yürür. baharda reco dayı gelir, bir şekilde karaömer köyünü almaz. sonra ağcaşar’ın satlık olduğunu öğrenir. gelip bakar. o dönemde köyde oturan ama mülkiyet sahibi olmayan sivas’tan gelme şadili aşiretinden iki ailenin de teşvikiyle (özdemir-gülerler) afşin’de oturan dorunoğlu isimli ermeni kökenli biriyle köyün pazarlıgını yaparlar. fiyatta anlaşırlar. fakat paraları yetmez. doğal olarak ortak ararlar. bu dönemde yine yurt arıyan sivas’lı kulo ali de ortak olur ve parayı tamamlayıp köyü satın alırlar. reco dayı mola veli’nin çocuklarına “ben yer aldım, gelin” diye haber gönderir. ama mola velı öldükten sonra çocukları gitmeye pek taraf olmazlar. ama anneleri (daye - senem) “olmaz” diyor. “bu sizin babanızın vasiyetidir. burdan göçmeniz gerek. göçüp gidiyoruz.” bunun üzerine göç hazırlıkları tamamlanır ve 1894 baharında yola düşüp çoluk çocuk günler sonra agcaşar’a gelirler. ağcaşar ormanlık, ağcaşar güzel, ama gel gör ki ayrılığa, hasrete dayanamamışlar. 1899 yılında tekrar dersim’e dönerler. bu sefer pohters’e giderler. burda 5 yıl kalırlar. ama olaylar onlara ikinci bir defa daha göçmenin geregini dayatır ve tekrar 1904 yılında 1 kız, 5 erkek kardeş, ana, gelinler ve torunlar ağcaşar’a dönerler.

    ikinci dönüşlerinden sonra dersim’den ağcaşar’a bir göç dalgası başlar. yakın akrabaları da onlar gibi dersim’i terkederler. çünkü dersim daha karışmış, her türlü ulusal ve uluslararası oyunun sahneye konduğu bir bölge olmuştur. bu dönem, dünya kapitalist sermayenin pazar ve sömürü alanlarını genişletmenin yollarını ararken bu amaç uğruna osmanlı’yı pay etmenin hesabı yaptığı, herkes kendi payını büyütmek için var gücünü kullandığı, ingilizler’in arapları ve güneydeki kürtleri kışkırtmaya, çarlık rusya’nın ise doğuda ermeni ve diğer dinsel azınlıkları kışkırtmaya çalıştığt dönemdir. bölgenin siyasi ve ekonomik yapısı da bu tür kışkırtmalara musaittir. çünkü bölge yılardır osmanlının ihmali ve kırımına maruz kalmış, horlanmış, bunun sonucunda başkaldırıya hazır bir piskolojik duruma sahiptir.ama yine de savaş döneminde var olan mevcut düzene karşı baş kaldırmak çok risklidir. bu dönemleri akılıca kullananlar karlı çıkanlardır. ama pilvenkliler bu savaş dönemini pek akılıca kullanmamışlardır. 1916 tarihinde demanan, haydaran, kureyşan, karsan, alan şeyhan, suran, yusufan ve pilvenkliler’den oluşan 10.000 kişilik bir orduyla mazgirt, nazimiye kısmen hozat ve pertek ilçesine yapılan saldırı sonucu bu ilçelerin merkezi el geçirilir. osmanlı memurları görevde alınır. bbunun üzerine osmanlı şevket paşa yönetiminde bir çerkez alayıyla perteğe saldırır. tüm köyleri yakar, ne bulursa ganimet diye yağmalar ve burda pilveklilere büyük bir katliyam yapılır. bu sadece pilvenklilerle sınırlı bir katliamdır. olayın ilginç olan tarafı, bu ayaklanmaya pilvenkliler’in dışında da katılan aşiretler olmasına rağmen katliam ve yağmalar pilvenkliler’le sınırlıdır. bir diğer ilginçlikse bu olay ne resmi ne de gayri resmi kürt tarihinde pek rastlanmamasıdır. halbuki kürt tarihi dediğimiz zaman akla ilk gelen isyanlar ve katliamlardır .1938’deki isyana da güçlü bir aşiret olmasına rağmen pilvenkliler katılmamış ve tarafsız kalmışlardır.

    ağcaşar’a ikinci gelişlerinden sonra yeni yerlerine yerleşip yine tunceli’de ki yaşamları gibi hayvancılık ve tarımla uğraşmışlar. ne yolarından ayrılmışlar ne de idolojilerinden. bu bölgede de yol ululuklarını göstermiş ve çevrede yine aynı saygı ve sevgiyi görmüşler. ağcaşar’a gelen bu helifan ocakzadeleri, bu göç katarının başında ağcaşar’a gelip yerleşir, evlenir ve burayı yurt edinirler. ağcaşar bir asırdan fazladırda aralıksız bunların yurdudur. bu doğudan batıya göç 1940’lara kadar değişik aralıklarla 45 yıla yakın devam etmiş ve en son dersim göçeri hıdır amcamdır (hıdıre kol). evet bu göç katarının son neferi de hıdır amca olmuş ve daha da göçer olarak dersim’den gelen olmamıştır. mola veli’nin 2 kız, 5 erkek olmak üzere 7 çocuğu vardır. kızlardan selvi hala gülbarin’de evli ve orda kalıyor, 2 eşinde 3 oğlu var.

