şükela:  tümü | bugün
  • "yaşanılan toplum içerisinde çoğulcu bir gerçellik tanımı hakimdir.
    çoğunluğun doğrusu genel geçer doğru olarak belirlenir ve kitle genel olarak statükocu bir çizgide seyreden karakter çizerek popülist söylemler etkisi ile doğrultusunu belirler.
    toplum doğrularının değiştirilmesi konusunda hiçte hevesli bir tavır takınmaz bu nedenle toplumu değişime yönelten herkes hareketinin başlangıcında aynı toplum tarafından dışlanmıştır.
    toplum popülist söylemler ile yönünü belirler ve bir takım insanlar (isim vermek gibi olmasın ama otokratlar) tarafından oluşturulan çelişkili popülist söylemler içerisinde kayıplara karışır.
    bu durum hayatı biraz daha televizyon (herhangi bir medya aracı tek tek hepsini yazmayayım) dışı yaşayan ve algılayan insanlar; sokakta, otobüste, bakkalda, iş yerinde, evde, apartmanda, saunada, metroda, çok afedersiniz sikişte, çok afedersiniz sokuşta
    (görüldüğü gibi hepsi yazılınca...) kısacası her yerde bu zihniyetin ezici yaptırımları altında kalarak yaşamlarını savaş edası ile sürdürmek zorunda kalması....."
    gibi bir anlatım yerine kullanılabilecek ifade.
  • mantikli dusunen, pozitif bilim, hosgoru gibi kavramlar dahilinde hayatini dusunerek, algilayarak "yahu bu insanlar nasil olurda bunu anlamaz" seklinde dumurlara ugrayarak, hayatin ortasinda surekli, sabirla baskalarina dert anlatmayi yonlendirmeyi gecin, kendi hayatlarina tecavuzu engellemeye calisan insanlarin yasadigi olgu.
  • çoğunluğun doğrusunu alırsak küllüyen yandık demektir şöyleki;

    şu an için doğruluğun ivmesi kaynanalık kurumundan geçerken çiftliğe uğranıp x kişinin harem kurma hevesi ile çarpık bir düşünce olurşturma eğilimindeyken; ab'ye girersek bütün sarışınlar bizimdir gerçekliğini sorguladığımız bir dönemdeyiz. bu durumda popüler doğru ile sizin belirlediğiniz gerçekte var olması gereken realist düşünce*arasında bir uçurum vardır ve kitlesel bağımlılıktan kurtulduğumuz an tanıma yaklaşacağımız zamandır.
  • kitle ile birlikte yaşama zorunluluğu olan bir sistemde (geçerli sistem gibi) bireyin kendini toplumdan soyutlaması gibi bir durumun söz konusu olamayacağı bir gerçektir. ekmek almak, su içmek, iş yapabilmek gibi bir sürü gereksinimi karşılamak için birey kitlenin diğer fertleri ile iletişim içerisinde olmak zorundadır. bu durum içerisinde kendini toplumdan izole etmek gördüğünü görmemezlikten gelmek olur ki bu da realizmin tanımı ile ters düşmektedir. bireyin kendi doğruları üzerine kurulu yaşam girişmeleri toplumunki ile zıtlık oluşturmadığı sürece toplum açısından kabuledilebilir görülür aksi durumlar da ise "vurun kahpeye" benzeri bir tepki ile karşılaşılıp, fiziki zarardan manevi göçüklüğe kadar açılan bir yelpazeden toplumun taktir edeceği ağırlıkta bir ceza ile karşılaşır. bu ve bu benzeri konumların oluşabilme olasılığının yüksekliği; her akıllı bireye toplum dayatmaları ve zırvalarına dikkat etme gerekliliğini kanıtlar.
    tarih; popülist toplumun dayatmaları ve zırvalıklarına hiç girmeden kendi hayatlarını yaşamaya çalışan insanların acılarını anlatan büyük bir bölümü barındırmaktadır.

