şükela:  tümü | bugün
  • (ehem, uzman tv doktoru ses tonuyla konuştuğumu hayal edin hemşirelerim)

    polikistik over sendromu şu üç şeye hiç gelemez:

    - şakaya
    - hareketsizliğe
    - kilo almaya

    ben 16-18 yaş arası ergenlikten sebep adeta bir topaç kıvamında gezen bir küçük isolde iken, 2-3 ayda bir regl olmak ama her ay bu stresi yaşamak, yumurtalıkları cadı tırnaklı bir el tarafından sökülmek isteniyormuş gibi acı çekmek canıma tak edince annemle beraber cerrahpaşa yollarına düşüp, endokronoloji senin, radyoloji benim, dermatoloji berikinin gezerek, nur topu gibi bir polikistik over sendromuna sahip olduğumu öğrenmiştim. sonuçta 6 ay diane 35 kullandım, o dönem "iştah açar, kilo yapar" diyen herkesin aksine 13 kilo verdim, psikolojim de gayet iyiydi. üniversiteye başladım, reglim hep 5 ila 10 gün arası gecikse de fena değildi, en azından artık 3 ayda bir değil her ay tekrar ediyordu.
    üniversitede daha da çok kilo verince regl takvimin daha düzenli bir hale geldi, vakit buldukça zıplıyordum, 4-5 kilo alsam da ekseriyetle geri veriyordum.
    bu arada belirtmek isterim ki pcos illa ki alt bedeni ince, üst bedeni kalın insanların yakasına yapışmıyor. armut tipli filan değil direkt kum saati olarak devam ettiğim hayatım boyunca, tüm pantolonlarım, elbiselerim tamire gitti çünkü bel - basen arasında 1.5 beden fark vardı en ince olduğum zamanlarda bile. bir karınca belli olarak, marie antoinette devrinde yaşasam sosyetenin en revaçta hanımlarından biri olurdum, mad men'e koysan kimse "bu kadın kim lan?" demez inanın asdfgfds.

    neyse, gelgelelim her şey yolunda giderken son 2 aydır yine regl takviminde bir cörtleme, sağ overımda kör bıçakla kesiliyor gibi bir acı sonucu yine kadın doğum yollarına düşünce öğrendim ki, orosbu polikistik over eskisi gibi ağır olmasa da strikes back, ve o acı kör bıçaktan değil 3 cmlik bir kistten kaynaklanmaktaymış.

    peki pcos neden durduk yere hortlamıştı? yoksa durduk yere değil miydi?
    evet evet değildi, çünkü isolde kardeşiniz "ot kutlaması bok kutlaması", "ay çizim yapıyorum tamam maa", "oooov hiç zamanım yok, hemen ağzıma ne bulursam tıkıştırayım", "çok depresyondayım ve bir büyük paket haribo fantasia yemek bana çok iyi gelecek", "ihihihi yılbaşı" gibi son derece sikimsonik sebeplerle danalar gibi yiye içe tam 7 kilo almıştı!
    doktorun bile hemen fark ederek "kilo mu aldın sen?" demesi sonucu psikolojisi iyice laçka olan isolde, bir de pcos şerefsizinin geri geldiğini öğrenince resmen orada ölesi gelmişti.
    fakat doktorun güzel haberleri de vardı isolde ve pcos mağduru hemşireleri için:

    soru - polikistik over sendromu, çocuk sahibi olmada bir soruna yol açar mı? (evet başlıca derdim bu)
    cevap - pcos çok ağır seyretmediği sürece çocuk sahibi olmada bir engel teşkil etmez, hastaların %50'si istediği an hemen hamile kalabilirken diğer %50 çok ağır olmayan tedavilerle çocuk sahibi olmaktadır.

    soru - diane 35 (bana yazılan bu) kullanmasak olur mu? bitki çaylarıyla (hayıt tohumu, ısırgan vb.) olmaz mı sadece? doğum kontrol hapının ileride çocuk sahibi olmaya olumsuz bir etkisi var mı?
    cevap - bitkisel kürler için garanti veremiyoruz, tabi ki yapılabilir ama özellikle kist varsa doğum kontrol hapı şart, çocuk sahibi olma konusunda ise doktor kontrolünde kullanıldığı sürece zararı yok.

