şükela:  tümü | bugün
  • "pragma"yı (yarar) on deger olarak goren anglo-sakson icadi felsefe. icinde pragmatik bir etik anlayisi da tasir. amerika uygarligi denilen sey pragmatizm uzerine insa edilmistir.
  • pragmatizm; felsefe, dilbilim, yapay zeka (artifical intelligence), etoloji, bilişsel antropoloji, sosyoloji, vb., ceşitli disiplinleri bir araya getirererk insanlar, hayvanlar ve makineler arasındaki dile dayalı anlaşma sistemlerini ve bunların içindeki ilişkileri keşfetmeye çalışır. yani ağzımızdan çıkan kelimenin nereye nasıl gittiğini anlatır.

    edit: typho...
  • bir düşüncenin doruluğunun ya da geçerliliğinin o düşüncenin pratik sonucu ile ölçülebileceğini benimseyen ve savunan felsefi görüştür. sonuçtaki yarar ve başarı gerçeğin ölçüsü olarak ele alınır. her düşünceyi yaşamımız için elverişli olduğu sürece doğru kabul eder. bu felsefi görüşün özünde yararcılık ve maddecilik yatar.
  • pragmatizm ile yapilan calismalara ornek bir arastirma metodu olarak (bkz: discourse analysis)
  • (os. fiilîyye, kıymeti fiiliye mezhebi, fiilîyatçılık; fr. pragmatisme, al. pragmatismus, ing. pragmatism, it. pragmatismo) uygulamada yarar sağlamayı gerçeğin ölçütü sayan öznel idealist burjuva öğretisi...

    pragmacılık, uygulamacılık ve kılgıcılık deyimleriyle de dilegetiriliyor. eylem ve yararlı anlamlarını dilegetiren yu. pragma deyiminden türetilmiştir. kapitalist üretim düzeninin ilk gelişme alanı olan iş adamları ülkesi ingiltere'de john stuart mill'in biçimlendirdiği yararcılığın, yeni ve son gelişme alanı olan iş adamları ülkesi amerika'da charles peirce (1839-1914)'in temellerini atığı william james (1842-1910)'in geliştirdiği uygulayıcılığı doğurması doğaldır. böylelikle, kapitalizmin kendine özgü metafizik felsefesi kurulmuş olmaktadır. james, aynı adı taşıyan yapıtında pragmatizm sözcüğü için "gerçi bu ad hoşuma gitmiyor, ama onu böyle adlandırıyorlar, değiştirmek için artık çok geç" diyor. yapıtını da yararcı mill'e şu sözlerle armağan ediyor: "zihnin pragmatik açıklığını ilk olarak kendisinden öğrendiğim, yaşamış olsaydı liderimiz olacağını düşünmekten zevk duyduğum john stuart mill'in anısına".

    pragmacılık, james'in deyişine göre, bir felsefe olmaktan çok bir metod, düşünceyi doğurduğu eyleme göre ölçen bir yöntemdir. charles peirce, 1878'de popular science monthly dergisinde yayınladığı fikirlerimizi aydınlığa kavuşturmanın yolu başlıklı yazısında şöyle diyordu: "bir düşüncenin anlamını açıklamak için onun hangi davranışı doğurduğunu bilmek gerekir. işte o davranış, o eylem bizim için düşüncenin ta kendisidir". william james, yirmi yıl sonra, kimsenin üstünde durmadığı bu sözü bulup ortaya çıkarmış, felsefesini bu söze dayamıştır. pragmatik metodda yeni hiçbir şey yoktur, diyor william james. sokrates onun ustasıydı. aristoteles, metodik olarak onu kullanmıştı. locke, hume, berkeley onun araçlarını kullanarak gerçeğe yararlı oldular. oysa pragmacılığın bu öncüleri onu ancak parçalar halinde kullandılar. onlar sadece giriş yapmışlardı. pragmacılık metodu günümüze gelinceye kadar genelleşmemişti, evrensel bir görevin bilincine varamamıştı. ben bu göreve inanıyorum, konuşmalarımın sonunda size de bu inancı aşılayabileceğimi sanıyorum. herhangi bir yerde bir ayrım meydana getirmeyen bir ayrım hiç bir yerde var olamaz. felsefenin bütün görevi, bu dünya formülü ya da şu dünya formülünün doğru olmasının hayatımızın belli anlarında üzerimizde ne gibi bir ayrım doğuracağını anlamak olmalıdır. pragmatik metod, her şeyden önce, başka türlü son verilemeyecek olan metafizik tartışmaların yatıştırılması metodudur.

