şükela:  tümü | bugün
  • adamların öyle bir yayın sistemi var ki, şimdiye kadar ne bir pozisyon kaçırdıklarına, ne oyun oynanırken tekrar yayınlandığına sahne oldum.

    onun ötesinde o kadar zeki, o kadar futbolun inceliklerini bilen yayın yönetmenleri var ki her yayınladıkları görüntü altında bir şey aramak gerekiyor. o hafta eto'o oynaması lazımken torres ilk 11 çıkınca, torres'in kaçırdığı golden sonra hemen sinsice eto'oyu ekrana getirirler, yan hakem ofsayt mı verdi pozisyondan sonra ufak ufak yan hakemi ekrana getirirlerse ofsaytın hatalı olduğunu ima ederler, yayın arasında bizim ligtv gibi tribündeki sarışın kezbanları değil "önemli" insanları gösterirler. sarışın gösterirse de kesin bobby charlton'ın kızı falandır. tabii en önemlisi yukarıdan aşağı sağdan sola sik gibi reklam sokmazlar.

    kısaca premier lig premier lig olduysa bu yayın sisteminin büyük etkisi var diye düşünüyorum. bizim boktan ligimizi yıllardır acemice hatta hıyarca yayınlayan ligtv'nin aynı zamanda premier lig maçlarını yayınlıyor olması da ironik. yayın ekibinden aklı başında birisi çıkıp aynı anda farklı kanallarda yayınlanan premier lig yayınına ve süper lig yayınına bakıp harakiri yapmıyorsa meslek ahlakından oldukça uzak demektir.
  • dünyanın en iyi ligi olduğu su götürmez bir gerçek ancak bu her takımın birbirini yenmesiyle açıklanamaz. çünkü aynı durum bizim ligimizde* de var ve hepimizin de bildiği üzere ligimiz dünyanın en iyi ligi değil.

    ligimiz için hazırladığım benzer görsel.
  • bundan 132 sene önce 1888 senesinde ingiltere futbol ligi* kuruldu. 1992 yılına kadar bu adla devam etse de 1992 senesinde premier league adı altında yeni bir lig kurulup bütün liglere düzenleme getirildi.

    1888 - 92 yılları arasında sadece 12 takımın olduğu tek bir lig olarak oynandı.

    preston north end
    aston villa
    wolverhampton wanderers
    blackburn rovers
    bolton wanderers
    west bromwich albion
    accrington
    everton
    burnley
    derby county
    notts county
    stoke city

    ilk lig şampiyonu preston north end oldu. 88-89 sezonunda ilk küme düşen takım stoke city oldu.

    1892 - 1920 yılları arasında yeteri kadar sayıda kulüp futbol oynamaya elverişli olduğu için 2. lig oluşturuluyor.

    1920 - 1921 sezonunda 3. lig oluşturuluyor.

    1921'den itibaren 3. ligin ismi 3. (güney) ligi olarak değiştiriliyor. bunun yanına 3. (kuzey) ligi ekleniyor. aynı zamanda bu güney takımlarının son genişlemesi olarak geçiyor. 1921 - 1958 arası bu süreç devam ediyor.

    1958 - 1992 senesi olarak da son format devreye giriyor. 1958 senesinde yeni format tanıtılarak mevcut formattaki 3. lig kuzey ve 3. lig güney kaldırılarak tek bir 3. lig yapılıp bir de 4. lig ekleniyor. premier league kurulana kadar bu düzen devam ediyor.

    1992 - 2004 seneleri. 1992 senesinde premier league kurulmasıyla 1. ligdeki bütün kulüpler premier league'e geçti. böylece mevcut düzende 2. lig 1., 3.lig 2. ve 4.lig 3. oldu. premier league bir nevi elitlerin ligi oldu.

    2004 senesinde liglerin isimleri değişti. mevcut 1. ligin ismi futbol ligi şampiyonluğu*, 2. lig ise lig 1, 3. lig ise lig 2 oluyor. burada championship takımları seviye olarak daha yukarıda, premier league kadar olmasa da diğer ingiliz takımlarından daha yukarıda bir takımlar oluyor.

    ------ şampiyonluk sayıları ------

    lig şampiyonluk sırası ingiliz futbol liginin ilk kurulmasıyla başlayıp ilk iki seneyi kazanın preston north end ile başlıyor. daha sonra 1894-95 sezonu sonunda sunderland 3. lig şampiyonluğunu kazanarak ilk sıraya oturuyor. 1898-99 sezonu sonunda aston villa şampiyon olunca 4 ile en fazla kazanan sırasına oturuyor. 1909-10 senesi sonunda aston villa'nın toplamda 6 şampiyonluğu bulunuyor. 1935-36 senesinde sunderland 6. şampiyonluğunu ilan ederek zirveye ortak oluyor. 1947-48 senesi sonunda arsenal'de 6. şampiyonluğunu ilan ederek zirvede 3. ortak oluyor. 1957-58 senesi sonunda arsenal 7. kere şampiyon olunca liderlik el değiştiriyor. 1966-67 senesi sonunda manchester united 7. şampiyonluğunu elde ederken zirvede 3 ortak oluyor : liverpool, manchester united ve arsenal. 1970-71 senesinde arsenal 8 yapıyor, 1972-73 senesinde liverpool'da 8 yapıyor. 1976-77 senesi sonunda liverpool fc 10. şampiyonluğunu ilan ediyor. 1989-90 senesi sonunda liverpool son şampiyonluğu olan 18. şampiyonluğu yaşıyor. 2008-2009 senesi sonunda manchester united'da 18 diyerek zirveye ortak oluyor. 2010-2011 senesi ile 19. şampiyonluğunu yaşarak zirve uzun bir aradan sonra yer değiştiriyor. 2012-2013 senesi ile 20. ve son şampiyonluğu yaşıyor manchester united. videolu

    ------ milestones -----

    1900-01 : liverpool fc'un 1. şampiyonluğunu yaşadığı sene.
    1904-05 : newcastle united'ın
    1907-08 : manchester united'ın "
    1930-31 : arsenal'ın "
    1936-37 : manchester city'in ".
    1950-51 : tottenham hotspur'ın "
    1954-55 : chelsea'nin "

    ------ ilginç bilgiler ------

    - 1977-78'de nottingham forest'in şampiyon olmasıyla ligde daha önce şampiyon olmamış yeni bir takımın çıkması 38 yıl sürdü. leicester city 2015-16 sezonu sonunda yeni şampiyon olan takımlar arasına adını yazdırdı.

    - 132 senelik ingiltere liginde everton sadece 4 sezon en üst ligin altındaki 2.ligde oynamıştır. en son 1953-54 senesi sonunda 1.lige yeniden çıkmıştır.

    - huddersfield town şampiyonluk yaşadıktan sonra 1. ligden 4.lige kadar düşmüş sonra yeniden 1.lig(yeni formatta premier) lige kadar çıkmış takımlardan biri. şu an championship'te.

    - arsenal 1919-20 sezonundan beri her sene en üst ligde oynamış en uzun süreli takım. şu anlık 100 sene.

    - arsenal şampiyon olduktan sonra en üst ligden bir alt lige düşmeyen tek takım.

    - burnley fc en üst lig şampiyonluk yaşamış daha sonra 4. lige kadar düşmüş ve yeniden 1. lige çıkabilmiş bir diğer takım.

    - nottingham forest'in 1 lig şampiyonluğu bulunmasına rağmen 2 şampiyonlar ligi kupası vardır. aynı zamanda 3. ligden 1. lige çıkıp şampiyonlar ligi kaldırmış tek takım.

    - leicester city premier league kurulduktan sonra league one(2.lig)'den 2 üst lige çıkıp yeni şampiyon olan tek takım.

    - swansea city ve cardiff city galler takımlarıdır. galler'in ligi olmasına rağmen bu takımlar galler liginde oynamak yerine ingiltere liginde oynamayı tercih etmişlerdir. swansea ve cardiff'in özelliği ingiltere liginde oynayan galler takımları olarak en yüksek lig premier league'de oynayan takımlardır. cardiff city aynı zamanda fa cup kazanmış* bir takımdır. aynı zamanda kendisi aynı sene welsh cup'da kazanmıştır.

    debe editi : annelerimizin anneler gününü kutlarım. devam yazısı : (bkz: fa cup/@bruderdeniz)

    edit : linkler güncellendi.
  • aslında şimdi yazaklarımı çok rahat liverpool, arsenal veya ne bileyim fever pitch başlığına da yazabilirdim. aslında bu şimdi yazacaklarım olduğu zaman bu ligin ismi premier league bile değildi. ama murat kosova'nın "işte premier league bu!" cümlesinin içini çok iyi doldurduğunu düşündüğüm bir hadiseler topluluğundan söz edeceğim için, bu başlığa yazmakta karar kıldım.

    1988/89 sezonu

    yazının başlığına bakınca aklımıza fenerbahçe'nin 103 gollü, rekor sezonu gelir ve benden de zaten bu tip bir yazı çıkar ama aynı sezonun ingiltere'sini yazmak istedim.. çok absürd bir sezondu ve esasen pek çoğunuzun yakinen bildiğine emin olduğum bu sezona dair bir iki ayrıntı vermek istiyorum...

    önce elimizde neler var bir ona bakalım? ya da neler yok?

    80'lerin sonunda ilk olarak günümüz ingiliz futbolunu domine etmekte olan manchester united'ın esamesi yok mesela. son olarak 1967'de şampiyon olan kırnızı şeytanlar, 26 senelik acı bekleyişlerinin 22. senesindeler henüz..

    yine günümüz ingiliz futbolunun en önemli takımlarından chelsea, 88/89 sezonunda bir alt ligde yine günümüzün bir başka ingiliz fenomeni manchester city ile kıran kırana şampiyonluk mücadelesi vermekte.. nihayetinde mutlu sona ulaşacaklar ve bir daha düşmemek üzere premier lig'e, o zamanki adıyla division 1'e yükselecekler..

    ancak yazımızın konusu ne chelsea, ne de diğer manchesterlar..

    80'ler denince ingiliz futbolunu domine eden, bugünlerde yaşı 40 ve üstü olan bir çoğumuzun halen gönülden bağlı olduğu bir liverpool gerçeği var.. liverpool, geçen sene 11 maç üst üste kazanıp, son 3 haftada 2 maçta 5 puanı bırakmasaydı, çeyrek asır sonra biz orta yaşlı liverpool'luları mutlu edebilirdi.. ancak olmadı.. oysa 80-90 arasına tam 7 şampiyonluk sığdırmıştı..

    şu halde efsane 89 sezonunun bir aktörünün liverpool olduğunu görebiliyoruz.. peki diğer(ler)i kimdi?

    liverpool kentinin bir diğer takımı everton'ın söz konusu 10 yıllık dönemde 2 şampiyonluğu var, bir kere de aston villa'nın..
    günümüzün hadi 1. sınıf demesek te, kalbur üstü addedilebilecek takımları..

    arsenal'e henüz değinmediğimi farketmiş okur kardeşlerime sabırları için teşekkür ediyorum. koyu bir arsenal taraftarı olan, günümüz edebiyatının babalarından nick hornby, arsenal maçlarıyla özdeşleştirdiği, otobiyografik eseri fever pitch'te der ki: "küçük takım taraftarı olmak belki de en iyisi, en azından yerini biliyorsun.. ama arsenal gibi bir takıma aşıksan, hayat sana normalden çok daha büyük kötü sürprizler verebiliyor..."

    arsenal'in 1. lige yükseldiği 1920 senesinden beri hiç düşmediğini, 1971'e kadar geçen sürede ise 8 şampiyonluk aldığını düşünürsek.. londra merkezli en başarılı futbol takımı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.. özellikle 1930'ları domine eden arsenal, 1971 şampiyonluğunu, bir önceki olan 1953'ten tam 18 sene sonra almıştı.. 18 senelik bir hasret..

    bu yazıda mercek altına alacağımız 1989 sezonuna geldiğimizde, arsenal bu kez de 1971'den bu yana şampiyon olamıyordu. yine nick hornby'nin deyişiyle, bir sanat eseri icra eder gibi kaybediyorlardı..

    1988/89 sezonu yine liverpool'un favori olduğu bir sezondu.. bir önceki sezonda double double yapmışlar (fa cup + şampiyonluk) ve 88'i show yaparak bitirmişlerdi.. john barnes, john aldridge, ıan rush, peter beardsley ve emektar kenny dalglish'ten oluşan forvet hattı ne demek istediğimizi anlatır herhalde. kaleci bruce grobbelaar, defansta steve nicol, steve staunton, ortada jan mölby, ronnie whelan, steve mcmahon ve nicholas tanner.. kesin ismini atladığım da vardır....

    lige bu beklentilerin aksine çok kötü başladılar.. 9. hafta sonunda 3g 3b ve 3m ile ancak 12 puan toplayabilmişlerdi.. bu 3 mağlubiyetten belki de en absürd olanı kendi sahalarındaki newcastle united mağlubiyetleriydi. nitekim, newcastle sezonun tamamını toplam 7 galibiyetle, ki işte bu 7 galibiyetten biri deplasmanda liverpool'a karşı ve ancak 31 puanla sonuncu olarak tamamlayacaktı...

    ve sezon başında arsenal, son 18 senede bir kez bile şampiyonluk ve hatta 2.lik bile yaşayamamış arsenal*, pek kaale alınmıyordu. ancak sezona, görece iyi başladılar. sonunu getirememesiyle ünlü arsenal yine de pek ümit vermiyordu. 9. hafta sonunda 5g 2b 2m hiç fena değildi yine de..

    ilk devre biterken puan durumunun ilk 4 sırası şu şekilde idi:

    1- liverpool 38 p
    2- everton 37 p
    3- arsenal 36p
    4- man utd 35 p

    2. yarı, yeni yılın ilk günü man utd deplasmanına gitti liverpool ve 3-1'lik mağlubiyetle döndü. 1 ocak günü.. şubat ayında oynadıkları maçların yarısını kazandılar, yarısında berabere kaldılar.. ve sonra liverpool fırtınası başladı.. mart ve nisan'da oynadıkları her maçı kazandılar.. 9 maçlık galibiyet serisi.. liverpool vitesi yükseltirken diğerleri neler mi yaptı?

    arsenal, nisan sonuna kadar olan dönemde iki kez kaybetti ama bir iki de beraberlik dışında harika form tuttular. bu hafta gider, diğer hafta biter derken mayısa gelindiğinde puan durumu çok enteresan bir hal alacaktı. bir cümle diğer iki takıma değindikten sonra hemen bu puan durumunu nakledeceğim.

    everton ve man utd belki de tarihlerinin en kötü 2. yarı performansını gösterdiler ve lig bittiğinde everton 8. ve man utd ancak 11.ydi diyim siz anlayın. yani nisan bittiğinde artık yarışta kalan iki takım vardı.. arsenal ve liverpool.

    mayıs ayına enfes başladı arsenal. ligi 4. bitirecek olan norwich'i 5'lediler ve son hafta, son maçta küme düşecek middlesbrough'yu deplasmanda çok zor maç sonunda 1-0 yendiler.. önlerinde 3 maç vardı..

    tarih 06.05.1989.
    puan durumu:
    1. arsenal 72p
    2. liverpool 67p

    arsenal'in 1 maç fazlası vardı yalnız.

    arsenal'in kalan maçları:
    derby united (evinde)
    wimbledon (evinde)
    liverpool (deplasman)

    liverpool'un kalan maçları:
    wimbledon (deplasman)
    qpr (evinde)
    west ham (evinde)
    arsenal (evinde)

    averajları da verelim, arsenal +36, liverpool +32 averajda

    arsenal açısından işler şöyle enfes, evindeki 2 maçı da kazanırsa, 78 puan yapıyor, bu durumda, liverpool, kendileri ile oynayacaklar maçlar dahil seri halde kazanması lazım.., son maçta yenilmeseler yetiyor..

    liverpool için de yine şöyle enfes, kalan 4 maçını kazan ve yine şampiyon ol.. hatta fa kupasını da kazandığını dikkate alırsak, arka arkaya 2. double double işten değil..