    soru - adet kanamasının 6-7 gün ve yoğun olması iyi bir şey mi? benimki bazen 2 - 2,5 gün sürüyor, bazen 5 gün. bu yumurtlamamın az olduğunu mu gösterir?
    cevap - adet kanamasının uzunluğuyla yumurtlama miktarının çok ekstrem durumlar (1 gün, sadece leke bırakma) haricinde bir ilgisi yoktur. 6 - 7 gün yoğun kanamalı geçen bir regldense, 2 gün normal geçen daha sağlıklıdır.

    soru - pcos gerçekten berbat bir şey değil mi?
    cevap - pcos genellikle sonradan oluşmaz, ilk reglden itibaren vardır, kilo, moral, kullanılan ilaçlar vb. durumlara göre ortaya çıkar. berbat ya da tedavisi mümkün olmayan bir şey değil, hormonal bir durumdur.

    neticede sevgili arkadaşlar, pcos'dan nasıl korunur, etkisini nasıl minimuma indiririz?

    - pcos, türk kadınlarının hatırı sayılır bir kısmında, şiddetli ya da az, fakat maalesef olan bir problemdir. kilo pcos'u, pcos kiloyu tetikler, sonra bir bakmışsınız benim lisede yaşadığım gibi 2 senede bir dubaya dönmüşsünüz. pcos hormonal sorun + kilo ile var olan bir şeydir.

    - ergen kızınız, yeğeniniz, yakın tanıdığınız varsa iştahını kontrol etmesi konusunda yol gösterin, fast food denen naneden uzak tutun, yasaklamayın, ileride yaşayabileceği sorunları anlatın. "genç kız" demeyin, mutlaka bir kadın doğum uzmanına rutin kontrole götürün, sürekli devam edebileceği bir spora ve hareketli bir yaşama yönlendirin ki mesela benim gibi 2-3 ay süren hareketsiz dönemleri olamasın.

    - beslenmenize dikkat edin. çok kilo verdiği dönemden beri (ki 7 sene oluyor) kolay kolay beyaz pilav, şerbetli tatlı, döner, hamburger, kızartma yemeyen ben, bu 7 kiloyu aldığım dönemde hepsini yedim, sevmeyerek hem de, stresten, dalgınlıktan, vakitsizlikten dolayı. kendime özel yemek yapma, bir yere gideceksem öğünümü hazırlayıp yanımda götürme, akşam en geç 8'den sonra hiçbir şey yememe gibi güzel alışkanlıklarımı bıraktım, gece yarısı kestane yedim. yediğim hurmalar gerçekten vaad ettiklerini yaptı asdfgfd.

    - eskiden neler yiyordum? yeşil sebzeler, işlenmemiş kuruyemişler, şeker ilave edilmemiş kuru meyveler (marketlerde satılan yabanmersini kurusuna şeker + ayçiçek yağı koyuyorlar benden söylemesi), bol yoğurt, bol salata, bulgur, yeşil mercimek, unsuz ve tereyağsız çorbalar süper besinlerken, paketlenmiş her türlü gıda, tuz, her yağın fazlası, öküzdoyuran boyu sandviçler (kepekli de olsa), her tür şarküteri ürünü (yağı az olanın tuzu yüksek), bira ve yanında yenen o iğrenç baharatlı cipsler fıstıklar, ağır kremalı pastalar, hatta dışarıda içtiğiniz tam yağlı kutu ayranlar ve bol köpüklü açık ayranlar bile inanılmaz zararlıdır.

    - 28 senelik hayatım boyunca bazen sevgililerimden bile çok sevdiğim tek şey: tuz. ve pcos'un hortlamasıyla yaşadığım şu süreç bana artık tuzla yollarımı kesin şekilde ayırmam gerektiğini bir kez daha hatırlattı. 2-3 gündür hiç de fena gitmiyor, bazen elim tuza gidecek olsa da kendime çok kolay hakim olabiliyorum.

    - ve bir de baharatlar var. hani şu "rejim yemeğinizi baharatlarla tatlandırın" yanlışı. baharat çok afedersiniz, salon kadını kimliğimden sıyrılıp biraz açık konuşacağım ama dünyanın en büyük göt büyütücülerinden biri hatta başıdır, deliler gibi iştah açar, yedikçe yiyesiniz gelen cipsleri, dışı baharatlı harç kaplı her türlü gıdayı düşünün, size onu çılgınca yediren şey baharat + monosodyum glutamat kombosu. yemeklerinizde mümkün olduğunca az baharat kullanın, yanında bol yeşil salata tüketin.

