şükela:  tümü | bugün
  • jan-werner müller imzalı ve son dönemde dünyayı etkisi altına alan popülizm dalgasını inceleyen bilimsel araştırma kitabı. iletişim yayınları'nın bastığı ve orijinal almanca ismi "was ist populismus?" olan kitabın "qu'est-ce-que le populisme" adlı fransızca versiyonu da mevcuttur.

    http://www.iletisim.com.tr/…nedir/9473#.wyrhgbxyjiu
  • popülizm konusunu fevkalade açık ve anlaşılır biçimde anlatan aynı zamanda uyaran, popülizmle mücadele yöntemleri de öneren son derece başarılı bir çalışma. e konu popülizm, özellikle de sağ olanı olunca erdoğan ve akp de (gayet yerinde tespit ve saptamalarla)
    referans kaynaklarından olmuş tabi.

    ancak yenilenen seçimler, cumhurbaşkanlığı sistemini getiren anayasa değişikliği süreci kitabın yazıldığı tarihte henüz gerçekleşmediğinden, türkiye bu konuda da tam bir vaka olmasına rağmen o bölümün içeriğinde doğal olarak yok. yazar kitabın yeni basımlarda gözden geçirmeye karar verirse bu süreci de dahil edecektir diye düşünüyorum.
  • popülizm, geçmişten bugüne türkiye siyasetinde sıklıkla duyduğumuz bir kavram. gerçekte ilkin, 19. yüzyılda amerikan kırsalında, büyük toprak spekülatörleri, finans kurumları vb. öznelerin güç yoğunlaşmasına karşı çıkan bağımsız çiftçi hareketini anlatıyor. aynı dönemde rusya’da feodalizme karşı çıkan, kapitalist evreyi atlayarak köylü komünlerine ve küçük meta üretimine dayanarak eşitlikçi ve demokratik bir toplum kurulabileceği fikrini savunanların fikirleri da aynı kavramla tanımlanıyor.

    o dönemde kırsalcı bir anlam taşıyan, siyasi öğütler vermek ve rehberlik etmek üzere “halka gitme”yi savunan popülizm fikri, türkiye’de de 2. meşrutiyet’ten sonra türk aydınları arasında da karşılık bulmuştu. “halka doğru” giden devrimciler, “geleneğe karşı ilerlemeye ve aydınlanmaya, ‘gelişmeye’ ve liberal anlayışı sorun edinmeyen bir tür popülizme” gönül vermişti. bu fikir, zamanla solidarizm ile harmanlanarak devletin resmî ideolojisine dönüşmüştü. atatürkçülüğün ilkelerinden biri (halkçılık) olarak açıkça ifade edildi, 1937’de anayasa’ya bile girdi. fakat çok partili hayattan itibaren entelektüel eksenli popülizm sona erdi; seçimler, günlük siyasetin kitlelere seslenen ve halk tabanına yönelik söylemlerin ön plana çıktığı bir popülizme yol verdi. bu dönüşüm, 1960’lı yıllardan itibaren, kavramın kullanım biçimine de yansıdı. halkçılık dendiğinde, entelektüel anlamda halk temelli ilerlemeci bir akımı anlatılmak istenirken, popülizm kavramı kısa vadeli çıkarlar çerçevesinde gerçekçi olmayan amaçları öne çıkartan, halkın hoşuna gidecek retoriklere başvuran, yani “halk kuyrukçuluğu yapan” özneleri niteleyen pejoratif bir anlam kazandı.

    bugünlerde popülizm kavramı yeniden tedavüle girmiş bulunuyor. sosyal bilimler alanında, erdoğan, putin, chavez, trump gibi liderleri açıklamak ve aynı zamanda özellikle yükselen aşırı sağı analiz etmek için bu kavrama yeniden başvuruluyor fakat bu bağlamdaki kullanım ne narodniklere gönderme içeriyor ne de basitçe bir halk kuyrukçuluğunu ifade ediyor, bunların ötesinde bir anlam taşıyor. öyle ki popülizm konusunda yeniden hatırı sayılır bir literatürün biriktiği söylenebilir.

