şükela:  tümü | bugün
  • plak (her hangi formatta kayıt***, müzik, esasen - sırf taş plak değil elbette) pazarlayan şirket.
  • bir zamanlarin vazgecilmezi olan 45lik ve uzuncalar (bkz: lp) üreten müzik sektörünün emekcileridirler.

    (bkz: sahinler plak)(bkz: istanbul plak)(bkz: diskotür)(bkz: sayan)(bkz: kervan plak)(bkz: kent plak)(bkz: yavuz plak)(bkz: grafson)(bkz: elenor plak)(bkz: şah plak)(bkz: pathe)(bkz: odeon)
  • plak şirketleri esasen bir yatırımcıdır.

    20-30 sene önce plak şirketleri (yeni sanatçılar için) yaptıkları anlaşmalarda sanatçıya beste-kayıt-klip-albüm-tanıtım vs için bir bütçe oluşturup parasal kaynak sağlardı.
    albüm yayınlanıp satıldıkça da plak şirketi sanatçı için harcadığı yatırımı geri alırdı.
    eğer eser gelirleri yatırımı geçerse, ilk başta yapılan sözleşmeye göre sanatçı ve plak şirketi geliri paylaşırlardı.

    yani temelde banka'dan kredi almaktan çok farklı bir durum değil - daha özelleşmiş bir finansman şirketi konumunda idi.

    sanatçının buradaki riski eğer ki eserlerin gelirleri başta yapılan yatırımı karşılamaz ise, eser satışından para alamazdı, plak şirketine borçlu kalırdı.
    bu noktada plak şirketi sözleşme süresi boyunca sanatçıya tekrar yatırım yapmama yoluna giderse atıyorum 5 sene boyunca sanatçı yeni bir eser yayınlayamaz, eskisinden para kazanamaz, yeni eser yaratmadığı için popülerliği düşer ve konser gelirleri sınırlanırdı. sanatçı "arkadaş ver benim kontratımı" diye giderse plak şirketi "benim zararım bu, tazminat olarak da bu kadar para ver" diyebilirdi.

    muzik tarihinde bu şekilde ilerlemiş sayısız örnek var. plak şirketinin agır şartlı (uzun süreli ve sanatçıyı bağlayıcı) anlaşmaları sebebiyle nice grup-sanatçı malesef potansiyellerini realize edemeden unutuldular.

    günümüzde plak şirketlerinin konumu biraz değişti. öncelikle eser yayınlama süreci eskisi kadar büyük ve masraflı değil. özellikle teknolojinin gelişmesi, kayıt olanaklarının ev kullanıcılarına kadar inmesi, internet üzerinden uzmanlık satın alınabilmesi gibi kuralları değiştiren, disruptor dediğimiz olaylar oldu.

    örnek olarak - önceleri atıyorum antalya'da yaşayan ve besteleri olan ahmet, 1990larda "kaset yapma" niyetiyle istanbula gelip, imç 6. bloktaki plak şirketlerine demo kaset bırakır, eğer "bu tutar" diye bir plak şirketi olursa sözleşme yapılır ve ahmet'e "albüm üretim ve tanıtım bütçesi" olarak atıyorum 30.000 lira bütçe verilirdi. bu bütçeden stüdyo, muzisyen, miks vs masrafları, fotograf çekimi, lansman tanıtım partisi, gazete dergilere röportaj - haber vs ayarlayacak tanıtım işlerinde uzman halkla ilişkiler danışmanı ücreti, kral tv gibi ücret karşılığı klip gösteren tv kanalları (klibi döndürmek için para alıyorlardı aynı reklam filmi gibi) üretim ve dağıtım masrafları vs gibi sürüyle kalemin olduğu masraflar düşerdi.

    ahmet'in kaseti kitapçı-kasetçi vs'ye dagıtılır, posterler asılır, tv'de klip döner insanlar dinler, hoşuna giderse gider kaseti alırlar, gelirler yukarı doğru geri dönerdi.

