şükela:  tümü | bugün
  • mesa akdeniz evleri yerleskesinin icinde bulunan hem cok ucuz hem de cok kaliteli, her turlu imkani sunan otel. otel odalari yazliklarindan farksiz olup aksam yemekleri de birbirinden guzeldir.
  • bana kedi gibi balık kokusunu takip ettiren otel. nasıl mı?
    şöyle başlayayım;

    daha önceleri iki defa konakladığım ve memnun kaldığım tesisti. tripadvisor’da otelin el değiştirdiği, yemeklerinin kötü olduğu gibi yorumlara rağmen küçük kızımın mutluluğu için rezervasyon yaptırdım. ne olacak dedim. içeceğim birkaç bira, yanında çerez, yiyecek balık varsa tamam. küçük kızım da havuza girer, eğlenir. sonuçta tatile onun için gitmiştim. tatilden beklentisi çok olmayan, çıkarken odasını bile düzelten, tabağına yiyebileceği kadarını alan, bira içerken çalışanlara iş çıkmasın diye boşalan bardağı uzatıp aynı bardağa doldurmasını isteyen obsesif birisiyim sonuçta.

    ilk gün mutlu şekilde havuz keyfi sırasında biranın yanına çerez isteyince vefat haberi gibi üzüntü yaşadım. ‘’çerez yok efendim’’. cevap verilmesi –pis laf sokulması gereken diyaloglarda gözüne far tutulmuş tavşan gibi donakalan ‘’ben’’ biramı alıp şeker dükkanından eli boş çıkan çocuk gibi şezlonga oturdum. uzanacak halim kalmamıştı çünkü.

    stres ve sıkıntıdan uzak kafa dinlemeye geldiğim otel’de ilk uyaranı almıştım. alternatifi olmadığından şekerli fıçı biramı ıslak ıslak içtim ve bitirdim. içimden‘’her şey dahil, çerez nasıl olmaz? ’’ diye geçmeye başladı. mantık sınırlarını zorlayan durumdu benim için. bar kısmına geçtim, boş bira bardağını uzatıp bir bira daha istedim ve biraz önce çerez olmadığını söylediniz nasıl oluyor bu? diye sordum. bazen canlı müziklerde çerez dağıtıldığını (sanki mevlut lokumu dağıtıyorlar) söyledi yeri geldiğinde garson olan barmen. şikayet eden çok olduğundan kendimin ve çocuğumun canını daha fazla sıkmamak için resepsiyona hiç uğramadım bile.

    ertesi günün öğle yemeği, akşam yemeği, öğle yemeği… lan!!!. deja vu oluyorum….aklıma kadir bey resort otel geliyor!!!... gözlerim dombili baykuş hasanı, rafi maranga’yı aramaya başlıyor, hamak’ta uyuyan ramiz beyi uyandırmamak için sessiz olmaya çalışıyorum. sonraları patlıcanın otelin şeref konuğu olduğunu, karbonhidrat ağırlıklı ana yemeklerin de yardımcıları olduğunu anlıyorum. protein kaynağının çoğu sabah verilen yumurta, peynir, yoğurt ve yoğurt mezeleri…
    öğleden akşama kızımla kendimizi mezelere verdik. üçüncü günün sabahı tuvalete gidince 3 gündür ilk defa dışkılama ihtiyacında bulunduğumu hissettim. düzensiz, şekilsiz sert bir şeydi çıkan. aynı günün gecesi 3’te küçük kızım da lazımlıkta benimle aynı mutluluğu yaşadı. wc’de yaşananlar otel yönetimine karşı ilk ‘’sert’’çıkışımızdı. sert çıkışların düşüşleri de oluyor bazen. dördüncü günün sabahı tatil öncesi aldığımız şortlarımızın bol gelerek bizden düştüğünü fark ettik.

    24 saat kalmıştı gönüllüler takımından ayrılmaya. kızımla herhangi bir sıra derdi olmayan öğle yemeğine geçtik. yenilebilir olduğunu düşündüğüm nohut, pilav, mezelerden biraz tabağa koyarken restaurantı balık kokusu sarmaya başladı. bende bir tebessüm, mutluluk, heyecan. kedi gibi kokuyu takip ederek balık aramaya başladım, ama bulamadım. ümitsizce masaya kuruldum. yan masada oturan kadının garsona; masada dört servis tabağı varken neden 3 su bardağı var diye sorması tatilin en trajikomik anıydı benim için. ahh bacım!!!, nelerle karşılacağını bilsen bunu sormazdın ama neyse…kızıma nohut, pilav , meze trio’sundan yedirmeye çalışırken garsonun bir tepsi balığı en arka masaya götürdüğünü fark ettim. sözün bittiği andı benim için. müşterilerle maytap geçiliyordu resmen. garson’a masadakileri al iştah falan kalmadı, anlamışsındır dedim. anladım abi dedi. 3 gündür neden bahşiş bırakmadığımı da anlamışsındır dedim. en çok onu anladım abi dedi.

    ertesi sabah pseudo kahvaltı sonrası gönüllüler takımından ayrıldık. eve uğramadan çarşı içindeki et döner lokantasına gidip 2 tane pilav üstü et döner siparişi verdik. bir porsiyon küçük kız için fazla değil mi diye soran garsona , mevzu derin, deşme yaramızı, başa dönmeyelim dedim.