şükela:  tümü | bugün
  • belli bir grubu yada kesimi olumlu yönde ayirmak, kayirmak.
    (bkz: azinliklara karsi pozitif ayrimcilik yapmak)
  • ayrımcılık yapılan grubun egosunun gerektiginden fazla sismesine yol acan, ayrımcılık bittiginde de onlara zarar veren, gorunuste iyi ama derinde problemli olay.
  • adında ayrımcılık lafı geçse de özünde şartları eşitlemek için uygulandığına inanılan, kötü durumda olanı biraz daha iyi hale getirebilecek bir yöntemdir.
  • görünen yararı - görünmeyen zararı etrafında döndürülen tartışmalarla, gerekliliğinin bir etik problemini teşkil ettiğini düşündüğüm olgu. özellikle kadınların siyasete katılımı - kota uygulaması meselesinde feminist çevrelerin kabaca son 15-20 senedir takılıp kaldıkları bir polemik konusudur.
  • nicolas sarkozynin ic isleri bakani oldugu sirada verdigi demecler sayesinde fransanin gundemine giren ve hala da cikmamis olan kavram
    (bkz: discrimination positive)
  • kadın erkek eşitliğine ihtiyaç duyulan bir ülkede, ayrım kökenine dayanan, sonuçta eşitlikten çok uzak, yine cinsiyetler arası bir farka, farklı muameleye işaret eden bir kavram.
  • ayrimlanan kisiye gore pozitif olsa da geri kalan grup icin bir negatiflik iceren, evrensel genelgecer bir formulu olmayip, soz konusu her konu icin ayri ayri incelenmesi gereken kavram

    turkiyede ne zenci, ne cinli, ne de akla gelen diger ayrimcilik yaratabilecek unsurlar gelmediginden tartisma kadin-erkek esitligi ekseninde gecer.

    hicbir geregi yokken, bayan doktorlara kota ayrilirsa, soz konusu bayan doktoru gordugunde bir urpermek, torpilli gelmis muamelesi yapmak en dogal haktir.

    ama kadin sirf kadin oldugundan dolayi engellenmekte, bir nevi celme takilmaktaysa, olay zaten esitsizligi katlayarak goturdugunden, pozitif ayrimcilik esitlik yolunda bir adimdir.
  • efendim "eşitlik" anayasanın, hukukun insanoğullarına bahşettiği bir "lüks"tür zaten.. örneğin inanmayı şiddetle reddetsem de, yine de kanun önünde ben bile hepinizle eşitim. "eşit" olduğum farzediliyor, öyle kabul edilmem isteniyor. haydi o halde, adalete inanarak devam edelim... tahmin edeceğiniz üzere kanun nezdinde eşitlik, yalnız eşit haklara sahip olmayı değil, eşit cezalara tabi olmayı da gerektirir. ben ekmek çaldığımda alacağım ceza, aynı koşullar altında siz çaldığınızda size de verilecektir. buna itirazı olan?... sanırım yoktur. usulsüzlükle gerçekleştirilen durumları saymazsak tıkır tıkır işlemekte olan bir durumdur bu... o halde "eşitlik"ten bahsediyorsak, ceza'yı gözünü kırpmadan verebiliyorsan, "hak" da vereceksin...

    pozitif ayrımcılığın önemi burda yatıyor. anayasal anlamda herkes eşittir diyoruz. peki eşit haklara gerçekten sahipler mi? bir suç işlediğinde gerekli kanun hükmünde ceza vermek kolay ve mümkün. peki hak dağıtırken bunu ne kadar sağlayabiliyoruz? ben söyleyeyim, dağıtamıyoruz. örneğin işveren hak dağıtırken "adalet" kurumlarına danışması gerekmemektedir. "anayasanın eşitlik ilkesine ne kadar duyarlı yaklaşıyorum?" gibi bir düşüncesi olmayabilir.. siz onu zorlamadığınız sürece.. anayasaya uygunsuz olduğu açık davranışları "ertesinde" mahkemeye başvurup, adaletten yardım dilemediğiniz sürece... hakkı, kendisinin "hak sahibi" gördüğü bireye vermek isteyebilirr.. fakaaat... madem hepimiz eşitiz, anayasa bunu öngörüyor ve biz bunu kabul ediyoruz, işverenin buna hakkı olamaz!!...

    neden?
    örneğin, işveren'in hak anlayışı toplumun yapısı tarafından şekillendirilmiş, dolayısıyla çarpık bir adalet anlayışı olabilir... anayasa önünde hak sahibi olan kişiye değil, kendi aklınca uygun bir kişiye "hak" vermek isteyebilir.... işte bu gibi durumların yol açabileceği her türlü bozukluk ve adaletsizliğin önüne geçilebilmesi için, "anayasa nezdinde eşitlik" ilkesinin kişi ve kuruluşların önüne yaptırım/kural olarak konabileceği kanun düzenlemeleri şart olmaktadır. pozitif ayrımcılık budur.