    13 mayıs 1989
    arsenal içerde derby ile, liverpool deplasmanda wimbledon ile..

    arsenal kendi sahasında, 18 sene sonra şampiyonluğa bu derece yakınken, kaybediyor.. 1-2 yeniliyor ve binlerce taraftarı gözyaşı içinde terk ediyor stadı.. liverpool ise, wimbledon deplasmanında ölüp ölüp diriliyor ama 2-1 kazanıyor..

    puan durumu:
    1. arsenal 72p (avg +35)
    2. liverpool 70p (bir maçı eksik) (avg +33)

    16 mayıs 1989
    liverpool eksik maçında qpr'ı 2-0la geçiyor..
    puan durumu:
    1. liverpool 73p (avg +35)
    2. arsenal 72 p (avg +35)

    17 mayıs 1989
    arsenal kendi sahasında wimbledon ile berabere kalıyor!!
    puan durumu:
    1. liverpool 73p (avg +35) (1 maçı eksik)
    2. arsenal 73 p (avg +35)

    liverpool'da büyük mutluluk, arsenal'de büyük hüzün var. nick hornby'nin dediği gibi, bir sanat eseri oluştururcasına kaybediyorlar.. sonunu getiremiyorlar.. bir umut west ham maçlarını beklemekteler liverpool'un..

    23 mayıs 1989
    liverpool 5 west ham 1

    puan durumu:
    1. liverpool 76 p (avg +39)
    2. arsenal 73 p (avg +35)

    26 mayıs 1989

    ligin final haftasına girilirken tabela bu şekilde.. liverpool kazanır, berabere kalır veya tek farkla yenilirse bile şampiyon. maç liverpool'da.. 1974'ten beri, son 15 senede, arsenal, liverpool'da maç kazanamamış.. 13 maç yapılmış, 10'u liverpool, 3ü berabere.. 26 gol atmış liverpool, 7 gol atabilmiş arsenal...

    2 farklı galip gelemezlerse şampiyon olamazlar. esasen 2 fark gelince fark etmişsinizdir, her iki takım da 76 puan oluyor ve averajlar da 37.. böyle durumda şimdilerde ikili averaja bakılırken, o dönemde genel averaja ve eşitlikte atılan gole bakılıyor.. liverpool 65 gol atmış, arsenal ise 71.. hmmm.. 2 fark yetecek arsenal'e..

    80'den 89'daki o maça gelesiye dek 6 kez şampiyon olan liverpool, 74'ten beri yenilmemiş liverpool.. 2 fark yiyecek mi acaba?

    maç başlıyor ve arsenal saldırıyor. saldırıyor dediysek, ilk yarıda sadece 1 evet bir pozisyon var heyecan yaratan.. çizgiden topu çıkartıyor liverpool defansı. bunun dışında al gülüm ver gülüm, sıkışık, pozisyonsuz, sıkıcı bir maç.

    devre 0-0.

    2. yarı da benzer şekilde başlıyor.. ancak 53. dakikada, dönemin arsenal'inin en sevilen oyuncusu alan smith, duran top pozisyonunda arkadan sinsice çıkıyor, ofsayt taktiği yapan liverpool defansının arasından kafasını uzatarak durumu 1-0'a getiriyor.. tartışmalı bir gol, tüm liverpool oyuncuları hakemi sarıyor.. hakem de başta vermiyor golü.. yardımcısına gidiyor.. bir süre konuşuyorlar.. herkes nefesini tutmuş bekliyor.. en sonunda orta noktayı işaret ediyor.. evet gol.. 1-0 önde arsenal..

    yine nick hornby'den dinleyelim. öylesine umutsuz ki.. 1-0 öne geçince dahi mutsuz.. o esnada yanında olan arkadaşı, onun mutsuzluğuna anlam veremiyor. hornby, 2-0 lazım ama trajikomik şekilde 1-0 kazanıyoruz diyor. arkadaşı da, 2-0 kazanmak için mutlaka bir ara skorun 1-0 olması gerektiğini söylüyor :)

    arsenal bastırıyor ve tribünlerin pek tutmadığı thomas bir anda kaleci ile karşı karşıya kalıp son derece kötü bir şekilde vurarak belki de tüm umutları bitiriyor.. grobbelaar'ın kucaklarında eriyor cılız vuruş.

    dakika 90. sakatlık yüzünden oyun durmuş. sakatlanan ise yerde zaman geçiren liverpool'lu bir oyuncu değil. arsenal'den.. liverpool tribünleri şarkılar söylüyor. oyun başladı top liverpool'da.. saniyeler ilerliyor.. top bir türlü arsenal'lilere gelemiyor.. havalanıyor, düşüyor, yere inmiyor bir türlü.. inse de hep liverpool'lularda..

    saniyeler geçiyor, maç bitti bitecek.. liverpool atakta, barnes ceza sahasına giriyor.. o esnada hemen çizgide duran arkadaşına topu verse muhtemelen hakem maçı bitirecek.. içeri katediyor ama nigel winterburn topu kesiyor bir şekilde ve kalecisine veriyor.. kaleci hemen degaj.. kafayla indiriyor arsenal ve dakikalar önce bomboş topu kaçıran thomas'ın önüne geliyor gene top.. son saniye, son atak, son şut..

    thomas son adamı geçiyor, top bir ara ikisinin arasına sıkışıp sonunda thomas'ın önünde kalmaya karar veriyor.. ve grobbelaar açıyı kapamaya uğraşsa da, bu kez affetmiyor thomas.. son maç, son dakikanın, son saniyesinde bir mucize oluyor.. gooooooollll

    0-2 bitiyor maç.. arsenal, ıngiltere fubol tarihinin ilk aynı averaj'la biten sezonunun atılan toplam gol farkı ile (ve de sondur bu) ilk şampiyonu oluyor. 1971'den sonra 18 sene beklyerek bir mucizeye imza atıyorlar.. bunca yazdığım şeye rağmen belki de sadece şu linke tıklasanız da yeterli olacaktı.

    ancak bu öyle bir şampiyonluk ki, değil bu benim naçar cümlelerim, değil sözlüğümüzdeki değerli yorumlar* kitaplar yazılsa az..

    http://www.youtube.com/watch?v=bqmo3s2elpe

    baki hörmetler.

    edit: bir iki tapaj ve de hede hüde..
  • dün everton-city, bugün tottenham-fulham maçları ertelendi. maalesef çok karışık ve zor bir süreç bekliyor ingiliz kulüplerini. böyle giderse tekrar ara vermek zorunda kalabilirler ki bu durumda sezonu bitirmek imkânsız hale gelebilir. sanırım sezon öncesinde tüm takımların üzerinde mutabakata vardığı kurallara göre eğer her takım rakipleriyle birer kez oynamışsa lig iptal edildiğinde sıralama "maç başına puan" sistemiyle hazırlanacak ve buna göre belirlenecek. yani atıyorum liverpool 20 maçta 40 puan toplamışsa 2.00 olacak, aston villa 21 maçta 39 puandaysa 1.85'te kalacak vs...

    "covid yüzünden maç mı ertelenir kardeşim, virüslü olan izole olsun, diğerleri oynasın!" diyebilirsiniz haklı olarak. burada sorun, ingiltere'de meydana geldiği düşünülen ve son günlerde adını sıkça duyduğumuz yeni mutasyon. bu arkadaş çok daha hızlı yayılıyor ve artık testler sonucunda kimin virüse sahip olduğunu tespit etmek zorlaşmış durumda. yani dün negatif çıkan birisi bugün pozitif olabilir; bu adam maça çıkarsa sahadaki 20 kişiyi enfekte edip tüm ligi içinden çıkılmaz bir duruma sokabilir.

    bu yüzden maçlar mecburen ertelendi çünkü maçtan iki saat önce gelen sonuçlara bakıyorsun, normalde negatif olmasını bekleyeceğin adam pozitif çıkmış ve diğer takım arkadaşlarıyla doğal olarak yakın temasta bulunmuş. gelinen noktada kimin virüs taşıdığını tespit etmek neredeyse imkânsız hale geldiği için maçlar oynanamıyor.

    kısacası şu ana kadar durum, "a takımında üç oyuncuda virüs tespit edildi. bu oyuncular izole edildi, takım diğer futbolcularıyla devam edecek" şeklindeydi. şu an ise "ulan dün üç kişide virüs vardı, şimdi iki kişide daha çıktı. şu an kimde ne var ne yok bilemiyoz" haline gelmiş vaziyette.
  • futbolun dinamiklerinden bi haber, standart yurdum kahvehane gençliğini başına üşütüren mükemmel lig. dünyada mücadele düzeyinde en sert ve yıpratıcı futbol organizasyonudur. yani sezon boyu eibar, elche, granada gibi köy takımlarıyla karşılaşmıyorsunuz; gerçek futbolu oynayan ve mücadeleden sinmeyen rakipleriniz var. eh böyle yorucu bir ligde oynarken, haliyle avrupa kupalarında başarılı olmanız kolay olmuyor. bu konuda sir ferguson'un düşüncelerini okuyabilirsiniz.

    neyse size süpper loto ve lo logo'da iyi seyirler sonuca odaklı futbol mastürbatörleri, bize premier lig yeter.
  • kafaya oynayan ilk 10 takımdan lider arsenal ile 10. aston villa arasında 24.hafta itibariyle sadece 28 puan fark bulunan lig. aston villa son düzlükte atak yaparsa neden olmasın ?
  • sahaya yakın taraftarı, kalitesi, ahlak üzerine kurulu düzeni, her şeyiyle hayranı olduğum bana göre tek gerçek futbol arenası. tribünlerden gelen sesler bile farklı, sadece maça odaklanmış on binler, her pozisyona gösterilen toplu tepkiler, takımını ne olursa olsun alkışlayan medeni insanlar... adeta insanlık dersi veriyorlar.

    kanalı değiştirdiğimde ise gördüğüm manzara içler acısı...

    http://i.hizliresim.com/zevmqr.jpg

    ek: ahlaktan kastım el kol hareketi falan değil. kimsenin hakkı kimsede kalmaz bu ligde. ırkçılık yapan aylarca yeşil saha yüzü göremez. şike yapan o stattan içeri bir daha giremez. kurallar herkes için aynıdır. benim ahlak anlayışım budur.

    holiganlığın doruğunu yaşayıp bugünlere geldiler. reform hareketi gibi bir süreç geçirdiler. bizse onların en ilkel haliyiz. sürekli de daha rezil olma yolunda gayret ediyoruz.

    (bkz: green street hooligans)
  • debe edit: büyük emek harcanan entry'nin debeye girmesi memnun etti. teşekkürler beğenenlere.
    -eğer yazılanları sevdiyseniz haftalık çıkardığımız wenger'in montu adlı premier lig podcastimize finish ink kanalından bu spotify linkiyle ulaşabilirsiniz: spotify link
    -spotify falan uğraştırmayın derseniz, youtube: finish ink podcast youtube linki
    -twitter'dan takip etmek için ise twitter link

    ------------------------------- ------------------------------------ ---------------------------------
    covid19'dan sonra dönüşü hakkında çok fazla tartışmaların olduğu lig. bugün itibariyle takımlara yapılan testler sonucunda toplam 3 takımdan 6 oyuncuda virüs pozitif olarak test edildi.

    bu kötü gelişmeyi şimdilik bir kenara koyarsak, hazır sezona devam etmek için adımlar atılmaya başlanmışken, takımların sezonu nasıl geçirdiğini, sezon başındaki beklentilerini, kırılma anlarını konuşarak kendimize bir hatırlatalım.

    1-liverpool -82p

    ***ne umduk/ne bulduk***
    bir önceki sezon manchester city ile yaşanan şampiyonluk yarışını rekor puanla da olsa geride tamamlayarak ikinci sırada ligi bitiren liverpool bu seneye transfersiz başlamasından ötürü akıllarda "şampiyonluk yine mi city'e bırakılacak" soru işaretlerini bırakıyordu.

    ***sezonun kırılma anı***
    liverpool için sezonun 7. haftasında sheffield maçında başlayan kimilerinin şans dediği inanılmaz bir "galibiyeti kurtarma serisi" en kritik bölüm oldu. önce sezonun en iyi kalecilerinden henderson, sheffield macında topu elinden kacırdı, daha sonra mane, leicester karşısında son dakikalarda penaltı kazandı, bir sonraki maçta sürpriz bir isim lallana ile manu deplasmanında 85'te kazanılan bir puan ve sonraki maçta 75'te kazanılan penaltıyla yine üç puana ulaşıldı. bununla da bitmedi ve takip eden aston villa macında 87 ve 90'da gelen gollerle 3 puana ulaşıldı. bu yolun sonunda da man city galibiyetiyle adeta sezonun şekli belli olmuştu.

