şükela:  tümü | bugün
  • iş insanın değerli saatlerini yiyip bitiriyordu..
  • şöyle bir gerçeği bünyesinde barındıran charles bukowski kitabı.

    ''pekala. kodese düşmüş biri ile sokakta yanından geçen sıradan adam arasındaki fark nedir?''

    ''kodesteki adam denemiş bir kaybeden'dir.''
  • charles bukowski'nin 1969 yılında basılan, bir oturuşta okunan kitabıdır.

    (bkz: bir oturuşta okunan kitaplar)
  • --- spoiler ---

    sarhoştum. odama doğru yürüdüm. dolunay vardı. new orleans'ta. bir süre yürüdüm ve yaşlar akmaya başladı. ay ışığında bir gözyaşı seli. sonra kesildi, yaşların yüzümde kuruduklarını hissedebiliyordum, cildim geriliyordu. odama girdiğimde ışığı yakmadım; ayakkabılarımı ve çoraplarımı çıkarıp yatağa bıraktım kendimi. elsie, harikulade zenci fahişem benim. ve uyudum. her şeye sinmiş hüznün içinden uyudum. uyandığımda şimdi sırada hangi kent var diye geçirdim içimden. hangi iş? kalktım, çoraplarımı ve ayakkabılarımı giyip bir şişe şarap almaya çıktım. iyi görünmüyordu sokaklar. genellikle görünmezler. insanlar ve fareler tarafından planlanmışlardı sanki ve siz onlarda yaşamak ya da ölmek zorundaydınız. ama bir dostumun bir keresinde bana dediği gibi, "sana hiçbir şey vaat edilmedi, sözleşmen yok.". şarabımı almak için dükkana girdim.

    --- spoiler ---
  • biliyor musun sebastian, bazen tanrıyı hiç anlamıyorum.
    - tanrı mı efendim? hangi tanrı?
    - o ne demek öyle sebastian? kaç tane tanrı var ki?
    - bilmiyorum efendim. sizce kaç tane var?
    - elbette bir tane var sebastian. o da bildiğimiz tanrı. hani şu adaleti sağlayan.
    - adalet mi efendim? hangi adalet?
    - yeryüzündeki ve öteki dünyadaki adalet elbette sebastian.
    - efendim, beni affedin ama ben yeryüzünde adalet göremiyorum.
    - saçmalama sebastian. elbette yeryüzünde adalet var.
    - bence yok efendim.
    - neden böyle düşünüyorsun sebastian?
    - çünkü eğer yeryüzünde adalet olsaydı efendim, fakir bir köylünün tek oğlu savaşta ölmezdi ve kralın oğulları da bugün hayatta olmazlardı. çünkü o tek oğul, kralın oğulları rahat yaşantılarına devam etsinler diye öldü.
    - saçmalama sebastian! o fakirin oğlu, ülkemiz için öldü ve şehit oldu. şehitlik, bir insanın ulaşabileceği en üst rütbedir. krallıktan bile daha üstündür şehitlik rütbesi.
    - o zaman herhalde kral hazretleri oğullarını ve hatta kendisini hiç sevmiyor olsa gerek efendim.
    - neden böyle söyledin sebastian?
    - çünkü şehitlik gibi üst bir rütbe dururken, sadece krallıkla yetinmeyi seçiyor da ondan efendim.
    - seni anlamıyorum sebastian. ne söylemeye çalışıyorsun?
    - sadece gerçekleri efendim.
    - sen delirmiş olmalısın sebastian. tanrı sana akıl versin.
    - hangi tanrı efendim? adalet dağıtan mı? yoksa bunca adaletsizlik karşısında kılını bile kıpırdatmayan mı?
    - ne saçmalıyorsun sen? sadece bir tane tanrı var. tanımıyor musun onu?
    - ne yazık ki, tanıdıklarımın içinde hiç tanrı yok efendim. zaten fazla bir tanıdığım da yok. yan köşkün uşağı olan meslektaşım filip, bizim köyün nalburu moris ve bir de savaşta tek oğlu ölen şu zavallı köylüyü tanıyorum efendim. ama hiç tanrı tanımıyorum. siz tanıyor musunuz.?
    /
    ~charles bukowski / pis moruğun notları