şükela:  tümü | bugün
  • yenilebilirliği havuçtan daha önce keşfedildi bence; aksi takdirde "portakalrengi" veya ingilizce'de "orange" yerine "havuçrengi" veya "carrot" derdik.

    bu arada elmaya buradan bir sözüm olacak:

    "ey elma! biraz daha karakterli bir meyva olup bir sarı, bir kırmızı, bir yeşil olup tüm renk spektrumunu kaplamaya çalışmasaydın bugün belki yeşil yerine "elmarengi" diyor olurduk. sen kaybettin!"
  • ben...
    sözlükte gezen bir jedi/mage...

    edit*: yavaş gel... jedi/mage, yavrum benim:)
  • bunun etimolojisinde bir kargaşa var içime sinmeyen.

    portakal sözcüğü, bize bildiğin portugal'dan geliyor, ülke isminden yani. (portekiz)
    ülke ismi de latince "sıcak/ılıman kale" anlamına gelen, roma'lıların verdiği bir isim olan portus cale'den geliyor.

    ilginç olan sadece biz portakal'ı portekiz'in adıyla çağırmıyoruz, bir sürü dilde bu böyle, çoğu da balkan veya akdeniz ülkeleri.

    bulgarlar mesela portokal diyor.
    yunanlar portakal'a portokali, portekiz'e portogalia diyor.
    araplar portakal'a burtukal diyor, portekiz'e el-burtukhal diyor. (hatırlayın, arapça'da p, ç sesleri yoktu) (bkz: #36100823)
    farsça'da hem ülkeye hem de meyveye portekal diyorlarmış.

    o zaman akla şu geliyor: portekizce'de portakal'a ne diyorlar?
    laranja

    tamam bu tanıdık, o zaman orange nereden geliyor diye bakıyorum hemen.

    hikâye sanskrit dilinde naranj sözcüğüyle başlıyor, eski hindistan'da portakal'a naranj deniliyormuş. hindistan'dan persler ve araplar aracılığıyla arapça'ya naranjah diye geçiyor sözcük. emevi'ler gemileri yakıp ispanya'yı fethedince, pek çok şey gibi bu sözcüğü de taşıyorlar beraberlerinde, ispanyolca'da portakal'a naranja denmeye başlanıyor (naranha diye okunuyor). bu ingilizce'ye naranj diye geliyor ama malum, ingilizler sondaki j'ye kıl oluyor narange yapıyorlar sözcüğü. zamanla, "an arange" diyerek sözcüğün başındaki n gidiyor arange kalıyor geriye. baştaki a harfi de o'ya dönüşüp orange oluyor sonunda.

    naranj sözcüğü şu açıdan tanıdık gelebilir bize: narenciye

    ama benim anlamadığım, hadi bizi geçtim, araplarda naranjah diye başlayıp, ispanya'dan ilerleyip, portekizden sekip geri araplara döndüğünde nasıl sözcük burtakal olmuş aklım ermiyor.

    bir de yukarıdaki dizgeyi destekleyen bir süreç daha var, ruslar, almanlar, iskandinav ülkeleri bambaşka bir sözcük kullanıyor. isveç: apelsin, danimarka: appelsin, fince: appelsiini, rusça: apelsin, almanca: apfelsine (ve orange)... çin'liler olsun, yahudiler olsun bu etimolojinin yanına bile yaklaşmıyor.

    sonra bir de turunçgiller kaosu var ki bunun hiçbir yeriyle kesişmiyor.
  • soyulup basucuna koyulan sayma araci.genellikle saklambac,korebe gibi kulturel degerlerimizi koruma amacli eylemlerde, eleme amacli kullanilir
  • soyulduktan sonra basucuna koyulabilme özelliği olan bir meyve...bu konuda rakipsiz olduğu kesin... ayrıca meyvenin bu özelliğini kullanan kimseyi görmedim henüz
  • an itibariyle sözlükte on yıl (oha) bir gün dolduran yazar... on yıl sonra da gizli kimliğimi açıklıyorum, ben aslında bruce wayne'im.
  • eskimeyen jedi.
  • sevgili malt'in hom çiçon ratinti tantoz diye başlayan bımbımbıbmbıbmbım diye devam eden şarkisi. dur dogma bekle ayrıca.
  • eksi sozluk'un nihai amacinin "dogru bilgi vermek" olmadigini bildigi icin olsa gerek bilerek/bilmeyerek yalan veya yanlis yazmis olabilir. sozlukten bilgi almaya calisanlari hala anlayamiyorum. arastirmak denen bir sey var. bu kisiler lisedeki donem odevini bile google'da ilk cikan sonuca tiklayip yapiyor bence. universiteyi nasil bitiriyorlar hayal bile edemiyorum. coluguna cocuguna da bilgi vermek icin eksi sozluk kullanacaklarsa yepyeni ve komple sigir bir nesil geliyor.

    entrylerini severek okudugum eski yazarlardan biri.
  • sözlüğün temelini atan sözlük yazarlarından sanıyorum. nereye adım atsam ilk entry'lerde kendisiyle karşılaşıyorum hoş şeyler de yazmış.