şükela:  tümü | bugün
  • "gezi parkı ile ilgili olarak fazıl say, sean penn gibi isimlerin imzaladığı bir deklerasyona türkiye'den pek çok sanatçı korktuğu için imza atmadı. örneğin yaşar kemal ben bu işlere karışmak istemiyorum dedi."
  • 2008-2014 arasında abd ile türkiye arasındaki siyasi ilişkileri son derece iyi bir biçimde toparlayan kitap.

    üslup akıcı, gayet rahat okunuyor.

    500 sayfalık kitabın en can alıcı bölümü, "kürt petrolü" adlı 12. kısım.

    sadece bu bölüm okunarak, türkiye'nin içerisine düşürüldüğü sefil durum çok daha net bir biçimde anlaşılabilir.
  • isminin esin kaynağı, "president of the united states"in baş harflerinden müteşekkil "potus" ve erdoğan'a ankara'daki partililerince takılan lakabı "beyefendi" olan tolga tanış kitabı. yazar, türkiye-abd ilişkilerini, obama'nın başkanlığa geldiği 2009 yılından, erdoğan'ın cumhurbaşkanı olduğu 2014 yılları arasındaki süreçle analiz ediyor. tarafların yaptığı her açıklama, ifade, söz ve hatta kullandıkları beden dili masaya yatırılarak, güncel siyasete dair son yılların en çalışkan, titiz ve sade eserlerinden birisi çıkmış ortaya.

    tolga tanış, söz konusu dönemde tr-abd ilişkilerini lunaparktaki trene benzetiyor. inişli çıkışlı, ama hep bir rayda ilerleyen, bazen sert inen, bazen aniden yükselişe geçen bir tren. peki bu ray ne? müttefiklik ilişkisi. kitaptan görülebilen en net noktalardan biri, abd'nin gerekçe ne olursa olsun tr'nin müttefiki olduğunu bilerek hareket etmesi. olumlu çağrışımları olsa da cümlenin, abd dış politikasının iki yüzlü ve sahtekar niteliğini gayet iyi anlatan bir ifade bu.

    tanış'a göre erdoğan türkiye'si, model ortaklık ekseninde bir yatırımı temsil ediyordu ki, obama ilk deniz aşırı ziyaretini türkiye'ye yaptı. bundan sonra, obama-erdoğan ilişkilerinin pik yaptığı nokta ise arap "baharı" süreci. o ara liderler sık sık görüşüyor, obama erdoğan'ı övüyor ve yan yana görünmekten imtina etmiyor. ancak mavi marmara olayıyla akp'nin israil'e baskı için abd'yi sıkıştırması ve 2010 bm oylaması'nda iran'a yönelik yaptırımlara türkiye'nin "hayır" oyu vermesi ilişkileri tökezleten noktalar olmuş. ilişkilerin bundan sonra sendelediği uğrak ise, suriye meselesi. tanış'ın ifadesine göre, hem abd hem türkiye bir diğerinin suriye'de daha fazla rol alması için itmeye çalışıyor. ancak ikisi de öne geçmeye isteksiz görünüyor, maliyeti yüklenmek istemiyor. bu arada abd'nin hiçbir zaman tam önceliği olmayan suriye mevzu, türkiye'ye havale ediliyor ve yapılanlara onay veriliyor. sonuç? sonuç ışid. ve 2013'ten sonra abd el kaide'ye nusra'ya ve ışid'e karşı yavaş yavaş esad'ı kabullenmek zorunda kalıyor ve tr karşıtı haberlere medya yoluyla izin veriyor. tanış, burada abd'nin de iki yüzlü davrandığını ifade ediyor, zira bu noktada her ikisinin de suçlu olduğunu ama kabahati diğerine yüklemeye çalıştığını söylüyor.

    yine ilişkilerin kısa devre yaptığı esas nokta ise gezi direnişi. tanış'a göre insan hakları ihlallerinin yoğun yaşandığı bu süreçten sonra obama artık erdoğan'la bırakın model ortaklığı, yan yana görünmekten bile imtina ediyor. vaşington'da erdoğan'a övgü yasağı geliyor. bu süreç, abd'nin ışid'e tr'nin ise esad'a yoğunlaşmasıyla daha da çatallanıyor. bütün bunların üzerine sosyal medya yasakları bardağı taşıran son damlalar oluyor ve tren aşağı doğru hızla kaymaya başlıyor. bu noktadan sonra tanış, mavi marmara, iran'a yaptırım mevzu, gezi'deki hak ihlalleri ve sosyal medya yasaklarıyla birlikte, erdoğan-obama ilişkisinin her daim erdoğan'ın bir şeyler izah eden, açıklama yapmak durumunda olan, abd'nin ise soğukkanlı biçimde sadece dinlediği bir sürece evrildiğini belirtiyor. bu açıdan, iki liderin ilişkisini artık en iyi bu poz anlatıyor.

