şükela:  tümü | bugün
  • kendisi katıksız bir sözlük yazarıdır.
    eşcinselliğin hastalık olduğunu iddia eder. engelledim geçtim. uğraşamam.
  • başkalarını özellikle de kadınları ilgi çekmekle suçlayan bir yazar kendisi. (bkz: #68757630) şu entri şurada dursun. nasıl olsa engellemiş beni göremez de. *
  • sanırım insanların beni takip etmesi ve birçok mesajın gelmesinin ilk sebebi şu entry'm olmuştu; (bkz: #66523404)

    bu entry'ye bile insanlar küfür etti. herhangi bir inancımın olmadığını düşünerek sövmeye başladılar özelden. sesimi çıkartmadım, elimden geldiğince saygılı bir şekilde yaklaştım fakat gerçekten belli başlı yerlerde hadlerini aşıyorlardı. sinirim bozuluyordu tabii doğal olarak.

    ardından ise aziz sancar'ın şişirilmiş bir balon olduğunu ifade ettim. tasvirimin yanlış olduğunu da defalarca belirttim fakat o yazımın hala arkasındayım. o başlığın altında elimden geldiğince insanlara saygılı yaklaşmaya çalıştım fakat insanlar benim kim olduğumu bilmeden, beni tanımadan etmedikleri küfür kalmadı. 100 entry varsa eğer 99'u hakaret içeriyordu. orada belirtmek istediğim şey ise aziz sancar'ın entelektüel açıdan zayıf olduğu gerçeğiydi. bilim alanında çok başarılı bir insan olduğunu da editlemelerden bile önce, ilk yazımda belirtmiştim. üstüne basa basa entelektüel açıdan zayıf olduğunu belirttim ki bunu sadece ben değil, celal şengör de beyan etti. ne zaman biliyor musunuz? ben o yazıyı yazdıktan 3 4 ay sonra aziz sancar evrim ile ilgili şunları söyledi. "isteyen evrime inanır, isteyen inanmaz. ben allah'a inanıyorum." açıkçası bu yorumunu da doğru bulmadım çünkü dna üzerine çalışmalar yapan, nobel almış ve evrimle ilgili milyar tane şey bilen bir adamın bu denli bir açıklama yapması kesinlikle kabul edilemez ki bilim camiasında bu durumu kimse kabul edemedi fakat herkes bundan farklı anlamlar çıkartmak istedi. celal şengör ise üstüne basa basa benim söylediklerimi tekrar etti. birileri geldi bana haklıymışsın dedi, diğerleri ise bu olaydan 3 4 ay önce o yazıyı yazmama rağmen bana gelip "adam evrime inanmıyor, allah'a inanıyor diye demediğini bırakmamışsın" diyip sövmeye başladılar. oysa ki ben adamın evrim cümlesiyle ilgili tek bir cümle bile kurmadım, kuramam. çünkü o yazılar 3-4 ay öncesine aitti. bunu belirttiğim zaman yine troll ilan edildim. alttan almaya çalıştım fakat bir süre sonra yine bu durum can sıkmaya başladı.

    eşcinsellik hastalıktır

    dedim. başlığı yine yanlış seçmiştim ki bunu belirttim, hatta bunun için ekşi sözlüğe mesaj da attım fakat değiştirilmedi. bu kadar tutacağını bilmiyordum. eşcinsellik ile ilgili görüşlerimi net bir şekilde burada son kez aktarıyorum. orada da aktardığım gibi. ben ilk başta o başlığı açarken eşcinsellere hiçbir şekilde laf yapmamıştım. ortaya bir argüman sundum, argüman ise şöyleydi;

    "10 farklı insanın aynı anda eşcinsel olduğunu düşünelim, bu durumda ne olur? üreyemeyiz. 10 farklı insanın aynı anda eşcinsel olmasının engelleyebilir miyiz? hayır. peki üreyememek nedir? hastalıktır. nasıl ki kısırlık hastalık olarak görülüyorsa 10 farklı insanın aynı anda eşcinsel olması da hastalık olarak görülecektir. fakat şu an 10 insandan 3-4'ünün eşcinsel olması benim açımdan hiçbir sorun teşkil etmiyor, aksine ekosisteme yararı var." dedim.

