şükela:  tümü | bugün
  • ferhat hoca'nın ince memed'e anlattığı versiyonu;

    birisi aşık, hem pir, hem aşık. güzel türküler söyler. alevi, kızılbaş, asi. şahın adamı, şah ali’nin, hani düldül atının sahibi hazreti ali var ya, onun adamı. bu yüzden de padişaha düşman, ona asi.

    bir sabah yanında çalışan hıdır’ı çağırır, “ben bu gece bir düş gördüm hıdır”, der. “düşümde istanbul’a gidiyormuşsun, orada vali olup sivas'a geliyor, beni burada sivas çarşısında asıyormuşsun. haydi güle güle. yazgının önüne geçilmez.” hıdırdır, pir'in ellerine, ayaklarına düşer, “aman pirim, yaman pirim, ben seni nasıl asarım, yeter ki vali olayım.” pir sultandır, “yürü git hıdır,” der, onu yolcu eyler.

    hıdır gider, aradan yıllar geçer, sivas’a bir vali gelir hızır adında. bir gün valinin aklına gelir ki onu düşünde görerek, himmet edip istanbul’a yollayan piri yıldızeli’nin banaz köyündedir. “hani o vali olup beni asacaksın demişti ya, ben ona büyük, misli görülmemiş bir şölen çekeyim de görsün”, der. sivas’la banaz arası üç günlük yol. şölen gününü hazırlar, sivas’ın ileri gelenlerini, beylerini, ağalarını da çağırır ki pirine nasıl bir saygı gösteriyor vali olduğu halde.

    sivas’la banaz arası üç günlük yoldur, vali adamlarını göndertip pir sultan abdal’ı sarayına getirtir, o şölen yerine gelirken huzurunda niyaza varır. pir buna derecesiz sevinir ya içinde de bir kuşkusu vardır. bu hıdır hızır olmuştur ve hem de osmanlı... bir kişi osmanlı olmuşsa ona güven olmaz. bir de düşünü görmüştür pir. derken şölen başlar. sofrada türlü yemekler vardır, buralarda görülmemiş, bilinmemiş. sofrada kuş sütü eksik. herkes yemeği yemeye başlamış, pir sultan öyle elleri kolları bağlı gibi durup durmuş. hızır paşanın bu gözünden kaçmaz. “buyur pirim, yemek ye.” pir karşılık vermez, herkes iştahla yemeğini yerken o el bile sürmez. “aman pirim...” pir sultan başını kaldırır, gözlerini oradaki ağaların, beylerin, yüksek devlet adamlarının üstünde teker teker dolaştırır, “ben bu yemekten yiyemem,” der, “çünkü bu yemekte tüyü bitmedik yetimlerin hakkı, kan ter içinde çalışanların kanı var, bu yemek zulüm yemeğidir, ben bu yemeği yiyemem, haramdır. bu yemeği ben değil, köpeklerim bile yemez.”

    hızır paşa çok kızar, saçını başını yolar, öfkeden delirir. durumunu birazıcık kurtarmak, bu beylerin önünde daha fazla rezil olmamak için, “çağır köpeklerini, pirim, der, bakalım yemeyecekler mi...” pirdir, hemen buradan banaz’a el eder, köpekler yola düşüp gelirler.

    “buyur paşa, işte köpekler.” yemekler pir sultan’ın köpeklerine sunulur, köpekler, yemekleri şöyle uzaktan, burunlarının ucuyla koklarlar, paşanın adamları ne yaparlarsa yapsınlar yemezler.

    paşa bu kadar insan önünde çok bozulur. bu aşağılanmayı nasıl yutacaktır, durumunu kurtarması gerekir. “düşün gerçek çıkıyor, pirim,” der hızır paşa. “yalnız sana pirim olduğun için bir kapı daha açıyorum, bu bana yaptıklarına karşılık seni çoktan sallandırmalıydım. şimdi sen, şu insanların huzurunda üç deme söyleyeceksin, bu üç demede de şah adı geçmeyecek. böyle yaparsan seni bağışlarım. yoksa seni bu sabaha karşı şehrin meydanında en yüce ağaca astıracağım.”