    türkçede ise bu alandaki literatürün, konu doğrudan türkiye ile de ilgili olmasına rağmen, çok zengin olduğunu söyleyemiyoruz fakat iletişim yayınları, princeton üniversitesi siyaset bilmi profesörü jan-werner müller’in, geçtiğimiz yıl pennsylvania üniversitesi yayınlarından “what is populism?” adıyla çıkan bu kitabını, türkçeleştirerek bir başlangıç yaptı. 125 sayfalık bu kitap, popülizm kavramı ve bu bağlamda sürdürülen tartışmalara giriş yapmak için önemli bir eser. kitap, hem hacminin küçük olması hem de dilinin akıcılığı itibarıyla, bir solukta okunabilecek türden. bunun yanında, yazarın daha önceden türkçeye çevrilen “anayasal yurtseverlik” kitabında olduğu gibi türkiye’den de çok sayıda örneğe yer vermesi de türkiyeli okuyucular için kitabın akıcılığına olumlu katkı sağlayan bir diğer unsur.

    kitap üç bölümden oluşuyor: (1) popülistler ne söyler?, (2) popülistler ne yapar ve (3) popülistler ile nasıl başa çıkılır?

    popülistler ne söyler?

    müller, birinci bölümde söze, yaşadığımız çağ “popülizm çağı” olarak adlandırılmasına rağmen aslında bir popülizm teorisine sahip olmadığımızı ileri sürerek başlıyor ve farklı popülizm tanımlarına ilişkin bir tartışma yapıyor. popülizmin bir doktrin değil, belirli bir iç mantığı olan belirgin iddialar bütünü olduğunu söyledikten sonra, popülizmi sadece “sınıfsallık” ile tanımlayan veya meseleyi “sessiz çoğunluğun” öfke, kızgınlık, hınç korkuları gibi psikolojik faktörlere indirgeyen yaklaşımları eleştiriyor. popülist siyasetlerin sadece alt tabakaların desteğine dayandığının doğru olmadığını savunan yazar, meseleyi psikoloji alanına taşınmanın, kitlelerin oy vermek için fazlasıyla duygusal olduğundan şüphe duyan ve genel oy hakkına mesafeli duran aydınlanmış 19. yüzyıl liberallerinin hatasına düşürebileceği uyarısında bulunuyor.

    bu bölümde popülizmin ne anlama geldiğine ilişkin bazı unsurlar ortaya koyan müller, popülizmin; “seçkinlere karşı eleştirel bir tutum almak”, “her zaman için çoğulculuk karşıtı bir konumda durmak” gibi gerek-şartlarının olduğu düşüncesinde. fakat yazara göre, seçkinlerin eleştirmek ve halkı savunmak, popülist olmak için yeter-şart değil. hatta bu unsurlar, bağlamında göre gerçekçi bile değil:

    “eğer seçkincilik karşıtlığını iktidarın en geniş dağılımı olarak anlarsak, popülistler seçkinlere karşı bile değildir. popülistler kendileri temsil ettiği sürece temsile, kendileri halkı yönlendirenler olduğu sürece de seçkinlere karşı değildirler.”

    müller’e göre popülizmi, halkı savunan benzer akımlardan ayırt eden ilk nokta, popülistlerin, halkı tek parça olarak algılamaları ve kendilerini “gerçek” milletin, yegâne temsilcisi olarak görmeleri, geri kalan siyasi özneleri ise ahlaksız ve yozlaşmış elitler şeklinde etiketlemeleridir. öyle ki buradan hareketle çatışma üzerinden büyümeyi ve kutuplaşmayı teşvik ederler, rakiplerini “milletin düşmanı” bir yerde konumlandırırlar. bu bakımdan rousseaucu “milli irade” mitine ve sessiz çoğunluğun sesi olma iddiasına başvururlar. ancak bu durum dahi retoriktir, zira;