    kitapta bu genel çerçevenin dışında, bağdat'tan izinsiz şekilde barzani yönetiminden sağlanan kerkük petrolüyle ilgili iktidarın yolsuzlukları teker teker anlatılmış. hani 17-25 aralık'ı biliyoruz eyvallah lakin olaya bir de bu petrol mevzundan bakınca, korkunç bir düzenekle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz maalesef. tanış, bir de ermeni meselesinin, acının tanınması veya katliamın yad edilmesinden öte, tr-abd açısından nasıl günlük politikanın basit bir aparatı haline geldiğine vurgu yapmış. ayrıntılar çalışmada mevcut.

    bu eserin dışında tanış'ı bir kaç yıldır hürriyet'teki yazılarından takip etmeye çalışıyorum. gerek yazılarında, gerekse de kitabında çok çalışkan, duru anlatıma sahip pırıl pırıl bir gazeteciyle karşı karşıya olduğunuzu hemen anlayıveriyorsunuz. sırf bu petrol taşıma yolsuzluğu için karayipler'e giden, bulduğu her bilgiye kapanan ve en ince ayrıntısına kadar çalışan, belki de türkiye'nin en iyi gazetecilerinden birisi. amaa;

    kitaba ve tanış'a getirebileceğim eleştiriler de var. bunlardan birisi, çok ilginç bir biçimde tanış, laiklik ve kemalizm meselesine takıntılı. yani, laiklik veya kemalizm kavramlarını kullandığı yerde "öff ne kemalizmi/laikliği ya!" diye kızacakmış gibi hissediyorsunuz. özellikle gezi direnişi'ndeki laiklik duyarlılığını bir türlü kabul etmek istememesi inanılır gibi değil ve buna karşı inanılmaz refleksif. ben bu durumu açıkçası hiç anlayamadım. bununla bağlantılı ikinci eleştirim ise, tanış'ın politik meselelere bir türkiye'li gibi değil fazlaca abd'li gibi baktığı. ben suriye'nin komşusu olan bir ülkede yaşayan biri olarak, taa dünyanın öte tarafından suriye'deki cihatçılara para akıtan, kafa koparan örgütlere silah yağdıran bir abd'yi düşündüğüm zaman çıldıracak gibi oluyorum, beynime kan sıçrıyor. ancak tanış, buralarda abd için "iki yüzlü" vs. gibi ifadeler kullansa da, sanki el kaide'yi el nusra'yı ahrar uş şam'ı desteklemek "yanlış bir politika"dan ibaretmiş, binlerce insanın vahşi biçimde katledilmesine sebep olmamış gibi "hafif " ifadelerle ve yerinden zıplamadan yazıyor. çok soğukkanlı, ama aynı soğukkanlılık laiklik meselesinde ise bulunmuyor. neden vaşhington'lu gibi diyorum? işte bu yüzden: abd'den bakıp ortadoğu'daki cihatçıların varlığı soğukkanlı ve sakin analizlerle karşılanabilir. ki emperyalizm cihatçıları kullanır, atar, bombalar ve yeniden iş tutar. ama şu akp karanlığında yaşayan ve suriye'deki, yemen'deki, libya'daki durumu gören bizler, laikliğe hava gibi su gibi ihtiyaç duyuyoruz. bunun için biraz hatay'dan, reyhanlı'dan, antep'ten, yani anadolu'dan bakmak gerekir.

    sonuç olarak, diplomasinin nasıl işlediğini merak eden, satır aralarındaki mesajları okumak isteyen herkesin muhakkak edinmesi ve üzerine düşünmesi gereken bir çalışma söz konusu. okuyun, okutturun.
  • idare şekli az buçuk elle tutulur bir ülkede yayınlasa, her platformda çok ses getirecek ve hatta iktidarı devirecek ölçüde bir çalışmanın ürünü olan bir kitap.

    obama'nın başkan seçildiği 2008 sonu ile rte'nin cumhurbaşkanı olduğu 2014 yazına kadarki yaklaşık 5 yıllık süreçteki 2002 günün hikayesini yani türkiye-abd ilişkilerini washington'daki bir türk gazeteci penceresinden yazmış. gerçekten titiz, özenli, bilgi ve belgeye dayanan gerçek bir gazetecilik örneği. son dönemde ülkede artık neredeyse kalmayan bu tür haberciliği yapmanın ötesinde, buna cesaret edebilmek bile tebrik edilmesi gereken bir tutum.

    içerideki bin bir tür komplocu ve karşısındaki yandaş kalemlerin ve politikacıların akıl dışı dezenformasyonlarının arkasındaki realiteleri görmek için mutlaka okunmalı. aslında aklı başında her insanın neler olmuş olabileceğine dair değerlendirmelerinin de doğruluğunu gösteriyor bir yandan.

    türkiye'deki yönetimin ne kadar çapsız ve derinliksiz olduğunu gördüğünüz gibi,abd gibi bir devin yönetim mekanizmasının karmaşık ve sofistike yapısına dair de bir sürü iz var kitapta.

