şükela:  tümü | bugün
  • gerçek adı manuel valdares dir.
  • kucukken dostum olsun isterdim, simdi ise boylesine sevgi dolu bir esim olsun istiyorum.
  • manual valderes portekizli olduğundan, çok da karışık bir anlamı yok aslında. portugal işte, bildiğimiz portekiz. gene de dünyanın en güzel hitabı gibi gelir, o başka. portakal'ın portugal'dan gelmesiyse dilimizin şeker portakalını, zeze'yi ve portugasını çok sevmiş olanlara bir güzelliği olsa gerek.
  • portuga aslında zeze'nin şeker potakalı'nın ta kendisidir ve bu gerçeği biz, romanın sonunda babası olan ama zeze'nin çoktan yüreğinde öldürdüğü kişinin bacaklarına sarıldığı an duyarız acı içinde: "onu kestiler bile, baba; benim küçük şeker portakalı fidanım kesileli bir haftadan çok oluyor."

    ve portuga aslında hem şeker portakalı, hem kraliçe charlotte, hem bir baba, hem bir gerçek dost idi... hepsinden de öte zeze'yi karşılıksız seven, aklının sonsuzluğuna saygı gösteren ve büyüten tek kişi idi.
  • (bkz: baba)

    çok ufaktım kitabı okuduğumda. o velet o kadar benziyor ki bana. haliyle portekizli'yi babam sanıyordum. o olay olduğunda 1 hafta hasta yattım lan, küçücük çocuğum. aylar sonra kitabın devamını okuyabildim. yapılır mı böyle şey moruk? şart mıydı?
  • zeze'ye acıyı öğreten kocaman yürekli kahraman.

    zeze'yi hayata bağlayan iki şey vardi; biri şeker portakalı fidesi, diğeri de portuga'm dediği esrarengiz adam... zeze'nin kahramanı ve en iyi dostuydu o, canından çok sevdiği.. kitabın sonunda portuga ölüyordu, o zaman da hiç yakışmamıştı ölüm ona, şimdi de yakışmadı...

    --- spoiler ---

    "daha çok anlat” dedim.
    “hoşuna gidiyor mu?”
    “çok. elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
    “bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
    “gider gibi yaparız..."

    --- spoiler ---

    gitmeseydin keşke,
    şimdi sensiz bir başima kaldim,
    geri gel ama olur mu,
    arada gel yine,
    maç yaparız,
    ben senin aldığın kırmızı kramponlarımı giyerim,
    pas da vercem söz,
    defansa da gelirim yardıma,
    gelmezsem de kızabilirsin,
    söz küsmicem,
    küsersem en adiyim!
    bi daha...
    ne olur...
    gel!!!
  • üstat vasconcelos kitabın son sayfasında portuga'mızdan şöyle bahseder, aynen yazıyorum:

    "yıllar geçti sevgili manuel valadares. şimdi kırk sekiz yaşındayım ve zaman zaman, özlemimde, hep bir çocuk olduğum izlenimine kapılıyorum. birden ortaya çıkıverecekmişsin, bana artist resimleri ve bilyeler getirecekmişsin gibi geliyor. hayatın sevilecek yanlarını bana sen öğrettin, sevgili portuga'm. şimdi bilye ve artist resmi dağıtma sırası bende, çünkü sevgisiz hayatın hiçbir anlamı yok. ara sıra sevgimle mutluyum, ara sıra da yanılıyorum; bu daha sık oluyor.

    o çağlarda, bizim çağımızda yani, yıllar önce bir budala prens'in, mihrabın önünde diz çökmüş budala'nın, gözleri yaşlarla dolarak ikonlara şunu sorduğunu bilmiyordum:

    olup bitenleri çocuklara niçin anlatmalı?

    gerçek, sevgili portuga'm; bunları bana çok erken anlatmış olmalarıdır.

    hoşçakal! (ubatuba, 1967)"

    manuel valadares'in öldüğü sayfayı ilk kez okuduğumda çocuktum, kalbimin hızlı hızlı çarptığını ve gözlerimin dolduğunu hatırlarım. koşup yatmış ve üstüme bir pike çekip sessizce ağlamıştım. bunca yıldan sonra bu kitabı okurken yaptığım tek değişiklik, okumaya başlamadan önce bir köşeye uzanmak oldu.
  • ölmesiyle beni kahreden koca yürekli kahramanım..

    ha zezé ha ben.
    ha portuga ha benim portuga'm.
    bundan sonra en sevdiğim insanlara portuga diyeceğim.
    portuga'm ölme sakın, portugalar ölmesin...