    plak şirketi de başta anlattığım şekilde yatırımını karşılayacak meblayı mahsup eder, sonra sözleşmeye göre artık kime ne pay verecekse paylaştırırdı.

    ama mesela sezen aksu gibi büyük sanatçı olursanız - plak şirketi "zaten gelir getirmesi garanti" diye düşünüp, sanatçıya baştan para verir, sanatçı da kendi gücüne göre sözleşme yapardı. burası kaymak yeme seviyesi haliyle. burada plak şirketinin yatırımı eser üretim masrafları + sanatçıya verdiği hava parası şeklinde düşünülebilir. ama sezen aksu kaset çıkardığı zaman yıllarca sattığı için eser haklarına sahip olan firmaya uzun soluklu ve karlı bir getiri aracıdır.

    bağımsız - independent indie kavramı da zaten bu sisteme dahil olmak istemeyen (veya plak şirketlerinin uğraşmaya değer görmediği) sanatçılardan çıktı. indie bir müzik tarzı değil, ticari olarak sanatçının stratejisiyle alakalı bir tanım esasen.

    peki bugün sistem nasıl işliyor?

    besteleri olan ahmet, youtube üzerinden kayıt yapmayı ve kendi evinde bilgisayarıyla bestelerini üretmeyi öğreniyor. gidiyor makul fiyatlı bir kayıt yapmaya uygun ses kartı, mikrofon, bu kayıtları yapmasını sağlayacak yazılımlar ve ilgili aksesuarları satın alıyor, başlıyor evde şarkılarını kaydetmeye.

    ahmet eğer boyundan büyük bir işe giriştiğini düşünürse fiverr gibi freelance sitelerinden müzisyenden tut miks yapacak uzman ses mühendislerine, kapak tasarımı yapacak illüstrator'den tut şarkı söylemesini öğretecek vokal koçuna kadar tüm dünyadan parasını verip uzmanlık satın alabiliyor. akustik gitarı teksas'taki john'a, kontrbas'ı ukraynadaki alexey'e , davulu brezilayadaki christian'a çaldırıp, miksi isveçteki sven'e yaptırıp, bitmiş ürüne makul ücretlerle erişebiliyor.

    eser yayınlanmaya hazır hale geldikten sonra online ortamlara dagıtabileceği sürüyle dagıtımcı firmadan birine yıllık 20 dolar gibi komik ücretlerle üyelik açıp, spotify-itunes-google play vs gibi sürüyle online muzik dagıtıcısına şarkılarını yüklüyor. itunes üzerinden satılan her şarkının kendi payına düşen ücretini aracı şirket ahmet'e direk yolluyor.

    ahmet isterse istanbul'da herhangi bir pr uzmanı ile 3 aylık anlaşma yapıp radyo programı tv programı neyse gezdirme - röportaj ayarlama vs işlerini yaptırabiliyor, pr uzmanına parasını ödüyor ve gerekmedikçe tekrar bir ücret ödemeden hayatına devam ediyor.

    instagram, facebook, youtube vs üzerinden çok ucuz reklam vererek 10.000lerce hedef kitle üyesine kolaylıkla ulaşıyor.

    peki plak şirketi bu sürecin neresinde duruyor?

    öncelikle eski model hala var. hala plak şirketiyle anlaşıp, plak şirketinin yatırımıyla eser üretip yayınlayan ve geliri paylaşan sanatçılar mevcut. fakat şu nokta da önemli - eğer kendi kaynaklarınız varsa (para varsa) plak şirketinin parasının harcandığı tüm kalemleri kendi paranızla da satın alabilirsiniz. kendi paranız yoksa plak şirketine borçlu olmaktansa bankadan kredi çekerek bankaya borçlu olmayı avantajlı buluyorum. zira banka paranızın nerden geldiğine bakmadığı gibi sanatçı olarak hangi şarkıyı ne zaman yayınladığınıza karışamaz. bankaya olan borç bellidir, aylık ödemeyle ne zaman biteceği de bellidir ve size "borç ödeme yükümlülüğü" harici hiç bir yükümlülük getirmesi sözkonusu değildir.