    “popülistler ‘milletin’ tek sesli olduğunu ve siyasetçilere iktidara gelince tam olarak ne yapmaları gerektiğini söyleyen bağlayıcı bir vekaletname verdiklerini düşünür. bu yüzden tartışmalara ya da meclisle uzayıp giden müzakerelere gerek yoktur. popülistler her zaman gerçek milletin sözcüleridirler ve sözleşmenin şartlarını yerine getiriler. ama gerçek şudur ki, bağlayıcı vekalet milletten gelmez. bu vekaletin sözümona detaylı talimatları, popülist siyasetçilerin yorumlarına dayanır.”

    müller’e göre popülistlerin bu iddialrının en tepesine “milletin adamı veya kadını” olan, “bizim doğru bir şekilde düşündüklerimizi, doğru bir şekilde anlayan ve hatta bazen bu doğru şeyi bizden biraz önce bile düşünebilen” bir lideri yerleştirilir. popülist lider kültü, aracıları kaldırıp, halkla lider arasındaki ilişkileri karmaşık parti örgütlerin dolayımından kurtarılmasını gerektirir:

    “parti yapısı yekparedir ve alt kademedekiler tamamen lidere bağlıdırlar. parti içi demokrasi yok gibidir. esasen lider seçme ve liderlerin seçilmesini sağlama makinesi ve kişilik merkezli mikro-politika arenalarıdır. akılcıl tartışma forumları değil. ortak iyinin yegâne temsilcisi olduğunu iddia eden partide itirazlar hoş görülmeyecektir. meclisteki vekilleri üzerinde merkezi bir kontrole sahiptir ve onunla sürtüşecek cesareti olanları partiden atar.”

    tüm bunların yanında, son olarak, popülizmin ayırt edici noktası olarak, popülistlerin, tüm parti farklılıklarının bir yana bırakılıp, siyasal topluluğun kurucu değerlerini mükemmelleştirme amacı taşıyan bir “ortak projey”e katılımı gerektiren yüksek bir ahlaki göreve inanmaları ve bütün özneleri buna davet etmeleri gösterilmiştir.

    popülistler ne yapar?

    kitabın “popülistler ne yapar” başlıklı ikinci bölümünde müller, popülizmin iktidarda olduğu zamanlardaki eylemleri üzerinde duruyor. popülistlerin iktidardayken dahi değişmediğini, olur da başarısız olurlarsa, bunun nedeni olarak “içeride ve dışarıda iş gören seçkinleri” gösterdiklerini ve sıklıkla komplo teorilerine başvurduklarını tespit ediyor. müller’e göre popülist iktidarlar için yönetmek bir tür “sürekli seferberlik” hali, zira iktidara geldikten sonra dahi mağduru oynamaya devam ediyorlar. bu süreçte milletin mağdurluğunu gidermek için büyük bir süratle devlet aygıtını gasp etmeleri, yolsuzluğa ve kayırmacılığa başvurmaları, fakat diğer siyasal akımlardan farklı olarak bunu "ayan beyan" yapmları ve bu suçları dahi milletin çıkarı için olduğunu savunmaları müller’in iktidardaki popülistler için tespit ettiği bir diğer ortaklık. biz türkiyeli okuyucular için oldukça tanıdık bir tartışma bu...

    nitekim yazar bu bölümde türkiye’den de çok sayıda örnek veriyor ve popülist iktidarların iktidarlarını konsolide ederken esasen üç tekniğe başvurduklarını savunuyor.

    birincisi: devlet bürokrasisinin yandaşlarla kadrolaştırılması, yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılması, özellikle medya yetkililerinin manipüle edilmesi, gazetecilere ulusal çıkarlara zarar verecek haberler yapmamaları için net mesajlarla sıkıştırılması, gizli servisin kontrol altına alınması ve tüm bu süreç içinde eleştiri getiren herkesin hain olarak damgalanması.

    ikincisi: kitlesel olarak kayırmacılık yapılması, devlet olanaklarının bir kısmının, siyasi destek karşılığında maddi veya manevi yollarla sunulması, seçmenlerin müşteri haline getirildiği bu yolla mevcut iktidara uygun ve sadık bir tabaka oluşturulması ve devletin alenen sömürgeleştirilmesi.

