şükela:  tümü | bugün
  • sığlığın hegemonyası..müziği gürültüye,edebiyatı tiraja,demokrasiyi demogojiye,sinemayı hasılata,ideolojiyi imaja indirgeyen ve tüm bunların antitezinde parayı da tanrıya yükseltgeyen çağın vebası.
  • "ben, benim ve kendi beğenilerimi insanların bağlaşık yargılarına tabi kılmayacağım. insanların çoğunluğu bir şeyden hoşlanıyor ya da hoşlandığına inandırılıyor diye, benim de o şeyden hoşlanıyor taklidi yapmam için dünyada hiçbir neden yok." jack london
  • sana hiçbir şey katmayan kitaplar,sevişmeni ve harcamanı emreden müzik kanalları,üç seçenek tanıyan yozlaşmış siyaset anlayışı,sorgulama yeteneğini körelten eğitim sistemi,düşünmeden mensubu olduğun ve tabulaştırılan din.
    işte popüler kültür,senin dünyan.
    popüler kültür sorun çıkartmadan ölmen için var.huzur isyanda.
  • kendi yarattığı tanrıları, kendi öldürerek beslenen kültür.
  • memnuniyetsizlik kaynağı, pınarı, deltasıdır !

    nasıl da sert girdim, farkındayım, enfesim, ama açıklayacağım. memnuniyetsizliğin oluşumu ile popüler kültürün dayatmaları arasındaki ilişkiyi göstereceğim. neden bizim 15 yıl sonraki görüntü kümemiz olan amerikan toplumunun psikolojik sorunlarla boğuştuğunu da anlarız belki.

    efendim uyarı levhaları daha kelimenin kendisinden başlıyor ama es geçiliyor. şahsen popüler kültürün bir kültür olarak hazmı ve tanımında "kültür" kelimesinin olması benim içimi gıdıklıyor, rahatsız ediyor. bir yaşam biçimi olmaya yakın bir hal arzeden varsa o da insan duyuları ile güdülenen memnun(mutlu) olma/olmama halidir. popüler kültür ise saf halde ezicidir. zaten gücünü de bundan alan bir kavram oluşturduktan sonra bunun etkisi altında kalarak karşısında güçsüz hissetmek gayet doğaldır. garip olan bu "doğal hissediş" i ezeli ve ebedi sanmaktır. ne yani frankenstein yaratıp sonra da "aa ne kadar güçlü hiçbir şey yapamam" mı diyeceğiz ?

    oluşumunda belli bir kişi ya da kurum tarafından desteklendiğini düşünmesem de sonraları gücünü farkederek etinden sütünden faydalanmak isteyenleri ve bunlara çanak tutan bizleri yadsıdığımı belirtmeliyim. zaten işin zorlayıcı boyutu, popüler kültürün yanında pozisyon almanın da karşısına geçip eleştirmenin de bu sahici olmayan kültürü besliyor olması. hani bbg tarzı programlara sırf reklam yapmak için katılan yüzsüz, tiynetsiz tipleri dövsen de sevsen de onların adı duyulmuş oluyor, onlar da amacına ulaşmış oluyorlar ya, onun gibi. yani sevgi ve yergi iç-içe aynı amaca hizmet ediyorlar. ne acaip !

    o kadar acaip ki, zıt kutuplar da dahil olmak üzere bütün sınırlarımız yıkılmaya devam ediyor. sadece duygu bağlamında düşünmeyin, son zamanlarda yıkmak zorunda kaldığınız etik değerlerinizi düşünün. mesela aklıma american pie 2'de ki "grandmother fucker" tarzı espriler geldi. bu saçmalıklara o beyaz perdedekiler gülüyor diye biz de güldük. fonda da neşeli bir müzik çalıyordu zaten yanlış bir şey yok demek ki ! (son dönemde mtv gençliğinin hobeley diye izlediği dismissed, wonder showzen tarzı programlarda da bir terslik, huzursuzluk yok mu sizce de ? aaa tabi tabi ben biliyorum cevabı: "ee tabii ki de var biz o huzursuzluktan zevk alıyoruz dude !" )