    bunların üzerine olanları kronolojik sırasıyla aynen aktarıyorum.

    skype adresimi eşcinsel arkadaşlar eklediler. 1-2 tane değil (!) yüzlercesi ekledi.

    ve bana etmedikleri küfür, yağdırmadıkları hakaret kalmadı. hepsine seviyeli yaklaştım, okudunuz mu diye sordum, okumadık dediler. o başlık bile yeter dediler. bununla ilgili ekşi sözlüğe mesaj attığımı fakat başlığın değiştirilmediğini ifade ettim, yine sövdüler.

    üstüne editlemeler yaptım yazıya. dedim ki, evet, bu eşcinseller gerçekten hasta. doğasına aykırı olan her şey hastadır benim gözümde dedim. fakat ben hiçbir zaman eşcinsellere gidip, sen şöylesin, böylesin, seninle muhatap olamam demedim. hiçbir eşcinsele hayvan muamelesi yapmadım. herhangi x kişiye nasılsam, onlara da öyle oldum. ne eksik ne de fazla.

    elimden geldiğince yazıyı editledim fakat hiçbir zaman silmedim. üstüne bir şeyler ekledim. bana katılan insanların çoğu linç yemek istemediklerinden dolayı özelden bildirdiler düşüncelerini, onlara teşekkür ettim. saygılı bir şekilde karşı argüman sunan herkese de teşekkür ettim. fakat bana küfür eden adama her zaman küfür ettim. bana saygısızca yaklaşan adama, her zaman saygısızca yaklaştım. nabza göre şerbet verdim, herkese. ve karşı argümanlarla gelenlerin argümanlarını da çürüttüğüme inanıyorum. elimden geldiğince durumu skype'tan ya da başka bir platform üzerinden sesli, yazılı bir şekilde açıkladım ve hemen hemen çoğu durumu kavrayınca bana hak verdiler. haksız olduğumu düşünenler ise bunu hep hakaret yoluyla ifade ettiler, peki dedim.

    sonrasında sözlük kadınlarının ben kadınım diye bağırması diye bir başlık açtım.

    yazdığım yazılar muhtemelen çok fazla şikayetten dolayı kaldırılmış fakat ben ne yazdığımı biliyorum ve zaten yazmış olduğum şeylere loglardan ulaşabiliyorum. sadece siz göremiyorsunuz.

    o gün ne yazdığımı aynen aktarayım. herhangi bir şekilde bir kadının profiline girip baktığım zaman gerçekten cinsellik üzerinden prim kastıklarına şahit oldum. her kadın için söylemedim bunu. yazımın içerisinde de belirttim, bunu yapmayan kadınlardan özür diliyorum, üstünüze alınmayın lütfen. sözüm ona cinsellikten, kadın olmasının getirdiği şeylerden prim kasan insanlara kuruyorum bu cümleleri dedim. nereye baksam, hangi başlığa baksam mutlaka bir kadın "vajinam var, göğüslerim şöyle, öyle böyle" tarzı şeyler yazıyordu ve çok fazla favori alıyorlardı. bu insanların profillerine girip baktığım zaman hemen hemen bütün entry'lerinde kadınlıklarıyla ilgili bir şeyler illa ki mevcuttu. fakat ben yine de kimseye saygısızlık yapmadım. o yazı içerisinde bahsi geçen her şey tamamen attention whore'luktu ki bunu anlayan 10'dan fazla yazar mesaj atmıştı ve entry girmişlerdi, beni savunmuşlardı, onlara tekrardan teşekkür ederim. fakat hiçbir zaman insanlar düzgünce okumadı, anlamak istemedi. ve bunu her belirttiğimde de "pixels triplere giriyor sürekli, kimse onu anlamıyor" tarzı alaycı tavırlarda bulundular. her başlıklarımda mutlaka bir entry vardı, sözlüğün boku çıktı tarzında. evet, gerçekten de sözlüğün bokunu çıkarttınız. ne argüman sunduysam hep hakaret ettiniz, hep saçma sapan cümleler kurdunuz. her birinin profilini tek tek inceledim, gerçekten hiçbir şekilde umursamayacağım insanların kendilerini bu denli yükseklerde görüp, herhangi bir karşıt argüman sunmadan hakaret etmesi bana çok gülünç gelmişti. fakat bir yerden sonra da sinirlendirmeye başlıyordu.

    sonrasında bir gün, bir yazar arkadaş şöyle bir başlık açmıştı.