    üçüncüsü: sivil toplum örgütlerinin baskılanması ve yabancı güçlerin maşası olarak etiketlenip kriminalize edilmesi.

    müller’e göre popülist iktidarların ortak keseni olan bu üç teknik kullanılırken, seçimler her halükârda yapılacaktır, zira seçim, “milletin istekleri” retoriğine başvurmanın koşuludur, öte yandan sistemin hâlâ demokratik görünmesinin ve uluslararası alanda kabul görmenin olmazsa olmaz şartı olan seçimlerden vazgeçmenin maliyeti popülist iktidarlarca göze alınamaz. ancak seçimleri kaybetme olasılığı her zaman için vardır ve bu riske karşı bir teminat bulmak için yeni bir anayasa can simidi olabilmektedir.

    müller’in görüşüne göre popülistler için kontrol ve denge mekanizmaları, azınlıkların korunması ve temel haklar gibi anayasalcı değerler, milletin istekleri üzerinde baskı oluşturan gereksiz kayıtlardır. bu nedenle de popülistler, fırsat bulduklarında anayasalcılık ile uyumlu olmayan yeni bir anayasa hazırlığına girişiler ve bu anayasa, hem yeni sosyopolitik düzene hem de siyaset oyunu için yeni kurallara takabül eder. halkın iradesini gerçek yansıması olarak pazarlanır ve seçimleri kaybetseler dahi iktidarda kalmalarını sağlayacak unsurlar içerir. zira belli bir süreden sonra iktidardaki popülistler için iktidarda kalmak tek hedefe dönüşür. öyle ki bu hedefe engel olunacak olur ise kendi hazırladıkları anayasayı dahi askıya almaya hazırdırlar. bu da bizim için tanıdık bir tartışma olsa gerek.

    popülistler ile nasıl başa çıkılır?

    kitabın “popülistler ile nasıl başa çıkılır” başlıklı son bölümünde ise popülizme karşı analizlerden sonra bu akımın tehlikelerine karşı hangi yollarla karşı durulacağı anlatılıyor. bu bağlamda popülizmin, demokrasinin tüm dünya tarafından istenen fakat dönemsel olarak başarısız bir siyasal rejim veya tutulmamış vaatlerinin ürünü olduğunu düşünen müller, milletin homojen bir varlık olduğu iddiasının ve popülistlerin söylemlerindeki ahlaki üstünlük tezinin kırılması ve diğerlerinin de popülistlere oy verenler kadar halk olduğunu gösterilmesi gerektiğini ileri sürüyor. bu bakımdan istatistiklerin kullanılabileceğini düşünüyor. öte yandan, popülizmi destekleyen seçmenlerin dışlanmaması gerektiğini, ayrıca popülistlerin de "karantinaya alındıkça" güçlerini kaybetmediklerini, tam tersine temel argümanlarını yeniden ürettiklerini ifade ediyor:

    “popülistler dışındaki tüm partilerin, onları dışlamak üzere bir araya gelmesi, popülislerin tüm düzen partilerinin bir kartel oluşturduğu yönündeki iddiasını güçlendirir. popülistler, takiplerinin iddia ettikleri ideolojik farklara rağmen birbirine benzediğini söylemekten çok hoşlanırlar. hatta var olan partilerin isimlerini birbirilerine eklerler ki sadece popülistlerin sahibi bir alternatif olduğu hissini güçlendirebilsinler.”