    popüler kültürün bu anlamsızlaştırma cereyanına kapılan kişiler de yavaştan yavaştan memnuniyetsizliği bir yaşam felsefesi olarak beyinlerine ve suratlarına yerleştiriyor. yeni gençlik artık daha az gülüyor. kişilerin birbirinden farklı olarak güldüğü beğendiği pek bir şey yok. herkes ya cem yılmaz'a gülüyor ya da yiğit özgür'e. işte biraz daha esnek olanların yelpazesi de bir iki mizah dergisine, tv dizisine uzanıyor o kadar. çünkü popüler kültür her türlü aracıyla bir dayatma olarak varoluyor, baskınlaşıp kendi iktidarını kuruyor. kişilerin kendi özgün yönleriyle barışıklık hali yok oluyor. hitler bu dönemde yaşasaydı herhalde çok mutlu olurdu. bizler halihazırda saçlar sarı röfleli gözler de mavi lens el sallıyoruz buradan...

    öyle bir gezegen düşünün ki insanlar şaraplar içiyor, sevişiyor, harika arabalarla dolaşıyor, parlak güneş sımsıcacık yapıp aydınlatıyor burayı. teknoloji had safhada gelişmiş ve bundan sonuna kadar faydalanılıyor, insanlar hastalanınca onları hemencecik iyileştirecek süper doktorlar ultra cihazlar var, tertemiz mekanlar, parklar bahçeler, harika evler... ne kadar güzel değil mi, yüzünüze gülümseme yayıldı mı ? peki... o zaman tarifime bir daha bakın, çünkü o gezegen dünya ! aaaa ne oldu tanıyamadınız mı !! aaaa ne oldu sizin dünyanız öyle değil mi !! ne yazık, gerçi ben de tam geçen gün pazar keyfini izlerken aynı şeyi söylüyordum...

    şimdi yolla tuşuna basıp içeri gidip magazin programını izleyeceğim. sonra kız arkadaşıma saçlarını sarıya boyatması için baskı yapacağım. ee naapalım kardeşim en güzel öyle görünüyor. hem öyle olmasa niye herkes boyatsın...

    bir de şu psikoloğa randevu alayım, bugünlerde bir acaibim...
  • popüler kültür aslında sanıldığı gibi gereksiz bir kavram değildir. kültürle arasındaki fark geçiciliği, günlük hayatı, yüzeyde kalanları içermesidir. ama bir kültürü belirginleştiren ve bir toplumdaki kültür oluşumunu destekleyip, şekil veren bir kavramdır popüler kültür. popüler kültürün getirdikleriyle bir toplumun kültürünü anlayabiliriz.
    kültür kavramının ortaya çıkardığı negatif sonuçlar gibi popüler kültürün de oluşumuna yardım ettiği bir takım standart kalıplar vardır. ama tüm bunlar aslolan kültüre yeni anlamlar kazandırır. popüler kültür eklektiktir; birbirinden farklı bir çok kavramı kendi oluşturduğu ve geliştirdiği günlük ürünlerle***, klasik ve kalıcı yolları kullanarak *, beğeninize sunar ve kendi içinde bir kült kavramı oluşturur.
  • aşk tesadüfleri sever filmiyle bir çok kişinin yeni fark ettiği, bülent ortaçgil'in cânım şarkısı eylül akşamı'nı feysbuk'ta "yha çok ghuzell,tam bheni anlatıy0r" gibi yorumlarla, piç etmesidir!
  • @melankolik herif istedi.

    gençlik yıllarım. yer istanbul. uzaktan bir mağazaya bakıyorum. yeni açılmış. olayı nedir çözemiyorum. yaklaşık üç haftadır her gün gelip bir saat izlememe rağmen araştırmamda zerre yol kat edemedim. girip ne sattıklarını onlardan dinleyebilirim ama ben gerçeklerin peşindeyim. gerekirse üç yıl da beklerim çünkü güzel tezgah kurmuşlar. güzel bir tezgah gördüğümde durup incelerim. beni en net tanımlayan şey belki de budur.