    hüseyin dede, eşi zerife ana baba mansurlu aşiretindedir. hınıs mamahatunlu köyündendir.

    rıza dede, eşi ana elif pilvenkler’in piri kolundandır. pertekli’dir.

    memedali dede, eşi ana selvi derviş cemalli ocağından refahiye’nin çukurpınar köyündendir.

    kazım dede, eşi ana perihan helifanlı’dır pertek’in gülbarin köyündendir

    zeynel dede, eşi ana senem helifanlı’dır pertek’in yeni köyündendir

    zeycan hala, eşi hüseyin helifanlı’dır kepezde güzel güzel’in annesi

    burada dersim’de yola çıkıp ağcaşar’da konan bir ailenin ayak izlerini takip ederek geldikleri yerleri kondukları obaları yurtları ve burada bıraktıkları ve beraberinde getirdiklerini bulmaya ve görmeye çalıştım. bunların bundan sonraki nesilerinin göç yolunu ve göç öykülerini ve diğer ağcaşarlılar’ın göç öykülerini de başka ağcaşarlı’lar yazar. biz burada bize ait olan göçlerden ve göç öykülerinden kendimizi daha iyi tanıma fırsatı bulmuş oluruz. burada amacım geçmişimizde kendimize bir pay bir üstünlük sağlamak, kendimizi bir ırk veya bir millete bağlamak değildir. öyle bir amacım da olamaz. amaç içinde olanlara da taraf değilim. benim burdaki amacım geçmişimizi görüp, geçmişimizden ders alıp geleceğimizi şekilendirmektir. çünkü her toplum ve her uygarlık, yaşamı ve dersi kendi geçmişinden çıkarır.

    burada biraz da ağcaşar’a gelen diğer ailelerle ilgili bildiklerimi de yazmak istiyorum. bu biraz hasas bir konu. çünkü başkasını anlatmak hem çok zordur hem de yeterli bilgim yoktur. bu nedenle bildiklerimi birkaç kişiye daha onaylattıktan sonra buraya aktarmayı uygun buldum. aksi taktirde bu göç hikayesinin herkes kendi hikayesini anlatarak daha doğru ve daha detaylı bir şekilde aktarır. ikinci göç dalgası 1905 tarihinde sonra başlar burada hangi aile hangi tarihte ağcaşar’a gelmiş onu bilmiyorum bu nedenle geliş tarihlerini yazmıyorum.

    iğdemliktekiler : bunlar daha sonraki dönemlerde gelip iğdemli’ğe yerleşmişlerdir. geliş yerleri malatya akçadağ bölgesidir. keranli aşiretınde dirler gözpınarlılarla hem bölgesel hemde aşiret olarak akrabalıkları vardır igdemligi nişanatlilarda satın alırken üç aile olduklarını biliyorum fakat igdemlikle ilgili sağlıklı bir bilgi alamadığım için fazla bir şey yazmıyacağim ama iğdemlikler bu konuda yardımcı olurlarsa bu yazının bir ayağı eksik kalmaz ordaki akraba ve komşularımızın geçmişini ve tarihini birazda olsa öğrenme şansına sahip oluruz

    yeşiler : bunlar iki kardeş olarak dersim’in pertek ilçesi dere nahiyesi ak mezra köyünde kalkıp amik ovasına geliyorlar. bu ova maraş’ın altında başlar, islahiye’den antakya’ya kadar olan bölgedir. orada bir müddet kaldıktan sonra ağcaşara gelen akrabalarından haberdar oluyorlar. buda elbistan’da oturan tekepınarlı hüseyin dede aracılığıyla oluyor. hüseyin dede taliplerini gezerken sedihan ve hüseyin amcalarla karşılaşıyor. birbirleriyle konuşurken ağcaşar’da bahsediyor onlarda haber gönderiyorlar. hüseyin ve rıza dedede gidip görüyorlar. o bölge ova ve sazlık olduğu için iklim olarak pek dersimliler’in kalabileceği bir yer değil. bunu gören dedeler amca çocuklarını alıp ağcaşar’a geliyorlar. bu dönemde kepez kızılcıklıların mülkiyetindedir. bu iki kardeş ağcaşara en yakın yerde kızılçıklılar’dan bir tarla alıp tarlanın yanına da bir ev yapıp yerleşiyorlar.

    güzeller ve yükseller : bunlarda iki kardeşler biri hüseyin diğeri hasan amcadır. hüseyin’in çocukları güzel amca ve kardeşleri. hasan amcanın imam, hüseyin ve haydar yüksel’dir. bunlar ilk geldiklerinde ağgcaşar’a yerleşirler. daha sonra kızılcıklılar’dan tarla satın aldıktan sonra kepeze ev yapar ve oraya yerleşirler. onun için yüksellerin dedesinin mezarı ağcaşar’ın eski mezarlığındadır ( köyün afşin tarafındaki girişindeki mezarlar). güzel amcanın babası da 1.dünya savaşında öldüğü için mezarı yoktur. güzel amcanın annesi mola velinin kızı zeycan haladır.

