şükela:  tümü | bugün
  • bir insanın kabiliyetini/yeteneğini/istidatlarını israf etmesi. gelişmemiş ülkelerde özellikle bol görülen bir israftır. iktisatta geçen ''tasarrufların etkin kullanılamaması'' gibi kalıplarda da akıllara gelmesi gerekir. kabiliyetleri yönlendirmemek gibi devletin ve toplumun sorumluluğu varsa da kişisel sorumluluğu da elbette ki yoğundur.

    genelde bu tarz büyük potansiyellerin kaybı hiç yazılamamış ve bilinemeyen hüzünlü öykülerdendir. faydaya dönüşememiş potansiyel de bir anlam ifade etmemektedir. özellikle toplumumuzda bana göre yapılan bir hata da vardır ki iltifat olarak ''çok zeki'' sözünün kullanılmasıdır. bir insan gerçekten zeki olsa dahi bu başlı başına bir iltifat sebebi değildir bana göre. çünkü zeki olmak başarılmış bir şey de değil doğuştan gelen bir durumdur. önemli olan o zekayı işletebilmektir. bu da sabır, irade, zamanla yol, yöntem öğrenme gibi çeşitli yetenekler ister. önemli olan nokta da budur. bunun için çalışkan insan -hemen hemen- her zaman başarılı olabilirken zeki insan için çalışma olmadığı sürece önemli bir atılım yapabilmek mümkün değil. bu da emek olmadan hiçbir şey olmayacağının bir göstergesidir. bu dünyada ciddi manada bedelsiz hiçbir şey yoktur.

    büyük miktarda miras bile kalsa şahsınıza parayı yönetemediğiniz sürece hazıra dağ dayanmayacak ve sermaye yok olup gidecektir. tıpkı akıl ve yetenek sermayeleri gibi. o yüzden bana göre kimse doğuştan çok şanslı değil de sadece farklı koşullarda ve farklı alanlarda bir sınav vermekte. sermayenizin çok olması şanslı olduğunuz anlamına gelmemekte hatta bazen sorumluluğunuzun daha ağır olduğu anlamına gelebilmekte.

    onun için ne istediğine dikkat etmeli insan. bedelsiz olmaz.
  • özellikle sanayi devriminden iyice sanayileşen eğitim sisteminin sonucu. potansiyelinin hakim olduğu alandan ziyade puanının yettiği alanda tahsil görmek zorunda kalanlar bir yana, sanata dair potansiyeli olanların da aynı torna tezgahından geçmek zorunda oluşu var. mozart bugün yaşasa viyana lisesinde müzik öğretmeni olurdu herhalde, devlet garantisi, sigorta falan da yatıyor..
  • biraz saçma bulduğum etiket. düz bakıyor olabilirim.
    mamafih, eğer bi potansiyelin varsa, kullanırsın. illaki çıkar o bi yerden. kendine çıkacağı yolu açar... istemesen de fışkırır...
    "çıkma" durumu da bu "potansiyel" kastına dahildir çünkü.

    çıkamıyorsa, ona o manada "potansiyel" demek doğru değil...

    kullanamadığın potansiyel, senin değildir yani. yoktur. hiçliktir. boşluktur*
  • uygun şartlar oluşmadıkça kullanılamayabilir fakat girişken ve liderlik özellikleri taşıyan kişiler için istisna durumlardır bunlar. bu kişiler uygun şartları j-kendileri yaratabilirler. fakat ortalama insanlarda bu durum çok az gerçekleşir.
  • zaman zaman bünyemde beliren yetersizlik hissi. "oğlum oldboy" diyorum kendi kendime, "senin daha yapacağın çok işler var ya bi silkelen de kendine gel" diyorum. neden bilinmez sonra geçiyor bu his. alakasız bir şeyler aklımı çelip dikkatimi dağıtıyor. yerini her zamanki uyuşukluğa ve bilinçsizliğe bırakıyor. artık adına ortalama hayatı kabullenmek mi dersin, teslimiyet mi dersin ne dersen de.

    bir süre devam eden uyuşukluktan sonra tekrar bir uyanma denemesi ve akabinde gelen koyver gitsinlik.

    umut sarıkaya'nın da dediği gibi; ya yarrak kafalının tekiysem?
  • külliyen yalan! potansiyelini kullanamamak diye bir şeye inanmıyorum. potansiyeli kullanmak insanın genlerinde olan bir şey. çok basit bir örnek: kıtlık zamanlarında yaşamıyoruz, değil mi? her yer market dolu. istediğin zaman yiyeceğe ulaşabilirsin. ama biz en primitif duygularla, sanki bir daha bulamayacakmışçasına 1,5 iskenderi gördüğümüzde mideye indirip,koca bir litre kolayı hüpletiyoruz. al sana potansiyel.

    bizim sorunumuz potansiyelimizi kullanmamamız değil. o potansiyeli kullanacağımız bir amacımızın olmaması. kişisel gelişimciler, büyük holding sahipleri çok seviyorlar bu konularda konuşmayı: "potansiyelinizi kullanın! hayallerinizin peşinden koşun!" yahu... sorun bu işte. benim hayalim yok ki. sence benim bir hayalim olsa, ben o değerli zamanımı hayalimi gerçekleştirmekle uğraşmak yerine senin kesinlikle işime yaramayacak konuşmanı dinleyerek geçirir miydim? sence ben hayalimin ne olduğunu bilsem "potansiyelimi belirli bir alanda yoğunlaştırmak"tansa beynimi zilyon tane trivial bilgiyle doldurur muydum? sence benim bir hayalim olsa sevmediğim bir şehirde sevmediğim bir okula gidip üzerine bir de okulumu uzatır mıydm?

    ben ve benim gibiler, yani facebook'ta amazonun ceo'sunun konuşmasını sonuna kadar "acaba başarının sırrını verecek mi cidden?" umuduyla dinleyenler, bizim bir hayalimiz yok. neden bu dünyada olduğumuzu bilmiyoruz. "geç kalma! harekete geç!" benim için bir şey ifade etmiyor. ne için harekete geçeceğimi bil mi yo rum! "dene! yenil! tekrar dene! daha iyi yenil!" herhangi bir konuda bir kere daha yenilirsem hayatım kayacak, kafan mı iyi?! öyle işte.

    bonus: https://www.linkedin.com/…nal-bullshit-john-spence/
  • i've got wild, staring eyes.
    and i got a strong urge to fly,
    but i got nowhere to fly to

    (bkz: nobody home)
    (bkz: pink floyd)
  • maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en üst basamağı olan "kendini gerçekleştirme" ihtiyacını giderememeyi doğurur bu durum.

    bazen üşengeçlikten, bazen de şartların olumsuzluğundan kaynaklanır. iki durumda da kötüdür. çünkü önemli bir ihtiyaçtır kendini gerçekleştirme.

    sabah sabah buna neden kafa yordum bilmiyorum ama herkes potansiyelini doğru kullanabilmek için adımlar atmalı.
  • türkiye'de sıkça karşılaşılan bir durum.
    ya daha düşük potansiyelli olan ve daha az tehlike arz eden salakların engeline takılırlar bu potansiyeli olan arkadaşlar ya da sonunda onlar da yontulur.

    (bkz: beyin göçü)