    gloria jeans idi bahsettiğim mekan. birkaç ay izledikten sonra çözebildim ne sattığını. tembellik satıyordu. tembellik etme fırsatı satıyordu. bir iş yapıyor gibi görünüp de hiçbir şey yapmama fırsatı satıyordu. kahvehanede okeye dönmekten gözünün feri sönmüş babaların çocukları büyümüş kahvehanede okeye dönme metaforu olmuşlardı. yeni kahvehaneler lazımdı topluma. çay zaten her köyüne her kasabasına girmiş memleketin, bir alternatif gerekiyordu, gençliği hımbıl babaları gibi olmadıklarına ikna edecek bir şey gerekiyordu, bu boşluğu da kahve endüstrisi doldurdu.

    bu yazıyı yazdığım sırada her yer kahvehane dolu ve gençler vakitlerinin çoğunu kahvehanelerde geçiriyorlar. ders çalışmak için kahvehanede oturduğunu söyleyen var. kahvehanede odaklanabildiğine inanan var. sosyalliğin kahvehanede filtre kahve içmek olduğuna tüm gönlüyle inanan var. cumartesi akşamı evde oturulmaz diye düşünüp de üç saat boyunca sütlü kahve içen var. ufak kadifeler. kadife yelekli çalışanlar. polar şallar. gergin kasiyerler. minik bisküviler. ilginç aromalar. acayip fonetik yapılar. mokalar. makiyatolar. katsumiler. gençkanlar. bir gün bir starbucks'a ilk okey seti alınacak ve o gün beyaz adam babasından farklı olmadığını anlayacak der bir navajo atasözü.

    popüler kültürün ufak bir örneği kahvehane sektörü. bir örnek ne söyleyebiliyorsa o da o kadarını söyleyebiliyor. burada kısa bir ara verip meme teorisine değinmeliyiz. memetics 100 yıl sonra düşen jetondur veya o jetona verilen isimdir. darwin'in fark ettiği şeyin sadece "canlılara" değil etraftaki her şeye uygulanabileceğinin anlaşılmasıdır özünde. "canlı" götten uydurma bir kavramdır önünde sonunda. (bu konuda en güzel tasvirlerden birini charles sanders peirce yapmıştır. darwin'in fikirlerini istatistiğin biyolojiye uyarlanması olarak görür sadece. bu çok doğrudur. darwin'in keşfettiği şey istatistiksel bir yasadır.) sinema da evrilir. fikirler de. inançlar da kendilerini kopyalayabildikleri, aktarabildikleri müddetçe varlar; buğday da. etrafımızda gördüğümüz hey şey bir şekilde ortaya çıkmış, benimsenmiş, aktarılmış, zamanın süzgecinden geçmiş olmalı. zaman ve coğrafyanın bir şeyler yaratma şekli olarak görülebilir tüm canlılık ve kültür.

    kendini daha iyi aktaran inançlar veya sloganlar benimsenir. benzer şekilde kendini daha iyi aktaran kendini aktarma şekilleri de benimsenir. her ölçekte bu mecburen böyledir. insanlık tarihinin önemli bir bölümü iletişim yöntemlerinin tarihidir ve bu iletişim yöntemleri üstte bahsi edilen istatistiksel yasalarla şekillenirler. iletişmek fikrinin ne kadar kapsamlı olduğuna ne yazık ki pek kafa yorulmaz.

    nobel ödülü bir bilim ödülü olmaktan önce bir iletişim başarısıdır örneğin. farklı noktalardaki nesnelerin bilgisinin tek bir noktada toplanmasıdır. atlantik üzerinden insan veya yük veya mesaj taşımak da aynı şeydir. amerika'nın demiryolları da.

    bir şeyleri daha iyi taşımanın yollarını keşfeder doğa sürekli. burada bir ufak ara daha veriyoruz ve ara içinde ara vererek kafası bir dünya cronenberg abimize de selam ediyoruz. adrian bejan'ın design in nature diye bir kitabı var. orada bu üstte istatistiksel bir yasa olarak bahsettiğim şeyin termodinamiğini veriyor. bir tane meta termodinamik kanunu tanımlıyor da denebilir. bejan abimiz pek bilinmez lakin tüm zamanların en çok atıf alan mühendislerindendir. sistem soğutma uzmanıdır. sadece evliliğinde artan gerilimi bir türlü soğutamamıştır. aylardır eşi jessica ile ayrı odalarda yatıyorlar. çocuklar perişan. dayısı bir yandan yenge bir yandan herkes taraf olmuş. dede diyor bu çocukların hakkına giriyorsunuz. ve cronenberg arasının sonuna geldik.

