şükela:  tümü | bugün
  • sevdigim, bayildigim bu sarkiyi çevirmek de istiyorum güzel türkçemize, yapabildigim kadar:

    i found my love in portofino (aski portofino'da buldum)
    perchè nei sogni credo ancor (çünkü hala hayallere inaniyorum)
    lo strano gioco del destino (kaderin tuhaf oyunu [bu tamlamayi çok seviyorum])
    a portofino m'ha preso il cuor (portofino'da kalbimi aldi)
    nel dolce incanto del mattino (sabahin tatli büyüsünde [bu tamlamayi da seviyorum, evet banalim])
    il mare ti ha portato a me (deniz seni bana getirdi)
    socchiudo gli occhi (gözlerimi hafifçe kapiyorum)
    e a me vicino (ve yanimda portofino'da)
    a portofino
    rivedo te (seni yeniden görüyorum)

    ricordo un angolo di cielo
    dove ti stavo ad aspettar (seni beklemekte oldugum gökyüzünün bir kösesini hatirliyorum)
    ricordo il volto tanto amato (o kadar sevdigim yüzünü hatirliyorum)
    e la tua bocca da baciar (ve öpülesi dudaklarini)

    i found my love in portofino (aski portofino'da buldum)
    quei baci più non scorderò (o öpücükleri bir daha asla unutmayacagim)
    non è più triste il mio cammino (yolum artik hüzünlü degil)
    a portofino i found my love (portofino'da aski buldum)

    burdan sonrasi ancak dalida'nin sarkisinda bulunan fransizca sözlerdir, ki konu asktan birdenbire evlilige, gökyüzü köselerinden nikah masasina, dalgali sahillerden dag evlerine kaymaktadir:

    il y avait à portofino
    un vieux clocher qui s'ennuyait
    de ne sonner que les matines
    quand portofino
    se réveillait

    (bir zamanlar portofino'da sadece sabahlari, çanini sadece sabahlari, portofino uyanirken çalabildigi için cani sikilan yasli bir çanci vardi)

    mais après cette nuit divine (ama o ilahi geceden sonra)
    on l'entendit sonner un jour (gündüz vakti çan çalarken duydular onu)
    même jusqu'aux villes voisines
    de portofino
    pour notre amour
    (bizim askimiz için çaliyordu, portofino'nun komsu köylerinde bile duyulan o çani)

    je vois le marié qui m'emporte
    vers le petit chalet de bois (beni küçük ahsap dag evine goturen kocami goruyorum)
    dont il me fait franchir la porte
    en me portant entre ses bras (beni kollarinda tasiyarak esikten atlatan kocami)

    a chaque fois qu'à portofino
    le vieux clocher sonne là-haut
    il chante notre mariage
    vers les nuages
    a portofino

    (orda portofino'da ne zaman yasli çanci çanini çalsa bizim evliligimizi bulutlara dogru haykirir, portofino'da)