    dünya tek midir, çok mu? kadere mi bağlıdır, yoksa hür müdür? madde midir, ruh mu? işte birtakım kavramlar ki dünya için doğru olmaları da kabildir, olmamaları da. bu çeşit kavramlar üstündeki tartışmaların sonu gelmez. böyle hallerde pragmatik metod, her kavrama, kendisinden değer verilebilecek pratik sonuçlar çıkarmak suretiyle yorumlamaya çalışır. bu kavram öteki kavramdan daha doğru olsaydı, herhangi bir kimse için pratik bakımdan ne gibi bir ayrılık doğacaktı? çıkarılan sonuçlarda pratik hiç bir ayrılık yoksa her iki düşünce de, pratik bakımdan, aynı şeye karşılık olmaktadır. şu halde tartışma yersizdir. tartışma yerindeyse, bunun ya da ötekinin doğruluğu halinde pratik bir ayrılığı görebilmemiz gerekir. bunun, kabacası şu demektir: dünya madde olsa ne dacak, ruh olsa ne olacak? biri ya da öteki olması pratik bir fayda sağlıyorsa o zaman başımızın üstünde yeri var... nitekim william james, pragmacılık metodunu kullanarak ruhçuluğu seçmektedir. çünkü diyor, materyalizm umut kırıcıdır. ruhçuluksa umut, hoşlanma, yaşama isteği vericidir. tanrıya inanmak insanlar için faydalı bir eylemdir. bu eylem insanlara, james'in deyişiyle töresel bir tatil yaptırır. ölümlü dünyadaki kötülüklerin tanrıda yok olacağı düşüncesi, bizleri sorumluluk kaygusundan kurtarır. iyiliğin, sonunda, nasıl olsa geleceğine güvenerek korkumuzu yenebiliriz. dünya arabasını, yürüdüğü yolda, keyfince gitmeye bırakarak töresel bir tatil (ahlak tatili) yaparız.

    iyi ama, gerçek bu mudur, derseniz james'in karşılığı hazırdır: gerçek, pratik faydası olandır. pragmacılık, böylelikle, akılcı sistemlerle görgücü sistemler arasındaki uzlaşmaz ayrılığı çözdüğü kanısındadır. aklın verilerini de pragmatik metoda vurarak hem dinci kalabilecek, hem de olgularla ilgilenebilecektir. her ikisinde de pratik fayda bulunduğuna göre, bunları birbirinden ayırmayı düşünmememektedir. görgücüler tanrı düşüncesine, istedikleri kadar "teşekkür ederiz, kullanmıyoruz" desinler, pragmacı pratik fayda bulduğu sürece onu kullanmakta devam edecektir. pragmacılara göre bir düşünce, yaşayışımız için elverişli olduğu sürece doğru'dur. iyi'dir yerine doğru'dur diyebiliriz, çünkü bu iki kavram birbirinin aynıdır. doğru sözcüğü, inanç alanında iyi olduğunu ispat eden her şeyin adıdır. doğru olan, belirli sebepler dolayısıyle aynı zamanda iyi'dir. bizim için neye inanmak daha iyi olurdu, dersek, bu söz şu anlama gelir. neye inanmak zorundayız? bu sorunun karşılığı şudur: inanılması bizim için daha iyi olan şeye inanmak zorundayız. şu halde, bizim için daha iyi olan'la, bizim için daha doğru olan arasında hiç bir başkalık (difference) yoktur. pragmatik metod doğru'yla iyi'yi birleştirmektedir. bundan şu sonuç çıkıyor: erdem yaşayışımız için elverişli olduğu sürece, pratik fayda sağladiği hallerde doğru'dur. her şey pratik fayda ölçüsüne vurulmalıdır, her şey pratik faydaya göre değerlendirilmelidir. bu açıdan güzel'i de doğru'yla ya da iyi'yle birleştirerek felsefenin, bilimin, sanatın yetkilerini tek elde, fayda ölçüsüne vurarak değerlendirmelidir. çünkü bunların pratik değer ya da değersizlik bakımından hiç bir ayrılıkları yoktur.

