1. polis ve asker aslında sadece ülkemize değil dünyaya özgü kavramlardır. işin ilginci, birbirinden farklı birçok siyasi sistem veya farklı ekonomik yapılara ait ülkelerde dahi bu iki teşkilatın birbirinden ayıran fark (yada farklar) birbirine benzerlik gösterir.
    polisi ele aldığımızda, hükümet güçlerine bağlı, ülke içersinde şehir yapılanmalarında emniyeti sağlamakla görevli kolluk gücü tanımı karşımıza çıkar. bu asıl görevin yanında polis, hükümetin uygulamaya soktuğu kanunlara uymayanları yakalamak ve adalete teslim etmekle de görevlidir. kanun dışı kişileri yakalamak ve adalete teslim etmek süreçlerinin arasında geçen zaman ise tamamen polisin egemenliği altında olan zamandır. bu zaman diliminde polis kanuna uymayan -tutuklu- kişi üzerinde şiddet uygulayabilir. (bkz: işkence) bunların yanı sıra, polis teşkilatı hükümet olan siyasi parti yada grubun kadrolaşma sürecine de tabii potansiyeldedir. mesela a partisi hükümetse, polis teşkilatına a partisi üyelerinin alımını kolaylaştırabilir ve bir süre sonra da partisi polis teşkilatını zimmetine geçirmiş duyumda sayılır. (bkz: kadrolaşma) neticede, polis teşkilatının bu olumsuz noktaları dünyanın bir çok yerinde insanlara zarar verecek konuma getirilmiştir. doğal olarak da insanların tepkisini toplamıştır. (bkz: fuck the police)
    asker organizasyonuna bakacak olursak, bu yapının asıl görevi ülkeyi dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korumak, ülkenin bütünlüğünü tehdit eden unsurlara karşı gövde gösterisi yapmak, bir anlamda ülkenin koruyucusu olmaktır. ancak, zaman içersinde asker ülke içersinde bulunan silahlı gruplara, irticacı ve ayrılıkçı gruplara karşı da kullanılmıştır. hatta ülke içersindeki ayaklanma ve benzeri durumlara karşı olarak asker, kendi içersinde jandarma, özel harp dairesi gibi yapılanmalara da gitmiştir. diğer açıdan asker, politik etkilenmeye daha kapalı bir yapıdır. zira asker, polise kıyasla çok daha ağır savaş gereçlerine sahiptir ve sayıca üstündür. askeri elinde tutan bir siyasi grubun ülke üzerinde diktatörlük kurması kolaylıkla gerçekleşebilir. asker bir çok ülkede meslek değil gönüllülük yada yaş esaslı mecburilik şeklinde uygulanır. yani erkek nüfusunun çoğunluğu askerlikle bir şekilde ilintilidir. bu durumun faydası kişilerin sürekli değişmesi, kadrolaşmaması ve askere karşı uyanan sempatidir. pek tabii, bu durum tüm asker teşkilatını kapsamaz. subay ve rütbeliler bu işi meslek olarak yapan kişilerdir. doğal olarak da bu üst düzey yöneticiler yaptıkları eylem oranında sempati uyandırır. ülkemiz özelinde çok sevilen rütbeliler olduğu gibi (bkz: fevzi çakmak), pek sevilmeyen rütbeliler de mevcuttur (bkz: kenan evren).

    çocuklar kimi zaman, olgun insanlardan çok daha net ve akıcı bir anlatıma sahiptir. lafı aniden sokuverir, hemde alacağı tepkiye aldırmaksızın (bkz: dayak). yukarıda yazanlar için de bir çocuk anlatımı var fıkra kompozisyonunda. konuyu da çok iyi özetliyor.
    polis amiri evine dönmektedir. kapının önünde oynayan bir çocuk görür. çocuk çamurla oynamaktadır. polis amiri sorar.

    polis: sen ne yapıyorsun çamurla böyle
    çocuk: polis yapıyorum amca.
    polis: nasıl yapıyorsun anlat bakalım.
    çocuk: bak şimdi. su katıyorum, toprak katıyorum, bok katıyorum. polis oluyor

    polis amiri çocuğa tokadı patlatır, oradan kovalar. ertesi gün yine evine dönerken, polis amiri aynı çocuğu aynı yerde oynarken bulur. yine sorar.

    polis: yine ne yapıyorsun sen burda?
    çocuk: asker yapıyorum amca, asker!
    polis: nasıl yapıyorsun?
    çocuk: toprak katıyorum, su katıyorum. asker oluyor.
    polis: bok katmıyor musun?
    çocuk: yok amca, bok katınca polis oluyor.