    öte yandan plak şirketi sanatçının konser gelirine de ortak olabilir, 5 sene boyunca 2. bir şarkı yayınlatmayabilir, sizin sözleşmeniz bittikten sonra atıyorum dizide kullanıldığı için "patlayan" şarkınızın gelirlerinden tek kuruş görmeyebilirsiniz. banka bu işlerle ugraşmaz. ödemesini aldığı sürece istediğinizi yaparsınız.

    plak şirketlerinin hiç mi avantajı kalmadı? tabi ki hayır. dediğim gibi uzmanlaşmış bir yatırımcı olarak eserlerin üretim aşamasında, tanıtım aşamasında strateji aşamasında faydaları olacaktır. minimumda büyük plak şirketlerinin youtube üzerinde yüksek abone sayılı kanalları var ve kendilerinden çıkan şarkıları doğrudan o kanalda yayınlıyor ve hızlıca tanıtılmasını sağlıyorlar. itunes store'a girdiğiniz zaman en tepede banner şeklinde reklam vermek mesela, bireysel indie sanatçıların kolaylıkla yapabileceği bir şey değil.

    hatta bugünlerde sanatçı, tüm produksiyonu yine kendisi yapıp geliyor ve plak şirketine "eserimin dijital hakları (youtube, itunes vs geliri) senin olsun, sen de tanıtımı kendi kanallarından yap" şeklinde sözleşmeler imzalıyorlar. burada amaç tanıtımı hızlandırmak ve konser gelirlerini bir an önce başlatmak.
    ancak albüm kaydetmek gibi bir eforu kendi imkanlarıyla gerçekleştiren kişilerin tanıtım işine aynı eforu harcasa yine iyi yol katedeceğini düşünüyorum. bunun örnekleri de çok sayıda var. 3. yeniler adı verilen grupların bir çoğu tam olarak bu yöntemle önce kendi fan kitlesini yarattı, sonrasında plak şirketleri ile daha eli kuvvetli sözleşmelere girdiler.

    (bkz: youtube/@moresk)
  • bir üstte yazdığım entry'e paralel olarak:

    https://medium.com/…than-signed-artist-53679ecaf0ff
  • herkese merhaba arkadaşlar kanalıma hoş geldiniz, bugün yine sizlerle güzel bir veri paylaşmak istiyorum :

    http://prntscr.com/osig9b

    o ülkenin (yıllık) asgari ücretini kazanabilmek için spotify, tidal, youtube, apple music vs gibi mecralarda kaç kez stream edilmeniz gerektiğini gösteren tablo.

    elbette bu rakamlar youtube'un, spotify'ın vs ödediği rakamlar. bunun vergisini düşüyorsunuz eğer bağımsız sanatçı iseniz.

    eğer arada plak şirketi varsa %99 sözleşmenizde streaming haklarını plak şirketine devretmiş olduğunuz için para plak şirketine gidiyor (size verilen pay sözleşmenizde yazan pay - yeni sanatçılar için genelde streaming haklarının tamamını plak şirketine aktarıyorsunuz).

    plak şirketleriyle anlaşma yapan ve bu işten zararlı çıkan arkadaşlarıma bu rakamları gösterdiğimde "ama plak şirketinin youtube kanalında yayınlanmasaydım o streamleri de elde edemeyecektim" bahanesiyle geliyorlar.

    bu doğru - ancak aslında stream edilmiş olmaları dinlendikleri manasına gelmiyor. bir çok insan atıyorum netd muziğin youtube kanalına abone ve kanalı evde, dükkanda vs radyo niyetine açarak izliyor. artık kanalda ne varsa arkada çalıyor.

