şükela:  tümü | bugün
  • biseyin suyunu cikarttiktan sonra kalan kisim
    - portakalin(meyva olan) posasini suraya koy ahmet.
    - buyur
    - portakalin posasi diyorum
    - cop lan bu, yani portakalin copunu diyonuz efendim
    - ahmeeeeet
    - pardon beyim...
    - tamam neyse suraya koyarsin...
    - (ulan kirk yillik cope posa diyor adam yaa)
  • tarafımızca paso posa olarak adlandırılan bulamacın esası.
  • yukarıda kalan ve dibe batmayan envanter.
  • (bkz: cibre)
  • ezilmiş pancarın soğuk suda birkaç kez sıkılmasından sonra geriye kalan ve suda erimeyen artık.
    tortu yada çökelti.
  • tarım ürünlerinin ya da maden cevherinin işlenmesi sırasında ayrılan atık ya da ham madde kalıntısı.
  • bir kaç gün evvel wuthering heights'a şartlanmış halde uğradığım mephisto'da dergilerin arasında keşfettiğim mini mini bir edebiyat dergiciği. ilk önce bunun ev ortamında amatörce hazırlanmış bir öğrenci işi olduğunu, bu rafa da yönetici ve çalışanların bilgisi haricinde konduğunu düşünmüştüm. ne var ki, gayet anlaşmalı ve profesyonel bir anonim işmiş bu. anonim çünkü dergi içindeki beş eserden hiçbirinde yazar ismine rastlamadım.

    bu beş eserden biri ikinci yeni'den etkilenmiş bir şiir; biri biçimce nazım hikmet'ten, anlatımca sylvia plath'ten etkilenmiş bir başka şiir; biri yükselmekte olan çağdaş islami kanat edebiyat ürünleri üzerine felsefi bir inceleme; biri bilinç akışı'nın doruklarında bir deneme ve sonuncusu da yine bilinç akışı ile örülmüş oğuz atay esintili bir başka denemeydi. ayrıca iki adet de yazıları bütünleyici film karesi vardı dergide: xavier dolan'ın j'ai tue ma mere'sinden ve 2011'in en iyi işlerinden asghar farhadi'nin jodaeiye nader az simin'inden.

    genel olarak umut verici bulduğum bu anonim dergi, herkesin isim yapma çabasında olduğu günümüz edebiyat camiasında ilaç gibi adeta. kimdir nedir bunu yaratanlar sorusunu tatmin edecek tek yanıtsa şu e-mail adresinden gelebilir sadece: posadergi@gmail.com

    yeşil kapaklı mart iki bin on iki sayısı mephisto'dan edinilebilir. sadece 1 lira... diğer sayılarına nasıl ulaşırım diyenler içinse tek yanıt yukarıdaki adresten gelebilir. ben sordum, beklemedeyim.
  • şu an gülünç geliyor ama tabi o ara çizgiyi bozmadan hedefe ilerliyordum. sonra ufak bir kıvılcım barut deposuna isabet etti. ve üzerimde değişik bir etki yarattı. şifreli bir yazıyı çözer gibiydim ikinci kez okuduğumda. her cümlede bunu daha önce fark edemeyişime ayrıca şaşırıyordum. bazı sayfaları okumak yetmedi, kağıda bastım. altını, üstünü, sağını, solunu çizdim. bir şeyler yazdım, bozuk düzeni biraz daha da bozdum. geriye doğru bakıyorum, bir benzeri yok.
    çaktırmadan ekleme yapabilir miyim? bence yaparım. belki çoğunlukla bunalmış gibi duruyorum ama bazen bunaltı, bulantı birbirine karışıyor. her zaman değil, sık bile değil, alışığım. ama bazen dayanılmaz hale geldiğini hissediyorum. tekrar okumaya başlıyorum. beni sakinleştiriyor, hiç anlatamadığım ne varsa dinlemiş, anlamış ve şimdi usul usul beni avutuyor gibi. bir kitap yapıyor bunu, kutsal denilse umrumda olmayacak ama gerçekliği sanırım çarpıyor. böyle.
    muhtemelen olağanlığı nedeniyle üzerinde durmayı atladığımız bir şey varoluş. hayır, felsefi yaklaşımlar ya da bilimsel ispat arayışları demiyorum ben. bir anda karşına çıkınca arayışta olduğunu bile düşünmeden geçirdiğin günlerin anlam kazanıyor ya da tamamen anlamsızlaşıyor ki ikisi aynı kapıya çıkar. işlemeli dev kapıya.
    ...
    kapı, aradıkça değil ama bulduğumu sandıkça sıçratarak geriye atan bir enerji ile yüklü. 'bir şey' in adı değişkendi çünkü, sabitlemeye çalıştıkça ellerimi yakan bir çeşit kimyasal. değişkenliğe ayak uyduramayan geri kafalı bir ruhu bacağından sürükleye sürükleye buralara getirdim. her seferinde -artık bir şaşkınlık değilse de- içerilerde dinamitle kendine yol açan insanların geride bıraktığı devasa boşlukla bir başıma kalışlarım bitmiyor. benim kendi bataklığında boğulacak bir zavallı olduğumu görüp avuttun senelerce. bunu senden başka hiç kimse bu kadar büyük bir incelikle yapmazdı. şimdi sorsak buna da bir leş senaryo.hazırlanır kesin. kapkaranlık bir dünya ve içimde parıldayan tek ışık sensin.
  • "bildiğiniz gibi karmaşa sadece sonuna kadar yaşanmışsa gerçekten üstesinden gelinebilir. diğer bir deyişle daha öteye ulaşabilmek için karmaşalarımızdan dolayı mesafe koyduğumuz şeyleri kendimize çekip onları posası çıkana kadar içmek zorundayız." carl gustav jung - aspects of the feminine

    (bkz: posası çıkmak), posasını çıkarmak
    (bkz: çaça/@ibisile)/chacha, cibre, aleksis çipras
    (bkz: kes), kevsenk, küspe
    (bkz: cüruf), zibil, zebil
    (bkz: kanser/@ibisile)zebil