    çocuk tabii büyük ihtimal bu lafın ardından tabanları yağlamıştır. polis mi? kesin kıpkırmızı olmuştur.
  2. bir hikayeye göre atatürk ve inönü bir arada iken köşke yürüyen bir topluluk oldugunu duyurmus emir subayı emir subayına emir veren atatürk silahını çek ve ateş et demiş emir subayı gözünü kırpmadan silahını çekip ateş edecekken atatürk durdurup inönüye dönmüş acilen polis kuvvetlerini kurulması emrini vermiş. asker emirler doğrultusunda yaşar, itaat esastır. polis ise toplumsal olaylarda daha esnek davranması ve vicdanını kullanması durumundadır.
  3. sanırım, şu anekdot ile yeterince açıklanabilecek farktır.

    ...
    içişleri bakanından polis aday adaylarını nasıl seçtiğini sordu. polis aday adaylarını seçme yöntemini öğrendikten sonra davetlilerden de başkaca bir öneri gelmemesi üzerine atatürk, yaverini çağırttı. "itfaiye meydanında polis olabilecek vasıfta bir şahıs al, getir" dedi. verilen emir kısa sürede yerine getirilerek atatürk'ün emirleri doğrultusunda polis olabilecek nitelikte bir şahıs huzuruna getirildi.

    mustafa kemal atatürk getirilen şahsa adını, memleketini ve askerliğini yapıp yapmadığını sordu. gerekli cevapları aldıktan sonra, tekrar yaverini çağırarak şarjörü ile birlikte bir tüfek getirmesini emretti. tüfek getirildiğinde, "tüfeği harput'lu fikri'ye verin" dedi. tüfeği alan fikri'ye de "tüfeği doldur" diye emretti. atatürk'ün kesin emri doğrultusunda tüfeği dolduran fikri'ye bu sefer "tavana ateş et" emrini verdi. emri alan fikri hiç tereddüt etmeden tavana beş el ateş etti. tüfekteki mermiler bitince atatürk'ün emrini bekleyen fikri'yi "dışarı çık" diyerek odadan çıkarttı.

    harput'lu fikri dışarı çıktıktan sonra atatürk'ün bizzat yanına aldığı ve polisliğini takdir ettiği polis memuru ragıp efendiyi yanına çağırttı. karşısında saygılı bir şekilde emir vermesini bekleyen ragıp efendiye hitaben "ragıp, tabancan dolu mu?" deyince "emrederseniz doldurayım paşam" cevabını aldı. atatürk'ün "doldur ve tavana ateş et" emrini alan polis memuru ragıp efendi önce atatürk'e, sonra diğer davetlilere teker teker baktıktan sonra tekrar atatürk'e dönerek; "emriniz baş üstüne paşam ama, sebebini öğrenebilir miyim?" diye karşı soru sorunca atatürk, "çıkabilirsin ragıp efendi" diyerek onu da odadan çıkarttı.

    polis memuru ragıp efendi odayı terk ettikten sonra içişleri bakanına dönen atatürk, "şükrü bey, ilk gelen harput'lu fikri'ye seni vurmasını söylesem vurur muydu?" şeklinde bir soru yönelttiğinde şükrü bey hiç tereddüt etmeden "vururdu" diye cevap verdi. aldığı cevap karşısında yüzü aydınlanmaya başlayan atatürk tekrar sordu; "ragıp efendiye seni vurmasını söylesem vurur muydu?" deyince yine aynı kararlılıkla "vurmazdı paşam" diye cevap verdi.
    ...
  4. türkiye'de şöyle bir fark vardır. birisi otobüse bindiğinde üzerinde üniforma olmasa kimlik gösterip kafa sallayarak para vermeden geçer. bu polistir. diğeri ise üzerinde yıldızlar yaldızlar olan üniformasıyla otobüse biner. binbir güçlükle cüzdanını çıkarır ve parasını verir. sonra arkalara doğru ilerler. bu da askerdir.

    denilebilir ki işte polis komiserleri de para veriyor. subaylarla karşılaştırmayın. o zaman polislerle uzman çavuşları veya erbaş erleri karşılaştıralım. onlar da para veriyorlar. ne ayak lan bu iş?

polis ve asker arasındaki fark hakkında bilgi verin