    (bkz: hallac i mansur)
    (bkz: diyojen)
    (bkz: hegel)
    (bkz: sokrates) daha gider bu.....
  • öncelikle popülist soylemleri tanimlamak gerekir. soylemin popülist olmasi, cogunluk tarafindan verilen anlami/mesaji kavranabilmesi ya da herhangi bir duyguyu duyumsayabilmesinde yatar. toplum tarafindan kabul goren mesajlarin artan piyasa degeri sonucu gercekligine bakilmadan bir kisim insanlar tarafindan belirli zaman araliklari ile hedef dahilinde topluma sunulmasidir.toplumun kollektif olarak algilayabildigi gerceklerin kisitli olmasi sonucu yüzeysel olacaktir. ve cogunluk tarafindan kabul gören dogrular ile belirlenir ahlak ve o toplumun normlari. birey, kendisine harcadigi emek sonucu vardigi noktadan mutlak süretle bireysellestigi toplumdan dü$ünsel bazda ayrilacaktir. toplum, bireyi algilayamamakta ve bireye dair her türlü edime algilayamadigindan dolayi yuzeysel bakis acisinin sonucu - birey oldugu gibi gorunse ve gorundugu gibi olsa dahi - maske takacaktir. (bkz: bireye toplum tarafindan takilan maske) farkli sekilde algilayacaktir. insan, tek basina yasayamacagi gerceginin farkinda oldugundan dolayi kendisine takilan maske ile huzur bulup 'yasiyormus' gibi yapabilir ya da bir kavgaya girismek durumunda kalir. birey, sadece belirli bir noktada yetkinlesmis, toplumdan ayri dü$mü$tür. realizm, toplumdan ayri düstügü noktada kendi inandigi üzerinde yürümektir ayni zamanda toplumla ke$istigi farkli noktada, bir baska insanin gercekliginin de onunu tikamis olacaktir. e$cinsel bir insan somut kosullari geregi toplumsal olarak yasama katilamazken, bu noktada farkli sekilde anlamlandirilip yasami maske altinda südürmek ya da bunun savasimini vermek durumunda kaldigi zaman dahi, bir baska noktada topluma aykiri bir projesini hayata geciren yönetmenin filmine ortalama bir elestiri getiren, yönetmenin gercekligine ortalama düsünceyi dayatan izleyici rolunde olabilir. örnekler garip olsa da anladiginizi umaraktan devam edersem eger; toplumsal ve ortalama, insanlarin cok fazla emek harcamadan kavrayabilecegi üzerinde dusunebilecegi ve izin verecegi her türlü olgudur. birey, hayatini tamamina dair olan olgularin ortalamanin üzerinde bir yorum yapacak emekten yoksundur, vakit yetmez. her insan biraz toplumsaldir gibi. her birey kollektif olarak paylasilan oyunlarin bir kisminin disindadir. lakin, ortalamayi ve normlari belirleyen medyanin tamamen disinda kalmak kimi zaman kisinin kendisini toplumdan izole edip zorunlu kurulmasi gereken iliskilerinin disinda kendi kucuk dunyasina yasamak ya da topluma ragmen abuk subuk tanimlanmalara maruz kalarak kendi gercegini yasar ki; tehlikeli dahi olabilir olan bir kavgaya giriserek.

    sanildigi gibi, realist ya$am kavgasi, entelektüel kesime ait bir zorluk degildir. üzerine egildiginiz ve ulastiginiz her türlü bilgi, sizi toplumun disina atacaktir. bilgiye ulasmak iletisimde üst üste gelen devrimler sonucu kolaylasmistir. kollektif bilincin olusmasini güclestiren bu gelisim, yabancilasmayi da beraberinde getirecektir. toplumsal yasam darbe alacaktir. edebi acidan dahi son donem yazarlarin buyuk cogunlugunun özneye yonelmesi yabancilastigi topluma kendisini anlatma derdi ile anlasilabilir ancak. iki kisinin empati kurarak birbirlerini anlayip kabul edilmesi, yani topluluk olunmasi icin gereken asgari insan saysisina ulasilsa dahi, bir insanin yasamina dair duyumsamalari bir baska insan,aile,cevre, toplum tarafindan algilanayamacaktir. farkli bakis acilarini getiren pencelerin -medya.internet,kitaplar, her türlü bilgi kaynagi- her gün artmasi sonucu kacinilmasi imkansiz olan kavgalar..
  • içki parasını kazanmak için kravat takıp işe gitmek, para kalmayınca cepte akşam evden çıkamamak, oturup ucuz eğlence diye tv izlemek, entellektüel birikimi dizileri değerlendirmek için kullanmak, ama çok izledikçe artık eleştirememek, zaman geçtikçe popüler kültürün bir parçası olmak.
    yane kastedilen ne bilmiyorum, popülist ne anlamda realist ne anlamda bilmiyorum, hiçbir şeyden de haberim yok ama, evet ama ben var çoğunuz gibi bunu yapmak. yaşam kavgası realist evet, gençken, belki babam gençken belki ben de, öyle değildi, idealistti. neyse, hepimiz öleceğiz.
  • "otuz bes yasindaki bir adami ele alalim. her sabah arabisina atlar, buroya gider, dosyalara gomulur, ogle yemeginde cikar, tekrar dosyalara gomulur, isten cikar, bir tek atar, eve gelir, karisina gulumser, cocuklarini oper, tv karsisinda biftegini atistirir, yatar, sevisir, uyuyakalir. bir insanin hayatini bu dokunakli kliselere indirgeyen kim? gazeteci? polis? piyasa arastirmacisi? populist yazar? hicbiri degil. kendisi; yirmi dort saatini, egemen basmakalip davranislarin cesitli turleri arasindan sectigi bir dizi poza boler. basmakalip davranislari basarili bir bicimde taklit etmesi kosuluyla, bir rolden bir digerine gecisi onun icin ic giciklayicidir. bu yuzden, ustaca oynanan bir rolun verdigi doyum, onun kendisinden uzakligiyla, kendisini yadsimasiyla ve kendisini kurban etmesiyle dogrudan iliskilidir.

    gundelik hayatinda, cesitli rollere yeniden ve yeniden kanalize edilmedigi, dagitilmadigi ve bu suretle harcanip gitmediginde hayatta kalma dunyasindan silkinip kurtulmaya yetecek bir enerji ureten kisa anlar olmasi gerekir. atesli bir hayalin, askin verdigi hazzin, yeni yeni uyanan bir arzunun, ayakustu bir sohbetin carpici gucunu kim yadsiyabilir ki?

    gundelik hayatin sirtindan gecinen gosteri (populer kultur), mutsuz asiklari alarak tristan ve isolde gibi pazarlarken, pacavralar icinde yasayan terk edilmis sokak serserisini bir nostalji ogesi olarak satarken ya da kole gibi calisan ev kadinindan guzel bir mutfak perisi yaratirken, zaten modern sanatin tahayyul edebilecegi herseyin ilerisine gecmis durumdadir."*