    akışı artıran yapılar seçilir. popüler kültür de aslında bunun herhangi bir andaki ve yerdeki ismidir. dün kahvehanede çay içip okey oynamaktır, bugün kahvehanede kahve içip tablet okşamaktır. esas aramızın da sonuna geldik.

    konumuza geri dönecek olursak, popüler kültürle cebelleşmek yerine hangi insan grubunun popüler kültürü olduğuna bakmalıyız. ortalama anadolu insanından memnunsanız onun doğrularıyla yaşamaya devam edin mesela, ona dönüşürsünüz. memnun değilseniz, dönüşmekten memnun kalacağınız insan grubu her neyse onların popüler olanına bakın. etrafımızda her şeyin örneği var. büyük müzisyenler de var, gün boyu polar kahvehane şalının altında titreyerek oturup instagram'dan önemli dünya meselelerini takip eden de. güzele bakıp güzele yönelmek dışında bir seçenek yok gibi. popüler kültüre laf atmak da popüler kültür ögesi en nihayetinde.
  • popüler kültür karşıtlığını bir şey popülerleştiyse ben o şeyden soğuyorum mantığına indirgeyenleri samimiyetsiz ve içi dolu olmayan bir kibire sahip kişiler olarak görüyorum.

    popüler ürünleri seven insanlara hiçbir lafım yok. ben de çok seviyorum, izlediğim diziler sözlükte yüzlerce entry'ye sahip, imdb'de binlerce oy almış... nasıl ben popüler ürünler sevmiyorum diyebilirim ki? beni asıl rahatsız eden "şu diziyi izliyorum, popülerleşti ve bozdu" insanları. popüler olan şey vasattır mantığıyla düşündükleri için sevdikleri şeyin popüler olmasını kendilerine yediremiyorlar.

    günümüz insanı akım manyağı. sosyal medyada türeyen bir akım oldu mu geri kalmıyor. game of thrones mu moda hemen onu izliyor, kamp yapmak mı moda hemen kamp yapıyor. ardından da sanki birileri yaptı diye kendisi yapmamış gibi popülerleşince çok bozdu diyor.

    örneğin ekşi sözlük çok bozducular sinirimi bozuyor. kalabalıklaştıkça bir şeyin bozulması çok normal. sözlük, bozulması neredeyse garanti olan bir sosyal medya platformuydu zaten. sen sadece daha önce sözlüğe kayıt oldun diye saf ve temiz olmuyorsun. çürüyecek olan bir şeyi sevmen çürüdükten sonra seven birine göre seni daha ucuz yapıyor bence. çünkü biz çürüyecek bir şeyin kokusunu 100 km öteden almışız.

    ben seviyorsam güzeldir mantığı insanın kendini özel hissetmesiyle alakalı. bir süre önce black mirror başlığına yazanlara seni izliyoruz tarzında bir mesaj gelmişti. ardından herkes "bana da geldi bana da bana da" diye yarışmaya başladı. varlığının ispatı gibi görüp bunu göstermek için yazma yarışına girdiler. neden? insan böyle yaparak kendini belli bir zümreye dahil ediyor çünkü. ve o zümrenin de elit bir zümre olduğuna o kadar emin ki göstermek için yarışıyor.

    şunu kabul etmek lazım; çoğumuzun rafine bir zevki yok. çoğu kişi tarafından zaten beğenilmiş bir şeyi beğeniyoruz. beğendiklerimiz vasat kişiler tarafından beğenilince de beğendiğimiz şeye "popülerleşti, kendini bozdu" diyoruz. yooo. sadece kendimizi vasat grubun içine koyamayan vasat kişiler olduğumuzu kabullenemiyoruz. ateş böceklerinin yönsüz yolsuz kanat çırpışlarını kendimize benzetmemiz lazım. zevk sahibi olamadıkça medyada büyük bir yer kaplayan şeylere denk geliyoruz. kendimizi özel hissettiğimiz için de onu biz bulduk zannediyoruz.