    i found my love
    i found my love

    bu arada portofino "son liman" gibi bir anlama gelmektedir, ki bu da hos gelmektedir bana.
  • 1959 yili baslarinda portofino, cenova yakinlarinda küçük, siradan ama sevimli bir balikçi köyüdür. sonra bir gün vittorio palentieri diye bir italyan çıkar sahneye. hazindir (midir?), bugün bu adamın sesi isminden çok taninir, hiçbir italyana yakistirmayacagim kadar hüzünlü olan sesi. önce dalgalar vurur kiyiya, sonra ıslik karisir dalgalara, ve vittorio türküsüne baslar:
    i found my love in portofino
    perche nei sogni credo ancor
    lo strano gioco del destino
    a portofino m'ha preso il cuor
    öyle bir patlar ki sarki tüm dünyada, italyanca bilen bilmeyen herkes sözlerini yasin-i serif gibi ezberler, portofino diye inler ortalik.
    bununla kalmaz sarki, ayni zamanda adini aldigi o kiyi köyünü de dünya turizminin gözbebegi haline getirir. zaten o yillar dünyada da savasin yaralarinin artik sarilmaya baslandigi, turizmin yeni yeni patladigi yillardir. ne olur? asiri gelismis bir turizm sehrine dönüsür portofino. portofino olmaktan çikar, bodrum olur. hazindir...
    fakat hakikaten çok güzel, çok hisli sarkidir bu portofino. annenize babaniza portofino deyin, hemen içlenirler, hüzün olurlar.
    (aslinda bir de dalida söyler bu sarkiyi, ki ben açikçasi, vittorio'ya saygim sevgim sonsuzsa da, onu daha çok begenirim)
  • ölmeden önce görülmesi gereken yerlerden biri. geçen hafta oradaydık, zaman darlığından fazla kalamadık ama kısa süre de olsa hepimiz hayran kaldık. italyaya gidip romayı, milanoyu falan göreceğim diye uğraşmayın. paşa paşa italyanın köylerine gidip ağzınızda beş karış sırıtmayla türkiye'ye dönün. atla deve falan değil. milanoya gidin oradan la spezia trenine binip santa margheritada inin. sahile yürüyün, küçük bir meydan var. oradaki büfeden 1,5 euroya bilet alın ve belediye otobüsünü bekleyin. zaten yarım saatte bir kalkıyor. otobüse binin ve hayallerinizi gerçekleştirin. hade bakem, düşün yollara...
  • sadece "i find my love in portofino" kısmı ingilizce olan italyanca sarkının adı
  • dünyanın ilk yüksek sosyete tatil merkezi. ayrıca berlusconi'nin körfezin tepesinde harika bir evi vardır.50 senelik bir mazisi olmasına karşın ispanya, fransa, türkiye, yunanistan ve italya'nın geri kalanında benzer turistik yerler gibi beton yığınına dönmemiş, avrupa'daki cennet'ten bir köşe
  • uzun yıllar önce, haluk bilginer'in oynadığı turkcell'in ne bu çalan servisi reklamı sayesinde duymuştum bu şarkıyı ve çok sevmiştim. dünyanın en güzel aşkları burada yaşanmıştır şeklinde düşünmüşümdür hep. ölmeden önce görmek istediğim yerlerden biriydi. bir kış günü, otoyoldan çıktıktan sonra, portofino'ya doğru dolambaçlı, dar ve yorucu yolda ilerlerken aklımda bir zamanlar çok sevdiğim kadınlar ve deli sorular vardı. dolana dolana, denizi görerek inilen yolun sonunda portofino tabelasını gördüğümde kısa süreli de olsa dünyanın en mutlu insanıydım. portofino'dan çıkarken ise bütün aşklarımı oraya bırakmanın verdiği hüzün çökmüştü üzerime.
  • fred buscaglione söylerse hava kapalıysa ruhum bir huzura kavuşuyor. tüm ağrıyan eklem yerlerimin üstünü örtüyor gibi hissettiğim şarkı.
  • italyan rivierasında cinque terre'den sonra en güzel kartpostal manzaraları sunan ünlü sahil kasabası. önce trenle santa margherita'ya, oradan otobüsle on dakikalık bir yolculukla portofino'ya varılabilir. kasabayı bir-iki saat gezmek ve santa margherita'ya yaya olarak dönmek unutulmaz anılar için yeterlidir.

    ha burayı okuyan sen ünlü bir rus milyarderi isen zaten onlarca gemiden hallice ultra lüks yatla gelen panpalarından bilgi alman daha mantıklıdır.

    edit: italya için faydalı olabilecek diğer entriler:

    istanbul'un bacısı roma - (bkz: #31302638)
    rönesansın başkenti floransa - (bkz: #33174412)
    italya rivierası ligurya - (bkz: #33244979)
    ligurya merkez üssü la spezia - (bkz: #31300246)
    puzzle aleminin ekmeğini çokça yediği cinque terre - (bkz: #31299854)
    modamania milano - (bkz: #33041063)
    aşıklar şehri verona - (bkz: #33176933)
    garip venedik - (bkz: #33082321)
    italya içerisinde huzurlu transferin tek adresi trenitalia - (bkz: #31324482)
  • portofino'yla ilgili bir gezi yazısı:

    portofino - rüya gibi bir gün
  • müzik zevkim kadar değişken bir özelliğim daha yok sanırsam. bu nedenle asla “x mi, hayatta dinlemem” diye karizma yapamadım. bir gün jazz dinliyorum bir gün arabesk. ama bu gece başka yaa, bu gece başka…

    her şey, louis armstrong’un suçu. bir insan boğazına balgam takılmış gibi bir sesle “what a wonderful world” gibi bir şarkı söyleyip nasıl dinleyenleri kendinden geçirebilir? bilemiyorum. yapabilmek için, anlayabilmek için louis armstrong olmak lazım sanırım. sonra frank abi başladı my way diyerek. ardından nat king cole girl from ipanema dedi ki hemen ardından edith piaf başladı. benim de aklım başımdan gitti zaten artık. oluruna bıraktım öylece kalakaldım.