    pragmacılar soyut düşüncelere, deney öncesi düşüncelere de kendi metodlarını uyguluyorlar. onlara göre dogru düşünce (a priori fikir), pratikte doğrulanabilen bir düşüncedir. bir düşüncenin gerçeği, ona yapışık, hareketsiz bir özellik değildir. gerçek, düşüncenin başına gelen bir şeydir. bir düşünce, kafamızda dururken doğru olamaz. ancak doğru bir hale gelebilir, olaylar yüzünden doğrulaşır. onun gerçekliği, geçer hale girmesiyle (validation) olur. sonsuz derecede faydalı ya da sonsuz derecede zararlı bir gerçeklikler dünyasında yaşamaktayız. dogru düşünce bizler için önemlidir. bir ormanda kaybolursanız, açlıktan ölmek üzere bulunursanız, keçi yoluna benzer bir şey görünce, bu yolun sonunda insanların oturduğu bir evi düşünmeniz çok önemlidir. burada doğru düşünce faydalıdır, çünkü konusu olan şey faydalıdır. doğru düşüncenin pratik değeri, bu düşünceye karşılık olan nesnelerin pratik değerinden çıkmaktadır. gerçekte bu nesneler her zaman için faydalı olmayabilirler. örneğin keçi yolunun sonundaki ev, boş bir evse, açlıktan ölmek üzere bulunan sizin için hiç bir faydası yoktur. ama her nesne bir gün, bir zaman önem kazanabileceğinden, herhangi bir durumda doğrulanabilecek bir genel düşünceler stokunu elde bulundurmamız faydalıdır. doğru sözcüğü doğrulama sürecini harekete getiren bir düşüncenin, faydalı sözcüğü onun deneyde tamamlanan görevinin adıdır. doğru düşünceler, faydalı olmadıkça, değer belirten bir ad kazanamazlar. kuram'la olgu, soyut düşünceyle işe yarar pratik arasındaki bu birleşme, ölçüsüz derecede bereketlidir. gerçek, düşünürken bize faydası olan şeydir, nasıl ki hak da eylem halinde bize faydalı olan şeydir. insanlar içiri gerekli olan, uygun olan iş görecek bir kuram bulmaktır.

    işte pragmacılık, bu kuramdır. görüldüğü gibi, uygulayıcılık, burjuva dünyasında pek tutulduğu ve pek yayıldığı halde, bilimdışı bir kuramdır. bilimi de açıkça yadsır. james'e göre "insanın dünyadaki durumu, kedinin kitaplıktaki durumu gibidir; görür ve duyar ama hiç bir şey anlayamaz". pragmacılar dünyanın nesnel gerçekliğine gözlerini kapamışlardır. gerçek, kendi yararımıza göre belirlmekle, özneldir. bu bakımdan pragmacılık tekbenciliğe (solipsizm) varmaktadır. her şey ben'im ve her şey benim içindir. bu kanıysa pek açık olarak saçma bir kanıdır. bilinemezci yönleri de bilgiyi yadsımakla eylemsel uygulamayı köksüz bırakmaktadır. uygulama, bilgisizliği değil, tam tersine bilgiyi gerektirir. insan eylemi etkili olabilmek için nesnel yasaların bilgisine dayanmak zorundadır. yararlılık, gerçeğin ölçütü olamaz. tam tersine, ancak nesnel gerçekliğin bilimsel bilgisidir ki insanlığa yararlıdır. insan, bilimsel bilgileri aracılığıyla pratik eylemde bulunur ve bu pratik eylemi sonunda amacına varabilir; amacına ulaşabilmesi, ancak nesnel gerçekliğin bilimsel bilgisiyle olanaklıdır. pragmatizm, dewey, f.s. schiler vb. tarafından izlenmiş, ırkçılığı ve faşizmi açıkça savunmaya kadar çeşitli biçimlere bürünmüştür.

    kaynak: orhan hançerlioğlu - felsefe ansiklopedisi

    edit: *istek üzerine, daha rahat okunması için rastgele paragraflara bölünmüştür; yani orjinalinin aynısı değildir.
  • problemleri cozerken veya olaylara yaklasirken fayda/yarar saglayacak pratik/uygulanmis methotlarin teorik methodlara tercih edilmesidir
  • (bkz: faydacılık)
  • yaratıcısı; john dewey'dir.
    ona göre bi önermenin doğru olduğunun göstergesi sağladığı yarardır.teoriler ise karşılaştığımız problemleri çözmemiz için teklif ettiğimiz amaçtır onların doğru olup olmadığını ancak pratikte işe yarayıp yaramadıklarını gördüğümüzde anlayabiliriz.
  • bütün değerlere, bütün zihinlere, bütün bakış açılarına bulaşan iğrenç bir hastalık.

    din konusu tartışıldığında karşımdaki "tanrı yoksa inanmam bana bir şey kaybettirmez, ama varsa ben kardayım sen zarardasın." diye kestirip atabiliyorsa...

    felsefeden, ya da herhangi bir soyut fikirden bahsettiğinizde "ne işe yarar o?" sorusu ilk karşımıza gelen oluyorsa...

    'bilim' kendini tamamen 'işe yaramaya' kanalize edip, sorularımızı cevaplamak adına hiçbir şey yapmıyorsa...

    sanat 'güzellik yaratmak'tan geçtim, 'bir şey anlatmayı' bile bırakıp kendini, 'para kazanmaya', 'kar etmeye' adamışsa...

    'felsefe yapmak' aşağılayıcı bir tabir olarak kullanılıyorsa...

    dewey'in de sülalesini skeyim, pragmatizmin de, pragmatizmi bayrak etmiş sallayan dünyanın yetmiş iki buçuk milletinin de.