    özellikle "ahmet yılmaz - aşk" diye sanatçı ismi ve şarkı ile aramaya yaparak dinleyenlerin sayısı netd muzik abonelerinin arkada açıp çalmasına kıyasla çok az.

    ama bu az sayıdaki insanın sanatçıya konser bileti olarak dönüşü çok daha fazla.

    benim argümanım da "konserine gelip sana para kazandırmayacak ve stream parasını plak şirketine veren dinleyici ha var ha yok, senin için bir şey fark etmiyor".

    geriye kalan tek fark sanal bir "layk" veya "view" sayısı.

    e derdin sadece "x milyon view" ise onu da blackhat marketing forumlarında çok daha ucuza alabiliyorsun. plak şirketiyle muhatap olmak için hiç bir geçerli sebep yok.
  • yine bir plak şirketi gıybeti ile karşınızdayım.

    türkiye'de 2000lerde kurulup günümüzde hala ufak tefek çalan albümler kaydeden bir grubumuz var.

    bu grubumuz henüz spotify youtube gibi streaming kanalları ve dolayısıyla bunun gelirleri olmadığı dönemde yaptıkları plak anlaşmalarına göre gelirleri plak şirketi ile paylaşıyorlar.

    atıyorum - plak şirketi bunlara başta para veriyor (bu başlıkta daha önce yazdıklarımda detaylı anlattım) - sonra "albüm satış gelirlerinden ilk sene %20-%80 sonraki sene %35-%65 - sonraki seneler %50 - %50 paylaşılmak üzere bir sözleşmeleri var.

    bu sözleşmeler süreli olsa da, sözleşme süresince çıkan albümleri süresiz kapsıyor. yani plak şirketi ilelebet o ilk albümlere (3 tane diyelim) ve gelirlerine ortak.

    aradan 15 sene geçiyor streaming gelirleri muzik piyasasının en büyük geliri haline geliyor. plak şirketimiz ise gruba bu stream gelirlerini sözleşmedeki modele göre aktarmak yerine "bu stream gelirleri sözleşmeye konu değildi, bunların telif hakları yayın yakları bende, ben istediğim gibi yayınlar geliri alırım, sen sadece albüm satış parasından gelen hakka sahipsin" diyor.

    grup bu sözleşmeyi güncelleyelim diye uğraşsa da bir çok popüler sanatçının da plak şirketi olan bu plak şirketi (masaj muzik diyelim) buna yanaşmıyor diye duydum. en son grup dava açacaktı.

    halbuki grup bu albümleri yaparken atıyorum bankadan kredi çekmiş olsa, pr olsun, marketing kampanyası olsa bunları ajansla anlaşıp parasıyla kendi yaptırmış olsaydı, banka ne o zaman ne bugün bu gelirlerde hak iddia etmeyecekti. grup neyse borcu bir şekilde ödeyecekti, mevzu kapanmış, gelirler tamamen gruba ait kalacaktı.

    bir süredir kendi single-albümlerini yayınlama hazırlığı yapan bir arkadaşım bu konularla ilgili benle konuştuğunda detaylı olarak buraya yazdığımın aynısını ona da anlattım. herhangi bir işte olduğu gibi muzik işinde de "sahiplik" yani işin sahibi olma çok ama çok önemli. bu sahipliği kimseye kaptırmamak için her türlü manevrayı almak çok önemli.

    size bir ibretlik hikaye bırakayım - beatles şarkılarının telif haklarının sahipliğinin kısa bir tarihi.

    --- spoiler ---

    back in 1963, a publishing company was formed called northern songs. the owners were uk music publisher dick james (50%), beatles manager brian epstein (10%) and john lennon and paul mccartney (with 20% each). epstein got 10% in lieu of his management fee.

    the company went public in 1965 and lennon and mccartney’s shares dropped to 15% each.

    ın 1969, james, predicting the beatles’ impending break-up, sold his controlling interest to associated television (atv), a british television broadcaster. atv became the publisher of lennon and mccartney’s beatles’ songs.

    ın 1985, michael jackson bought atv music for a reported $47.5 million, out-bidding paul mccartney.

