şükela:  tümü | bugün soru sor
  • iki yıl önce garip bir gündü. hayatımda olmadığım kadar mutlu olduğum günlerin sonuna yaklaştığımı hissettiğim bir kasım günü... altı ay gibi kısacık bir sürede başlayıp cayır cayır yakmıştı da beni, sonra ne olduysa olup bitmişti. hala bir ilişki içindeydik ama sevişmelerimiz artık işteş bir fiil gibi değildi. sanki sadece ihtiyaçtan sevişiyordu benimle. sanki ben olmasam da olur gibiydi geceleri.

    ama ben bi şey diyemiyordum. neden mi? çok basit.
    kaybetmekten korkuyordum.

    "alper'den yediyüz lira borç aldım bugün
    israil devleti gömülsün diye karanlığa"

    kimsenin bana borcu yoktu henüz, benim de kimseye. ama nedeni hiç belli olmayan bir hüzün vardı üzerimde ve bu nedensizlik beni daha da mahvediyordu. "belki..." diyordum, "belki de haziran seçimlerinin heyecanı bitti de kasım seçimleriyle yine hortladılar ya sokaklarda..." ondandı belki de hüznüm diye kendi kendime düşünüyordum. konduramıyordum bizim de rüya gibi günlerimizin bitmesine türkiye gibi. bir rüya görmüştük ve uzun zamandır olmadığımız kadar mutlu olmuştuk. ama bitiyordu işte talihimizi siktiğimin rüyası.
    şiir okuyordum. o garip konuşmaları, soğukluğu ve yalnızlığı hissetmemek için şiirlere vermiştim kendimi. buluşacağımız her gün şarap yahut şiiirle gidiyordum yanına ve envai çeşit küçük hediyelerle, çam sakızı çoban armağanı hesabı... işe girmiştim ve belki de ondan dolayıydı bu soğukluk diye düşünüyordum. tanrım sürekli düşünmek ne zor bir şey!
    "devletin bekâsının da allah belasını versin,
    malbora'nın da."
    bir iş dönüşü (daha istifa etmemiştim) üniversiteden bir arkadaşım (ruhu şadolsun daha ölmemişti) bana bir avm'de buluşmamız için ısrar etti. kıramadım buluştuk. avm'leri hiç sevmedim. tiksindim hatta sıksık bu yerlerden. acıdım içindekilere. ben hatta o kızı sade bu yüzden bile sevdim.

    işte bu sikimsonik avm'lerde kahveciler var. onlardan birinde bir bardak filtre kahve istedim. getirdiler. ıçtim ve derken rahmetli dostumu da dinledim. onun derdi benden de çoktu. (ruhu şadolsun hep dertliydi zaten, boşuna yok etmedi kendini) dinlerken dinlerken çişim geldi. avm'nin tuvaletine gitmek istedim. gittim. aklımda alper'in şiiri... derken pisuvara girdim at kulvarına girer gibi. genelde hep işime odaklanırım ama bu sefer bir sağa baktım ki bir de ne göreyim? dış kulvarda ah muhsin ünlü. bi anda selam verdim gözlerimle. bana "bi siktir git lan!" diycekmiş gibi bir psikoz oluştu içimde. sonra hemen ellerimi yıkadım ve dışarı çıktım. heyecandan kapıda onur baba'yı beklemeye başladım. yaklaşık bir 20 saniye sonra o da çıktı. başla bir selam etti sonra avm'nin kalabalığı arasına kaybolup gitti. ah be onur baba! seninle bir amerikan avm'sinde hem de tuvaletinde karşılaşmak da böyle bir hayal kırıklığı işte. kasım seçimleri gibi yahut samimi bir aşkı kaybetmek gibi!
  • yattığım yerden okuduğum başlıktur. umarım,yatarken uyuyakalmışımdır da o koskoca saçma sapan yazı uykumda gördüğüm kabustur.

    hele ki şu;

    "alper'den yediyüz lira borç aldım bugün
    israil devleti gömülsün diye karanlığa"

    gerçek değil dimi lan bu? ben kafam güzel uyuyakaldım, yıllardır beynimin kıvrımlarına işleyen saçmalıklar,şu an bana kabus yaşatıyor ve ben bu yazıyı gerçek sanıyorum... biraz sonra titreyerek uyanıp, bir sigara yakıp "ne sikik bir kabustu beee" deyip kendi kendime şaşıracağım değil mi?

    eğer ben kabus görmüyorsam ve bu yazı gerçekse ve üstte yazan o şiirimsi gibi şeyi gerçekten okuyorsam, model grubunun "pembe mezarlık" adlı şarkısını da, yeni popçuların, zibidi arabeskçilerin ünlü olmak için çıkarttığı o leş ötesi şarkıları da artık bir sanat eseri gibi göreceğim... yani edebiyat buysa, bu ülkede twitter fenomenlerini, rakı bardağına yara bandı yapıştırıp fotoğrafını instagrama atan lavukları kimse eleştirmesin,onlar da edebiyat yapıyor amk.