    bunu en çok star wars hayranlarında görüyorum. star wars'u seven ve ona fanatizm derecesinde bağlı olanlar arasında fark var tabii ki. bu kişiler star wars'u benimsemişler, kendilerine özel zannediyorlar. filmi çıktığında kapısında kuyruk oluşan, türlü türlü oyuncaklarının satıldığı, kostüm partilerinin yapıldığı bir şey nasıl özel olabilir ki? star wars'u izlemedim, ilgimi de çekmiyor. ama ona rağmen ben bile filmi çıktığımda haberdar oluyorum. yani o konu hakkında herhangi bir şey öğrenmek istemeyen ben bile bir şeyleri öğrenebiliyorsam o şey özel değildir. hele size özel hiç değildir. bir de bu kitle star wars'un ayağa düştüğünü, olur olmaz kişilerin takipçisi olduğunu söylüyorlar. vasat dediği kişilerle aynı şeyleri sevdiklerini kabullenseler rahatlayacaklar aslında. bir de star wars seven kızların çölde vaha olduğunu düşünen erkekler ve erkeklerin böyle düşündüklerini öğrenip vaha olmaya çalışan kızlar var ki o bambaşka bir konu.

    star wars, game of thrones, lost, breaking bad, rick and morty, rick and morty tarzı atlı ve robotlu şeyler, tarantino filmleri vs. bunların en az bir tanesi elinin altında internet olan belli bir yaş aralığındaki kitle tarafından izlendi/izleniyor. zevkli insanların izlediği şeyler değil yani herkesin izlediği şeyler. kişinin zevki, beğenisi buna göre belirlenemez yani. bir kişiyi tanırken o kişinin neleri sevdiği önemlidir ya işte o bu tarz şeylere bakarak yorum yapılacak bir konu değil.

    popüler olan şey direkt olarak kötü bir şey anlamına gelmiyor aslında. kendimizi rafine bir zevk sahibi kişi olarak gördüğümüz için milyonların takip ettiği şeyi takip etmeyi kendimize yediremediğimizden anında kötü yaftası yapıştırıyoruz. beğendiysen izle/oku. başka kim beğendi acaba diye sağa sola bakıp kıyas yapmaya gerek yok. böyle yaparak o ürünü de kendimizi de çirkinleştiriyoruz.

    "i see a red door and i want to paint it black"
  • öyle ya da böyle yok olmayacak olan, hatta bulunması icap eden bir olgudur.

    popüler kültür, insanın sıradan yönüdür; insanı diğerleriyle ortak payelerde buluşturan bir akımdır. buna göre alt ya da alternatif kültür ise insanı bir diğerinden farklılaştıran yönüdür. işte bu yüzden sadece popüler kültür ile beslenen ve yönlenenler, anlayış ve dünya görüşü bazında sıradan, alelâde insanlardır; ve çoğunluğu oluşturmak durumundadırlar. bunun dışında kendine alternatif kültür içinde yer bulabilmiş kimseler ise marjinal bir bakış açısına sahip olanlardır, ki onlar da azınlıkta kalmaya mahkumdurlar.

    ha ama herkesin bir parçası popüler kültürde olmak durumundadır. yani ne bileyim hergün radyoda çalan bir şarkıyı ister istemez duyar bilirsin, veya çağla şikel'in niye tost yediğini. ama mesele bunlardan fazlasını bilmektir, bunları elinin tersiyle itebilmek ve bunlardan fazlasını görebilmektir, ki bu da azınlığa mahsus olmak zorundadır.

    eğer popüler dalga, alternatif kültürü ön edebilmişse bu sefer o toplumda "kültür şoku" yaşanır. iplerin koptuğu nokta da budur zaten. popüler kültür alt kültürleri yutup dejenere etme yetisine sahiptir. onu evvelâ keşfeder, sonra yutar, ardından sindirir, içini boşaltır ve topluma geri kusar. akabinde toplumun eline geçen sulandırılmış ve makyajlanmış bir ara kültür, ve bunun peşinden koşan arayış içerisindeki kuru kalabalıktır.