    ***sezon nasıl gelişti***
    yeni sezona şampiyonlar ligi ve süper kupa sahibi apoletleriyle başlarken, alisson’un sezon öncesi sakatlığını yeni (ve bedelsiz) transfer adrian ile (özellikle süper kupa finalindeki muazzam performansı ile iyi bir ikinci kaleci olacağını göstererek) görece sıkıntısız atlatıyordu.
    senelerdir özlemle beklenen şampiyonluk isteği iyiden iyiye kendini gösterirken, kloop önderliğindeki merseyside ekibinin, geçen senelerden ders çıkararak sakin kalabilirse sezon sonunda şampiyonluk ipini göğüsleyeceği taraftarlar tarafından öngörülüyordu.
    yeni sezona fırtına gibi girerek en fanatik taraftarlarının bile beklentisini aşan l’pool premier league’deki ilk dört maçından dört galibiyetle ayrılırken şampiyonlar ligi’nde napoli deplasmanından 2-0’lık mağlubiyet ile dönüyordu. bu yenilgi sonrası “tanrı modu’nu” açan kırmızı beyazlı ekip, ancak ve ancak 20. resmi maçında (19 maç 17 galibiyet, 2 beraberlik) fikstür sıkışıklığı nedeniyle a2’den de hallice takımıyla aston villla’nın as kadrosuna 5-0 gibi ağır sayılabilecek bir mağlubiyet alırken, taraftarlar bu skoru anlayışla karşılıyor, takımda ve tribünlerde yüzler gülüyordu. öyle ya takım ligde namağlup idi, cl’de işler napoli maçı sonrası yoluna girmişti ve takım as kadrosunu alıp gittiği turnuvada monterrey ve flamengo ekiplerini geçerek dünya kulüpler kupası’nı da christmas öncesi müzesine götürüyordu.
    ligde de doludizgin devam eden liverpool yıl bitiminde leicester city deplasmanına çıkarken bazı taraftarların kafasında ufak da olsa bir soru işareti vardı: “acaba bu maçta gelecek olumsuz bir sonuç takımı derinden etkiler miydi?” ya da galibiyet sonrası gerçekten şampiyonluk konuşmalarının sesi yükselir miydi? korkulan olmadı ve l’pool, tilkiler’e 0-4 gibi inanılmaz bir skorla galip gelerek yola kayıpsız devam etti. ocak ayına gelindiğinde 7 resmi maçında 6 galibiyet 1 beraberlik (shewsbury kupa müsabakası) alarak taraftarlarını mutlu etmeye devam eden liverpool, şubat ortasında atletico madrid deplasmanında 1-0 yenik ayrılmıştı ancak turu anfield road’a çok da karamsar olmadan taşımıştı. belki bu maç sonrası gelen cl maçını önemseme durumu, belki epl’deki rakipsiz kalma sanrısı kendini hafiften göstermiş west ham ile içeride zor kazanılan (3-2) sonrası watford maçında takım herhangi bir varlık gösteremeyerek 3-0 gibi net bir skorla kaybeden taraf olmuştu.
    üç gün sonraki kupa maçında da başkent londra’da chelsea karşısında alınan 2-0’lık skor tamamen olmasa bile kafalarda soru işaretleri oluşturuyor, hayaller aleminde yaşamaya başlayan ve ayakları yerden kesilen destekçilerin ayaklarını da yere değdiriyordu.
    mart başında oynanan lig maçında 2-1’lik bournemouth galibiyeti ile takım, atletico madrid müsabakası ile hem artık epl’yi formaliteye dönüştürüyor hem de rakibine ufak da olsa gözdağı veriyordu.
    mart’ın 11’inde oynanan maçta liverpool mücadeleye iyi başlıyor ancak golü bir türlü bulamıyordu. ilk yarı biterken, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ile orta sahayı kaptan henderson ile sürklase eden wijnaldum takımını 1-0 öne geçiriyor ve ilk maçın dezavantajını silip götürüyordu. ikinci yarıda iki takımın da karşılıklı fırsatları değerlendiremediği müsabakada 1-0’lık maç sonucu sonrası uzatmalara geçiliyordu.
    uzatmanın ilk dakikalarında roberto “bobby” firmino skoru 2-0’ a getirirken akıllara şu soru geliyordu; acaba geçen sene kazanılan şampiyonlar ligi kupası yanına bir yenisi de ligde özlemle beklenen şampiyonluk kupası ile beraber müzeye konabilir miydi?
    bazı anlar çok keskindir. bazıları mutluluk verici iken (2000 senesindeki alaves maçında atılan altın gol) bazıları ise kederli. (chelsea maçında kaptan stevie’nin kayması ve demba ba’nın golü) maalesef bu maçta da liverpool taraftarını kederli bir maç sonu bekliyordu. üst üste yenen 3 şok gol sonrası 3-2’lik mağlubiyet cl’den havlu atılmasına yol açarken taraftarı kahrediyordu.
    taraftar sezonun geri kalanına hala iyimser bakabiliyordu. neticede geçen sene cl kupasını ve süper kupa’yı almıştık, matematiksel olarak olmasa bile şampiyonluğu garantilemiş idi. liverpool talihi burada da kendini gösterdi ve küresel bir felaket olarak nitelendirilen koronavirüs vakası sonrası (insan sağlığı bilinciyle haklı olarak) tüm lig ve kupa organizasyonları askıya alındı.

    sezonun taraftar adına üzüntü veren tek maçı içerideki atletico madrid maçı iken (ki detaylıca anlatma sebebim de budur.)
    içerideki manchester city maçından çok deplasmandaki leicester city galibiyeti ise sezonun en keyifli mücadelesi idi benim adıma.
    bundan sonraki beklentimiz herkesin sağlıklı bir şekilde hayatına kaldığı yerden devam etmesi. liglerin devam etmesi ise gündemde, şayet devam ederse hak edilen kupa da hakkıyla liverpool’un olacak. liverpool yine şanına yakışan şekilde finali oynayamamazlık etmezse.

    2-manchester city -57p

    ***ne umduk/ne bulduk***
    sezona girilirken manchester şehrinin mavi tarafında tek bir hedef olduğunu söyleyebiliriz o da yarışılan bütün kulvarlarda kupayı kaldırmak. son iki sezonun şampiyonunu her zamankinden de zor bir görev bekliyordu zira 2008-2009 sezonundan beri 3 sene üst üste şampiyon olan bir takım görülmemişti ve liverpool geçen sene yarım bıraktığı hesabı kapatmaya kararlı gibi görünüyordu. gerçekten de son zamanlarda görülen pandemi sebebiyle lige ara verilene kadar bu sezon ligde görülen tek olağandışı şeyin liverpool’un performansı olacağı düşünülüyordu. manchester city ise rakibini bir eksik maç ile 25 puan geride ikinci sırada takip etmekteydi. kalan fikstürün zorluğunu da göz önüne alırsak manchester city için ikinci sırayı korumak sanıldığı kadar kolay olmayacaktır.

    ***sezonun kırılma anı***
    sezonun tamamlanan kısmını değerlendirecek olursak değişik bakış açılarıyla birden fazla kırılma anı belirlenebilir ancak kamuoyunun genel fikri göz önüne alındığında liverpool’a 3-1 kaybedilen maç aradaki puan farkını dokuza çıkararak şampiyonluk şansını gözle görülür ölçüde azalttığı için bu başlıktaki ilk akla gelen anlardan biri olarak öne çıkıyor. maça ederson, laporte ve sane gibi eksiklerle çıkan manchester city üç puanı rakibine bırakıyor ve namağlup rakibinin aksine sezondaki üçüncü mağlubiyetini alıyordu.

    ***sezon nasıl gelişti***
    manchester city bir önceki sezonu 98 puanla şampiyon tamamlarken premier lig tarihinin en yüksek ikinci puanını elde etse de hemen arkasındaki 97 puanlı liverpool’un varlığı nedeniyle zor bir şampiyonluk serüvenini geride bıraktığını söyleyebiliriz. bu sene de yarışın zorlu geçeceği hususunda kimsenin şüphesi yoktu ancak sezona virüs sebebiyle 29. haftada ara verildiğinde arada 25 puanlık bir fark mevcuttu. bu farkı tek başına liverpool’un mucize performansıyla açıklamak çok doğru olmasa gerek zira manchester ekibinin de oturup dersler çıkaracağı birçok an ve birçok durum yaşandı.

    sezonu liverpool karşısında kazanılan community shield ile açan city bu maçta sol kanattaki kilit oyuncusu sane’yi kaybediyor ve galibiyete düşen gölge canları sıkıyordu. (sane’nin çapraz bağlarının yırtıldığı ve sezonu neredeyse kapattığı birkaç gün sonra açıklandı) bir hafta sonraki lig açılışında ise west ham deplasmanında 5 gollü görkemli bir galibiyet alınmıştı. ilk 4 haftada atılan 14 gol ve alınan 10 puan dominant bir başlangıca işaret ediyordu zira tottenham maçında alınan beraberlikte de istenen oyun ortaya konmuş, girilen pozisyonların gole çevrilme oranı düşük kaldığı için 1 puana razı gelinmişti. (2-2 biten maçın beklenen gol istatistiği city tarafında 3.2, tottenham tarafında ise sadece 0.07 olduğunu belirtelim)

    manchester city cephesinde tatları kaçıran ilk sonuç deplasmanda alınan 3-2 skorlu norwich city maçıydı diyebiliriz. lige gollü maçlar sergileyerek başlayan norwich city cephesinde sezonun ilk ayının oyuncusu seçilen teemu pukki ilerisi için umut veriyordu ancak bu maç ile beraber norwich adeta kontak kapatarak serbest düşüşe geçti ve an itibariyle son sırada yer alıyor. sezonda toplam 5 galibiyet aldıklarını göz önünde bulundurunca guardiola şu an dönüp baktığında bu yenilgi için bir miktar daha fazla hayıflanıyordur desek yanlış olmaz sanırım. ertesi hafta gelen 8 gollü watford galibiyeti biraz yüzleri güldürse de manchester city’nin son 2 senede 198 puan alan inanılmaz dominant seviyesinde olmadığına dair fikirler ileri sürülmeye başlamıştı. artık maçlarda ilk golü görece daha geç buluyor, kilitli savunmaları açması daha uzun sürüyor ve gol vuruşlarında yaşanan şanssızlıkların beceri sorunu olup olmadığı özellikle bazı maçlarda iyiden iyiye sorgulanmaya başlıyordu.

    2018/2019 sezonunda şampiyon olurken son 14 maçını kazanan manchester ekibinin bu sezon en uzun galibiyet serisinin 3 maç ile sınırlı kaldığını görüyoruz. bu sezon iki maçta da yenildikleri iki takım var: wolves ve manchester united. aslında bu liste guardiola’nın kabuslarına giren ve city kriptoniti olarak nitelendirilebileceğimiz oyun tarzı hakkında bir fikir vermekte. hızlı çıkılan kontralar ve geride kabul edilen bir oyun planı. adama traore, rashford ve martial gibi oyuncuların bu maçlarda görece yavaş city defansını birçok kez güç durumda bıraktığını söyleyebiliriz.

    manchester city oyuncularının kilidi açmakta zorlandığı diğer maçlar ise tamamen geride bekleyip sınırlı imkanları duran top gibi alternatiflerle değerlendirmeye çalışan takımlara karşı oldu. alınan üç beraberliğin ikisi newcastle ve crystal palace maçlarında geldi ve 2-2 biten bu maçların toplam xg istatistiğinin 4.91 – 0.8 olduğunu belirtelim.

    bu sezon özelinde manchester city takımının önemli problemlerinin başında defans geliyor demek sakatlıklar nedeniyle çok hakkaniyetli olmayabilir ancak ceza sahasındaki tehlikelerin gole dönüşme oranının yüksekliği de göz ardı edilmemeli. bakıldığı zaman lig maçlarının sadece 3 tanesinin beklenilen gol istatistiğinde rakibinden daha az gol atması beklenen bir manchester city var. (lider liverpool’un 4 maç) dolayısıyla yukarıda belirttiğimiz son vuruş şanssızlığıyla birleşince ortaya bu sonucun çıkması bir miktar anlaşılabilir diyebiliriz.

    sezon boyu etkisi hissedilen etmenlerden biri de sakatlık dememizde bir sakınca yok sanırım. as kadroda yer bulan 2-3 oyuncunun uzun süreli sakatlıkları ile beraberinde gelen rotasyonların maçın kaderini belirleyecek kritik anlarda gidişatı etkilediğini söylemek mümkün. özellikle stoper bölgesindeki sakatlık problemi, kompany’nin sezon başı takımdan ayrılışıyla birleşince iki as stoper laporte - stones yerine bu bölgede fernandinho – otamendi gibi dizilişler görmeye alıştığımızı söyleyebiliriz.

    takımda sakatlık veya form düşüklüğü problemiyle karşılaşmayan az sayıdaki oyuncular arasında kevin de bruyne, kyle walker ve bernardo silva’yı sayabiliriz. bu durum ve yukarıda değindiğimiz diğer etmenler liverpool’un performansıyla birleşince guardiola’nın şampiyonluk planlarının en azından bu sene için rafa kalktığını söylemek mümkün. özellikle manchester city’nin 2 sene avrupa’dan men edilme ihtimali ciddi anlamda masadayken bu sene ağırlığı şampiyonlar ligi’ne vermeleri sürpriz olmayacaktır. son yıllarda çeyrek finalden öteyi pek göremeyen pep bu sene real madrid karşısında ilk maçı deplasmanda 2-1 yenerek corona öncesi çeyrek final kapısını aralamıştı. eğer city avrupa’dan men edilirse hem guardiola hem de önemli oyuncuların bazıları kulüpteki geleceklerine karar vermek durumunda kalacaklar. manchester city’i şimdikinden daha karanlık günler mi bekliyor sorusunun cevabını almak için beklemekten başka yapılacak fazla bir şey yok.

    3-leicester city -53p

    ***ne umduk/ne bulduk***
    chelsea'nin yeniden yapılanması, manu'nun çalkantılı dönemi, spurs'ün metal yorgunluğu, arsenal'in bir türlü kendini bulamaması derken geçtiğimiz sene ligin bitimine 10 hafta kala brendan rodgers'ı getiren ve bu senenin yapılanmasını o zamandan başlatan leicester'ın kafasını ilk 6'nın arasına uzatacağı az çok öngörülüyordu fakat bu kadar başarılı olacağını kimse tahmin etmedi. uzunca bir süre, man city'nin önünde 2.'lik koltuğuna oturmak ve muhteşem liverpool'a kısa bir süre de olsa tehdit olarak görülmesini düşünürsek, tilkiler için neredeyse şampiyon olduklarındaki kadar başarılı bir sezon geride kaldı covid'e kadar.

    ***sezonun kırılma anı***
    leicester için sezonun bir olumsuz bir de olumlu olarak 2 kırılma anı oldu. önce iyi olandan bahsetmek gerekirse; premier lig rekorunu kırdıkları 0-9'luk southampton deplasmanı, takımda inanılmaz bir özgüven patlaması yaratarak 8 maçlık bir galibiyet serisine olanak tanıdı (öncesindeki burnley maçıyla beraber). olumsuz kırılma anı ise çok kötü kaybedilen ve alexander arnold'ın insan olmadığını kanıtladığı liverpool maçı sonrası belki de o zamana kadar sezonun en iyi oyuncularından ndidi'nin sakatlanması oldu.

    ***sezon nasıl gelişti***
    bir önceki sezon göreve gelen rodgers, takımını ve sistemini bu sezon için oturtmaya başlamıştı. şampiyon olduğu sezon da dahil genelde topu rakibe bırakan ve inanılmaz kontra silahı vardy'nin üzerine kurduğu bir oyun oynayan leicester (biraz puel dönemi hariç), rodgers ile beraber daha çok topa sahip olma oyununa doğru evriliyordu. buradaki sorun ise takımın tartışmasız en büyük yıldızı vardy'nin bu sistemde geniş alan bulamaması ve verimindeki muhtemel düşüştü ama rodgers, vardy'i bu oyuna ikna edip ondan maksimum verimi almayı başardı (boşluk)(19 golle krallıkta lider). yeni sezona ise zaten takımda kiralık olarak bulunan tielamans'ın boservisini alarak, newcastle'ın ciğerini söküp perez'i getirerek ve sampdoria'da parlayan belçikalı praet’i transfer ederek başladılar. bunlar dışında ise rekor ücrete kaptanları maguire'ı sattılar ama bu da onlara aslında kadrolarında bulunan ama önü kapalı olan milli oyuncumuz çağlar'ı kazandırdı ki leicester taraftarının evans ile müthiş bir ikili oluşturan genç oyuncu sayesinde maguire'ı gram özlemedikleri çok açık.
    17. hafta itibariyle, şampiyon oldukları 2015-2016 sezonunda 1 puan daha toplamayı başarmışlardı ki arka arkaya gelen city ve liverpool maçlarıyla façaları kötü bir şekilde çizildi ve oradan itibaren vasat altı performans başladı.
    sezon boyunca çizilen yüksek grafikte kuşkusuz geri 5'linin ve önlerindeki ndidi'nin katkısı muazzam oldu. pereira ve chilwell, liverpool'un bekleri arnold ve robertson ile kapışacak bir performans gösterip mükemmel bir gol-asist katkısı sağlarken, defans tandeminde bulunan çağlar, epl yılın 11'ine girmeyi başardı. partneri olan evans ise en az çağlar kadar başarılı bir sezon geçirerek adeta ikinci baharını yaşadı. kalecilik yeteneği genlerden gelen kasper ise istikrarlı sezonlarına devam etti.
    maddison iyi başladığı sezonda özellikle liverpool maçından sonra kaybolmasa ve vardy'nin formu boxing day sonrası çakılmasa (boşluk)(muhtemelen yeni doğan çocuğu uyutmuyor) leicester'ın hala ikinciliğe tutunması mümkün olabilirdi. bir parantez de harvey "pırpır" barnes'a açmak gerekir ki genç oyuncu son dönemde takımın hücum anlamında liderliğine soyundu ve bunun altından çok iyi kalktı.

    sezon ortasında arka arkaya oynanan city ve liverpool maçları, leicester'ın çok iyi olsa da aslında city ve liverpool seviyesinde olmadığını tokat gibi yüzlerine vurmuş oldu. yine de büyük ihtimal 3. bitirecekleri sezon onlar için çok büyük başarı olacak. gelecek sezon üstüne koyabilirlerse çok sağlam bir ilk dört adayı olacakları da kesin gibi.

