şükela:  tümü | bugün
  • yunus emre ve pir sultan abdal’ın birbirine çok benzeyen bir şiiri vardır. biri dolap için, biri tambura için yazmıştır. her ikisinde de teşhis ve intak sanatı kullanılmıştır,

    yunus emre:

    dolap niçin inilersin
    derdim vardır inilerim
    ben mevla'ya âşık oldum
    anın için inilerim

    benim adım dertli dolap
    suyum akar yalap yalap
    böyle emreylemiş çalap
    derdim vardır inilerim

    beni bir dağda buldular
    kolum kanadım yoldular
    dolaba layık gördüler
    derdim var inilerim

    ben bir dağın ağacıyım
    ne tatlıyım ne acıyım
    ben mevla'ya duacıyım
    derdim vardır inilerim

    dağdan kestiler hezenim
    bozuldu türlü düzenim
    ben bir usanmaz ozanım
    derdim var inilerim

    dülgerler her yanım yoldu
    her azam yerine kondu
    bu iniltim haktan geldi
    derdim vardır inilerim

    suyum alçaktan çekerim
    dönüp yükseğe dökerim
    görün ben neler çekerim
    derdim vardır inilerim

    yunus bunda gelen gülmez
    kişi muradına ermez
    bu fanide kimse kalmaz
    derdim var inilerim

    pir sultan abdal:

    gel benim sarı tamburam
    sen ne için inilersin
    içim oyuk derdim büyük
    ben anınçin inilerim (anınçin: onun için)

    koluma taktılar teli
    söyletirler bin bir dili
    oldum ayn-ı cem bülbülü
    ben anınçin inilerim

    kolum taktılar perde
    uğrattılar binbir derde
    kim konar kim göçer burada
    ben anınçin inilerim

    göğsüme tahta döşerler
    durmayıp beni okşarlar
    vurdukça bağrım deşerler
    ben anınçin inilerim

    gel benim sarı tamburam
    dizler üstünde yatıram
    yine kırıldı hatıram
    ben anınçin inilerim

    sarı tamburadır adım
    göklere ağar feryadım
    pir sultan’ımdır üstadım
    ben anınçin inilerim
  • dünya benim diye göğsünü germe
    dünya kadar malın olsa ne fayda
    söyleyen dillerin söylemez olur
    bülbül gibi dilin olsa ne fayda

    kurtulmazsın azrail’in elinden
    bir gün olur çıkarırlar evinden
    allah’ın ismini koyma dilinden
    dünya kadar pulun olsa ne fayda

    sen de dersin söz içinde sözüm var
    çalarsın çırparsın oğlum kızım var
    senin şunda üç beş arşın bezin var
    bütün dünya malın olsa ne fayda

    yalan söyler kov gıybetten geçmezsin
    helâlini haramını seçmezsin
    kesilir nasibin su da içmezsin
    akan çaylar senin olsa ne fayda

    pir sultan abdal’ım çökse otursa
    küll-i günahlarım alsa götürse
    dünya benim diye çekse getirse
    dünya sana baki kalmaz ne fayda
  • hâzret-i ali gâzadan gelirken
    mezarlıkta gördü bir kuru kafa
    in misin, cin misin, hayvan mısın nesin
    yoksa avrat mıydın, er miydin kafa

    toprak dolmuş kulağına gözüne
    kara yazılar yazılmış yüzüne
    uyar mısın kör şeytan’ın sözüne
    bu dünya da benim, der miydin kafa

    sen de şu dünyada belli has mıydın
    yedirmez içirmez bir nekes * miydin
    eli açık, yoksa bir cömert miydin
    sofrası meydanda er miydin kafa

    sen de şu dünyada belli mert miydin
    kolayın aldırmış yavuz kurt muydun
    on beşine değmiş bir yiğit miydin
    yoksa ak sakallı pîr miydin kafa

    pir sultan abdal virdin var dilinde
    akma hançer sokuluydu belinde
    çok emek çektin mi pîrin yolunda
    yoksa bir şey bilmez kör müydün kafa
  • erdoğan çınar son kitabı "kayıp bir alevi efsanesi" isimli kitabında pir sultan abdal'ın m.s. 7. yüzyılda yaşamış pir silvanus olduğunu söylemektedir.
  • .....

    hafik ilçesinin sofular köyünden hızır adında genç bir adam da adını duydu pir sultan abdal’ın. sofular bir zamanlar alevi köyü idi, zamanla halkı azıp yolda çıktı.

    köylünün gidişatını yadırgayan hızır köyünden ayrılıp banaz’a geldi. pir’in kapısını çaldı. pir’in yanına aldığı hızır önce azabı olup işlerine yardım etti, sonra da müridi oldu. yedi yıl kapısında hizmet gördü, yol öğrendi, erken öğrendi.

    bir gün hızır pir sultan’a: pirim –dedi- sen herkese himmet ediyorsun, her biri çeşitli makamlara geçiyor. ne olur bana da himmet eyle de ben de bir makama geçeyim.” pir sultan şöyle bir düşündü, sanki olacakları biliyormuş gibi gülümseyerek “ulan hızır –dedi- ben dua ederim, belki de sen büyük bir adam olursun, hatta paşa, vezir olursun, ama sonra da gelip beni astırırsın.”