    pir sultan sazı kucağına çeker, ilk demesini söyler. başta paşa, ortadakiler donar kalırlar.

    pir sultan şiirinin her dizesinde bir kere şah demiştir. şölendekiler ikinci demeyi beklerler.

    o da baştan aşağıya şahla doludur. üçüncü deme de öyle.

    hızır paşa, “pirim, düşün gerçekleşti,” der, askerler piri alırlar sivas meydanında asarlar. o yüzden sivas’ın adı kanlı sivas kalır. kıyamete kadar da bu şehir böyle anılacaktır.

    o sabah günle birlikte bütün sivas’ta pir sultan abdal’ın bu minval üzere asıldığı konuşulur.

    bir tanesi der ki, ben ala şafakta pir sultan’ı ak libaslara bürünmüş kayseri kapısından çıkıp giderken gördüm. ötekisi, ben de onu tokat kapısında gördüm, der. kimi onu şehrin doğu, kimi batı kapısında görmüştür. kimse pirin asıldığına inanmamaktadır. kuşkuda olanların bir kısmıysa, halep oradaysa arşın buradadır, derler. haydi meydana gidelim de görelim, pir sultan asıldıysa oradadır. şehrin alanına gelirler ki ortalıkta hiç kimse yok. yalnız bir kalın, uzun ip bir ağacın dalında sallanır durur...

    ferhat hoca güzel sesiyle pir sultan’ın o üç, her dizesinde şah adı geçen şiirini söyledi.
  • yedi büyük alevi-bektaşi ozanından biri. anadolu'da halk arasında deyişleri ve semahları ile yer etmiştir. 16. yy'da yaşadığı bilinmekte olup, doğum ve ölüm tarihleri belli değildir. halkın içinden çıkmış, her zaman halkın yanında yaşamış ve haksızlıklarla mücadele etmiştir. fikirleri yüzyıllarca insanları etkilemiş ve yol göstermiştir. halen arnavutluk'ta arnavutça olarak, diğer bölgelerin tamamında ise türkçe olarak nefesleri ezberlenmiş, sözlü gelenek olarak yaşamaktadır.

    haksızlıklar karşısındaki tutumu ve yakarışları alevi-bektaşi öğretisinin bir gereğidir. pir sultan abdal bu geleneğin devamı olarak alevi-bektaşi kültürünün çok önemli bir parçası olmuştur.

    (bkz: açılın kapılar şaha gidelim)
  • hep sünni sakalıyla resmetmişler ama muhtemelen öyle bir sakalı yoktu.
  • padişah katlime ferman dilese
    yine geçmem ala gözlü şah'ımdan
    cellatlar karımda satır bilese
    yine geçmem ala gözlü şah'ımdan

    on yedi yerimden vursalar yara
    cerrahlar derdime kılmasa çare
    kemendi bend ile çekseler dara
    yine geçmem ala gözlü şah'ımdan

    karadır kaşları benzer kömüre
    münafıklar zarar verir ömüre
    ik'ellerim bağlasalar demire
    yine geçmem ala gözlü şah'ımdan

    eğer beni katsa kervan göçüne
    götürseler hindistan'a maçin'e
    urganım atsalar dar ağacına
    yine geçmem ala gözlü şah'ımdan

    ahiri katlime ferman yazılsa
    çıksam teneşire tabut düzülse
    kefenim biçilse mezar kazılsa
    yine geçmem ala gözlü şah'ımdan

    pir sultan abdal'ım derim vallahi
    ölsem terk eylemem piri billahi
    huzur-ı mahşerde dilerim ah'ı
    yine geçmem ala gözlü şah'ımdan

    adnan saygun bu deyişi muhteşem bir şekilde düzenlemiştir.