    "bilmem ne tarihi, arkadaşım kayboldu"

    içeriğiyle ilgili tek söyleyebileceğim şey "hiç". adam hiçbir detay vermemişti. herkes up up yazıyordu ve gündemin en tepesine oturmuştu. kim kayboldu, ne kayboldu, neden kayboldu? herhangi bir detay yoktu. ben de dedim ki;

    "arkadaşlar bunun yeri burası değil, bunun yeri karakol, bunun yeri ekşi duyuru. adamlar o kadar uğraşıp ekşi duyuru diye bir site açtılar ve sizin kayıp ilanlarınızı zaten otomatik olarak en üste sabitliyorlar. umarım bulunur fakat yeri dediğim gibi, burası değil."

    sonra ne oldu dersiniz? yemediğim küfür kalmadı. sırf hamburgerleri güzel olan mekanlar başlığına komşu burger yazdım diye bana "burası gurme yıldız app'i değil, burası sözlük, defol git" diye bir mesaj geldi.

    konuyu devam ettirdim, düzgünce konuşmaya çalıştım ve bana dedi ki sen tamamen kadınlar tarafından ilgi çekmeye çalışan budalanın tekisin. ben de ona, mesaj kutumda 25 sayfa kadınlardan gelen mesaj var ve kimseyle öyle samimiyet kurmuyorum dedim. bunun üstüne nickaltıma gelip şunları yazdı.

    "kadınlarla konuşması ile hava atan salağın teki" tarzı cümleler kurdu.aldırış etmedim, kendi kendisine kaldırdı o yazıyı.

    sonrasında ise bugün 3 adet yazı yazdım ve 3'ü de gündemin en tepesine oturdu.

    1-) cinemaximum imax filmleri 2d vizyona soksun. (herkes bu fikrime katıldı)

    2-) sinema sektörünün bitecek olması. (hiç kimse bu fikrime katılmadı)

    3-) dublaf filmleri yasaklanmalı. (az kişi katıldı, çoğu kişi katılmadı)

    birinci cinemaximum olayında herkes hemfikirdi, bir sorun yoktu.

    sinema sektörü yakında bitecek dedim, bunu neden söyledim?

    yaklaşık 15-20 sene içerisinde sinema salonlarının yavaş yavaş kapatılmaya başlayacağını söyledim ilk önce. sebebi ise televizyonlar, netflixler, digiturkler, bilgisayarların yaygınlaşması, korsanın yaygınlaşması vs. zaten eskisi kadar sık gidilmiyor. ek olarak sürekli türkçe dublaj filmlerin olması ve sürekli 3d filmlerin yayınlanması, orijinal filmlerin vizyona sokulmaması da cabası. kaçınılmaz son budur arkadaşlar, belli bir kitleyi üstünden söküp atarsan zamanla elindekileri de tutamazsın. ama esas olay bu değil tabii, esas olay steven spielberg gibi koskoca dahi bir yönetmenin cümlelerinden yola çıktığım düşüncelerimdi. spielberg vr teknolojisinin sinema sektörünü tehlikeye soktuğunu söylüyordu.