    4-chelsea -48p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    sezona transfer yasağı olan ve takımın süper starı hazard’ın real madrid’e satılması ve transfer yasağı yüzünden çok fazla güç kaybederek girecek olan mavi-beyazlılar kulübün yaşayan efsanesi lampard önderliğinde gençlerle kurulu bir takım olarak başlayacaktı. bu bağlamda chelsea’den şampiyonluk ya da ilk 4 beklemek hayalcilik ötesine geçemezdi, altyapıdan çıkartılan gençler ile kadroda düşünülmeyecek, yaşını almış oyuncuların ayrılacağı bir sezon olacak gibiydi… gel gelelim işler öyle gelişmedi, bitime 9 maç kala 3. leicester’ın 5 puan gerisinde 4. sırada yer alıyor. bu 9 maçlık fikstürde sadece 2 big6 takımı olduğunu belirtmeden geçmeyelim. kolay bir fikstür gibi görünüyor.

    ***sezon nasıl gelişti***
    ingiltere alt ligini yakından seyredenlerin aşina olduğu ama çoğu kimsenin yeni tanıdığı abraham forvete, mount ise sol kanat ve orta saha mevkilerine adapte edilecekti. üzerinde çok fazla tartışma dönen dünya kupası madalyonuna sahip giroud (turnuvada golü yok) yerini abraham’a bırakmıştı. 2.sırayı ise mitchy batshuayi almıştı forvet sıralamasında.
    sezona old trafford’da eski günlerini arayan manchester united karşısında çıkan bu “yeni” takım rakibini sürklase etmesine rağmen sahadan 4-0 gibi net bir skorla mağlup olarak ayrılmıştı. abraham’ın ilk dakikalarda direkten dönen şutunun yanı sıra emerson da ilk yarının sonlarına doğru direğe takılmıştı. her şeye rağmen chelsea için beklenenden güzel bir futbol ortaya konulduğunu söyleyebiliriz.
    uefa süper kupasında istanbul’da oynanan müsabakada da liverpool karşısında 2-2 biten normal sürenin ardından penaltı atışlarında mağlup olmuşlardı. 2 resmi maçta da galibiyet alamayan takım sahada oynadığı futbol ile zevk veriyordu ama olmadı mı da olmuyor bazen. bu maç özelinde zoumavari bir yeni stoper doğmuştu; ismi tomori… solda mount ve forvette de abraham vardı. kadroya cüretkar bir şekilde gençleri oturtan lampard bu yönden alkışları topluyordu. ayrıca kante’nin liverpool maçı performansı da gerçekten dillere destandı… kante varsa chelsea’nın gücü de gözle görülür şekilde artıyordu.
    valencia, ajax ve lille’nin olduğu şampiyonlar ligi grubunu averaj ile 2.sırada bitiren chelsea için en unutulmaz maç 4-4’lük ajax maçı olmalı. azpilicueta takımın kaptanı olarak üstüne düşeni en iyi şekilde yaptı ve takımı attığı golle ateşledi. jorginho’nun attığı 2 golle yıldızlaştığı maçtan sonra biz seyirciler olmak üzere herkeste bir yorgunluk vardı. şimdi aklıma geldi de yine özledim. müthiş bir maçtı.
    ligin yarısına yakın kısmı geçilmişken göze hoş gelen ve herkesin sempatiyle maçını beklediği bir chelsea izlemeye başlamıştık. yüksek tempolu oynanan futbol, gençlerin maçlara damga vuran performansları ve kepa’nın formsuzluğuyla izlemekten ve konuşmaktan herkesin zevk aldığı bir takım ortaya çıkmıştı.

    ***sezonun kırılma anı***
    chelsea için bir kırılma anı belirtmek zor. kante’nin ayağının kaydığı arsenal maçından sonra ben bir psikolojik düşüş yaşanacağını düşünmüştüm ama takım tahmin ettiğim kadar düşmedi. kupada önce hull’u deplasmanda sonra liverpool’u evinde yendi. ligde ise leicester ile berabere kaldı, manchester united’e evinde kaybetti. tottenham’ı yendi sonrasında. şampiyonlar ligi’nde ise maalesef bayern münchen ile eşleşildi ve tahmin edildiği gibi tam anlamıyla süpürüldü. fa cup’ta liverpool’a karşı alınan 2-0’lık galibiyet ve everton karşısında ligde alınan 4-0’lık galibiyet ile momentumu almış devam ediyordu ki korona sebebiyle zorunlu olarak ligler durdu ve zorunlu bir duruş ortaya çıktı.

    kante’nin bir maç var bir maç yok olması, jorginho’nun istikrarsızlığı gibi sebeplerle chelsea orta sahasında bir karakter eksikliği ortaya çıktı. o boşluğu barkley ve kovacic ara ara doldurmayı başarıyorlar ama bunu net bir istikrara kavuşturmak gerekli. bir maçta chelsea orta sahasında öne çıkan biri olduğu zaman işler rahat ilerliyor ama o kişi ortaya çıkmazsa durum gerçekten zorlaşıyor. willian takımı elinden geldiğince sürüklese de pulusic için aynı şeyleri söylemek zor. bu durumu hazard öncesi ve hazard sonrası diye iki döneme ayırırsak farkı oldukça açık şekilde görebiliyoruz. hazard sen bize ne izlettin be abicim? çok özlendiği aşikar...

    5-manchester united -45p

    ***ne umduk/ne bulduk***
    kabus gibi bir sezon sonu ardından, umut verici iki transfer ve arapsaçına dönen bir üçünü stoper transferiyle sezona başlayan manchester united cephesinde gerek kadro dengesizliği ve derinlik eksikliği gerekse de ole gunnar solskjær’in bu rol için gereken deneyim ve yeteneğe sahip olup olmadığı kafalardaki en büyük soru işaretiydi. sağlıklı düşünebilen hiçbir manchester united taraftarı bu sezon manchester united’dan zirveyi zorlamasını beklemiyordu. optimist analizler mevcut kadronun ilk 4’ü zorlayabileceğini belirtirken daha realist analizler 5-7. sıranın çok olasılık dışı olmayacağının altını çiziyordu. herkesin aynı fikirde olduğu nokta ise manchester united’ın sezonunun pogba – rashford – martial üçlüsünün performansına bağlı olduğuydu.

    ***sezonun kırılma anı***
    manchester united için sezon, ortalama iki haftada bir gerçekleşen kırılma anlarından oluşan bir fay hattına dönüşmüş olsa da en büyük kırılmanın bruno fernandes’in transferi olduğu göz ardı edilemez. manchester united için ligin ikinci yarısı hemen her kulvarda ligin en yüksek performans gösteren, ya da ikinci en yüksek performans gösteren takımı durumuna gelmişti. takım pogba ve rashford’dan yoksun olmasına rağmen, fernandes’in hırsı ve yaratıcılığı başta martial ve fred olmak üzere takımın hücum hattına muazzam bir elektriklenme getirdi. takıma kiralık katılan ıghalo’nun hücum hattında eksikliği duyulan “b-planı” sunmasıyla united’ın ilk 4’ü garantilemesi bir an meselesine dönüştü.

    ***sezon nasıl gelişti***
    yarışa hızlı başlayıp erken tökezleyen united, pogba ve martial’ın sakatlıklarıyla ilk yarının yarısından fazlasını en pesimist beklentilerin bile altında bir performans sergileyerek geçirdi. bu karanlık günlerde taraftara nefes aldıran şeyler aaron wan-bissaka’nın sağ bekteki üstün performansı ve yıllardır yuvarlak deliğe ittirilen kare parça hissiyatı yaratan fred’in, mctominay ile uyumlu bir tandem oluşturması oldu. martial’in sakatlığının greenwood’u, shaw’un sakatlığının da brandon williams’ı, planlanandan erken olsa da, as kadroya kazandırmasını da belirtmeden geçemeyiz. ogs takımı big six’e karşı gerek mental gerekse taktiksel olarak kusursuza yakın bir performansla yönetmiş olsa da, kapalı defansları açmaktaki başarısızlık ve fiziksel yönü yüksek takımlara karşı olan zayıflıkla orta ve alt sıra takımlarına kabul edilebileceğinden çok daha fazla puan kaybedildi. ancak her karanlık gecenin ardından ufukta beliren mavilik gibi, devre arasına girerken united ikinci yarıda başka bir takım olacağının sinyallerini vermeye başlamıştı.

    ole gunnar solskjær belki taktiksel olarak halen adını en üst düzey hocalar listesine yazdıramamış olabilir. ama ed woodward’ın vizyonsuz yöneticiliği önderliğinde atılan yanlış üstüne yanlış adımlarla tüm prestijini ve ruhunu kaybetme noktasına gelen manchester united’ı silkeleyip kendine getirdiği inkar edilemez. geçen sezonlara kıyasla şu andaki manchester united kadrosuna bakınca taraftarların yüzü gülüyor ve geleceği düşünmek onları heyecanlandırıyor. shaw ve maguire ikilisi ligin en iyi ikinci defans partnerliğini oluşturuyor. awb sadece premier league değil dünyanın en iyi defansif beklerinden biri. brandon williams’ın sunduğu rekabet luke shaw’un performansını artırmasını sağladı. orta sahada pastor fred ve mctominator bitmeyen mücadelesi ile ferguson sonrası dönemin en dişli orta sahasını oluşturuyor. manchester united’ın hücum hattı çok hızlı ama şutları gole çevirme yüzdesi düşük oyunculardan oluştuğu için, ligin ilk yarısındaki puan kayıplarında hücum oyuncularının ayağına yeterince top ulaştıramamak en büyük sorunlardan biriydi. fernandes ile bu sorun da atlatılmış gibi gözüküyor. rashford’un sakatlığını atlatması ve pogba (ve menajerinin) kolay kolay hiçbir kulübün onun finansal yükünün altına girmeyeceğini anlaması ve yeniden kafasını futbola vermesi ile manchester united kadrosunda sağ kanat dışında acil transfer ihtiyacı neredeyse kalmadı ve uzun yıllar sonra belki de ilk kez taraftar kadroyla gurur duyuyor ve geleceğe umutla bakıyor.

    6-wolverhampton wanderers -43p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    geçen sezonu 7. sırada bitirerek avrupa kupasında ön eleme oynamaya hak kazanan wolverhampton wanderers; lig, avrupa ve kupa serüveni öncesi yoğun bir transfer süreci geçirdi. kulübün çinli sahibi fosun international ile yakın ilişkileri olan ve transferde tam yetkili jorge mendes' in önderliğinde hareket eden wolves; ilk iş olarak geçen sene takımda kiralık olarak harika performans ortaya koyan jimenez ve takımın önemli bir parçası haline gelen belçikalı futbolcu dendoncker'in bonservislerine toplamda 51 milyon euro harcadı. tabii bunlarla yetinmeyen wolves, bu zorlu sezon için ciddi olduklarını göstererek jordao ve pedro neto'yu lazio'dan toplamda 27 milyon euro'ya, milanlı forvet cutrone'yi 19.6 milyon euro'ya transfer etti. sezon içinde inişli çıkışlı bir performans ortaya koyan wolves, ligde şuan 6. sırada bulunuyor. sezona iyi bir başlangıç yaptığını söyleyemeyeceğimiz wolves'in daha iyi bir konumda ligi bitireceğine inancım tam. avrupa ligi'nde ise ön elemeleri zorlanmadan geçerek gruplara kaldı, grubunu da lider bitiren wolves ara turda espanyol'u eledikten sonra, arsenal'i eleyerek büyük bir sürprizle imza atan olympiakos ile eşleşti.

    ***sezon nasıl gelişti***
    sezona kötü bir giriş yapan wolves, ilk 6 maçını kazanamayarak geçen seneki halini aratır oldu. 6 maçta 4 beraberlik, 2 mağlubiyet alan wolves, ligin 5. haftasında o dönemin en zevkli futbolunu oynayan chelsea'den 5 gol yiyerek sert bir şekilde eleştirilmeye başlandı. nuno'nun kapalı futbolu, adama traore'nin yanlış yerde oynatılması, cutrone'nin bekleneni verememesi, jota'nın verimsizliği gibi etmenler spor basınını meşgul etti. 7. haftadaki watford maçına farklı bir kurguyla sahaya wolves ilk defa galip gelerek artık 3-5-2 dışındaki kombinasyonları denemenin elzem olduğunun farkına vardı. sezonun geri kalan kısmını başarılı geçiren wolves avrupa kupasında yoluna kayıpsız devam ederken bize bir hayli zevkli maçlar izlettirdiğini söyleyebiliriz. boxing day' de 2 gün arayla çıktıkları manchester city ve liverpool maçları bulundukları noktanın tesadüfi olmadığını futbolseverlere yeniden göstermişti. 3-2 kazandıkları city maçında 2-0 geriden gelen takım, 2 gün sonra karşılaştığı liverpool'dan daha baskın olmasına rağmen 1-0 mağlup olmaktan kurtulamadı.

    ***sezonun kırılma anı***
    8. hafta ligin son şampiyonu city ile karşılaşan wolves'un sadece 1 galibiyeti bulunuyordu. kağıt üzerinde city favoriydi. maç city'nin baskın futbolu, wolves'un da savunma yapması şeklinde ilerliyordu. dakikalar 68'i gösterdiğinde vasat bir performans ortaya koyan cutrone kenara alınmış oyna giren doherty sağ beke, raul jimenez'e eşlik etmek için de adama traore forvet mevkiine çekilmişti. wolves adına çok önemli bir oyuncu olan traore zaman zaman forvet oynamış ve başarılı performanslar ortaya koymuştu. city maçında da ileriye çekildikten sonra 2 gol atıp fişi çekmişti. esasen wolves için kırılma noktası da bu olmuştu. traore'nin etkinliği artınca takımın da artıyor, jimenez daha çok boş alan yakalıyor, wolves daha iyi oynuyordu. bu maçtan itibaren yükselişe geçen wolves 17. haftaya kadar mağlubiyet yüzü görmezken ilerleyen haftalarda jimenez, neves, traore'nin yükselen performansı yüzleri güldürürdü. genç portekizli pedro neto'nun süre bulmasıyla beraber ortaya koyduğu performans da gelecek için heyecan yarattı.

    7-sheffield united -43p(bir maçı eksik)

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    açıkçası bana göre ve muhtemelen çoğu kişiye göre de düşme potasının en büyük adaylarından biriydi. hatta bleacher repot'un sezon başı tahmin listesinde 17. olarak gösterilmesine bile şaşırmıştım fakat herkesi çok fena yanıltmayı başardılar ve covid öncesi puan durumunda; bir maç eksiğiyle, wolves'la aynı puanı paylaşarak 7. sırada bulunuyorlar.