    altunlar ve yazıcılar : bunlarda iki amca çocuklarıdır. bunlar daha önce sarız dalıkavak köyünde oturuyorlar.ağcaşar’ı molla veli adına satın alan hale reco bunların büyük babasıdır. bunlar da sonradan gelip kepeze yerleşiyorlar. pilvenkliler’in keşkehuran kolundalar. hem mola veli’nin eşinin (dayenın ) akrabaları hem de mola veli’nin talipleridirler. aynı zamanda ehlibeyt vakfının onursal başkanı fermanı altun’unda dedeleridirler. bunlarında ilk geldikleri yer ağcaşar’dır. daha sonra kepeze göçmüşler.

    ibişler: bunlarda yine dersim’den gelme ve pilvenk aşiretinden silemanlılar’dandır. bunlarda yine mola velinin talipleridirler. erzincan’dan ilk gelişlerinde afşin’de çolbeyin çiftliğine yerleşiyorlar. daha sonra onlarda kepezde arazı satın alıyor ve oraya yerleşiyorlar bu kaptanlar ve gökkayalar dır ailenin kaç kişi olarak geldiklerini tam olarak bilmiyorum, yanlış bir şeyde yazmak olmaz

    yüceler: bu ailede şadilidir ve erzincan’dan geliyorlar. iki kardeşler, birisi ibrahim amca diğeri hüseyin amca. bunlarda sonra geldikleri için kızılcıklılarda arazi satın alıp, kepeze yerleşmişler, daha önce ağcaşar’a gelen şadililer’le kan bağı olan bir ailedir.

    canlar: bunlar da köken olarak dersim’den gelmedirler ve pilvenk aşiretinin silemanlı kolundandır. bunlar da önce kızılcığ’a gelmişler, oradan da kepez’e yerleşmişlerdir. tek aile olarak gelmişlerdir. ibişler ve altunlar’la kan bağı olan bir ailedir.

    rıza bayraklı: rıza amcanın babası tek aile olarak erzincan çayırlı ilçesi yürekli köyünden gelmiştir. aşireti, çorek aşiretidir. aşiret ve kabile bağında ağcaşar ve kepez’de hiç akrabası yoktur. o da diğer kepezli’ler gibi kızılcık’ta aldığı arazi sonrası kepez’e yerleşmiştir.

    akarsular-dinlerler (mala seyd hemli): bunlar, üç kardeş, yelbeyi çocukları olmadan olurlar. mustafa emmi, iki oğlu iki kızı var, bunlar sonradan köye gelmişler. ilk geldiklerinde, sadece, salman amcanın babasından bir tarla satın alıyorlar. sonrada mehmet emmi (beyazıt) tarlalarını satınca onun tarlalarının bir kısmini alıyorlar. diğer kardeş mehmet kahya kepez’e göçüyor ve orada arazi alıp yerleşiyor. o da hasan ve hayri dinler’in babası. bunlarda birkaç göbek sonra molla veli’yle birkaç göbek önce ayrılıyorlar. bunlard a seyitler ve pilvenkliler’in bir kismı da bu ailenin talipleriler.

    yusuf can : mola veli’nin amcasının çocuklarıdır. dersimde ikinci gelişlerinden sonra onlar da ağcaşar’a gelmişler. bir müddet ağcaşar’da oturduktan sonra, diğer kepezliler gibi kepez’de yer alıp kepeze yerleşmişler. ağcaşar’a gelen 6 kardeşe en yakın olan aile bu ailedir. eğer yanlış hatırlamıyorsam yusuf amcanın torunu yusuf can (kılı yusuf ) kepez’deki arazisinin tamamını satıp izmir’e yerleşti.

    bizim atalarımızın ve bizim soyumuzun göç yolunda mürşidleri evliyalar ve yol uluları olmuş bizim ise bu çağda göç yolunda ışığımız aklımız bilgimiz ve becerimiz olacak. çünkü bu dedemizin şiarıdır. çünkü onlar zamanı şöyle tanımlamışlar. şeriat, tarikat, marifet ve hakikat olarak gösterir. onların göçünde mürşid şeriattı, tarikattı. bizim göçümüzde mürşid marifet ve hakikat olmalı. çünkü biz onların getirdiği bu misyonu daha ileriye taşımak gibi bir zorunluluk içinde olmalıyız. onun içinde onların bıraktığı insanlık yarışında bir sonraki mevzi marifettir marifette aklımızın marifetidir. geçmişimizde gelen ışıkla aklımızın marifetini birleştirip yeni göçlerle yine uygarlığın izini süreceğiz .

    not: ailelerle ilgili bilgileri daha detaylı yazmak isterdim fakat benim bildiğim bunlar.

    ali rıza arslan, ankara 2006