    bunun üzerine düşündüm. oyunlarda (uex) (user experience) mevcut fakat filmlerde bu mevcut değil. gelecekte (40-50, belki daha fazla) yıl sonra vr teknolojisinin gelişmesiyle birlikte filmlerin yavaş yavaş unutulacağını ve herkesin oyuna geçeceğini söyledim. çünkü; vr ile vr teknolojisinin gelişmesi ile birlikte kendimiz yeni bir evren kurabileceğiz. tıpkı westworld filmi ve dizisinde ki gibi. kendi evrenimizi, kendi filmimizi vr ile mümkün kılmak varken, kim var olan bir filmi izlemek ister ki? o başlık altında dediler ki sinematografi bittiği zaman sinema biter. sinematografi bitmek üzere dedim. 360 derece fragmanlar geldi dedim, görüntü yönetmenine doğru düzgün ihtiyaç bile kalmadı dedim, kalmayacak dedim. vr ile var olan her şeyi mümkün kılabileceğimzii söyledim. artık batman filmini vr'da batman olarak izleyebileceğiz, oynayabileceğiz dedim. fakat yine derdimi anlatamadım ve yine troll ilan edildim. hem de yazımdan sonraki 2.entry'de bana troll, ergen tarzı söylemlerde bulundular. artık yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı gına geldiği için başlığı editledim ve şahısın kendisine sövmeye başladım. çünkü daral geldi artık her şeye troll demelerinden. dediler ki sinema sanattır. evet sinema sanattır fakat yapımcılar böyle görmüyor. yapımcılar para nerdeyse oraya kayıyor. ve para artık sinemadan yavaş yavaş çekiliyor. unutmayın, sinema da teknoloji ile birlikte geldi ve teknoloji ile birlikte yok olacak. radyo gibi. bunları söyledim diye yine yemediğim hakaret kalmadı. ben sinema öğrencisiyim, böyle safsatalar görmedim diyeninden tutun, her türlüsüne şahit oldum.

    sonrasında dublaj filmlerle ilgili bir yazı yazdım. buraya daha detaylı halini yazayım.

    dublaj filmleri yasaklanmalıdır dedim, peki ya bunu neden söyledim?

    şimdi inception'dan yola çıkalım.

    ınception'ın bütçesi 160 milyon dolar. bunun 30 40 milyon dolarının ses ile ilgili şeylere gittiğini varsayalım. müzik, ses efekti, ses miksajı vs.

    bu filmin bestecisi dünyanın en önemli bestecilerinden birisi olan hans zimmer. ses tasarımcıları, miksajcıları falan da öyle. baya önemli, oscar ödüllü isimler.

    ve bu müzikler, sesler için 1 yıl boyunca çalışıyorlar ve milyon dolar para harcıyorlar.

    dolby denen bir sistem var, bunu bize getiren de george lucas olmuştu. dolby sistemi 5+1 oluyor. yani 1+1 ses kanalı değil de 5+1 ses kanalı oluyor. 6 farklı ses kanalı mevcut.

    bu 6 kanalın 1 tanesinde sadece ses efektleri, diğerinde basslar falan var. ve bir tane ses kanalında ise sadece konuşan kişilerin sesleri, replikler var. harici hiçbir şey yok. diğer sesleri susturduğunuz zaman film boyunca sadece konuşan kişilerin sesini duyarsınız, öyle söyleyeyim.

    şimdi dublaj sanatçıları bu 6 kanallı sesi alıp, içinden konuşmacı sesini çıkartıp, kendileri 1-2 haftalık çabalarıyla oraya kendi dublajlarını ekliyorlar. peki ya bunun eksileri nelerdir?

    eksileri aynen şunlardır;

    birincisi, filmi orijinallikten çıkartıyorsun. ikincisi, hiçbir şekilde oyuncunun yansıtmış olduğu duyguyu yansıtamazsın. çünkü o ruh hali içerisine giremezsin. üçüncüsü (bir yerde okumuştum link bulamadım, yalan olmasın) insanlardan çıkan seslerin neredeyse %99'u sıfatları ile uyumludur. hani mesela bir ses duyduğunuz zaman kişinin tipini az çok kafanızda canlandırabiliyorsunuz ya o durum işte. fakat gel gelelim ki dublajlarda hiçbir şekilde o uyum yakalanmıyor. bunların yanında bir de miksaj durumu var.

    miksaj durumu ise şu oluyor. mesela karakter ekranın sol tarafındaysa eğer, dublajda ki ses de karakterle uyumlu bir şekilde sol taraftan gelmesi durumudur. fakat genel itibariyle karakter soldan konuşsa bile bizim adamımız, dublajcımız hep ortadan konuşuyor. seslerde ne uzaklaşma ne de yakınlaşma gibi bir durum göremiyorum.