    ***sezonun kırılma anı***
    aslında sheffield'ın sezonunda büyük bir kırılma anı belirlemek zor çünkü sezona sağlam bir girişle başladıktan sonra ilerleyen dönemde de gayet istikrarlı bir grafik çizdiler. yine de bir maçı illa söylememiz gerekecekse o da 4. haftadaki chelsea deplasmanı olacaktır ki stamford bridge'te ilk yarıda 2-0 geriye düşüp 89. dakikada ise 1 puanı kurtarmışlardı. böyle bir deplasmandan ikinci yarıdaki boğucu oyunla puanı çıkarmak; yeni çıkan ve aslında planı düzgün olan takıma, belki de tek eksikleri olan özgüveni sağlamış oldu.

    ***sezon nasıl gelişti***
    basham, o'connell, fleck, kulüp efsanesi sharp gibi kilit oyuncularını league 1'dan getiren ve takıma bu sene başında katılan mcburnie, mousset gibi oyuncular haricinde de championship takımının tamamını koruyan "the blades" takma isimleriyle paralel bir şekilde "jilet" gibi bir taktik disiplinle oynayarak epl'deki en spesifik takım olmayı başardılar. ilk bakışta 0-0, 1-0 biten maçları ve oyuncuların kalıpları nedeniyle; rugby takımı, sıkıcı, brexit gibi yaftalara maruz kalsalar da dikkatli izlendiğinde ortaya koydukları taktik disiplin, bitmek bilmeyen bir enerji, kolektiflikle beraber gurme futbol izleyicisine gerçek bir şölen yaşattılar. ilk 11'leri sezon boyunca forvet rotasyonu dışında sakat/cezalı durumlar haricinde çok az değişiklik gösterdi. kalede manu'dan kiralık genç ingiliz henderson mükemmel bir sezonu geride bırakırken (liverpool maçı hariç) ingiltere milli takımı'nın kalesi için en büyük aday haline geldi. yine geri 5'liyi oluşturan; basham, o'connell, egan, stevens, baldock ve hemen önlerindeki lundstram, fleck ve norwood müthiş bir istikrarla oynadılar. forvet pozisyonunda ise kontraya daha yatkın mousset, harika bitirici sharp ve kollektif bütünlüğe çok uygun mc(goldrick + burnie) 4’lüsü gol olarak inanılmaz rakamlara çıkamasa da gerekli derinliği sağladı.

    kağıt üstünde klasik bir 3-5-2 olarak gözüken ama detaya bakılınca sahanın her bölgesinde alan paylaşımının mükemmel yapıldığı ve genelde kanatlarda "overlapping (üst üste binme)" olarak değerlendirilen ama aslında yardımcı antrenör alan knill ve menajer chris wilder'a göre "overload (aşırı yüklenme)" olarak görülen taktiğin bitmek bilmeyen bir enerjiyle oynandığı harika bir takım oldular. buna göre sheffield'ın oyununa baktığınızda dikkatinizi taktik anlamda çekecek iki temel nokta olacak: birincisi yukarıda bahsettiğim kanatların, bekler, üçlü defansın sol ve sağ tarafındaki oyuncular ve oyun hangi kanattaysa, o taraftaki defansif orta saha'nın yardımıyla gerektiğinde üç adamla yüklenmesi. ikincisi de takımın geri kalanının, ceza sahasını mümkün olduğunca kalabalık tutması olacak. zaten fleck ve lundstram bu sayede çok yüksek asist ve gol sayılarına ulaştılar. -fpl oynayanların sevgilisi lord lundstram'e selamlar-.

    son anektodumuzu da takımın taktik beyninin aslında yardımcı hoca olan alan knill olduğunu ve 2014'te northampton takımında kendisi menajerken yardımcısının chris wilder olduğunu belirterek verelim. zaten böyle spesifik bir takıma da böyle spesifik bir asistan-menajer ilişkisi yakışırdı. mükemmel geçen sezondan sonra bakalım covid sonrası dönüşte avrupa yapabilecekler mi göreceğiz.

    8-tottenham hotspur -41p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    sezona “sampiyonlar ligi finalisti” apoletiyle başlayan tottenham’da beklentiler takımın top4 yarışı yapıp gelecek sezona yine avrupa sampiyonlar liginde yarışması üzerine kuruluydu. her ne kadar liverpool finalinde poşettino “belki de limitlerimiz bu kadardır” gibi cümleleri ağız ucuyla mırıldanmış olsa da ada basınında sanırım kimse böyle bir sert bir çakılmayı beklemedi.

    ***sezon nasıl gelişti***
    daha sene dolmadan arjantinli çalıştırıcı ile yollarını ayıran tottenham, takımın başına portekizli teknik adam jose mourinho’yu getirdi. “yeni menajer ivmelenmesi” faktörü ve mou’nun dinlenmiş aurası tottenham’ı 14.lükten 5.sıraya kadar getirmiş olsa da iki tane chelsea mağlubiyeti, leipzig serisinde hiçbir varlık gösteremeden şampiyonlar ligine havlu atılması, olaylı norwich maçı ile fa cup’a veda edilmesi sezonun tottenham için kabusa dönmesine sebep oldu. her ne kadar son, kane, sissoko, bergwijn gibi kaliteli ayakların uzun süreli sakatlıkları mou’yu cok zor durumda bıraksa da mevcut kadro üzerinden yeni varyasyonlar denememesi onun adına en büyük soru işaretlerindendi.

    ***sezonun kırılma anı***
    kane’siz oynamayı gecen seneden refleks haline getirmiş tottenham, bu sezon içerisinde de son üzerine bu oyununu tam oturmuşken, koreli oyuncunun sakatlanmasıyla hücum hattında tamamen alternatifsiz kalmış oldu. sezonun geri kalan maçlarında kaleye bile gitmekte zorlanan tottenham’ın pozitif yönde tırmanmasını durduran en büyük etkı şüphesiz son’un sakatlanması oldu.

    9-arsenal -40p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    sezona hücum bölgesindeki zenginlikle ilk 4’e girer denilen takım, covid-19 arasına kadar kendini 9. sırada buldu. şampiyonlar ligi bileti imkansız, avrupa ligi’ni de takımın pek kale alacağını sanmıyorum. insanları umutlandıran tek şey ise; ligde aldığı sonuçlara bakılınca teknik açıdan ‘kolay yenilmeyen’ bir takım olması.

    ***sezonun kırılma anı***
    arsenal açısından sezonun kırılma anı; 2-2’lik watford maçıydı. bu maç neden önemli?
    deplasmanda iyi bir futbolla 0-2 öne geçilmesi, ancak özellikle ivme kazanılacak bir fikstürün öncesinde aptalca hatalardan dolayı kaybedilen puan ve yaşanan moral bozukluğu, her öne geçilen maçta ‘acaba mı lan?’ sorusunu sordurdu. özellikle hücumdaki isimlerin ‘biz bin bir zorlukla atıyoruz, adamlar zorlanmadan yiyorlar’ dediğine eminim. bu hatalar ciddi motivasyon kaybettirdi ve benzer şeylerin yaşandığı carabao cup’taki 5-5’lik liverpool maçında ve yine 2-2’lik crystal palace maçlarında artık illallah dedirtti.

    ***sezon nasıl gelişti***
    sezon başında yönetim ‘kesenin ağzını açacak, açıyor, transfer bombaları patlayacak, patlıyor’ derken gremio’lu everton soares’in transferinde adamın disiplinsiz oluşu nedeniyle geri adım atıldı. daha sonra maliyetinin 100-120 milyon euroyu bulması sebebiyle wilfried zaha’dan vazgeçildi. yerine pepe alındı. pepe’nin gelişiyle ‘bu hücum hattı çok can yakar’ dendi. takım kağıt üstünde fena görünmüyordu ve ilk 4’e rahat girebilir diye düşünüldü. lacazette-aubameyang-pepe 3’lüsü 45 gol & 20 asisti rahat geçer beklentisi vardı.
    emery’nin bir türlü hücum ve savunma hattı arasındaki bağlantıları kuramaması ve takımın dengelerini oluşturamaması yüzünden takım bir ileri bir geri şeklinde kaldı; iki doğruyu üst üste yapamadı. beklentiler bildiğin suya düştü.takım özelinde son zamanların en kötü serisini yakalayan emery kovuldu. yerine geçici olarak ljungberg getirildi. ljungberg’ten çok bir şey beklenmiyordu, o da kendisinden beklenmeyeni gerçekleştirmek için uğraşmadı ve koltuk ‘sıfır’ menajerlik tecrübeli arteta’ya devredildi.

    2-0’lık manchester united galibiyetinin ilk yarısında oynanan ‘mükemmel futbol’ dışında pek bir şey ortaya koyamayan arteta, ne olursa olsun daha az kırılgan bir takım oluşturdu ve ‘team shape’ dediğimiz olayı bir üst seviyeye çıkardı.

    10-burnley -39p

    ***ne umduk/ne bulduk***
    geçtiğimiz sezonda yer yer takım savunmasında cok basarılı işlere imza atan burnley için beklentiler küme düşme potasının biraz üzerinde nispeten rahat bir sezon geçirmekti. bu hedefe biraz geç ulaşan burnley için özellikle boxing day’a kadar olan zaman zarfı bir hayli sancılı geçti.

    ***sezon nasıl gelişti***
    burnley, 2019 senesinde oynadığı karşılaşmalarda alışılmışlığın aksine yumusak takım yapısı ve maçlara erken havlu atması ile bir sean dyche görüntüsünün cok uzağında kaldı. drinkwater basta olmak üzere orta sahanın formsuzluğu ve top rakipteyken alan savunması bakımından büyük parsel hataları burnley için küme düşme tehlikesinin yaşanmasına sebep oldu.
    yılbaşından sonrası en büyük refleksini yeniden kazanan takım, ribaund toplarınından kazandıkları pozisyonları değerlendirip 3.alana ulaşmada oldukça verimli karşılaşmalar cıkardı.
    izlenmesi ve reyting bakımından takip edilmesi ilk sıralarda olmasa da burnley her zaman saygıyı hak edeceği mücadeleyi sezon boyunca gösterdi.

    ***sezonun kırılma anı***
    sean dyche’in takımına duyduğu güvenden ve oyuncularından vazgeçmesi burnley adına en kritik dönemeçlerden birisi oldu. gerek post matchlerde, gerekse de maç içerisinde süreki onların arkasında duran sean, covid öncesi neredeyse takımı avrupa kupası seviyesine kadar getirdi. box to box oyunu oldukca spesifik olarak takıma uyarlayan dyche, kuşkusuz olarak burnley için en büyük sans.

    11-crystal palace -39p

    ***ne umduk/ne bulduk***
    sağlam bir takım defansı, topa sahip olduğunda hızlıca kaleye gitmeye çalışan bir ekip, wilfred zaha’nın bir türlü gerçekleşmeyen büyük transferi. crystal palace akla gelince, tribünü dışında, en çok söylenecek sözler bunlardır sanırım. sezon başlarken kimileri tarafından düşme adayı görülen, bazılarınca düşmemek için yoğun çaba sarf etmesi beklenilen ve çok az kişi tarafından ilk 14’e girebileceği düşünülen cpfc, son maçın oynandığı mart 2020’de ligin 11. sırasında bulunuyordu.

    ***sezonun kırılma anı ve genel gidişatı***
    bu beklenmeyen performans ne takımın hücum noktasında harikalar yaratmasından ne de diğer ekiplerin kötü doneler vermesinden. takım, attığı 26 golle sonuncu norwich(25) ve kısırlığı kars’ta dahi bilinen newcastleden(25) ardından sondan 3. sırada. lakin takımı bu noktaya taşıyan, puan tablosuna bakıldığında bu kanıyı destekliyor gözükmese de, kalesinde gördüğü gol sayısı ve bunda büyük payı bulunan guaita. yenilen 32 gol, cpfc’yi bu alanda lig 6.sı yapıyor. guaita kalesine gelen 115 şutta 88 kurtarış yaparak bu alanda arsenal kalecisi leno’nun peşinden lig 2.si. 27 maçta 28 gol yiyen tecrübeli ispanyol, cpfc için bu sezonun kırılma anı sayılabilecek onlarca kurtarışa imza attı. opta’nın beklenen gol verilerine göre, kaleye gelen şutların kalitesi, açısı ve hızı göz önüne alındığında, guaita ortalama bir kalecinin bu pozisyonlarda yemesi beklenen 9.6 gol daha az yemiş durumda. yine aynı firmanın istatistiklerine göre, premier league’de atılan her bir gol yaklaşık olarak bir puana eşit. guaita’nın bu performansı olmasa, cpfc şu anda küme düşmemek için çırpınır halde olabilirdi.

    sezonun genel gidişatına baktığımızda, açıkça belirtmek gerekir ki cpfc ligdeki en sıkıcı takımlardan birisi olarak görülebilir. lige everton beraberliği ve sheffield mağlubiyeti ile başlayan ekip, ilk galibiyetini ligin 3. haftasından manu deplasmanında(1-2) son dakikalarda gelen golle alıyor ve ertesi hafta evinde ortalama bir oyunla aston villa’yı devirerek 6 puana erişiyordu. taraftarların united maçına benzer bir oyun ve sonuç bekledikleri spurs deplasmanında ise bu seneki en farklı mağlubiyetlerini 4-0 yenilerek alan güney londra takımı, manchester city ile 3 hafta sonra oynayacakları maça kadar alınan, son dakikada yenen golle gelen bir wolves beraberliği ve 2 kritik galibiyet ile iyice moralleri yükseltiyordu. bu periyoda kadar takımın en öne çıkan ismi şüphesiz guaita oluyor, taraftar forumları ve twitter’da maç günleri en çok onun performansı övülüyordu. yine aynı dönemde, her ne kadar kısır ve üretemeyen bir hücum hattından bahsetsek de, kritik gollere imza atan ayew ön plana çıkan bir başka isim oluyordu. lig 4. sü olarak girilen ekim ayının ortasında gelen manchester city mağlubiyeti takımın yükselişini durdurmuş, arsenal deplasmanındaki 2-2’lik beraberlik ve ardından peşpeşe gelen leicester, chelsea ve liverpool mağlubiyetleri, oyun anlayışını ve hücumdaki yetersizlikleri sorguya açmıştı, ligin 13. sırasına gerilemek eleştirilerin dozajını arttırmış, devre arasında hücuma yapılması gereken takviye ya da takviyeler kaçınılmaz görülmeye başlanmıştı. belirtmek gerekir ki zaha ve meyer dışında yaratıcı ayak konusunda sorunlu sayılabilecek olan londra ekibi, maçların ilk 15 dakikasında hiç gol atabilmiş değil. evlerinde oynadıkları 15 lig maçında sadece son watford maçında ilk yarıda gol atabildiler. cpfc’nin performansını etkileyen en önemli unsurlardan birisi de daha evvel de sözünü ettiğimiz wilfred zaha. manchester united’dan geldiği 2015 yılından beri ligde en çok penaltı kazanan(16) ve en çok faule maruz kalan(531) oyuncu unvanlarını taşımakta. bu istatistiklerle beraber bu sezon sadece 3 gol 3 asistlik bir katkı verdiğini eklememiz gerek. takım ligin her döneminde inişli çıkışlı bir grafik gösteriyor. üst üste 4 beraberliğin, ki ikisi city ve arsenal’a karşı, alındığı aralık sonu-ocak ayı dönemini peşpeşe gelen 3 beklenmedik mağlubiyet takip ediyor, bu 3 maçlık yenilgi serisini ise bizi liglerin iptal edildiği haftaya kadar getiren 3 maçlık bir tek gollü galibiyetler silsilesi izlemekte. maçların son periyotlarında gelen kritik goller ve guaita’nın takdire şayan performansı cpfc’yi ligin orta sıralarında tutan iki olgu. eğer oynanırsa sezonu 9-13 arası bir noktada tamamlamaları muhtemel. tribünlerini sevdayla izleyebileceğiniz güney londra ekibinin futbolu ise hiç iç açıcı değil.

    hodgson eğer gelecek sezon devam ederse işi zor gözüküyor. takımın kazandığı ya da kazanacağı paralar oyuncuların maaşlarını ödemekte kullanıyor, bunu en son wan bissaka örneğinde gördük. takımın, ihtiyacı olan tipte oyuncular alması bu yaz için zor bir hedef gibi. elindeki oyuncuları geride bıraktığımız periyodda iyi kullanmış bir teknik direktör olsa da, takım yaş ortalaması lig içinde en yükseklerden ve bu önümüzdeki sene daha da artacak. çift defansif orta saha ile oynayan ve bunları yedekleyen oyuncuları da 6 numara rolünde olan bir takımın göze hoş gelen futbol temsilleri sunması kısa dönemde mümkün gözükmüyor. takımın yaklaşık 3 yıldır golcü bir forvet hattı bulunmaması ise ligin kalan kısmı ve önümüzdeki dönem için endişeleri güçlendiriyor. cenk tosun’un devre arasında takıma katılması bazı çözümleri beraberinde getirebilirdi ama kontra ve hızlı ataklarla gol bulmaya çalışan ve 60-70 dakika boyunca bir etkinlik göstermemeyi huy haline getirmiş bir takımda tosun’un faydalı olabilmesi çok mümkün gözükmüyor. tüm bunları söyledikten sonra belirtebilirim ki, art arda gelmiş 3 galibiyetle araya giren palace’da moraller iyi durumda, hodgson belki de sir steve’den sonra kulüp tarihinin en beğenilen teknik direktörü halinde. ancak daha iyi bir kadroya ve daha hücumcu bir oyun anlayışına dair beklentiler sürüyor.