    - su önemli. günde 2 bardak yeşil çay + en az 2 litre su ikilisinden aksatmadığım zamanlarda gayet iyi sonuç alıyorum. su güzelliktir, temizler, söker, atar.

    - tabi ki tüm bunları yapmanız, battaniye altına girip kucağınıza laptop alıp, tek aktivite yandaki çaya uzanmak olunca bir boka yaramıyor sevgili fildişi sahilleri halkı. ehemm, isolde kardeşiniz daha zeki bir insanken haftada birkaç gün 8 km yürür, yattığı yerden bile kaslarını sıkıp bırakmak suretiyle egzersiz yapardı, sonra çok şımardı allahın salağı :( fakat gardrobun üzerinden irice bir vicdan azabı gibi kendisine bakan pilates topu, nihayet aylar sonra zemine inmişti ve ikisi birlikte yine güzel olacak, bol bol ebru şallı'yla selülitsavar + şebeklik yapacaklardı. birkaç aydır dolaba tıkılsa da reebok easytone ayakkabıları da onu hiç unutmamış ve dolaptan çıkarılınca çok mutlu olmuşlardı.

    - sonracığıma, mesela tek başınıza diyet ya da spor yapamıyor musunuz, içinizden gelmiyor mu? ne yapacağınızı, nasıl yapacağınızı bilmiyor musunuz? bu konuyla ilgili forumlara üye olun, siteler takip edin, mesela en basiti pinterest'in health & fitness boardlarını takip edin:
    http://www.pinterest.com/all/health_fitness/ inanılmaz yararlı şeyler bulursunuz.
    pinterest'ten bulduğum bir sayfa, sorunlu bölgelerinize göre egzersizler öneriyor:
    http://www.divine.ca/…health/exercise-finder/c_266/
    çok mükemmel ayakkabılara, spor kıyafetlerine sahip olmaya mecbur değilsiniz, olduğunuz gibi çıkın yürüyün, parklardaki aletlerle spor yapın.

    - pcos yüzünden saçlarınız mı dökülüyor? tüm testlerinizi yaptırın, demirinizi, çinkonuzu ölçtürün, doktora sorup biotin ve başka vitamin destekleri kullanmaya çalışın. eğer pcos sizde androjende aşırı yükselme, kıllanma gibi sorunlara yol açtıysa (herkeste yapmıyor, mesela bende yapmadı) doktorunuz androcur vb. yazacaktır zaten.

    - pcos için doğal kürlerden herhalde en çok şu soğan suyu kürü biliniyor. ben geçen ay denedim ama ne o kadar vaktim vardı, ne de mideme iyi geliyordu, forumlardan araştırdığıma göre faydasını gören çok olmuş. benim yeni yeni yapmaya başladığım ve etkisini hissettiğim bir şeyse, günde 2 fincan hayıt tohumu çayı içmek (bkz: hayıt) gerçekten söktürücü ve ağrı azaltıcı etkisi var.
    yeşil çay içmek için kullandığım kendinden süzgeçli bir kupam var, günde 2 defa 1'er silme tatlı kaşığı hayıtı taze demleyip içiyorum. pcos'u hayatımdan tamamen sökmeyi ve eski formumdan daha iyisine kavuşmayı istediğim şu zamanlarda, yine pcos'a çok faydalı olduğunu okuduğum ısırgan çayına da başlayacağım. sonuçları bildiririm.

    kim bilir belki de yarın sahilde koşarken yanından geçeceğiniz isolde sizi seviyor ve polikistik over sendromsuz nice güzel yıllar diliyor sevgili hemşirelerim ^^

    edit: civanperçemi + aslanpençesi. bu ikisini her gün demleyip için 1 fincan. ne varsa söktü attı, iç kanama geçiriyorum sandım yeminle.
  • an itibariyle tam 15 senedir sahibi olduğum evcil sendrom.

    hastalık demek istemiyorum zira bence hastalık değil. tanımını öyle yapamıyorum çünkü esasen günlük yaşamı ters yüz eden bir hali yok. 'seninki hafiftir abla' falan diyecek olanlara şimdiden bildireyim en ağır vakalardan biriyim.

