şükela:  tümü | bugün
  • ankaranın gobeginde isminin hastasi oldugum yapay vadi,
  • ki burasi portakal cicegi sokagi uzerindedir, ve astronomik fiyatlara daireleri satilan bir vadi apartmani gokdeleni bulunur sekilli semalli.
  • ankaranın göbeğindeki diğer bir yapay vadi için (bkz: dikmen vadisi)
  • tam ortasına eşşek kadar(30 küsür katlı) bir gökkafes kondurularak, vadilerden esip de şehir merkezinin atmosferini temizleyecek, ferahlatacak hava akımlarının önünün kesildiği bir vadidir. malumunuz çankaya yamaçları bir vadi bir sırt şeklinde ilerler. modern şehircilikte vadiler yeşil bırakılır, sırtlar yapılaşmaya izin verilir. ankara'da da böyle olagelmiştir ve seğmenler parkı, botanik parkı, portakal çiçeği vadisi, dikmen vadisi, sokullu vadisi falan hep böyle açık bırakılması gereken yerlerdir. ahanda burası, bu ilkenin rant uğruna çiğnendiği vadidir bunlar arasında.

    bir de hani binanın mimarisine denilecek birşey yok da, önündeki ansera denilen gudik yapı, hayatımda gördüğüm en çirkin ve en anlamsız yapılardan biridir. gerek konumundan, gerekse çirkinliğinden dolayı biraz zor müşteri çeker diye düşünmüştüm, doğru da çıktı.

    edit:onunde ansera'nin oldugu gokdelenin adi vadi residencemis. hemen yanina yapilmis yeni biten gokdelenin adi da portakal cicegi residence olmus.
  • dikmen vadisi kentsel donusum projesinin kardesidir. murat karayalcindoneminde ankara'ya kazandirilmıs ancak dikmen vadisikadar basarili olamamistir.
  • şu günlerde harıl harıl ikinci bir gökkafesin yükseldiği vadidir. mamak'tan gelen efil efil çöplük havasının en net hissedildiği yerlerden biridir aynı zamanda.
  • yürümek; düşünce açacağı misali öze dönüştü, hareketin en temel hâlidir.

    portakalı soydum baş ucuma koydum. ankara’da portakal ağacı olmamasına rağmen burnumuzun dibinde portakal çiçeği vadisi var biliyor musunuz? teeee 1991 yılında karayalçın zamanında gerçekleştirilen bir proje. rahmetli samsunlu idi kimin aklına gelir portakal yetişmeyen bir bozkırın ortasına bu ismi yerleştirmek. biz karadenizlilerin delizeka aklına şaşayım. neyse konumuz bu değil.. belediye’nin kaynak ayırmadan,’’kendi kaynağını kendi yaratan‘’ bir proje ile gerçekleştirdiği en önemli ve büyük yatırımı olan bu yeşil alanda canlı bitki koleksiyonu oluşturulmuş ve fauna için yeni yaşam mekanları tasarlanmıştır.. kendi kaynağınızda kendi içinizde yaratmanız için sizleri de bu vadide yürümeye davet ediyorum

    portakaldan girdik ama buradaki ağaçların çiçeklerinin kokusu da yalancı baharın telaşında olduklarından herhalde insanın burnundan doğrudan kalbine inebiliyor bilesiniz.. ağaçların mini mini çocukları çiçekleri; kendi döngülerindeki yürüşlerinde açarlar, meyve verirler, solarlar, kururlar.. başka nasıl doğabilirler ki zaten yeniden.. uçaktaki bir insanla yürüyen bir insan arasında bir fark vardır. en azından uçakta seyahat eden bir kişinin canlı yaşamına ilişkin bir tefekkür geliştirmesini bekleyemeyiz. oysa yürürken o canlı yaşamanın farkına varır, karıncaları görür onları gideceği yere kadar bırakır, bazen güvercinleri seyreder, kedilere köpeklere selam verir, karahindibağına üfleyip minik paraşütlerin uçuşunu izleriz bu, bize varoluşumuzun farkına varmamızı sağlar. biliriz ki toprağa basan ayak, önüne çıkan her şeyi acımasızca ezen ve geçtiği yerde yara izi bırakan araba lastiği gibi saldırgan değildir.

    zamanın ve yerin tadını çıkarma olan yürüyüş bir kaçış, modernliğe bir naniktir. çılgın yaşam ritimlerimiz içinde bir kestirme yoldur, mesafe almaya elverişli bir etkinliktir bazen kendine bazen dış dünyaya.. basit bir yürüyüş de insan hayatında bir diyalektiktir; acelesi olmayan bir yürüyüşle dünyaya açılır da hem dışarıda görünür, hem içeriye kaybolabilir insan. zamana yenik düşmeden başkaca yolları da seçip kendi iç patikalarında yol aldıkça kalıplaşmış normlarının ritimleri karşısında bağımsızdır. atalarımız için bir yerden bir yere gitmek, hatta uzun yolculuklara çıkmak için yürümek bir zorunluluktu ama bugün bilinçli bir tercihtir yürümek. insan her yürüyüşten öyle ya da böyle değişmiş olarak döner; kendine ait duyguları içinde yeniden oluştururken, büyütürken, kendi toprağında kendi yeni ağacını ekerken muzur bir gülümseme suratında belirir.. hiç bir şey yapmasanız bile olur ille de düşünmek, kendinle konuşmak lazım gerekmez yürürken. an’da kalırsınız bazen de çevrenizdeki ağır basan ivediliğe boyun eğmeden sadece o an’ın, size ait zamanın keyfini de çıkarabilirsiniz.

    yürüme ve düşünme, sürekli bir güven ilişkisi içindedir; daha hızlı yürürse düşüncesi azalır, daha yoğun düşünürse yürüyüşü yavaşlar insanın.. denemesi bedava (= olduğunuz yerde çakılıp kalmayın gelin portakal çiçeğine şöyle bir yürüyüşe çıkın, hareket edip dönüştürün kendinizi.

    haaaa portakal mı?...çiçeği mi? yedim onları ben
    siz gelin buraya sokakta hayat var