    en son, elvis abi love me tender dedikten sonra, alemlerin az bilinen çocuğu vittorio “portofino”yu patlattı. ben yine hüzünlendim.
    portofino, babamın şarkısıdır, 60lı 70li yıllarda genç olan herkes gibi. bilmezdim ki şarkıların bu kadar güzel, kelimelerin kifayetsiz olduğunu beş altı yaşlarındayken. portofino, benim için ağızla taklit edilen dalga sesleri ve hoş bir ıslıktan ibaretti. büyüyüp aşk acısı çekince bildik kıymetini. ben gerçekten ümitsiz bir durumdayken keşfettim şarkıyı. ve o günden sonra en büyük emelim portofino’ya gitmek oldu. çünkü belki de ben de aradığım aşkı portofino’da bulurdum. çünkü ben de hala hayallere inanıyorum. bir gün deniz bana da sevdiğimi getirsin, gökyüzünde onun yüzünü göreyim.

    şarkılardaki gibi bir aşk yaşamak neden mümkün olmaz? portofino sahilinde “love me tender, love me sweet” diyemez miyim sevdiğimin kulağına? “i love you and i always will” diyecek mi biri bana? düğünümüzde “unbelievable” eşliğinde dans edebilecek miyiz? yıllar sonra karşılıklı otururken “bir bahar akşamı rastladım size, sevinçli bir telaş içindeydiniz” diye eskiyi yad edebilecek miyiz? o yokken kendimi yarım hissedeceğim biri olacak mı? ben yokken o da kendisini yarım hissedecek mi?

    aslında ne kadar açız sevgiye. saf sevgiye ama, tutkuyla karışmadan. tutku güzel, ama geçici o tutku. tutkuyla değil, sevgiyle sevişmek istiyorum ben bir kere olsun ömrümde. hani o dokunmaya kıyamadan, acıtmaya çekinerek… tüm kalbinle isteyerek, kendinden kıskanarak… aynı şekilde, biri benim için gerçekten hissetsin istiyorum bunu. tutkuyla değil, sevgiyle sevişsin istiyorum.

    böyle bir erkek var mı acaba? dünyanın herhangi bir yerinde, benimle portofino’ya gidip kulağıma love me tender’ı söylemek isteyecek bir insan var mıdır? büyükada’da tepeye çıkıp island blues eşliğinde dans etmek isteyecek yahut? heybeli’ye gidip gece sandal kiralayarak “biz heybelide her gece mehtaba çıkardık” diye şarkı söyleyecek, orhan veli’nin dedikodulu şiirini okuyacak, bana “ruhumda hicranın”ı söyletmeye çalışacak biri var mıdır? doğum günümde “bir bahar günü doğdun sen” diye şiir okuyacak ya da?

    her sabah “günaydınım nar çiçeğim sevgilim” diye şarkı söyleyerek uyandırmak isteyebileceğim biri olabilir mi? yüzünü görmekten sıkılmayacağım? her halini beğeneceğim? bana aptal gelmeyecek, beni aptal bulmayacak biri olabilir mi? evi japon keranesi gibi döşememe ses çıkarmayacak biri yahut da… bu bile ne kadar zor bulunan bir erdem tahmin edemezsiniz…

    istekler bu kadar çokken, bunca şey hayal edilirken, reelde bunların karşılığının olmaması kadar koyan bir şey olamaz. asla portofino’ya gidemeyecek, asla birinin kulağıma “love me tender”ı söylediğini duyamayacağım. beni öyle sevecek, öyle değer verecek kimse olmayacak. ben hayal kurmaya devam edeceğim. büyük ihtimalle de yalnız öleceğim, yanımda hayallerimden başka bir şey olmadan. çünkü şarkılar insanı beklentilere sokmaktan ve üzmekten başka bir şeye yaramıyor.