    müzik seviyesi %80'lerdeyken konuşmacı %20'lerdeyken orijinal filmde. dublajlarda bu durum tam tersi oluyor. müzik seviyesi %20'lerde, konuşmacı seviyesi %80'lerde oluyor ve hans zimmer gibi dünyanın en iyi bestecisinin bütün emeği hiçe sayılıyor. bunların haricinde türkçe dublaj'ın rağbet görmesinden ötürü sinemalarda özellikle de büyükşehirlerde filmler artık orijinal dilleri ile vizyona girmiyor. sebebi ise insanlar türkçe izlemek istiyor ve sinema salonu daha fazla para kazanıyor. 10 seans varsa eğer 10'u da genelde türkçe dublaj oluyor ve aylarca, hatta yıllarca orijinal film izlemeye sinemalara gidemiyoruz. peki ya yönetmenler, yapımcılar bu durumdan rahatsız değilken ben neden rahatsız oluyorum?

    emin olun yönetmenler ve yapımcılarda kendi eserlerinin çöpe gitmesini hiç mi hiç istemiyorlar fakat olay tamamen finans. para nerdeyse yapımcı orada arkadaşlar, şunu kavrayın ilk önce. sinema sanattan çıkalı çok oldu, yukarıda bahsettiğim şey de bu. sanat'a saygısı olsa zaten bu adamların hiçbir şekilde o filmlere dublaj yaptırmazlar. yönetmen buna karşı çıksa bile nafile. parası olan yapımcı çünkü. sözü geçen de yapımcı.

    bunların haricinde dublaj'ın neden kötü olduğunu bin cümle ile özetleyebilirim. mesela mona lisa tablosundan örnek verelim. mona lisa tablosunun birebir aynısını yüzbinlerce insan yapabilir. fakat hiçbir zaman değeri olmaz. esas orijinal olanının her zaman değeri saklı kalır. filmlerinde, sanat eserlerininde öyle olmalı. bir filmi dublaj izlemek istiyorum, altyazıya yetişemiyorum demek de neyin nesi? çok mu zor altyazıya yetişmek? kitap okuyun, kendinizi geliştirin ve sanattan geri kalmayın, bu kadar zor değil ki bu. bu şekilde yaparak var olan sanat'ı, var olan bütün emeği çöpe atıyorsunuz, farkında değilsiniz.

    tüm bunları söyledim diye, troll ilan edildim, yemediğim küfür kalmadı. 1-2 kişi dışında bana neredeyse kimse hak vermedi.

    şimdi diyeceksiniz ki mağdur edebiyatı yapıyor, hayır. benim kim olduğumu sözlükten kimse bilmiyor. sözlük üzerinden kimseyle tanışmadım.

    ve sözlük hayatımı bu cümlelerden sonra bitiriyorum.

    kendimle ilgili sizlere, şu zamana kadar yazdığımı okuyan insanlara da şunları söyleyeyim.

    çok erken yaşlarda okula başlayıp, çok erken yaşlarda okulu bıraktım. 9 yaşında sinema tutkum ortaya çıktı ve günde 10 lira harçlık alıp her gün 5 adet film alır eve gelir bütün gün filmleri izlerdim. ilkokul mezunuyum. okulu bitirdikten hemen sonra yıllarca kendimi eğittim. hiçbir zaman hiç kimseden hiçbir şekilde eğitim almadım.

    yıllar boyu kendime çok güzel şeyler kattım ve hayatımın hiçbir noktasında hiçbir zaman pişman olmadım. elimden geldiğince bilgi birikimimi aktarmaya çalıştım. öğrencilerim oldu, çalıştığım filmler oldu, çok güzel insanlarla tanıştım sektörden.

    oscar ödüllü birçok isimle tanıştım, hollywood'dan teklifler aldım, birçok hollywood müziğini yapan isimlerle birlikte birçok proje de çalışma fırsatını yakaladım. fakat hiçbir zaman kimseden yardım almadım, ne yaptıysam kendim yaptım. ailemden ufacık bir destek bile almadım.