    ilk regl oluşumla birlikte ortaya çıktı bu arkadaş. hiper düzensiz bir seyir olunca bakıldı edildi, polikistik over'mişiz, tamam güzel. hiç beklemeden doğum kontrol haplarına başlandı ki bu ortaokul yıllarına tekabül etmekte. hem gereklilik olduğundan hem de doktor çocuğu olmanın verdiği normal karşılama sebebiyle ben okulda löp löp yutuyorum hapları, hiç sorunum yok. tabi bir süre sonra pek eğlenceli bir hal aldı bu durum ama oralara girmiyorum neyse...

    her polikistik kadın regl dönemini ağrılı geçirir diye bir kural yoktur. ağrılı geçirenler daha ziyade dismenoreden muzdariptir. genelde kanama şiddeti ve süresi polikistik over sahibi olmayanlardan fazla ve uzundur. bu noktada 'vücudum temizleniyor, ohh miss!' düşünce tipini öneririm. işe yaradığı tecrübeyle sabittir.

    incecikken bir anda hem ilaçlar hem de kendi özelliği nedeniyle kilo alımına sebep olabilir. ama insülin direnci tabir edilen durum kontrol altına alındığında bu iş kendi kendine düzene girer. göbek bölgesinde yağlanma en sevdiği şeydir fakat kiloyla polikistik over tam anlamıyla doğru orantılır. kilo varsa polikistik over azar, kilo verdikçe düzene girer. kolay kolay kilo verilemez, bu sinir bozabilir, bu anlar için de 'geçmeyecek bir şey değil, insanlar nelerle baş ediyor birader...' fikrini tavsiye ederim. bir süre sonra etkili oluyor kendisi.

    gelelim tüylenme hadiselerine...evet çok sinir bozucudur. hatta muhtemelen en kötü yanıdır. insanı canından bezdirir. 'be hey anneciğim babacığım, madem böyle olacaktım niyüçün kız çocuğu oldum?!' dedirtecek kadar çileden çıkarabilir. unutmayınız ki bu hissiyatınızda mahalle baskısı denebilecek abuk yorum ve dalga geçmelerin de etkisi çoktur. eğer sizin başınıza geldiyse sakin kalmaya, yavrunuzun başına geldiyse bizzat şahit olmasanız dahi mümkün olduğunu bilerek subliminal mesajlar vermeye çalışınız.
    eğer düzensizliklerin vesaire tavan yaptığı, polikistik hallerin çok aktif olduğu dönemdeyseniz epilasyona falan gitmeyin. hiçbir işe yaramaz, asabınızı daha çok bozar, hiç geçmeyecek ümitsizliğine kapılmanıza neden olur. bünyeye aldığınız lazer falan da yanınıza kar alır. doktorunuzla iletişim halinde olarak, onun önerdiği zamanda gidin ki işe yarasın, sizin de moraliniz düzelsin.
    bu süreçte ise sizlere bioder denilen ürünü tavsiye edebilirim. aktif dönemde hem biraz işe yarar, hem de bizzat sizin uyguladığınız bir şey olduğundan psikolojik olarak olumlu etki yaratır.

    benim doktorum aynı zamanda ablam gibi bir şey. onda da var polikistik over ve bana senelerce '5 yıl sonra rahat edeceksin, bak gör!' dedi durdu. ben artık 'nerde lan bu allahın belası 5 yıl sonrası, bi gelemedi!' serzenişlerindeyken geldi mübarek 5 yıllar. gerçekten yaş ilerledikçe kendini toparladığı doğrudur. 25 civarı düzelir gibi olur, 27 sularında iyice umut vaat etmeye başlar ve gözlemlerime göre 30'dan sonra süper rahatlayıp, 35 civarında hiç olmamış gibi hissettirir.

    yazdıkça yazasım geliyor, bitmek bilmez yaralarım varmış meğer. devam edeyim...

    hakkında yapılmış en güzel tanım 'incili kadınlar'dır. tanım sahibinin yazısını şuradan okuyabilirsiniz.

    sivilce konusu da problemdir evet. bendeniz şahsen tam 3 kere maksimum dozda roaccutane kullandım fakat hep geri geldi hep geri geldi lanetler. inat edip kullandım aslında, o dönemde kullanma, başa sararsın demişlerdi. gençlik işte, dinlemedim, sonra moralim yerlerde süründü.