    12-everton -37p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    geçtiğimiz sezon everton için bol bol marco silva hakkında soru işareti oluştursa da sezonun son 6–7 haftasında takımın aldığı iyi skorlar silva'nın bu seneye de başlayabilmesini sağladı. çok kötü geçen sezonu 8.likle bitirebilmişti fakat taraftar önceki sene takımı ligde tutsun diye getirilen big sam'le de 8.liği yaşayabildiği için silva'ya hiç de olumlu bakmıyordu. çok büyük beklenti olmasa da "bir şans daha verelim" diyerek silva'yla seneye başlandı.
    lig başladı ve her geçen maç pişmanlıklar arttı silva'yla ilgili. geçen seneki iç sahada kolay gol yemeyen (silva'nın becerebildiği tek şey buydu) takımdan bile eser yoktu. onun o saha kenarındaki ruhsuz, donuk tavrı iyice katlanılmaz olmuştu ve aslında fena top oynamadığı bir akşam merseyside derbisini 5 golle kaybedince everton bu 'kocaman' kanserinden kurtulmuştu.

    ***sezonun kırılma anı***
    pek çok isim konuşuldu fakat en doğrusu seçilmişti. o ruhsuz, tutkusuz geçen yılların ardından takımın efsane golcüsü duncan ferguson geçici olarak takımın başına geçti hem de chelsea, arsenal gibi maçlarla dolu zor bir fikstür öncesi. ilk maç goodison park'ta chelsea'yi 3 golle geçerken, taraftar uzun süredir yaşamadığı bir coşku ve keyifle evine döndü. ferguson, atılan her golde depar atarak sevinç yaşıyor, bu tutku tüm takıma ve tribüne yayılıyordu. yönetim yine de bu başarıyla yetinmeyerek big dunc'ı yardımcı hoca yapmak suretiyle carlo ancelotti'yi getirerek çok büyük ve heyecan verici bir adım attı. uzun yıllar sonra everton yeniden ilk 4’ü zorlayan bir takım olabilecek mi bu sene değilse bile seneye göreceğiz.

    ***sezon nasıl gelişti***
    carlo sonrası döneme ve sezon içindeki oyuncu performanslarına da değinecek olursak, özellikle carlo sonrası en büyük çıkışı calwert lewin yaptı diyebiliriz. iyi bir bitirici olmamasına rağmen hocasından da aldığı güvenle hatırı sayılır miktarda gole katkı verdi. richarlison her zaman olduğu gibi ara ara parladı ara ara sessiz kaldı. everton kadrosu gerçekten ilginç bir kadro. iyi kadroları var, çoğu oyuncusu epey para verilerek alındı diye düşünürken, ‘carlo'yu sahada temsil edecek; iş bitiren, galibiyet alışkanlığı olan oyuncu var mı?’ sorusuna net bir karşılık bulamıyoruz.

    tüm dünyayı ve futbol endüstrisini de vuran pandemi sonrası transfer sezonu nasıl geçecek bilinmez ama everton yeni hocasıyla geleceğe umutla bakıyor diyebiliriz.

    13-newcastle -35p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    sene başında rafa benitez’in yerine ‘kurt’ hoca steve bruce’u getiren newcastle, bu hamlesiyle tüm lige “bizi salın düşelim agalar” mesajını net bir şekilde vermişti. daha sonra oynadıkları tutuk defansif futbolla da beklentileri boşa çıkarmadılar. ama tıpkı geçen sene olduğu gibi şu noktaya kadar neredeyse düşme korkusu yaşamadan gelmeyi başardılar. benim gibi futbol maçı izlerken beklentileri biraz olsun ofansif organizasyon görmek olan seyircileri çileden çıkartsalar da, beklenti ve sonuç ekseninde sezonun en başarılı takımlarından biri olduklarını itiraf etmek gerekiyor.

    ***sezonun kırılma anı***
    lige 2 mağlubiyetle başlayan newcastle’ın 3. hafta maçında tottenham deplasmanında tek golle aldığı 3 puan, onları oldukça cesaretlendirdi ve oynadıkları oyuna daha çok inanmalarını sağladı. senenin devamında 4 maçta daha aynı tarifeyi uyguladılar ve bu 1-0’lık maçlar, toplamda 25 gol atabilen newcastle’ın sezonunun özeti haline geldi.

    ***sezon nasıl gelişti***
    sezonun başında birçok kişinin düşme adayı olmasında 2 tane ana etken vardı. ilki kadro yetersizliği, ikincisi de teknik direktör yetersizliği. geçen sene de kadro yetersizdi ve bu durumdan usta bir taktisyenin çabasıyla çıkmayı başarmışlardı. bu sene ise steve bruce en iyi yaptığı şeyi yapıp yoğun defansif bir sisteme döndü. geçen sene de ‘güzel futbol’un temsilcisi değillerdi belki ama steve bruce nasıl olduysa daha kurak bir oyun anlayışı ortaya çıkarmayı başardı. bu sene birkaç maçlarını 90 dakika izleme şanssızlığını yaşamış biri olarak beni heyecanlandıran tek oyuncunun saint-maximin (biraz da shelvey) olduğunu söylemeliyim. o da yeteneğini futbol aklıyla birleştiremediği için tam potansiyelini gösteremedi. yaşı daha 23 olan oyuncudan umudu kesmenin henüz erken olduğunu belirtmekte fayda var.

    tüm bu olumsuz tabloya rağmen ligin başından bugünkü noktaya hiç düşme korkusu yaşamadan gelmeyi başardılar. kendi sahalarında kazandıkları manchester united ve chelsea maçları dikkat çekerken beni en çok etkiledikleri maç ise deplasmanda 3 puanı 2 golle aldıkları sheffield united mücadelesi oldu.

    ligin bitmesine 9 hafta kala newcastle united için artık düşmezler diyebiliriz. senenin kalan 9 maçı siyah beyazlılar için formalite havasında geçecektir. asıl merak konusu olan seneye nasıl başlayacakları. yeni bir sahip(suudiler), yepyeni bir bütçe ve onun getireceği heyecanla mı? yoksa yine mike ashley ve cebindeki akreple mi?

    14-southampton -34p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    aslında ne umuyorsak onu bulduk. sezon başında, bir önceki sezonun devre arasında gelen hasenhüttl’a olan güven ve ondan beklenenler azizler’in şu andaki pozisyonundan kesinlikle daha fazlaydı. soton yıllardır belli bir projeyi yürütmeye uğraşıyordu. liebherr’lerin etkisinin bitmesi ve çin parasına yönelmiş kulüp, premier lig’de nerede olmasını gerektiğini 3-4 yıldır belirleyemedi. aslına bakarsanız ligde 7-12 arası bir beklenti yeterince ileriye ışık tutar diye düşünülüyordu. ancak takım; altyapısıyla övünen bir yerden başka bir çizgiye evrilecek gibi duruyor. yine de eski leipzig’li hasenhüttl’ın mark hughes’dan daha iyi bir vizyon getirdiği bir gerçek.

    ***sezonun kırılma anı***
    sezonun soton için kırılma anı diyebileceğimiz noktası ise arsenal’den alınan beraberlikti. neden önemliydi? leicester’dan tam 9 gol yemiş, evinde everton’a yenilmiş takımın 3-5-2’den 4-4-2’ye geçip sonuç aldığı ilk maçtı ve bu maçın ertesinde alınan iyi sonuçlar ‘soton ölmedi’ dedirtmeye yetti. ayrıca 0-9’luk mağlubiyetin rövanşında leicester city’yi farklı bir galibiyet olmasa da iyi bir futbolla yenmesi ve kısmen intikamını alması hasenhüttl ve oyuncu grubunun inancını yerine getirdi.

    ***sezon nasıl gelişti***
    soton ne yaptı? ‘biz bu adama bu kadar para bayıldık, atsın işi ne?’ dedi ve takımın anahtarını danny ıngs’e bıraktı. sakatlıklarını da düşününce ıngs fena oynamadı diyebiliriz. ancak takımda çift hane golü görebilecek başka bir oyuncuyu hayal edemiyor oluşunuz soton’un bulunduğu yeri açıklıyor. takımda hojbjerg’in bir liderliği kesinlikle söz konusu ve djenepo da eğer sakatlıklarla futbolunu katletmezse muazzam bir potansiyel. ezcümle; takım ligde kalmasına kalır ancak covid-19 sonrasına nasıl geçiş yapabileceği tam bir muamma.

    15-brighton -29p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    geçtiğimiz 2 sene chris hughton ile ligde kalmayı başaran brighton’da işler yolunda gibi gözüküyordu. geçen senenin ikinci yarısındaki skandal ve zaten genel olarak süregelen oyundan memnuniyetsizlik hali, sonuçlarda başarılı gözüken chris hughton’un biletinin kesilip ‘hipster hoca’ graham potter’ın takımın başına gelmesiyle sonuçlandı. graham potter, başarılı ostersund macerası ve geçen seneki orta şekerli swansea dönemi dışında tam bir kapalı kutuydu. bilinen tek şey topa sahip olmayı sevdiği ve brighton’un bu oyuna uygun kadrosunun olmamasıydı. birkaç takviyeyle bu durumu değiştirmeye çalışan martılar’a, sene başında birçok futbol otoritesi tarafından kesin düşerler gözüyle bakılıyordu. bu gün geldiğimiz nokta ise geçen senenin, oyun olarak olmasa da sonuç olarak bir özeti gibi. sezonun ilk yarısını güzel oyunlarla 10.-14. arasında dolanarak geçiren brighton, 2020 yılında hiç maç kazanamadı ve düşme adaylarının en formsuzu olarak karşımızda duruyor.

    ***sezonun kırılma anı***
    2020 yılında oynadıkları 9 lig maçından 6 beraberlik ve 3 mağlubiyetle çıkan brighton için bu 9 maçın 3.sü oldukça kritikti. karşılarında düşmeme mücadelesinde de rakipleri olan aston villa vardı. amex stadyumunda öne geçtikten sonra 75. dakikada yedikleri beraberlik golünü sezonun kırılma anı olarak görmek mümkün. zira o maçtan alınacak 3 puan, brighton’un artık önümüzdeki seneyi düşünmesine olanak sağlayacaktı.

    ***sezon nasıl gelişti***
    brighton’da 2019 takvim yılının sonuna kadar işler yolunda gitti. tottenham’ı kendi sahalarında 3-0’la geçerken, kuzey londra’nın diğer temsilcisi arsenal’i de deplasmanda 2-1 yendiler. 28 aralık günü alınan 2-0’lık bournemouth galibiyeti sonrası tablo brighton için harika gözüküyordu. sonra oynadıkları 9 maçta ise 6 beraberlik, 3 mağlubiyetle kendilerini bir anda ateşin içine attılar.

    brighton tüm sene boyunca ‘nasıl oynamalıyız?’ sorusunu sordu durdu. ilk yarısında graham potter’ın pasa ve topa sahip olmaya dayalı oyunu işliyor gözüktü. ama kadro bu oyunu tüm seneye yayabilecek yetenekte/kapasitede değildi ve pragmatist bir b planına ihtiyaçları vardı. graham potter ise 44 yaşında bir teknik direktör değil de 70 yaşında bir teknik direktör gibi oyun planında diretti ve birçok puan kaybı da bu şekilde geldi. potter’ın bir başka hatası da geçen sene takımın en kuvvetli tarafı olan savunma tandemini (duffy-dunk) bozup yeni transfer webster’ı oraya monte etmeye uğraşmasıydı. ve tabii glen murray bilmecesi… 35 yaşındaki forveti ilk planında düşünmemesi anlaşılır ama maupay’ın fizikli premier lig savunmacılarının arasında kaybolduğu maçlarda bile murray’li bir planı olmaması potter’ın eksi hanesine yazılan bir başka durum oldu. son 5-6 haftada ise biraz da çaresizlikten tecrübeli forvetine sarılan potter, ligler döndüğünde de yüksek ihtimalle, son 3 yıldır takımın gol yükünü çeken murray’den daha fazla yararlanacaktır.

    16-west ham -27p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    sezon öncesi david gold attığı bir tweet ile takımın ilk altıya girebileceğini ima etti. bu tweet taraftarlarda istenilen etkiyi bırakmadı ve alay konusu oldu. ilk altı gerçekçi bir hedef olmamasına rağmen taraftarların çoğu en azından takımın ilk ona girebileceğini düşünüyordu. öte yandan azımsanmayacak sayıda taraftar da kötü sonla biten bir senaryoya hazır olunması gerektiğini öne sürüyordu. iyimser düşünenler önceki sezonun son haftalarında yakalanan ivmenin bu sezona yansıyacağını, pellegrini’nin artık bir sistem oturttuğunu ve bu sistemin haller ve fornals transferleri ile kuvvetleneceği kanaatindeydi. o eskiden beri bilip saydıkları kulübün sonunun geldiğini düşünenler ise gold-sullivan-brady yönetiminin kulübü faciaya sürüklediğini, kulüp kültürünün yok edildiğini ve bu sezon özelinde konuşursak savunma ve bek mevkilerine takviye yapılmadığını, takımın ruhsuz olduğunu belirtiyordu. sezonun gidişatına bakılırsa haksız olmadıklarını söylemek abes olmaz.

