şükela:  tümü | bugün
  • bu yıl film ekiminde de gösterilecek yapım...
  • yönetmenliğini denis villeneuve'nin yaptığı, sinemada minimali kara filmle buluşturan, postmodernle undergraundı sentezleyen, kaotik olmadan melankoliyi duyumsatan ve herşeye ama herşeye rağmen umudu empoze eden mükemmel film.

    sinemayla optik varoluşun ve newrotik toplumsallığın sessiz ve derin bir panoraması.
  • yarın film ekimi'nde son gösterimi gerçekleştirilecek olan 2009 kanada yapımı film.

    --- spoiler ---

    6 aralık 1989'da olanlar hâlâ montreallilerin belleğinden silinmedi. o gün, montreal politeknik okulu'nda bir sınıfı basan silahlı bir genç, tam on dört kadını öldürmüştü. “politeknik katliamı” olarak bilinen bu olayı iki öğrencinin gözünden anlatan polytechnique, quebec'te büyük tartışmalara yol açmasına rağmen kanada'da en çok gişe geliri elde eden filmlerden biri oldu. olayları bakış açılarından izlediğimiz (ve yönetmen villeneuve'ün gerçek kurbanların bir bileşimi olarak şekillendirdiği) iki öğrenci jean-françois ve valérie, şahit oldukları bu katliamın yarattığı travmadan hiç tahmin edilemez biçimlerde etkilenirler. filmin siyah-beyaz çekilmesinin nedeni, ekranda kanın görünmesini engellemek.
    --- spoiler ---
  • gus van sant'ın seyircinin sabrını zorlayan elephant'ından sonra bir öğrenci cinneti daha izlemek isteyenler için bu sefer kanada'dan geliyor filmimiz. elephant'ta odanın içindeki koskoca fili göremeyen, silah satanların masum ve mağdur kardeşleri vardı . oldukça seyirci çekmişti columbine cinneti. bu sefer de tam da globalist ve bir o kadar da kapitalist heriflerin oyununa gelinmemesi için kurulan politekniklerden birinde oldukça ironik bir şiddet yaşanıyor. ideolojik altyapısı ile dışlanmama, yabancılaşmama yeri olması lazım gelen mekteplerdir politeknikler(kanada'dakinin bu ideoloji ile pek alakası yok pek tabii ki de) işte bu yüzden orada tüfekli ve olamamış bir herif görmek pek bir ironik.

    siyah beyaz çekilen filmin detayları iyi kullandığını söyleyebiliriz. yine de bu tarz filmlerin doğal akışının yarattığı dinginliği sıkıcılığa çevirmeden edememiş. bu yüzden pekçok izleyicinin detaylara rağmen sıkıldığını tahmin edebiliyorum.

    kanada tarihinin önemli olaylarından biri olan bu olay , sinemaya da aslına olabildiğince sadık kalınarak aktarılmıştır. hatta öldürme sahneleri , mektup kısmı, kurtulanların psikolojik durumlarını açıklayan sahneler olabildiğince gerçeğe yakındır. bu tarz filmleri sevenler bu filmi de sevecektir.
  • filmle ilgili olarak (bkz: mizojini)
  • filmde eksik olan kismi,katliami yapan gencin katliamdan once yazdigi mektuptaki "bu kadar kisa bir mektup yazdigim icin ozur dilerim" cumlesi ozetliyor.bu olayi gerceklestirebilecek kisinin "feministlerden nefret etme sebepleri" altyapisiyla beraber sunulmasi gerekirdi.ve sebep feminizm ise ironi olusturan ornekler ile desteklenmesi gerekirdi.fakat film sadece kucuk paradigmalar ve bu olay "boyle olmustur" seklinde tamamlanmistir.
  • siyah beyaz şahane kanada kış görüntüleri, farklı ve güzel kurgusu, soğukkanlı katliam sahneleriyle şiirsel-duygusal bir okul katliam filmi.
    evet sarsıcı ve hüzünlü ama olayı görüyorsunuz gerisini yada ötesini değil.....
    3/4...
  • güzel katliam sahneleri barındıran derin bir film
  • bu tarz filmlerde gidiş yöntemi: önce katilin profilini ver, sonra olaya gidiş sürecini analiz et, olaya maruz kalanların hayatlarından küçük kesitler sun, olayı göster ve bitir. denis villeneuve ise olay sonrası travmaları da göstererek biraz daha farklı bir açıdan duruma yaklaştı. bu farklı yaklaşım tarzındaki tempo baştan beri olsaydı, film belki de başyapıtlar arasına girebilirdi.

    77 dakika (son 7 dakikası jenerik) gibi -uzun metraja göre kısa sayılabilecek bir sürede hikayeni dolu dolu anlatmak zordur. karakterlerin olayın içerisindeki konumlanmalarının nasıl bir sosyo-psikolojik dengede durması gerektiğinin ahlağını sunmak bir o kadar daha zordur. yaşanmış bir katliamı sinemaya uyarlamak ise toplumsal zorlukları da buna ekler. bu yüzden yönetmen denis villeneuve'ün ağır bir yükün altına girdiğini söylemek gerekir. şimdi bu yükün altından kalkabilmiş mi? ona bakacağız:
    filmin başında öncelikle katilin ( marc lepine ) profilini çizmeye çalışmış. çalışmış diyorum çünkü bu konuda çok aceleci davrandığı gözden kaçmıyor. belli donuk yüz ifadeleri, asosyal tip, feminist kadınların onu bu hale getirmesinin ciddi felsefik! ( filozof katil klişesi) nedenleri ve katilimiz katliama hazır. (ortalama 8 dakika) yönetmen belli ki katile direk bir linç girişiminde bulunmak istemedi. ortada kalmaya çalışarak hızlı bir şekilde psikolojisini anlatmak istemiş. keşke paralel kurguyla bunu biraz daha sürdürebilseydi. ha sürdürseydi seyircide stockholm sendromu mu oluşurdu? belki de olabilirdi. bu seferde seven filmindeki katil ama haklı klişesi yeniden canlanabilirdi. işte burada bu riskleri alıp bildik tuzaklara düşmeden ortaya çok farklı bir başyapıt koyabilirdi yönetmen.
    hikayenin iki öğrencinin gözünden anlatılması meselesine gelince, bu öğrencilerin hayatlarından kısa kesitler verildi. verilmesindeki sebep: olay içindeki davranış psikolojilerinin nasıl şekilleneceğine dair seyirciye işaret vermekti. ama bu konuda da fazla netlik yoktu.
    olay planı ise yarı stilize edilmiş şiddet sahneleri ve iki öğrencinin görüş açısından yapılmış kurguyla verildi. ve pat diye kurgu kargaşası içinde olay sonrasına geçiş yapıldı. ve sanki yeni bir filme başlamışız gibi bir kopukluk oldu. ama burada yönetmenin imzasını da görmüş olduk.
    kısaca; filmin bütününe bakıldığında, ortalamanın üstünde iyi sayılabilecek bir eser vermiştir, denis villeneuve.
    birde filmin başında christopher nolan'ın follow me filminin biraz ruhu var gibiydi, ortası ise gus van sant'ın elephant'ı gibi gibiydi ve sona doğru denis villeneuve'ün polytechnique filmi vardı.
hesabın var mı? giriş yap