    en önemli etkenlerden biri inanmazsınız stres. ne kadar enteresan...oysa ki hiç aklımıza gelmezdi yani. koşturmacalı, az uykulu, stresli düzensiz hayatımı bırakıp temiz havalı, pek tatlı, düzenli bir hayata geçince kendi kendine düzeldi bu meret. ilaçsız falan. ilaç kullanmayı bırakalı 2-3 yıl oldu gerçi, ama aralarda ayarı kaçıyordu yine. şimdi sıfır ilaç, on numara over halindeyim. yersem kilo alıyorum, dikkat edersem hoop veriyorum. tüylenme falan filan yok, sivilce derseniz anca asabım bozulursa.

    diyeceğim o ki a dostlar; hastalık gibi bakmayınız bu arkadaşa. içinizi ferah tutunuz, her ne kafanıza takılırsa, kendinizi kötü hissederseniz, oram kıllı buram tüylü diye ağlayacak olursanız, göbişim löpür löpür oldu diye üzülürseniz, özetle bununla ilgili her ne sıkıntı yaşarsanız bana bi mesaj çakın yeşillendirin beni. birçok şehirde doktor dahi önerebilirim. artık bende her yol mevcut, yemyeşil yapayım sizi.

    öptüm, kib, by.

    yıllar sonra gelen edit: gelelim işin doğurganlık kısmına. evet, polikistik overlilerin çocuk sahibi olması biraz daha zor görünür. lakin ne zaman yumurtlayacağınız belli olmuyor olabilir, o nedenle kaza kurşununa kurban gitmemek için dikkat etmenizi öneririm.

    ben bu pcos üzerine bir de kendini boğmaya çalışan yumurtalığım nedeniyle iç kanama geçirip o yumurtalığın yarısından oldum. bunun pcosla alakası yoktu yanlış anlaşılmasın. güdük bir yumurtalıkla ve böyle bir geçmişle, haberim olmadan hamile kaldım. o kadar haberim yoktu ki çocuğu antibiyotik sandım. mide bulantıları, manyakça yeme isteği falan antibiyotikten değil bebedenmiş meğer.

    yani yıllar yılı duyduğum 'ay polikistik overlilerin de zor bebesi olur ha!' tezini tek atışla çürüttüm. eğer bebe planınız varsa kafanıza takmayın, rahat olun. gördüğünüz gibi olacaksa oluyor yani. doğdu da 6 ay bile geçti. insan gerçekten hayret ediyor hemşireler.
  • bünyenin isyankarlık ve gurur hadiselerini abartmasıdır. biri gelsin de döllesin diye yumurtlamayı gurur meselesi yapar. attıklarım noldu sanki, hem israf haramdır der. bünyenin polat alemdarlaşmasıdır. ben kimseden emir almam triplenmesidir. beynin emirlerine karşı gelir. kazan kaldırır. kötü günler için biriktirip sakladığını zannettiği yumurtaların en polisinden kist olmasını beklemez elbet. bir de emirlere karşı geldiği için cezalandırılır.
    bedelini ağrılarla sancılarla ve daha pek çok şeyle öder.
  • "regl olmaktan aldigim tadi baska hicbir seyde bulamadim."
    bir pcos'lu
  • "ne de olsa pos var bende, kolay kolay hamile kalmam" diyerekten korunmayı bıraktığınız anda, kütt! diye hamile kalabiliyormuşsunuz. ben bugün bunu öğrendim.
  • ablamın uzun süredir karnında bir şişlik vardı. hep gazdır, reglim gecikti ondandır diye diye doktora gitmeyi baya bi erteledi. ağrı yapmaya başladığında kalktık gittik. ultrasondan sonra doktor acayip fırçaladı. şimdiye kadar niye beklediniz, acilen ameliyat olman lazım falan dedi. korktuk tabi bizde. bir yumurtalığında 7 cm, diğerinde 14 cm kist var dedi (evet cm, santimetre). iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunu patolojiden önce bilemeyiz, korkmana gerek yok dedi. tabi hemen uzman tv den videoları izlemeye başladık. korkuyoruz bi yandan, ama doktor böyle böyle dedi diye kendimizi de avutuyoruz bi şekilde.

    hemen doktor araştırmaya başladık. birini bulduk, adam bizi karşısına aldı, duymak istemediğimiz her şeyi iki dakika içinde yüzümüze çarptı. 14 cm çok büyük, kötü huylu olma ihtimali çok çok yüksek, yayılmış olma ihtimali çok çok yüksek, eğer öyleyse yumurtalıkları almam gerekir dedi. hemen yarın ameliyata alıcam, ameliyat sırasında önce laparoskopiyle bir kaç parça alıp, hızlı patolojiye göndericem, eğer iyi huyluysa yine aynı yöntemle temizlicem, ama eğer kötü huyluysa ve yayılmışsa göbek deliğinden aşağı doğru kesip yumurtalıkları almam gerekir dedi. laparoskopi, diğer yöntemden daha ucuz, onun için prosedür gereği hızlı patolojiden sonra çıkıp diğer yöntem için sizden onay almam gerekicek, ameliyat sırasında çıkıp size bilgi vericem, tahminen üç-dört saatlik bi ameliyat olur dedi.

