şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: optimizm) (bkz: izm ler)
  • aşağıdaki, yurdumda* laz fıkrası adı altında sıkça anlatılan fıkra, fikrimce, pozitivist bilim anlayışının ardında yatan epistemolojiyi anlamak için kullanılabilir:

    bilim adamı, laboratuarda, beyaz tezgah başında oturmaktadır. önünde bir kavanoz, sivri uçlu minik bir makas ve cımbız (onlar pens der) vardır. kavanozun içinde bir miktar pire. yan tarafta bir defter, kalem.
    cımbızla kavanozdan bir pire çıkarır, tezgahın üzerine koyar. "sıçra!" diye haykırır. pire sıçrar. adam deftere birşeyler yazar. bir pire daha alır, itinayla tutar ve bacaklarını keser. tezgahın üzerine koyar. "sıçra!" der. pirede yok bi hareket! yine defterine döner ve yazar: "pirelerin bacakları kesildiğinde kulakları duymaz".

    pozitif bilim, ne kadar karmaşık ve sofistike görünürse görünsün, sizce başka ne yapıyor? niye? nasıl? hangi araçlarla? ampirik verilerin sınanmasını sağladığını düşündükleri araçların kendilerini (sınayacak araçları sınayacak araçları sınayacak ...)* neyle sınayabilirler? totoloji dışında?

    bişey daha... pozitivizmden bahsederken sürekli deneye dayanan bilgi gibi terimler kullanıp duruyoruz. öyleyse, pozitivizmin ampirizmle kaçınılmaz kardeşliğini de unutmamak lazım. zaten yukarıdaki fıkra o konuda da aynen geçerlidir.
  • (bkz: positivity)
  • (bkz: auguste comte)
  • pozitivizm, bilimle fazla içli dışlı olmuş hemen her insanın bir dönem sınırları içerisinde bulunduğu cinsten bir düşünüştür. bilimle çok alakadar olmayan, sadece felsefe çerçevesinden bakanlar ise genelde şidddetle karşı çıkar, türlü türlü komiklikler uydurarak alay ederler bu öğreti ile.

    elektron adını duymuşların kafasında ona ait bir görüntü bulunur herhalde. tahmin ediyorum hemen herkes de fizik kitaplarında resmedildiği biçiminden çağrışımla küçük, sarı bilyecikler gibi olduklarını düşünür onların. oysa elektron sadece fiziksel bir kavramdır ve varolup olmadığı önemli değildir pozitivistlere göre. aslında gerçekten de varolup olmadığı bilinemez de; tek bilinebilen, bugün ki malumatımız çerçevesinde elektron diye kuramsal bir nesnenin varlığını kabul etmenin yapabildiğimiz deney sonuçları ile uyum içinde oldugudur.

    pozitivizme göre bir anlatıyı değerli kılan o anlatının eldeki problemlere ne kadar çözüm getirebildiği, kendi içerisinde tutarlı olup olmadığı, yapısı kaynaklı test edilebilir öngörülerde bulunup bulunamadığı ve bu öngörülerinde ne kadar başarılı oldugudur. sicim teorisi gibi teorilerin, bilim camiasında açıklamaya çalıştıklarına oranla az tepki almalarının sebebi de bahsedilen bu değerlerden yoksun olmalarıdır.

    zamanın biraz üzerine çıkar da geniş bir prespektikten bakarsanız bilgiye, çok büyük taraftarı olmasanız bile pozitivizmi kolay kolay yanlışlayamayacağınızı görürsünüz. evreni anlamaya ilişkin ilk beş bin anlatımızdan dörtbin dokuzyüz doksan dokuzunun en fazla 300 sene doğru kabul edilişinden sonra, insanların artık anlatıları öngörülerindeki doğrulababilirlik ile değerlendirmelerini çok da yadsımamak gerek kanaatindeyim.
  • çok büyük taraftarı olmamakla birlikte düşünüşte tutarlı olmak adına pozitivizmde olduguna inanılan abuklukları gösterme ereğiyle, evrensel bilgiye sahipmişçesine tepeden bakarak uydurulan hikayelerin içerdikleri komikliğin aslında öğretiye değil de insan düşünüşe ait oldugunu belirtmekte de fayda var görüşündeyim.

    şüpheniz olmasın ki pirelerin türkçe bilmediklerini ve ayakları olmadan zıplayamayacaklarını bilebilen hiç bir pozitivist yukarda da anılan deneyi önemsemeyecektir. çok isterseniz aynı deneyi bir de elektronlarla yapın.
  • aklın hurafeye,bilimin dine zaferi.
  • olguculuk olarakta anılır.*
  • insanin icinden "nedense su andan sonra her sey cok güzel olacak yahu cok acayip bisi bu" diye gecirmesine pozitivizm denir.
    hüseyin pozometre