    fakat insanlar yine de benim sinema bilgime laf ettiler ki ben her zaman bu alanda çok iyi olduğumu iddia ettim. yalan yok. ve gerçekten de bu alanda fazla bilgiliyim. zaten öyle olmasaydı 19 yaşında hollywood'dan defalarca teklif almazdım.

    her zaman bana soru soranlara yardımcı oldum, her zaman elimden geldiğince birilerine bir şeyleri aktarmayı denedim, öğretmeyi denedim. durduk yere kimseye sataşmadım, bana sataşmayana hele hiç sataşmadım.

    hayalim ise her zaman silmarillion'u çekmek ve oscar'ı almak oldu. çocukluk hayalimdi ve ben hayalimden hala vazgeçmedim ve hiçbir zaman da vazgeçmeyeceğime eminim. bunun için doğduğuma inanıyorum. bunların haricinde ise benim en büyük hayalim sinema'da 10 farklı insanın kalbine dokunmak, herkese hissettirmekti. imkansızı mümkün kılmaktı fakat bunun artık imkansız olduğunu düşünüyorum. belki gelecekte bir şekilde bilim ve sinemayı birleştirip bununla ilgili düşüncelerimi değiştirebilirim fakat şimdilik pek de umutlu olduğumu söyleyemeyeceğim.

    son olarak eklemek istediğim bir şey var. bugün bana 53 yaşında bir abimiz, oğlunun satranç öğrenmesi için benden tavsiyeler istediğini söyledi. gururum gerçekten çok okşandı. satranç ya da sinema konusunda benden yardım isteyenler olursa şayet elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. iyi olduğum iki konu var zaten, bunlarda da yardım ederim seve seve.

    fakat bundan sonra hiçbir şekilde yazmayı düşünmüyorum. sadece okumak için gireceğim sözlüğe. bunların haricinde ise sizlerin mesajlarına geri dönüş sağlarım.

    kendinize iyi bakın. 1-2 insan dışında sözlüğün gerçekten çok kötü durumda olduğunu da söylemek istiyorum. kendinizi değiştirin ya da geliştirin lütfen.

    anlamlandıramadığınız ya da anlamadığınız şeyler ile ilgili yorum da yapmayın, rica ediyorum.

    edit: (bkz: #69558818) ve son olarak aklıma gelmişken ekleyeyim. hiçbir zaman bilgisizce ya da eksik ya da yanlış şeyler yazmadım. sinema ile ilgili yazdıklarıma da şuradan göz atabilirsiniz. link 1 link 2 link 3 link 4 link 5

    edit 2: şunu da belirteyim, benim yazmış olduğum yazıları kendim kaldırmıyorum. ekşisözlük siliyor. fazla şikayetten dolayı sanırım, not kısmında saçma sapan açıklayıcı olmayan cümleler yazıyorlar.
  • david lynch için bütün samimiyeti ile söylüyormuş, dünyanın en abartılmış, en tırt yönetmeniymiş.

    (bkz: #69472275)

    david lynch : oscar ve cannes, golden globes dahil toplam 57 uluslararası ödüle 61 dalda aday oldu, bunların 49'unu aldı. oscar'a 3 kez en iyi yönetmen 1 kez de en iyi uyarlama senaryo dalında toplam 4 kez aday gösterildi. cannes'da 5 kez aday oldu, en iyi yönetmen ve altın palmiye ödüllerini aldı. sineması üzerine felsefecilerden, psikanalistlere sayısız kitaplar yazıldı. the guardian kendisini " modern amerikan sinemasının rönesansı " olarak tanımlıyor.

    ve pixelsandfrequencies bir ekşici. entry yazıyor. david lynch'e yönetmen diyenin iq'su 2'dir diyor.

    öyle bir özgüveni var ki eğer twin peaks adlı dizinin 4.sezonu çıkarsa -kendi ifadesiyle- götüne dildo sokup ekşi sözlüğe fotoğrafını atacakmış, aptal orospu çocukları sizi diye de bitiriyor.

    sözlük camiası bunu unutmaz, twin peaks 4. sezon gelir ya da gelmez. muhtemelen bir blogdan gelmeyeceğini okudu. gelmezse mevzu yok, ama 4. sezon gelirse sözlük unutmaz.*

    capsler alındı panpa*.