    rte ve avanesinin çapsızlıklarının yanında özellikle suriye ve kürt petrolü gibi bölümlerde uluslararası hukuksuzlukları ile durumun nerelere vardığını da görebiliyoruz. ki bence burada bile dengede kalmaya çalışmış ve eminim olayın derinliğinin kısmi bir yansımasını okuyoruz. bu iki mevzu bu noktada sorumluluğu olan herkesi aslında eski deyimle "ipe götürür".

    eleştirelecek yanları da çok. en başta dilini çok beğenemedim. "....ki" şeklindeki biten cümleleri çok sık ve kulak tırmalayıcı. arkasından gelen kısımlar ise çok tatmin edici değil. yine dil ile ilgili sürekli "türkiyeli" denmesine kişisel olarak çok soğuk bakıyorum. neredeyse kitabı bıraktıracak kadar sık tekrarlanıyor üstelik bu kelime. ayrı bir tartışma konusu ama türk kelimesinden ırkçılık tadı alan insanların düşünce dünyasına anlamıyorum. ayrıca türkiyeli son derece uydurma bir kelime.

    diğer bir husus öne çıkardığı kimi konuların aslında büyük resim içinde küçük kalması. suriye'ye av silahı gönderen türk kobilerinin toplam hacmi mesela 1.6 mio usd gibi bir mertebede iken bunun çok öne çıkması manasız. evet sembolik anlamı var ama milyarlarca dolarlık silah ticaretinde esamesi okunmayacak miktarlar bunlar.

    kitap kesinlikle son yılların en iyi gazetecilik örneklerinden. en azından muhalefet partilerinin de dikkatle takip etmesi gerekir.
  • http://t24.com.tr/…ret-iddiasiyla-sorusturma,300214

    davalik kitap olmustur. rte simdi tabiri caizse "leoparin kuyrugunu" tutmustur. zira bu dava kitabin dogrulugunun testi olucak ve kitapta belgeden cok hcbirsey yok. adam su gecirmez sekilde yazmis neredeyse.
  • tolga tanış'ın ince eleyip sık dokuduğu;-hatta bazı noktalarda elini fazla korkak alıştırmış- obama’nın başkanlığa geldiği 2009 yılından, rte'nin cumhurbaşkanı olmasına kadarki zamanda gerçekleşen abd-türkiye ilişkileri üzerinden akp'nin çöken dış politikalarını anlattığı kitap.

    eğer bu kitap bile bahsi geçen sebepler -rte için beyefendi sıfatının kullanılması,itibarının sarsılması vs.- yüzünden mahkemelik oluyorsa, yarın öbür gün hiç kimse kalkıp:
    "ifade özgürlüğünü destekliyoruz, biz yapıcı eleştiriye açığız, diktatör diyorsunuz ama bakın ne kadar da demokrat" mavalını okumasın.
  • hayvan gibi akıcı bir kitap. hayvan gibi gazetecilik var. neredeyse hiç geyik ve mesnetsiz konuşma, lafazanlık laf ebeliği yok. dün gece oturdum bir çırpıda 120 sayfasını okudum. uykum gelmese bitirecektim o kadar sürükleyici ve yakın tarih olaylarını açıklayıcı bir dilde yazılmış. kitapta biraz tolga bey'in zorlama yorumlar yaptığı yerler de var. o da olsun diyorum. herkese tavsiye ederim. tolga tanış için iddialı konuşuyorum. türkiye'nin görüp görebileceği en başarılı gazetecilerden birisi olacak. fanatik gözlüğüyle yazmıyor her iki tarafı ve hatta olayın farklı taraflarını da analizlerine ekliyor. genelde türkiye'deki gazeteler ve yazarları hep bir şeyin tarafı veya yandaşı rolüne soyunuyorlar. yazılarını da ön yargıları ve bu ön yargılarını desteklemek için buldukları şeyler belirliyor. papağan gibi aynı konuları tekrarlayıp duruyorlar. hangi gazetede yazdığına baktığınızda aşağı yukarı ne söyleyeceğini tahmin ediyorsunuz. ne söylendiğine baktığınızda ise gazeteyi tahmin ediyorsunuz. tolga tanış değişik bir tip. eğitimli, detaycı ve analiz yeteneğine sahip birisi. umarım çizgisini bozmaz. bize de yazdıklarımızı sildirmez. tamamını bitirdikten sonra belki daha detaylı anlatırım. dış siyaset, abd-israil-türkiye dış politikası, obama-tayyip ilişkileri, think-tankler ve washington'un olaylara yaklaşım biçimi hakkında fikir edinmek isterseniz okuyun bence.
  • tolga tanış; amerikalıların dünyaya nasıl baktıklarını, hangi durumlarda nasıl davrandıklarını, ikili ilişkilerini nasıl geliştirdiklerini berrak girizgahla açıklamış kitapta.

    kitabın içeriği mi ?

    ona vakıf olmak için de kitaba göz atmak gerekiyor mirim.
  • (bkz: #54307855)