    ***sezonun kırılma anı***
    fabianski’nin yedinci haftada sakatlanması. fabianski’nin west ham açısından önemini anlatan geçen sezondan bazı istatistikler vereyim: en çok şutla yüzleşen ikinci kaleci, en çok kurtarış yapan kaleci, en iyi kurtarış yüzdesine sahip beşinci kaleci. bu istatistikler göz önüne alındığında takımın altı hafta içinde beşincilikten on yedinciliğe düşmesinin en büyük sebebinin fabianski’nin sakatlanması olduğunu söylemek yanlış olmaz.

    ***sezon nasıl gelişti***
    sezon öncesinde arnautovic’in çin’e gidişi ile forvet arayışına giren kulüp, öncelikli hedef olarak celta vigo’lu maxi gomez’i belirledi. ancak gomez’in valencia ile anlaşması üzerine rota eintract frankfurt’lu haller’e çevrildi. geçen sezon jovic ile harikalar yaratan haller, kırk milyon euro gibi hayli yüksek bir bonservis ile alındı. öncelikle haller ile jovic ikilisinin parlamasında aslan payının franfurkt’un ileride çok oyuncu ile basan, hücum futboluna dayalı dikine futbol anlayışının olduğunu belirtmek gerek. çift forvet ve genellikle onların arkasında bir hücumcu orta saha (rebic) ile çıkan frankfurt, devamlı hücumu düşünen bir takımdı. bu da nihayetinde sezon sonunda tek forvetle sahaya çıkan takımlara transfer edilmesi durumunda jovic ve haller için taktiksel adaptasyon açısından soru işaretleri yaratacaktı. nitekim, bu noktada haller yeni takımında sorunlar yaşadı: tek forvet çıkan haller ileri uçta aradığı yardımı bulamadı ve kendi başına fırsat yaratabilme yetenekleri, fiziksel özelliklerine göre zayıf bir oyuncu olduğu için gol yollarında zorluk çekti.
    ses getiren bir diğer transfer ise villarreal’den alınan orta saha oyuncusu fornals oldu. yeri geldiğinde orta sahanın sağında ve solunda da oynayabilen fornals, pas trafiğini kontrol eden, yaratıcı ve zaman zaman uzaktan şutla kaleyi tehdit edebilen bir oyuncuydu. yeni takımının dizilişinde genellikle sağ ve sol orta saha mevkilerinde yer bulan oyuncu, premier league temposuna ayak uydurmakta zorluk çekti ve oyun içinde ağır kaldığı durumlar yaşadı. fakat sezonun son üç maçında bir gol ve iki assist sergileyen fornals, zaman verildiğinde parlayabileceğinin sinyalini vermiş gibi gözüküyor.
    ilk haftadaki 0-5 city mağlubiyetini saymazsak west ham sezona gayet iyi başlamıştı ve yedi hafta sonunda on iki puan ile beşinci sıradaydı. yukarıda belirttiğim gibi yedinci maçta fabianski sakatlandı; altı maçta sadece bir puan toplayarak on üçüncü haftaya gelindiğinde, west ham düşme hattının üç puan üzerinde yerini buldu. deplasmandaki chelsea galibiyeti moralleri biraz da olsa yerine getirir derken üst üste iki mağlubiyet, arada ucuz bir so’ton galibiyeti, seyir zevki düşük bir palace deplasmanında mağlubiyet ve iki gün önce liverpool maçına çıktığı için tam kadro rotasyona giden leicester’a karşı kalitesiz bir oyunla yenilgi pellegri’nin istifasını getirdi. gold-sullivan-brady yönetimi ilginç bir hamle yaparak pellegrini’den bir önceki teknik direktör moyes’u tekrar takımın başına getirdi ve tabii ki bu hamle ile tepki topladılar. moyes ilk sınavını düşüşe geçmiş bir bournemouth karşısında verdi ve 4-0 galip geldi. fakat bu maçtan sonra da west ham için değişen bir şey olmadı ve yedi maçta galibiyet yüzü göremedi. bu serinin son maçında deplasmanda liverpool ile oynayan west ham sezonun en iyi performansını sergiledi. fakat fabianski’nin çok basit bir hatası ile belki de üç puandan oldu. sonraki hafta güzel bir oyunla so’ton’u 3-1 yenen west ham gelişme emareleri gösterdi. son olarak coronavirus yüzünden lige ara verilmeden önceki son maçta arsenal deplasmanından 0-1 yenik ayrıldı. yirmi dokuz haftanın sonunda yirmi yedi puan toplayan west ham on altıncı sırada bulunuyor

    17-watford -27p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    geçtiğimiz sezonu güç bela ligde kalarak kapatan watford için bu sene hedefler aşağı yukarı aynıydı. javi gracia ile potanın üstü bir hedef takım için en realist hedef gibi görünüyordu. su anki mevcut durum her ne kadar sezon öncesi beklentiyle uyuşsa da potanın üstünde sadece 1 averajla duran watford’un o seviyeye geliş aşaması tam bir mucize.

    ***sezonun hikayesi***
    gracia ile daha 4.haftada yollarını ayıran watford, flores ile yola devam kararı aldı. arsenal maçında kaleye gönderilen 31 sut ve olumlu futbol cogu kez olduğu gibi yeni teknik adam heyecanı olarak kaldı. city karsısında alınan 8-0’lık mağlubiyet ve ardından gelen kötü seri flores’in de sonunu hazırladı.
    nigel pearson ile anlaşan watford, son derece inatçı ve katı bir takım ruhuna büründü. topun arkasında sabırla bekleyip hızlı toplarla skora ulaşmaya başlayan watford, sarr, doucoure, deeney gibi etkili silahların pearson altında seviye atlaması sayesinde ilk yarının tam tersi bir performans gösterdi.
    özellikle covid öncesi evlerinde aldıkları 3-0’lık liverpool galibiyeti şüphesiz sezonun en önemli ve etkiliyici performanslarından biriydi

    ***sezonun kırılma anı***
    l.city ile buna yakın bir mucize gerçekleştiren pearson, watford ile de benzer bir mutlu sona ulaşma eşiğine geldi. yılbaşından önce herkesin “championship”e düşmesine kesin gözüyle baktığı watford, eğer su anda düşme potasının üstündeyse bu mucizeyi tamamiyle pearson’a borçlular.

    18-bournemouth -27p

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    sezon öncesi bakışta bu sezon takımın ilk 10 için ciddi bir aday olması bekleniyordu. oturmuş kadro yapısı, başarılı teknik ekip ve belirli sistemi olan takımın eddie howe önderliğinde başarılı geçen sezonlardan sonra bu sezonu ilk 10 yarışının içinde geçirmesini çoğu premier lig sever bekliyordu. yapılan doğru hamleler, kadronun uyumu ve uzun süreli birlikteliğin ardından bu sezon takımın üstüne koyarak sezonu düşme hattından uzakta orta sıralarda tamamlaması kimse için sürpriz olmayacaktı.

    sezona fena sayılmayacak bir giriş yaptıktan sonra büyük bir sakatlık krizi tüm sezonu etkileyen bir düşüşü başlattı. bournemouth 2019-2020 sezonunu düşme hattı mücadelesinin içinde geçiriyor. yaşanılan sakatlıklar, rotasyon sorunu ve formsuzluk bu yıl bournemouth takımını beklemediği ve hiç olmak istemeyeceği bir yarışın içine soktu. sezonun devamında kalan fikstürden maksimum puanı toplayıp kabus gibi geçen bu sezonu en azından ligde kalarak unutmak isteyeceklerdir.

    ***sezonun kırılma anı***
    net anlamda keskin bir kırılma yaşamasalar bile genel anlamda sakatlıklar demek çok yanlış olmayacaktır çünkü lige fena sayılmayacak bir başlangıç yapmışlardı. genellikle premier lig’e çıktıklarından bu yana ligin başında işi sıkıp tutup sonrasında düşüş yaşayan bir ekipti bournemouth. tarihlerinde ilk kez 2015/2016 sezonunda premier lig’de yer alan bu ekip o sezonda lige kötü başlasa bile sezon içinde galibiyet serileri ile adından söz ettirmiş dengesiz giden sezonda bile 42 puan toplamayı başarmıştı. bu sezonla beraber 5 yıldır premier lig’de bulunan ekip sezonu ilk 10 içinde tamamlamayı düşünse bile sakatlıklardan yana talihsiz bir sezon yaşıyor. takımın önemli oyuncularından david brooks, chris mepham, nathan ake, joshua king, ryan fraser, jefferson lerma gibi ana parçaların sık ve uzun süreli sakatları ve rotasyonda yerlerini dolduramamaları tüm sezonu etkiledi.

    ***sezon nasıl gelişti***
    kadrosunda çok değerli potansiyelleri barındırması ve 7 sezondur takımın başında bulunan eddie howe’un sayesinde kısa zamanda çok değerli işler başardılar. ryan fraser gibi düşük bütçeli bir eden hazard’a sahipler, david brooks gibi çok yönlü, çok genç bir 10 numaraları var. lewis cook pas oyununu çok iyi oynayan, oyun zekası yüksek bir genç yetenek. calum wilson gibi çok yönlü ve iyi bir bitiricileri var. nathan ake zaten büyük takımların radarında olan performansıyla hollanda milli takımına kadar yükselen bir oyuncu oldu, chris mepham gelişmeye çok açık potansiyel bir yıldız; henüz 22 yaşında düzgün ayağı ve hızı ile savunmada öne çıkıyor. kadrosunda böyle potansiyelli oyuncuları barındırıyor olsa bile genel anlamda dengesiz ve hedefsiz geçen sezonlardan sonra büyük bir sıkıntı bekliyor bournemouth yönetimini: oyuncu kontratları. ryan fraser, harry wilson, jordan ıbe gibi değerli oyuncuların kontratlarının son senesi ve wilson, ake, cook gibi oyuncuların adları daha transfer dönemi başlamadan büyük kulüplerle anılmaya başladı.

    19-aston villa - 25p(1 maçı eksik)

    ***ne umuyorduk/ne bulduk***
    premier lig’in yeni takımlarından aston villa, sene başlamadan önce düşme adaylarımdan biri değildi. bunun en önemli nedeni kadrolarının, özellikle de hücum hattının kalitesiydi. son 2 transfer döneminde 143 milyon pound harcayan aston villa, net harcamalarda 186 milyon poundu bulan real madrid’in hemen arkasında yerini aldı. iki takımın çaplarının farkını düşününce aston villa’nın harcaması iyice dikkat çekiyor. maçlar oynandıkça hücumlarının zaman zaman kalitesini gösterdiğine ama defanslarının da rezalet maçlar çıkardığına şahit olduk. ligin en fazla gol yiyen takımı olan aston villa, hücumda da grealish’in ayağına mahkum gözüktü.

    ***sezonun kırılma anı***
    sezon içinde aklıma gelen çok belirgin bir kırılma anı olmadığı için geçen senenin sonuna dönmek daha uygun olacak. championship’te normal sezonda 25 gol atan abraham, lig bitince chelsea’nin yolunu tuttu ve aston villa da onun yerine club brugge’dan wesley’i transfer etti. abraham gibi gezici bir santrafor yerine wesley gibi bir ceza sahası golcüsü almak, aston villa’nın oyununu haliyle alt üst etti. wesley oyuna çok katkı yapmadığı gibi topla da oldukça ağır kaldı.

    ***sezon nasıl gelişti***
    dean smith’in takımı seneye kör topal başladı. norwich deplasmanında attıkları 5 golden sonra her şey yoluna girer gibi oldu ama istikrarsızlık tüm sezon sürdü. özellikle defans hatalarının acısını çeken aston villa, hücumda da grealish’ten başka alternatif üretemedi. geçen sene oynadıkları efektif oyunda büyük pay sahibi olan dean smith, bu sene sınıfta kalmış gibi gözüküyor. özellikle defansları zayıf olmasına ragmen rakip takımlar hücumdayken kale önüne fazla gömülmeleri bir nevi intihar oldu. bir de başta bahsettiğimiz transfer çılgınlığı da takımın sonunu hazırlayan bir başka etkendi. bir sürü oyuncunun ilk senesiydi ve bu oyuncular birbirlerinin huyunu suyunu anlayana kadar sene sonuna gelindi. öngörüm ise hala ligden düşmeyecekleri. seneye yüksek ihtimalle büyük takımlardan birinin yolunu tutacak olan grealish, ‘local hero’ olarak son senesinde aston villa’nın düşmemesi için her şeyini ortaya koyacaktır.

    20-norwich city -21p

    ***ne umduk/ne bulduk***
    sezon başı tahminlerle bulundukları yer arasında çok fark olmadığını söyleyebiliriz. belki bir tık daha yukarıda olmalarını ve en azından düşmeme mücadelesini son haftalara kadar korumalarını bekleyebilirdik ama "ne kadar ekmek, o kadar köfte" tandansıyla geçen bir sezon yaşadılar. oyunlarının ise kesinlikle bulundukları yerden çok daha keyif verdiğini belirtmekte bir sakınca yok.

    ***sezonun kırılma anı***
    ironik olacak ama onlar için kırılma anı ligin 5. haftasındaki sansasyonel man. city galibiyeti oldu. ilk on birinden 4-5 eksikle çıktıkları ve orta saha oyuncusu amadou'yu defansta kullanmak zorunda kaldıkları maçta, city'i evlerinde 3-2 mağlup etmeyi başardılar fakat bu maçtan sonraki 7 karşılaşmayı sadece 1 puanla kapatabildiler. özgüven depolaması sakatlıklarla birleşince biraz ters tepti.

    ***sezon nasıl gelişti***
    gelecek vadeden alman hocalar ekolünden daniel farke ile championship'ten, epl'de harikalar yaratan sheffield ve bielsa'nın leeds’inin önünden çok rahat çıkmışlardı fakat galli, yaşlı kurt işadamı sahibi michael jones ve sevgili karısı, ada'nın en ünlü yemek programcılarından delia smith, premier lig'ten gelecek parayı torunlarına bırakmayı planlamış olacak ki neredeyse 0 para harcayıp çok sıradan bedava transferlerle sezona başlamayı uygun gördüler.
    fin forvet pukki müthiş geçirdiği championship sezonunu premier lig'e olduğu gibi taşımayı başardı ve ilk 5maçta attığı 6 gol ve yaptığı 2 asist(pukki party!) ile 2 galibiyet getirdi. o sıralarda, "bu takım tutunabilir" söylentilerini başlamıştı fakat sezonun buradan sonrası tamamen bir serbest düşüş şeklinde gitti ve takım, geriye kalan 24 haftada sadece 3 galibiyet alınca dibe demir attı. yine de bu kötü kazanamama serisine rağmen farke, pas oyunundan vazgeçmemekte ısrarcı oldu. öyle ki kanaryalar, %50.5 topla oynama oranıyla bu sıralamada 9. sırada yer alıyor. diğer yandan ise kontra ataktan buldukları "0" golle, ligden düşmemeye oynayan bir takım için korkunç bir istatistiğe sahipler. sakatlıklar, genç oyuncular, kadronun kalitesizliği farke'nin elini bağlasa da; elinde pukki, cantwell gibi hızlı oyuncular varken biraz daha pragmatik bir yapıya dönmeyi çok düşünmemesi bir eksi oldu.
    sezonla alakalı sevindirici şey ise ellerindeki çok yetenekli genç oyuncuları parlatabilmiş olmaları oldu. cantwell, altyapılardaki yüksek potansiyelini sonunda sahaya yansıtabildi ve 6 gol 2 asistlik bir katkı verdi, keza arjantinli buendia 7 asistle sıralamada 4. sırada bulunuyor. takım, 2 bekini de britanyalı iki gence (lewis ve aarons) emanet etmiş durumda ve bu isimlerden çok yüksek bonservis kazanmaları olası bir durum.