    bu bakımdan popülistlerle iritbat kurmanın zorunlu olduğunu söyleyen müller, bu irtibatın popülist gibi konuşmayı zorunlu kılmadığını ve bundan sakınılması gerektiğini ifade ediyor. popülistlerin doğru sorunlara yanlış cevap vermelerinin, aynı sorunları kabul etmeyi reddetmeyi gerektirmediğini düşünen müller, bu bağlamda türkiye örneğinden bir çıkarsama yapıyor:

    “erdoğan daha önce ‘siyah türkler’ – yoksul ve dindar anadolu kitleleri- olarak dışlananların varlığını, kemalistlerin batılılşamış türkiye cumhuriyeti imajına karşı savunurken demokratik bir tutum alıyordu. içermeye dair arayış popülist bir iddiaya dönüşmek zorunda değildir. eğer var olan elitler pratik ve sembolik içermeye dair adım atmış olsalardı, demokrasiye verilen zararın bir kısmı engellenebilirdi.”

    bunlara ek olarak kimlik siyasetinin de popülistleri güçlendirdiğini düşünen yazar, barnie sanders’dan ilham alarak, sosyal haklar konusunda büyük yapısal reformlara işaret ediyor.

    ayrıca avrupa yönünden nazizm sonrasındaki anayasal kurguların özeleştirisini yapan müller bir itirafta da bulunuyor:

    “haklı olarak halk egemenliğine duyulan güvensizlik üzerine kurulmuş –açıkça totalitarizm karşıtı ve zımni olarak popülizm karşıtı rejimler, her zaman halk katılımını azaltmak için tasarlanmış bir sistem olarak karşısında halkın tümü adına konuştuğunu iddia eden siyasal aktörler çıktığında savunmasız kalmıştır.”

    bu bakımdan münhasıran erdemliliğe ve uzmanlığa atıfla belirlenen teknokratik önerilerin de popülizmi yeniden üreteceği uyarısında bulunuyor.

    kitap, yer yer tekrara düşen fakat önemli noktalara dikkat çeken tespitlerine ve uyarılarına rağmen; mesele, buna alternatif getirmek olduğunda klasik liberal söylemin sınırları içinde yeni bir şey söylemiyor:

    "alternatif yaklaşım, halihazırda dışlanmış olanları- bazı sosyologlar bunlara ‘yersiz yurtsuzlar’ der- kapsamaya çalışırken aynı zamanda zengin ve güçlü olanların sistem dışına çıkmayı istemeyeceği yaklaşımdır. bu, aslında yeni bir tür toplum sözleşmesine ihtiyaç duyulduğunu söylemek anlamına gelir. güney avrupa ülkelerinde böyle bir tür sözleşme için geniş tabanlı bir destek gereklidir ve bu tür bir destek anacak adalete vurguyla inşa edilebilir, yalnızca mali düzeltmelerle değil. elbette kibirli bir vurgu yeterli olmayacaktır ve adalete dayalı bir düzenin kurulması için mekanizmalara ihtiyaç vardır. bu, seçimlerle ortaya çıkan büyük bir koalisyon şeklinde vücut bulabilir. ya da toplumlar, izlanda’da veya o kadar başarılı ve kapsamlı şekilde olmasa da irlanda’da olduğu gibi, anayasal mutabakatlarını gözden geçirebilirler.”

    buna rağmen kitabın türkiye’yi ve dünyayı anlamak için önemli bir mercek sunduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. siyaset ile ilgilenen herkese kitabı öneriyorum.
  • "iktidara gelmeden evvel tüm siyasal rakiplerinin ahlaksız ve yozlaşmış seçkinlerin bir parçası olduğuna, iktidara geldiklerinde ise kendilerinin karşısında muhalefetin meşru olmadığına inanırlar. popülizmin ana iddialarından birine göre popülist partileri desteklemeyen kişiler öncelikle gerçek halkın bir parçası değildir.”

    jan-werner müller