    eve geldik, o gece geçmek bilmedi zaten. herkes odasında ama kimse uyuyamıyo. sabah kalktık gittik, 7de aldılar ablamı, biz de kapının önünde bekliyoruz. saat 10 oldu, 11 oldu, doktor çıkmadı. ha şimdi çıkar ha şimdi çıkar diye bekliyoruz. saat 14.30 da çıktı, kusura bakmayın haber veremedim dedi, hızlı patoloji sonucu iyi geldi, tekrar patolojiye göndericez parçaları ama sorun çıkacağını zannetmiyorum, laparoskopiyle temizledim hepsini, onun için uzun sürdü dedi.

    ablamı odaya aldılar. hepimiz başında bekliyoruz. gözünü açtı, ama hala narkozun etkisinde... hemen anne dedi, annem ablamın elini tuttu, ablam kafasını kaldırdı; "çocuğum olmayacak dimi?" dedi, o an öldük zaten. odanın içindeki herkes hüngür hüngür ağlamaya başladı. yok dedi annem, iyi geçmiş, yumurtalıkların alınmadı dedi. sonra titremeye başladı ablam, üşüyorum üstümü örtün falan.. 4-5 kat battaniye örttük, hala üşüyo. o ara bi hasta bakıcı geldi, iyi misin diye bakmaya geldim dedi. bi baktı herkes ağlıyo. niye ağlıyosunuz, doktor iyi geçtiğini söylemedi mi dedi. ben "ablamı hiç böyle görmemiştim" dedim. ohoo siz aşağıdaki halini görseydiniz ne yapacaktınız acaba, yıktı ortalığı dedi. kadın o halini görünce merak edip bakmaya gelmiş. artık aşağıda nasılmışsa... sonra doktor geldi, sıkıntı yok, hızlı patoloji sonucu iyiydi, yumurtalıklara dokunmadım, laparoskopiyle hallettim dedi, tekrar uğrarım dedi gitti. ablam hala inanmıyo, hissetmiyorum alt tarafımı, beni üzmemek için böyle söylüyosunuz falan diyo. dedim açalım karnını bak, o zaman inanırsın. açtık göstermek için, en başta bakamadı, sonra baktı, bu seferde mutluluktan ağlamaya başladı, odadakiler yine iptal tabi. daha sonra konuştuğumuzda hiç birini hatırlamıyo, tamamen narkozun etkisindeymiş.

    ameliyat faslı başarılı şekilde bitti, ama asıl olay sonrasında başladı. 3 ay ilaçlarla yapay menopoza girdi. sürekli bi sinir harbi, camı aç yandım yandım yandım, kapat kapat dondum dondum dondum vesaire... daha sonrasında bi kaç ay daha çikolata kistleri oluştu ama sıkıntı olmadı. 2 sene falan geçti üzerinden, şuan gayet iyi.

    velhasılı yumurtalık kisti'nin tanımı, en azından bir erkek olarak benim için: "çocuğum olmayacak dimi?"dir. bu olaydan sonra her duyduğumda tüylerim diken diken olur. cidden kadın olmak zor zanaat, allah kolaylık versin.