    burak bilgili'nin seslendirdiği bbc senfoni orkestrası'nın çaldığı "bozlak" https://youtu.be/2nbygyxs9jw

    edit: link ölürse youtube da burak bilgili bbc yazarsınız.
  • her sabah her sabah seher yelleri
    seher yelleri ile esen alidir
    muhammed kılavuz mahşer yerine
    islamın bayrağın çeken alidir

    münkirin kıtası haktan kesildi
    nesimi yüzüldü mansur asıldı
    dünya yetmiş kere doldu boşaldı
    dolduran mevladır dolan alidir

    abdal pir sultanım şad olup güldü
    kabe-i şerif'ten bir nida geldi
    hakkın emri ile dört kitap indi
    okuyan muhammed yazan alidir
  • yas-ü matem günü derdim yeniler
    yarin sesi kulağımda çınılar
    sordum ki dağlara niçin iniler
    dedi çekticeğim karın elinden

    alnıma yazmışlar kara yazılar
    itikattır talib pirin arzular
    sordum ki çamlara neden sızılar
    dedi çekticeğim pürün* elinden

    varıp hakkın divanında durursun
    pervane olup aşk oduna yanarsın
    sordum değirmene ne hoş dönersin
    dedi çekticeğim perin* elinden

    varıp bir pir ile pazar edersin
    oturup da ikrarını güdersin
    sordum garip bülbül niçin ötersin
    dedi çekticeğim harın* elinden

    ser-çeşmeden gelir suyun durusu
    nasibimiz verir pirin birisi
    dedim pir sultan'ım benzin sarısı
    dedi çekticeğim yarin elinden
  • "marksistler bir zamanlar, benim millîyetçi muhteşem asiler olarak kabul ettiğim köroğlu, dadaloğlu, pir sultan abdal gibi halk şairlerini sınıf savaşçısı ilân ederek, komünizme tarihî ve millî boyut kazandırmak istemişlerdir.

    halbuki bu celalî ozanların işçi veya köylü diktatörlüğü kurmak gibi bir niyetleri yoktu. aksine türk halk edebiyatının bu seçkin ve eylemci simaları, dönme-devşirme enderun iktidarında pekişen osmanlı egemen sınıfına başkaldıran birer türk milliyetçisiydiler."

    (bkz: necdet sevinç)
  • derdimi yandığım kınamayasın
    aşık maşukunu del'eyler imiş
    bir kömür gözlünün ateşi közü
    yakar bedenlerin kül eyler imiş

    gelin bakın ateşime közüme
    kim dayanır bu zalimin sözüne
    gül yüzlü yar bassa geçse yüzüme
    basar bendelerin yol eyler imiş

    hûblar göçü uğradı da yol etti
    kim ne bilir elif kaddim dal etti
    aktı çeşmim yaşı çaylar sel etti
    çevirir önünü göl eyler imiş

    su değilim akam akam durulam
    acep binem aşk atına yorulam
    yusuf gibi zelha'sına sarılam
    satar kend'özünü kul eyler imiş

    pir sultan'ım yâre kullar olurum
    el katmazsan ben bu dertten ölürüm
    çektiğim çileyi senden bilirim
    aşıka n'iderse al'eyler imiş

    ___________________________

    bende: kul, köle
    hûb: güzel
    elif: arap alfabesindeki ilk harf olup uzunca ve yukarıdan aşağı çekilen bir çizgiden ibaret olması sebebiyle şairler elif'i boya benzetmişlerdir.
    kad: boy
    dal: arap alfabesinde sekizinci harf. elif'in bükülmüş şekline benzediği için şairler bu harfi bükülmüş boya benzetmişlerdir.
  • halk ozani, abdal.

    benim bu adam. biz pir sultan abdal ile ayni ruhun insaniyiz.

    abdallar geleneginin son meshur temsilcilerinden bir ornekle anlatmak gerekirse;
    neset ertas babasi muharrem usta'ya sorar;
    -baba sen neden soz yazmiyorsun, hep ozanlarin sozlerini havalandiriyorsun ?
    +oglum ozanlar birbirinin devamidir, benim diyeceklerimi yuzyillar once karacaoglan, dadaloglu, asik emrah demis, bana dusen onlarin sozunun ustune soz soylemek degil onlara ses olmaktir, ozanlar birbirinin devamidir, biz onlarla ayni ruhun insaniyiz.

    yillar sonra neset ertas babasi muharrem usta'yi ''biz babamla ayni ruhun insaniyiz'' diye tarif eder.

    (bkz: ayni ruhun insani olmak)
  • ''uyur idik uyardılar
    diriye saydılar bizi''
    pir sultan abdal