    ın 1995, jackson found himself in financial trouble and he sold half of atv to sony music for $95 million, creating sony/atv music publishing. thus, the value of the atv catalog had increased to around $190 million by then. by 2006 jackson had sold another 25% to sony.

    jackson died in 2009. ın 2016, sony bought out jackson’s remaining stake in atv music from the jackson estate for $750 million. therefore, the value of the catalog had increased to around $3 billion in 2016. today, sony/atv music publishing owns the vast majority of the lennon/mccartney beatles’ catalog.

    ın 2017, paul mccartney filed suit against sony/atv under the us copyright act of 1976. a provision in this act allows songwriters to re-claim the publisher’s share in their songs (written before 1978) after a 56-year period.

    ın 2017, sony and mccartney entered into a “confidential settlement agreement.” presumably, sometime in 2018 mccartney got the publisher’s share to his 1962 songs back after the 56 year period. ın 2019, mccartney should regain the rights to the songs from 1963. by 2026 mccartney should have all his beatles songs back.
    --- spoiler ---

    50 senedir kendi yazdığı şarkıların telif hakları için mücadele veren paul mccartney bu modelin ne kadar karlı olduğunu gördüğü için kendisi de kurduğu şirketler aracılığıyla 25000 eserin telifine sahip ve bu teliflerden yılda 10larca milyon dolar kazanıyor.
    netekim michael jackson da bizzat beatles katalogunu 47 milyon dolara alarak gelirlere ortak olmuş, sonra sony'e bu hakları yüzlerce milyon dolara satmıştı (ölümünden sonra mirasçıları 25%lik kısmı 750 milyon dolara sattı)

    paul mccartney'in 1976'dan önce yazılan kanun sebebiyle 56 sene sonra yayın haklarını geri alma hakkı olmasa idi, bu haklar ilelebet plak şirketlerinde kalacaktı ve eser gelirleri plak şirketlerine akacaktı.

    özetle gençler, şarkılarınız var, yayınlamak istiyorsanız plak şirketleriyle yaptığınız anlaşmalara "ben ne veriyorum ne alacağım" perspektifinden bakmanız elzem.
    güzel 3 şarkınız var, bunlar süper gelir getirdi, ama belki bunlar yegane hit şarkılarınız olacak. yıllar boyu bu şarkılardan gelir elde etmek varken tek kurşununuzu 5-10 bin liraya satın alınabilecek basit hizmetler (pr, marketing, dagıtım vs) bir plak şirketine vererek bu olanaktan mahrum kalıyorsunuz.
  • 2020 yılında bile halen ne kadar önemli ve gerekli olduklarını tekrar kanıtlamış oldular.

    geçen günlerde, linkin park'ın ölen vokalisti chester benington'ın ilk gruplardan biri olan grey daze grubu, chester'ın vokal kayıtlarını raflardan çıkarıp albüm yayınladılar.

    çok büyük ses getirmesi gerekirdi ama popüler bir plak firması ile anlaşmadıkları için sıradan bir albümmüş gibi piyasada muamele gördü. korsan sitelerinde bile çok düşük hitlerde seyir gösteriyor.

    bu tür ölmüş ikonik sanatçıların kıyıda köşede kalmış eski parçaları normalde daha çok ses getirir. nirvana'nın best of albümleri bile halen milyonlar satıyor.

    peki chester'ın grey daze'e bağlı albümü bomba etkisi göstermesi gerekirken neden cılız kaldı?

