şükela:  tümü | bugün
  • bir aldous huxley fonografı.. kendisi 1928, türkçesi 1961 tarihlidir.. mina urgan, baş ses mark rampion'u pek sevse de, d h lawrence kendisinden hiç mi hiç hazzetmemiştir..
  • bir müzik terimi aslen.. türkçedeki tek karşılığını bir huxley romanında bulmuş olması haysiyetinden geliyor olsa gerek.
  • (bkz: kontrpuan)
  • aldous huxleynin, türkçe çevrisi* iletişim yayınlarından çıkan ve yaklaşık 700 sayfa olan mükemmel romanı..
    huxleynin gözlem yeteneği, insanda herifin 11 kere reenkarne olduğu kuşkusunu yaratıyor. zira bir insan bir ömre bu kadar bilgi ve düşünce sığdıramaz.

    edit: koskoca aldous huxley'e herif demi$im! igrenc bir insanim.
  • işte böylelerinden oluşur tanrının cenneti.
  • aldous huxley'in hayatinin romanidir. kitaptaki bircok karakter ailesindeki ve arkadas cevresindeki insanlardan esinlenerek canlandirilmistir. hatta philip quarles karakteri ile kendisine de hikayesinde yer alma imkani yaratmistir. kanimca bu sebeple en cok bu kisinin monologuna yer verilmistir.
  • bu kitapta huxley muthis bir detayla karakterlerinin 700 sayfada tanımini yapmis, onların tüm düşüncelerine en ince detayına kadar yer vermistir sanki. romani yazmaya başlamadan önce kimi yazarların tuttugu karakter kartları gibi.
    ama huxley, karakter kartini asip 700 sayfaya karakter ozelliklerini, bu karakterlerin dusunce sekillerini anlatir gibidir. romanın 23. bolumunde kendisiyle ozdestirdigi philip quarles'in agzindan dusunce romanında karakterlerin detaylandırılmasının gerekliliginden bahseder ve hicbir zaman dogustan romanci olmadigini soyler. (bu sozun detayini mina urgan onsozde aciklamis)
    sahsen kitabı bitirdigimde, evet karakterlerimiz tanitildi, asil roman simdi yeni baslayacak hissine kapıldım. tüm karakterleri gözümün onunde canlandırabiliyorum su an, yolda karsilassam ve tanissam onlarla, hic zorluk çekmem anlaşmakta.
  • kıyaslamak imkansız lakin kendimi bile sayfalarca tarif edemeyecek durumdayken, bir insanın yazdığı romandaki tüm karakterleri sıkmadan incelemesi tarifsiz bir aşağılık duygusu yaratmıştır bende. bununla da yetinmeyip, betimlemeler ve aralara sıkıştırılan ufak denemeler dahi baymamaktadır. lakin önsöz kısmında mina urgan sanırım kitabın sonu hakkında fikir sahibi yapmıştır okuyanları. olsundur, zira 700 sayfa çeviren birinin kitabı hissetmesi gayet de doğaldır, vermek istediği bilgiyi vermiştir sadece.
  • huxley'nin belki de en cüretkar hamlesi, bir düşünce adamı ve romancısı olarak yarattığı philip karakterine, düşünce romanlarının zaaflarını söyletmesidir. philip quarles'a göre düşünce romanı uydurma bir iştir ve bu engellenemez; çünkü kavramları derli toplu ve kolaylıkla sayıp dökebilen insanlar tam anlamıyla gerçek olamayacak ve daha çok bir canavara benzeyeceklerdir ve canavarlarla yaşamak da eninde sonunda oldukça yorucudur. bu yaklaşımla huxley, romanın bir diğer kahramanı mark rampion'u haklı kılarcasına insan olmanın önemine vurgu yapmaktadır. düşünceler ve özellikle ruh gibi soyut kavramlar, rampion'a göre insanı barbarlaştıran ve tektipleştiren tehlikelerdir. ancak huxley, philip quarles'a olan yakınlığını hissettirmeden de geçmez. düşünce romancısı, romanında, dile getirecek düşünceleri olan kişileri ele alma zorunluluğundan, insan soyunun ancak binde birine yer verebilir. işte bu yüzden der, gerçek romancılar, doğuştan romancılar, düşünce romanları yazmazlar; ve kendi ağzından söylermişçesine, bir diğer kahramanı ruha tapan burlap'ın temsil ettiği sahtekar insana dersini veren bir itirafta bulunur; "ben doğuştan romancı olmakla hiçbir zaman övünmedim."
    düşünmeden edemiyor insan.