    çok ufak bir ümit olsa da kanaryalar asansör takım olmaya devam edecek ve covid izin verirse seneye championship'te mücadele edecekler gibi duruyor. genç oyuncuları ise muhtemelen norwich'in gelecek sezon epl'deki temsilcileri olacak.
  • edit: debe için teşekkürler. epl, tsl, sinema, nba hakkında biraz gevezelik yaptığımız ve zamanında ekşi sözlükten çıkan oluşumumuz;

    finish ınk

    bir zaman makinası ile sezon başına dönüp herhangi bir premier lig severe 25 puan önde lider olan bir takımın kupasını yaz ortasında kaldıracağını söylesek ve bu hikayenin nasıl oluştuğuna dair ipuçları almaya çalışsak sanırım ortaya son derece komik ve eğlenceli bir durum çıkardı.

    dinamikleri ve değişken yapısı ile premier lig’de uzun süreli bir dominasyon kurmak diğer avrupa liglerine göre her zaman daha zor olmuştur. hatta yakın zamanda bunu alex ferguson dışında başarabilen bir teknik adam olmadı. jose mourinho’nun chelsea ile kurduğu şampiyonluk serileri ya da wenger’in ınvincibles’i fergie’nin united’ı kadar uzun süreli etki bırakamadı.

    2018/19 sezonunda ise aynı soru işaretleri guardiola’nın manchester city’si için geçerliydi. bir önceki sezon 100 puan ile gelen şampiyonluk ve sezon boyunca takımın neredeyse hiç zorlanmaması bu başarının tekrar edilip edilmeyeceğinin en merak edilen kısmını oluşturuyordu. sezon ortasında liverpool puan farkını hatrı sayılır derecede arttırsa da son hafta bitiş çizgisini gören ilk takım sadece ve sadece bir puan farkla pep guardiola ve manchester city oldu. ligi 98 puanla şampiyon olarak tamamlayan mavileri ise 97 puanla liverpool izledi.

    bütün bu bilgiler ve ruh hali içerisinde sezon başlangıcından önce çoğu kişinin şampiyonluk favorisi yine city oldu. bir önceki sezonda 97 puan gibi inanılmaz bir başarıya rağmen liverpool’un 2.olabilmesi ve sezon içerisinde de yarışı önde götürürken sezonu minik nüanslarla kaybetmesi bazı futbol severlerde ister istemez kırmızılıları yarışta bir adım geride görmeye neden oldu.

    bunlardan başka 2019/20 sezonu, premier lig’de ilk defa var sisteminin uygulanacağı sezon olacaktı. her zaman en optimal sistemi bulmasıyla ünlü olan fa’in bu kuralı da maçlar içerisine nasıl yayacağı oldukça merak edilen bir diğer konuydu.

    lig genelinde genel beklentiler şu yöndeydi; pep’li city sezonun en büyük şampiyonluk adayıydı. liverpool’un bu yarışta mavilere en ciddi rakip olarak görülmesinin yanında son şampiyonlar ligi finalisti tottenham’ın da bu ikilinin arkasında yer yer arkadan uzun selektör yakması beklentiler havuzunun içinde yer alıyordu. transfer yasağı ve yeni menajeri lampard ile sezona başlayan chelsea’de sezonu top 4 içerisinde bitirmek şampiyonluğa eş değer olarak görülürken, ogs’li united’in ne yapılacağı hakkında çok keskin tahmin yapmak bir hayli zordu. emery ile sezonu açan arsenal’de ise tıpkı chelsea gibi sezonu top 4 içinde bitirmek en pragmatik ve top hedef gibi görünüyordu.

    bunlardan başka sezona bir hayli iddialı giren ve tecrübeli teknik adam pellegrini ile yola devam eden west ham united top 6 için sürpriz yapabilecek takım olarak görünürken, lige merhaba diyen norwich ve sheffield united için devamlılık konusunda çoğu kişi pek fazla ümit beslemiyordu.

    şimdi zaman makinasının kontağını çevirelim ve belki de ingiltere tarihinde bir daha yaşanmayacak derecede garip nüanslarla dolu sezonun hızlı bir özetine başlayalım.

    1.haftada west ham’ın evinde manchester city’e 5-0 yenilmesi ve liverpool’un evinde norwich’i 4-1 ile geçmesi daha ilk maçlardan sezondan beklentimizin nasıl karşılanacağına dair verilerle uyuşuyor gibiydi. özellikle epl için son derece iyi bir kadrosu olan west ham’ı mavililerin bu kadar rahat geçebilmesi pep’in ardı ardına 3.kez kupayı alıp bir dominasyon kurabileceğinin ilk sinyalleri olabilir miydi?

    ilk dört haftayı geride bıraktığımızda ise liverpool kayıpsız bir şekilde liderlik koltuğunda otururken, onları 10 puanla city takipteydi. wolves’ın henüz galibiyetle tanışamaması küçük bir şok etkisi yaratırken diğer bir galibiyetle tanışamayan takım olan watford’un menajeri javi gracia adadan ilk ayrılan isim oldu. ispanyol çalıştırıcının yerine nam-ı değer house md. lakaplı menajer sanchez flores getirildi.

    haftalar ilerledikçe liverpool’un her maçı kazanmaya devam etmesi ve bu sürenin bitmemesi en başlarda ‘’tabii ki takılırlar’’ olan bölümü ‘’ne zaman takılacaklar’’ olarak değiştirmeye neden oldu. liverpool karşılaşmalarda belki rakibine bir city kadar baskı ve oyun yıkma kurmuyordu ancak takımın üzerindeki sakinlik ve mağlup olarak girdiği son anlarda bile rahat bir şekilde oyunu kazanabilmesi guardiola başta olmak üzere diğer takımların kimyasını değiştirmeye başladı.

    ilk 8 haftada 24 puan toplayan liverpool, daha ekim ayında en yakın rakibine 8 puan fark atmıştı. 9.haftada old trafford deplasmına giden klopp ilk puan kaybını manchester şehrinde yaşadı ve birinci soru işareti giderilmiş oldu. sonuçta bundan sonra liverpool puan kaybı yaşamaya devam edecek ve şampiyonluk yarışı geçen sene olduğu gibi son derece heyecanlı devam edecekti...

    ilk yarının ortasına geldiğimizde watford’un henüz galibiyetle tanışamamış olması, son şampiyonlar ligi finalisti tottenham’ın bir ileri iki geri performansı, takım içinde eriksen krizi ve united’in kabus gibi başlangıç yaparak 14.sırada olması dikkat çeken diğer madddeleri oluşturuyordu.

    takvimlerde 25 ekim 2019 tarihinde premier lig tarihine geçecek bir karşılaşma oynanacağını tahmin etmek kimsenin aklına gelmeyecekti. southampton evinde bir cuma maçında leicester’i ağırlarken takımın düşme potasında olması maçı ev sahibi ekip için daha önemli duruma getiriyordu. misafir leicester ise tüm gözlerin liverpool üzerinde olduğu dönemde top 4 içinde söz sahibi bir duruma gelmişti.

    karşılaşma ryan bertrand’ın erken gördüğü kırmızı kartın da etkisiyle 9-0 leicester lehine sonuçlandı ve tüm spor dünyası büyük bir şoka uğradı. soton’ tarafı tüm taraftarlarından özür dileyip maçın gelirini kabul etmeyi reddederken, takımın bu skora nasıl bir refleks göstereceği merak edilen diğer bir gündem maddesi haline geldi.

    12.hafta itibariyle liverpool 34 puanla ligde tek başına lider konumdaydı. en yakın rakibi chelsea ise 8 puan arkasındaydı.

    evet dikkat edileceği gibi chelsea’nin 4-0’lık manu mağlubiyetiyle sezona girmesi ama genç takımın bu skorun etkisinde çabuk kurtulup kalan haftalarda top 4 yarışının içinde olması sezonun pek de beklenmeyen eylemlerinden biriydi. bunun dışında wilder’in ‘’sanırım yeniden düşerler’’ yorumlarıyla sezonu açan sheffield’ı 12.hafta itibariyle ligde 5.sırada yer alıyor ve çoğu kişiyi gururla yanıltıyordu. ligin güneş görmeyen yüzünde ise tottenham’ın 14.sırada olması neredeyse herkesi şoka uğratırken west ham’ın 16.sıraya kadar düşmesi pellegrini üzerinde baskıların her hafta daha da artması anlamına geliyordu.

    milli maçlar arası ligin genel röntgenini çekecek olursak; liverpool son derece oturaklı bir şekilde maçlarını kazanmaya devam ediyordu. son dilimlerde kazanılan goller ve bu pozisyonların tamamımın planlı olması klopp’un nasıl bir sistem kurduğunun ispatıydı. manchester city, çoğu maçta bildiğimiz dominant halini gösterse de defansif anlamda önceki senelere göre hayli zayıflamış görünüyordu ama genel olarak takımı strese sokan etken liverpool’un puan kaybetmemesiydi. vardy ve çağlar ile son derece etkili bir performans gösteren leicester hem toplu oyunda hem de topsuz oyunda aynı planın farklı varyasyonlarını uygulayıp rakipleri birer birer mağlup ederken bir anda ligin 2.sırasına konumlandı.

    united, rashford’un da kendini bulmasıyla 7.sıraya kadar yükseldi. alt sıralarda marco silva’nın everton’a oynattığı/oynatamadığı oyun onu da eleştiri oklarının diğer kahramanlarından biri haline getirdi ama puan makasının çok çok dar olması ve 14.sırada bulunan tottenham’ın bile top 6 hattından 2 galibiyet oranı ile uzakta kalması izleyicilerde ‘’haftalar bir ilerlesin de görelim’’ refleksinin oluşmasına neden oldu. bir adam hariç...

    mauricio pochettino, tottenham başkanı levy tarafından bir gece operasyonu ile kovuldu. yerine ise portekizli teknik adam jose mourinho getirildi. insanlar daha pochettino’nun kovulmasına şaşırmaya çalışırken üstüne bir de mourinho’nun getirilmesi ikinci şok olarak hissedildi.

    premier lig’in adeta süper lig’e diss attığı bu ayda, görevine son verilen diğer bir teknik adam ise unai emery oldu. 13 maçta sadece 4 gol atabilen ve avrupa ligi’nde büyük bir hayal kırıklığı yaratan arsenal’de fatura ispanyol çalıştırıca kesildi ve yerine geçiçi olarak ljungberg getirildi.

    premier lig sevenler kovulma haberlerini sindirmeye çalışırken bir haber de ligin dibindeki watford’dan geldi ve göreve geldiği günden itibaren tek galibiyet alabilen sanches flores de adadan diğer ayrılan isim oldu. flores’in yerine ise düşme hattındaki takımlarla yarattığı mucizelerle nam salan nigel pearson getirildi.

    son olarak da ligde 17.sıraya kadar gerileyen ve gol pozisyonuna dahi girmede zorlanan evertonda da beklenen son gerçekleştirildi. marco silva, takımdan kovuldu. silva’nın yerine geçici bir süre duncan ferguson getirildi.

    ardı ardına gelen bu teknik adam değişikliklerinden sonra hangi takımın hangi menajerle anlaşacağı uzun bir gündem konusu olurken değişmeyen ender olaylardan biri liverpool’un galibiye serisi oluyordu.

    boxing day haftasında, liverpool 18 maç sonucunda 52 puan gibi inanılmaz bir puanla ligin zirvesinde yer alırken, en yakın rakibi leicester tam 13 puan arkasında yer alıyordu. tottenham, mourinho ile toparlanıp 7.sıraya kadar yükselirken, sheffield 5.sıradaki konumu ile tüm otoriterleri şaşırtmaya devam etti.

    bu sırada da arsenal, manchester city’de guardiola’nın yardımcılığını yapan arteta, everton ise sürpriz bir kararla don carlo ile anlaştı.

    19.hafta sonunda ise düşme hattının sadece 1 puan üzerinde bulunan ve büyük bir hayal kırıklığı yaratan pellegrini’nin görevine son verildi ve yerine david moyes getirildi.

    sezon içinde en fazla tartışma yaratan ve kimsenin üzerinde uzlaşamadığı konulardan birisi de var oldu. bir kararın diğer maçta aynı şekilde uygulanmaması, atlanan kırmızı kartlar, verilen/verilmeyen penaltılar derken var neredeyse her teknik adamın şikayet ettiği konuların başında gelmeye başladı.

    takvimler 28.haftaya gelene kadar ligde minör değişikler dışında büyük hareketlenmeler olmadı. liverpool herkesin şaşkın bakışları arasında maçlarını birer birer kazanmaya devam ederken artık herkesin aklında aynı sorunun oluşmasına neden oldu. ınvincibles tarihe karışacak mı? bundan başka pearson’dan sonra gözle görülür bir aşama kaydeden watford, potadan kurtulurken yeni teknik adamlarına kavuşan tottenham, arsenal ve everton sistemi oturtmaya ve ne oynayacaklarını hesaplamaya çalışan bir görüntüden fazlasını vermedi.

    28.haftada watford, evinde ağırladığı liverpool’u 3-0 yenerek liderin namağlup serisini sona erdirip belki de sezon boyunca en çok merak edilen hikayenin sonunu getiriyordu.
    artık herkes ufaktan 30 sene sonra gelecek şampiyonluğa hazırlanırken mart ortasında tüm dünyaya ‘’merhaba’’ diyen covid-19 ile premier lig yaklaşık 3 aylık bir duraksama dönemine girdi.

    haziran ortasında seyircisiz ve yoğun bir fikstür ile kaldığı yerden devam eden ligde ara sonrası oynanan karşılaşmalarda gözle görülür bir tempo sorunu görülürken çoğu maçın ‘’gazozuna’’ hale gelmesi seyir zevkini bir nebze de olsa aşağı çekti.

    liverpool, manchester city’nin chelsea’ye yenilmesi ile şampiyonluğunu ilan etti ama daha sonra yaşadığı seri puan kayıpları ile city’nin 100 puanlık rekorunu kıramadı. leicester city, haftalarca top 4 içerisinde götürdüğü yarıştan son hafta devre dışı kalarak şampiyonlar ligi vizesi alma şansını kaybetti. manchester city, her ne kadar şampiyon olamasa da gerek cas davasını kazanması, gerek carabao kupasını alması gerekse de şampiyonlar liginde real madrid’i elemesi ile ‘’kaybedilmiş’’ bir sezon olmanın yakınlarında değil.

    arsenal arteta ile fa kupasını kazanırken, tottenham son anda kendisine avrupa ligi vizesi alma şansı buldu. watford, bitime iki hafta kala pearson’un görevine son verirken bu karar belki de onlara pahalıya mal oldu ve norwich, bournemouth ile ligden düşen diğer takım oldular.

    kırmızı şeytanlar ise bruno transferinden sonra adeta iki gömlek sınıf atlayıp ardı ardına kazandığı seri maçlarla kendilerini top 4 içerisine buldular.

    gelecek sezonda ise fulham, leeds ve wba takımlarını premier lig’de izleme şansına sahip olacağız. mourinho, klopp, pep, arteta, bielsa, bilic, ancelotti, lampard gibi teknik adamlarla belki de menajer seviyesi olarak en zirve dönemini geçirecek olan epl’nin yeni sezonunun başlamasına sadece 1 ay kaldı. umarım bu yazı sizlere bir nebze olsa ‘’neler yaşadık’’ özetini yapabilmiştir.