şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bir ve iki şeklinde olmak üzere iki adet kitapta basılmış, nazım hikmet ran'ın eşi piraye'ye yazmış olduğu mektupları derlemiş kitaplar. yazarı mehmet fuat şöyle demiş:

    "nazım'ın, 1933'ten 1950'ye kadar, on yedi yıl boyunca, çeşitli cezaevlerinden kendisine yazdığı mektupları, piraye bir tahta bavulda saklardı. ceviz ağacından yapılmış, 41x26x14 cm boyutlarında küçük bir tahta bavul. küçük olduğu için, belki "çanta" demek daha doğru. ceviz çantayı ona nazım sanırım çankaya cezaevi'ndeyken yapmıştı. 1975'te nazım ile piraye adlı kitabı hazırlarken o çantanın içindeki mektuplardan yararlanmıştım. nazım ile piraye, biraz da ben yeterince üstünde durmadığım, açıklamadığım için, yanlış değerlendirilmiş bir çalışmadır. ondaki mektupları, mektup parçalarını seçerken amacım, özellikle nazım'ın şiiri ile yaşamı arasındaki iç içeliği vurgulamak, yaşamının şiirine nasıl yansıdığını, şiirini yaşamını yönlendirmede nasıl kullandığını göstermekti. bu arada, aşk gibi yoğun duyguların çarşı pazar mantığıyla değerlendirilemeyeceğini de belirtmek istiyordum. elinizdeki bu iki kitaptakiler ise, piraye'nin ceviz çantada sakladığı mektupların tümüdür"...
  • bir kadinin sevdigi adami yillarca beklemesine katkisi olan bolumleri romantik kapanislari da olsa gerek... yani sevmek dokunmaksa eger...

    "x, y, z'ye selam, evdekileri kucaklarim. sana gelince..."
  • nazım hikmet'in, bir insan olarak ama; ne şair, ne komünist, ne aşık, ne de serüvenci olarak değil; büsbütün bir insan olarak en iyi anlaşıldığı eserlerdir.
    okunursa bu mektuplarda görülecektir nasıl acı çektiği, üzüldüğü, özlediği, kıskandığı, kızdığı, ağladığı, korktuğu, gözünü kararttığı ve nasıl da dolup dolup taştığı... bu mektuplarda en duru, en samimi haliyle nazım hikmet'i bulmak mümkündür.
  • hastalanan, seven, acı ceken, bekleyen, ozleyen, cocuklar gibi sevinen hatta ve hatta cocuk gibi davranan kısacası sen gibi, ben gibi ''insan'' olan nazım'ı anlatan kitap..

    * ... anlıyorum ki uzun senelerce ömrümün üç ihtirası olacak: seni uzaktan görmeye mahkum olmanın acısı, kitaba doyamamak, istedigim gibi yazamamak...
    * ...mektubum kısa. cunku bu bir mektup degil, senden habersiz kalmanın ıstırabı...
    * ... ona soyleyin ki , coktandır hayatımı yalnız edebiyata ve cocuklarına vermiş bir adamım. hiçbir sucum olmadıgını gogsumu gere gere haykırabilirim. sen de bilirsin karıcıgım. basit sabıkalı sisteminin bana tatbik edilmesi günahtır. türk diline, türk edebiyatına boşu boşuna atıldıgım hapisane duvarları arkasında en küçük bir hizmette bile bulunamam...
  • bundan seneler önce ablamın okuduğu yüzlerce kitabın arasında, fazlasıyla etkilenip içindeki enerjiyi dışa vurabileceğini düşündüğü, yani demem o ki ''ben de bunun gibi bir kitap yazabilirim'' serzenişleriyle üzerinden nerden baksan 15 sene geçmesine rağmen bu amacına henüz ulaşamadığı ve çok beğendiği bir nazım hikmet eseridir.

    sonuçta orhan pamuk un bile esinlendiği! pek çok eser mevcut. bence ablamda başarabilir. derhal kendisiyle bu (bkz: intihal) mevzusunu konuşmalı ve o nu heveslendirmeliyim.
    evet intihal olayını yeni öğrendim ve ülkemizde sıkça başvurulduğunu bir çok örneklerle çok daha önce keşfettiğimi hatırladım.
    öyleyse yeni bir (bkz: piraye'ye mektuplar) geliyor haberiniz olsun.
  • kitabın yeni bir baskısı yky'den çıkmak üzereymiş. kitabı mehmet fuat derleyecekmiş. fakat baskı kalitesi ve parası gibi konularda tartışma yaratacağa benziyor. tartışmanın başı için buraya buyrun.
  • ne güzel şey hatırlamak seni:
    ölüm ve zafer haberleri içinden,
    hapiste
    ve yaşım kırkı geçmiş iken...

    ne güzel şey hatırlamak seni:
    bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
    ve saçlarında
    vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
    içimde ikinci bir insan gibidir
    seni sevmek saadeti...
    parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
    güneşli bir rahatlık
    ve etin daveti:
    kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
    sıcak koyu bir karanlık...

    ne güzel şey hatırlamak seni,
    yazamak sana dair,
    hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek:
    filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
    kendisi değil
    edasındaki dünya...

    ne güzel şey hatırlamak seni.
    sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
    bir çekmece
    bir yüzük,
    ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
    ve hemen
    fırlayarak yerimden
    penceremde demirlere yapışarak
    hürriyetin sütbeyaz maviliğine
    sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

    ne güzel şey hatırlamak seni:
    ölüm ve zafer haberleri içinde,
    hapiste
    ve yaşım kırkı geçmiş iken...

    n.h.
  • o şimdi ne yapıyor,
    şu anda şimdi, şimdi?
    evde mi, sokakta mı,
    çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
    kolunu kaldırmış olabilir,
    -hey gülüm,
    beyaz, kalın bileğini nasıl da çırılçıplak eder bu hareketi!..-

    o şimdi ne yapıyor,
    şu anda, şimdi, şimdi?
    belki dizinde bir kedi yavrusu var,
    okşuyor.
    belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
    -her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
    sevgili, canımın içi ayaklar!..-

    ve ne düşünüyor,
    beni mi?
    yoksa
    ne bileyim
    fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
    yahut, insanların çoğunun
    neden böyle bedbaht olduğunu mu?
    o şimdi ne düşünüyor,
    şu anda, şimdi, şimdi?..

    n.k.
  • bugun de sensiz yarı yarıya dunyasız gecti bugun de
    birazdan acar gece sefaları kırmızı kırmızı
    tasır havada sessiz, cesur kanatlar
    vatandan ayrılıga benzeyen ayrılıgımızı...

    n.k