şükela:  tümü | bugün
  • fazla öne çıkmamış bir pink floyd parçası olmakla bereber sonundaki solonun ve arka plandaki efektlerin inanılmaz birbirine uyuştuğunu farkettiğim,david gilmour'un gitarı ağlatırken bizi de geçmişimizdeki güzel anılarımıza götürdüğü şarkıdır.
  • sözleri syd barrett ve roger waters kokan muhteşem şarkı.
  • iyileştirebilen, yaraları sarabilen ayrı kutupların şarkısıdır, yollara,yıllara rağmen. ortasından atlı karınca geçer, division bell eşliğinde. pink floyd'la aynı yüzyılı paylaşmayı sevdiren şeylerden biri.

    "the rain fell slow, down on all the roofs of uncertainty
    i thought of you and the years and all the sadness fell away from me
    and did you know...

    i never thought that you'd lose that light in your eyes"
  • huzunlu bir bilge edasiyla soyletir sarkiyi, division bell'de belki bir kac damla duser, sonra aynaya kosulur gozlere bakilir isik orda mi diye? fark edilir ki, iki insan vardir icinde, bir bilge bir de sen.. ama ortada aglayan kim? onu bilmiyorum..
  • bazı pink floyd parçaları; floydian hastalığına düşmüş kişilerin dışında pek az bilinir ve bir floydian için the division bell albümünün kıymetinin ölçülmesi zordur. hatta; en kötüsü bir floydian’e sorulacak “pink floyd müzik grubu mu?” sorusudur. işte tam da orada, özlem duyulan 70’li yılların esrik, kavruk düşlerinin, the wall albümünün güzide parçası one of my turns’ün 00:35’inci saniyesinde tuzla buz olan cam parçalarına dönüştüğü andır. pink floyd nasıl anlatılabilir ki abiler? “bir düşünün abiler” hangisinden bahsetsem ki, high hopes ile başlar çanlar çalmaya ve coming back to life’a kadar gelir süreç. işte poles apart dahi böyledir, anlatılması güçtür, yazma olur kalem. bu parçanın en güzel kısmı bencileyin:

    “the rain fell slow, down on all the roofs of uncertainty
    i thought of you and the years and all the sadness fell away from me”

    dizeleridir. david gilmour, işte yukarıdaki dizelerde aynen high hopes’ın en vurucu yeri olan the grass was greener dizelerini söylediği ses tonunun vuruculuğunu koyar ortaya.

    “the rain fell slow, down on all the roofs of uncertainty”
    “yağmur ağırdan düşüyor belirsizlik çatılarının üstüne”

    “i thought of you and the years and all the sadness fell away from me”
    “seni düşündüm ve bütün yıllar, bütün hüzün aktı üzerimden”

    alléluia, allahuekber, hallelujah ! *
  • esasında hepsi birbirinden güzeldir ve poles apart da o güzelliklerin göz bebeklerindendir.
    o gözbebeğinin dibindeki ışıktır, herkesin göremediği..

    şimdi ben biliyorum, ve biliyorum ki, sen de biliyorsun..
    şimdi ben görüyorum, ve görüyorum ki, sen de görüyorsun..
    şimdi ben inanıyorum, ve inanıyorum ki, sen de inanıyorsun..

    "i never thought that you'd lose that light in your eyes"
  • the division bell albumunun üçüncü parçası olmasına rağmen öncesindeki parça olan what do you want from me ile değil de ilk parça olan cluster one ile bir bütünlük içerindedir. albumun daha baslarında bizi muhteşem vedaya * hazırlarmışcasına tutamaz arada kendini. çan seslerini işitiriz uzaklardan. gilmour daha zamanı var dermişcesine yatıştırır coşmaya çalışan gitarını. ardından da sizi o "son" düşüncelerinden alıp koparır, sonsuzluğa ucurur `:marooned
  • ismi ile müsemma bir eserdir zira üçüncü dakikada başlayıp yaklaşık bir buçuk dakika süren süre boyunca dinlediğimiz bölümde beden-ruh birlikteliğini bozan astral seyahat benzeri edimlere yelken açtıran atmosfer bir apart olayıdır. ayrıca şarkı içinde iki ana farklı melodi de bir apart olayıdır.
    pek tabii pink floyd ve diğer müzisyenler de bir apart olayıdır.
  • "to be poles apart" haliyle zıt kutuplarda olmak anlamına gelen ingilizce idiom.
  • sonsuza kadar çalsa sonsuza kadar dinleyeceğim yegane pf şarkılarından biridir.