    (bkz: endometriyozis)
  • kadinlarda hormon dengesizligi yuzunden yumurtaliklarin ve bazi salgi bezlerinin anormal calismalari sonucu ortaya cikan kompleks bir rahatsizliktir. yumurtanin olgunlasamadan kucuk kistlere donmesi sonucu regl durumlarinin aksamasi ve bu hatali yumurtanin salgiladigi androjenlerin kadinda sismanliga, istenmeyen yuzde ve vucudun cesitli bolgelerinde anormal tuylerin belirmesine, adet donemlerinin duzensiz olmasina, ilerde kisirliga, seker hastaligina ve kalp rahatsizliklarina yol acar. hormon tedavisi, insulin durumu dikkatle incelenir, bazi hallerde yumurtalik uzetinde buyuyen kistlerin ameliyatla alinmasini gererekir. hasta bazen bu durumdan kendi bunyesiyle siyrilir, bazen uzun donem tedavi gorebilir, bazen tedaviler tam bir sonuc vermez. istenmeyen tuyler lazer yoluyla yok edilir. bu durumda olan hastalarin cogu bebek sahibi olabilir. cok ratlanan durumdur, her 10 kadindan birinde gorulen bir rahatsizliktir. (bkz: hirsutizm)
  • yumurtalıkların aşırı tutumlu bir tavır sergileyerek doğal döngüsünde atılması gereken yumurtalarınızı biriktirmeye başladığı bir garip hastalıktır. yıllarca siz kendinizi başka bir gezegenin uydusuna uygun bir döngü ile regl oluyor zanneder ve başka bir galaksiden sizi görmeye gelecek akrabalarınızı beklerken; kalın çerçeveli gözlüklerinin ardından doktorunuz şaaaak diye yüzünüze yapıştırır acı gerçeği. yumurtalıklarınız israftan sıkılmış ve kullanılmayan yumurtalarınızdan kendi etraflarına inci kolye örmeye başlamıştır. diane 35 ile tedaviye başladığınız zaman regl olamamanın vücudunuza getirdiği bütün sıkıntılar yok olur ama bunun yerine kafada bin tane soru dolaşmaya başlar. bu kistler nedir ne değildir, bu hap doğum kontrolünde de işe yarıyor mu, yarın öbür gün çocuk istesem çocuğum olur mu gibi. tedaviye başlanması ile fiziksel olarak hiçbir sıkıntınız kalmamıştır ama ilaçların da katkısı ve dillendirmesenizde çocuk sahibi olamayabileceğiniz düşüncesi akıl sağlığınızın bir üst levela geçmesini sağlar. fiziksel olarak iyi ruhsal olarak daha kötü ve artık şık olmayan yumurtalıklarınızla devam edersiniz hayatınıza.
  • 12 yaşımdan beri savaştığım illet. yıllardır gitmediğim kadım doğum doktoru, endokrin doktoru, psikolog kalmadı. çok iyi doktorlar da tanıdım, beni aşağılayıp ağlatanlar, daha 14 yaşında bir kız çocuğuna "sen anne olamazsın" diyip psikolojisini bozan öküz doktorlar da tanıdım. her şeyi yaptım. her şeyi denedim. ama sonuçta bu hastalık beni yendi. ben pes ettim.

    gerçekten de bir kadının başına gelebilecek en illet hastalık sanırım. kanseri bile yenebiliyosunuz ama bunun çözümü yok. zaten bu hastalığa sahipseniz kadın olmaktan çıkıyorsunuz. insanların (erkek kadın herkesin) acımasızca eleştirdiği, içine kapanık, kendini kapatmış bir insan oluyosunuz zamanla.
    dilerim zamanla çözümü bulunur. ben göremem belki. torunlarım da göremez çünkü ben hiç bir zaman çocuk ya da torun sahibi olamayacağım. *

    yıllar sonra gelen edit: sanırım o zamanlar dibi görmüşüm çok yorulmuşum. sonrasında kilo da verdim lazerle kıl tüy probleminden de kurtuldum. tam istediğim zamanda tedavisiz uğraşsız hamile de kaldım ve hiç problem yaşamadan gebeliğim devam ediyor.
    umudu kaybetmemek lazımmış.
  • saatlerdir süren doktor araştırmalarımda anladım ki bu sendrom, türk kadınları için "çocuk sahibi olamama nedeni"nden öteye geçememiş... kadınımız hamile kalmakla bozutmuş mu desem, interneti sadece hamile kalmak isteyen kadınlar mı doldurmuş desem, ne desem bilemiyorum ki, belki her yerde her millette bu böyledir de ben mal gibi şaşırıyorum.. adam gibi iki üç kaynak var resmen, gerisi hamilelik ve bu, hamilelik ve şu, hamilelik ve vs. vs..

    şeker hastalığına, kalp hastalıklarına, daha bilimum ciddi rahatsızlığa neden olma potansiyeline sahip bir rahatsızlığın sadece *hamile kalamama nedeni* olarak görülmesine an itibariyle çok fena gıcık olmuş durumdayım sevgili sözlük! kadın doğumcu sadece hamile kalmak için aranıyo zaten anasını satim!

hesabın var mı? giriş yap