    (bkz: pr)

    plak firmalarının asıl mahareti albümü yayınlaması değil; reklamını yapmasıdır, tv kanallarında kliplerini yayınlatmasıdır, popüler radyolarda defalarca çaldırmasıdır, ünlü köşeyazarlarına yazı yazdırmasıdır, müzik kanallarının top 10 listesine sizi başka yöntemlerle ilk 10'a sokmasıdır.

    peki bu döngünün içinde firmanın karı ne? firmalar ağır kontratlarla her zaman sanatçılardan daha fazla para kazanır.

    albüm gelirinin en az %50'sini alır. konserlerden yüzdelik alır. elinize makarna alıp tv'de makarna firmasının reklamını yapsanız ondan bile yüzdelik alır. "bu şartlara bağlı kalarak bizim firmanın etiketiyle 5 yıl içinde en az 3 albüm daha çıkarmanız gerek" diyebilir.

    değeri bilinmeyen gruplar dediğiniz gruplar yüksek ihtimal bu kontratları imzalamamıştır.

    arkanızda kuvvetli bir plak firması yoksa chester benington'ı grubunuza vokal yapsanız dahi yine para etmez.

    şaşkınlık editi: 20 gün içinde neler döndü bilmiyorum ama korsan sitelerde bile rağbet görmeyen albüm şu an amerika'da 3. sıraya yükseldi.
  • bildiğin gasp ekonomisine dönmüş durumda türkiye'de.

    yaptığım produksiyonları bu online kanaldan dagıtan plak şirketleriyle görüşüp "onların label'ı altında" cıkartmayı düşünen amatör, yarı amatör sanatçılarla konusuyorum.

    sınırsız, süresiz bir şekilde eserin tüm haklarına muvaffakatname alıyorlar.
    karşılığında hiç bir ödeme, bir kompanse yok. "1 milyon aboneli kanalımız var orada yayınlayacağız" diyorlar. sen de sanıyosun ki "kendi başıma youtube'a yüklesem 100 kişi izleyecek, en azından bunların kanalda izlenme oranı artar reklam olur".

    açıp bakıyoruz ama "gasp muzik" youtube kanalına, yüklenen şarkılara, 1 ayda 400 kişi izlemiş. 2 ayda 500 kişi izlemiş. ee? ne anladım ki ben bu işten?

    hem sanatçının özenerek, çalışarak, para harcayarak yaptığı eserin üstüne çök, gasp et, hem de söz vermesen de ima ettiğin "çok izlenecek" sözüne dair herhangi bir ispat göstereme.

    "bizde sezen aksu var teoman var..." (isimleri attım) - la olm onlar youtube'dan önce de vardı ? eşek yüklese gene 1 milyon izlenecek, senle alakası yok ki onun?

    özetle bagımsız, no name sanatçılar için asla ve asla bulaşılmaması gereken, el verilmemesi gereken kurumlara dönüşmüş durumda plak şirketleri.

    her şey elinizin altında. gidin eser sahipliği için meslek birliklerinden birine kayıt olun. 40 tl istiyorlar yıllık.
    sonra distrokid cdbaby neyse oradan eserinizi yükleyin, youtube'a ister klipli, ister lyric video ister albüm kapağıyla yükleyin, sonra kendi reklam-pr çalışmanızı yapın. ya da yeni şarkılar yapın sürekli yükleyin.

    belli bir kitleye ulaşmadan, belli bir tanınırlığa ulaşmadan plak şirketine şarkı vermekle sokağa atmak arasında zerre fark yok. haklarınızı devrederken katiyen karşılıksız bir şeye imza atmayın.
    (bkz: show me the money) deyin. muziğinizin gideri varsa, kitlenizle bunu ispatlayabiliyorsanız zaten sike sike verecekler size parayı şarkıyı kendi portföylerine katmak için. değilse zaten bunlarla uğraşmanıza ve risk almanıza da gerek yok.

    tuttunuz şarkıyı verdiniz diyelim no name olarak.
    2 sene geçti 500 kişi izledi.
    sonra bir yönetmen tuttu şarkıyı dizide kullandı diyelim.
    20.000.000 izlendi.

    o paradan kuruş göremiyorsunuz. hepsini çünkü 2 sene önce gasp muzik yapımcılık a.ş.'ye devrettiniz. geçmiş olsun, soguk su loading.

    benden uyarması. "nasıl yaparız" soruları için her zaman yeşillendirebilirsiniz. seve seve yardımcı olurum.

hesabın var mı? giriş yap