    kaygısını dile getirse de duasını esirgemedi. hızır izin alıp istanbul’a gitti. saraya girdi. pir sultan’ın himmeti sayesinde ilerledi, paşa oldu. sivas’a vali olarak atandı. ne var ki vali hızır ikrarını çok çabuk unuttu. etrafındaki kadılarla birlikte yoksulları ezmeye, haklarını yemeye, harama el uzatmaya, rüşvete, namus gözetmemeye başladı. haklı haksız, ak koyun, kara koyun ayrılmaz olmuştu.

    iki kadısı vardı hızır’ın. birinin adı sarı kadı, diğerinin adı kara kadı. onlar da hızır gibi adalet yerine zulüm dağıtırlar, haklıyı haksız, haksızı haklı çıkarır, can yakar, ocak söndürürlerdi.

    pir sultan’ın da iki köpeği vardı. kadılara nazire olsun diye birinin adını kara kadı, birinin adını da sarı kadı koymuştu. köpekleri sarı kadı, kara kadı diye çağırıp duruyordu. bu durumu muhbirler sivas’a ihbar etmekte gecikmediler. “pir sultan kapısındaki köpeklere sizlerin adını verdi, köpeklere adınızla sesleniyor” dediler. deliye dönen, kızıp küplere binen kadılar asesleri gönderip pir sultan’ı sivas’a getirtip yargılamaya başladılar. iddiaları dinleyen pir sultan: “evet –dedi- yalana gerek yok. köpeklerime sizlerin adını verdim. yaptığınız kötülüklere karşı size bir ders vermek istedim. ne var ki kızmanıza gerek yok, benim köpeklerim sizlerden daha iyidir. daha temizdir. siz haksızlık edersiniz köpeklerim etmez. siz haram yersiniz köpeklerim yemez.” nereden biliyorsun dedi kadılar. deneyip, ispatlayayım dedi pir sultan.

    bunun üzerine sivas’ın hacıları, hocaları iki ayrı kap yemek hazırladılar. birine helal, diğerine haram yemekleri koydular, işaretlediler. hacılar, hocaların gözü önünde önlerine konan yemeklerde haram olanı seçip yedi sarı kadı ile kara kadı. köpekler için de iki kap hazırlandı. köpekler, iki kabı da kokladıktan sonra helal kaptaki yemeği yemeye giriştiler. hacıların, hocalar kadıların haram yediğini görüp öğrendiler. bunun üzerine pir sultan “iyi köpek kötü kadıdan efdaldir” diyerek kalkıp köpeklerinin gözlerinden öptü. sazını eline alıp kadılara şu deyişi söyledi:

    koca başlı koca kadı
    sende hiç din iman var mı
    haramı haleli yedi
    sende hiç din iman var mı

    fetva verir yalan yulan
    domuz gibi dağı dolan
    sırtına vururum palan
    senin gibi hayvan var mı

    iman eder amel etmez
    hakkın buyruğunda gitmez
    kadılar yaş yere yatmaz
    hiç böyle kör şeytan var mı

    pir sultan’ım zatlarınız
    gerçektir şöhretleriniz
    haram yemez itlerimiz
    bu sözümde yalan var mı

    .....

    pir sultan abdal, yaşamı sanatı şiirleri, ali yıldırım, ayyıldız yayınları, kasım 1994.
  • gelmiş geçmemiş bir unutulmaz... bir büyük... bir usta... bir öte... bir yoldaş... bir derviş... bir dev.
  • ilimi sorarsan köyümdür banaz
    yıkılsın yıkılsın ol kanlı sivas
    bir ben ölmeyinen cihan yıkılmaz
    açılın kapılar pire gidelim

    alınan abdestim aldırırlarsa
    kılınan namazım kıldırırlarsa
    sizde şah diyeni öldürürlerse
    ben de bu yayladan şaha giderim

    dizelerini yazdığı rivayet edilen alevi ozanıdır. erol toy'un yazdığı ender yiğit'in yönettiği ve zeytindalı oyuncuları tarafından sergilenen oyunun ismidir.
  • ''türküler..
    türküler; halkın dili, gözü, yüreği olan ozanların of çekmesidir bozuk düzenlere.
    nice ozan, halkın ozanı olabilme gereğini yerine getiremedikleri için bugün yaşamıyor.
    ama bir tanesi var ki, halkın sözcüsü, halkın duyan yüreği, işiten kulağı, söyleyen dili olduğu için dörtyüz yıldır yaşıyor:
    pir sultan abdal.''

    kızılırmak' ın 1991 tarihli dünden bugüne pir sultan abdal albümlerinde yorumladıkları, sivas ellerinde sazım çalınır türküsünün bu önsözü, ozanın geride anadoluyu betimleyen büyük bir edebiyat bıraktığının kanıtıdır.
    en detaylı, en şairane anlatımlara gark olandır pir sultan abdal. uslanmadıkça hayat ve uslanmadıkça kavgalar, belki de bir dörtyüz yıl boyunca daha aklımızın en korunaklı köşesinde kalacak halkın anlatıcısı, kardeşliğin halk dilidir.
  • bozuk düzende sağlam çark olmaz,
    düzeni baştan değiştirmek gerekir...sözü ile tanımıştım kendisini. sonradan gördümki halk müziği sektörü pir sultan'dan besleniyor. bestelerin dayanağı olmuş. kütüphane gibi.