şükela:  tümü | bugün
  • madem anlaşılmamakta ısrar ediliyor. fazla sayı vermeden, kısaca anlatayım. bir ligde şampiyon takım bile 2 puan ortalamasını zor buluyorsa o ligde gerçekten “iyi” takım yoktur. üst düzey liglerin hepsine bakın, 2,25’in altında ortalamaya sahip şampiyon olan takım yoktur. son yıllarda leicester’ın 2,15’le bir şampiyonluğu vardır. o sezonun da premier lig’in son yıllardaki en kalitesiz sezonu olduğunu herkes bilir.

    ben tek kriter şampiyonun puan ortalamasının yüksek olması diyormuşum gibi aynı yerden cevaplar vermeye gerek yok. elbette bu tek kriter değildir, hatta en önemli kriter de değildir. en önemli kriter sahanın içidir. ama kalite varsa liginizin standardı ne olursa olsun belli bir puan ortalamasını yakalıyorsunuz. ama kalite çok da yüksek değilse sırf diğerleri sizden daha kötü olduğu için, normal bir sezonda 3.,4. olunacak bir puan ortalamasıyla şampiyon olabilirsiniz.

    bkz: 2019/20 başakşehir: 69 (2,03)
    bkz: 2018/19 galatasaray: 69 (2,03)
    bkz: 2015/16 leicester: 81 (2,13)
  • üst düzey liglerde genelde tepedeki takımların yürüyüp gitmesi (neticede de puan ortalamasının yüksek olması), tepedeki takımlarla altlardaki takımların arasındaki kalite farkını gösteriyor. ispanya ligi'nde leganes'in almeria'nın futbolunu üst seviyeye taşıması durumunda madrid'in, barcelona'nın puanı (ve puan ortalaması) düşecektir, ancak bu, liderin puan ortalaması düşerken ligin kalitesinin artması demektir. nereden bakarsan bak birincinin puan ortalamasının azlığını kaliteli takım yokluğuna kanıt olarak gösteremezsin. yani tek kriter o değildir demiyorum, öyle bir şey hiç dememiş olmam lazım. bu bir kriter değildir diyorum. allah'ın katarında bir takım aldı yürüdü, milleti tokatlaya tokatlaya 2,35 puan ortalamasıyla şampiyon oldu diyelim, bu katar ligi'nin kalitesini göstermez, o takımın katar ligi'ne göre üst düzey bir takım olduğunu gösterir. katar ligi'nin kalitesi yine yerlerde kalır.

    kalite varsa belli bir puan standardının üstünü yakalarsın, bu doğru, ama oradaki kalite ligler arası bir kalite değildir, lig içi kalitedir. süper lig'deki durum da süper lig'in üst düzey avrupa liglerine karşı durumunu değil, içerideki herkesin leş gibi futbol oynadığını gösterir. burası lider dahil herkesin kötü top oynadığı, pek çok diğer alanda olduğu gibi futbolda da avrupa standardının altında kalan bir ülke olduğundan herkes liderden çatır çatır puan alabiliyor, olay bu.
  • ya insanlar futbolun kalitesini neyle ölçeceğini bilmiyor (öyle bir ölçek olduğu da şüpheli) ya da gözüne hoş gelen şeyler ile yorum yapıyor.

    "avrupa'nın en iyi futbol ligi x'tir."

    her bilimsel mecrada olduğu gibi böyle bir söylemin varsa bunu veriye dayandırman lazım. bir ligi en iyi yapan detay nedir?

    --------------------------------------------------------

    - avrupa kupalarındaki başarı?

    son 20 yılda hem şampiyonlar ligi'nde, hem avrupa ligi'nde 9 şampiyon çıkarmış ispanya.

    ingiltere 4 şampiyonlar ligi, 4 avrupa ligi almış

    italya 3 şampiyonlar ligi, 0 avrupa ligi

    almanya 2 şampiyonlar ligi, 0 avrupa ligi

    ispanya'nın avrupa kupalarındaki dominasyonu daha fazla anlatmaya gerek yok.

    ----------------------------------------------

    - gol ortalamasının yüksek olması?

    20 yıllık verilere topluca ulaşabildiğim bir yer bulamadım. ancak bu sezondan bahsedebiliriz:

    italya: 3.02 (nostaljik bebeler uyanın)
    ingiltere: 2.72
    ispanya: 2.48
    almanya: 3.21

    bu konuda da almanya ve italya oldukça iyi durumda.

    ---------------------------------------------------

    bunun gibi yüz tane istatistik çıkarılabilir. çıkaracağınız istatistiklerde de sandığınızın aksine ingiltere öyle muhteşem yerlerde olmayacak.

    premier league'in en iyi lig olduğu düşüncesinin tek bir sebebi var: rekabetçi takım sayısı.

    ispanya ligi avrupa kupaları tarihinin en başarılı ligi. ancak, kazandıkları 18 şampiyonlar ligi şampiyonluğunun tamamı real madrid ve barcelona'ya ait. avrupa ligi'nde sevilla, atletico madrid ve valencia başarıları var ama bu takımların la liga'ya olan etkisi çok kısıtlı. son 20 yılda 2 kez valencia'nın (sonuncusu 2004'te) ve 1 kez atletico'nun şampiyonluğu var, kalan her şey real ve barcelona arasında paylaşılmış.

    la liga'daki şampiyonluk mücadeleleri de sıkıcı. son yıllarda barcelona haftalar önceden şampiyonluk ilan ediyor. real yarıştaysa biraz heyecan oluyor o kadar. sonuç olarak kendi içindeki rekabet anlamında la liga gerçekten kötü bir lig.

    bundesliga'da da benzer bir durum göreceksiniz. tek fark barcelona ve real gibi bir birine yakın 2 süper güç yerine 1 süper güç (bayern), 1 yarım süper güç (dortmund) olması. son 23 yılda birer kez werder bremen, stuttgart ve wolfsburg şampiyonlukları görülmüş. bayern son 8 sezonun şampiyonu. bazen çok yüksek farklar atarak, bazen biraz heyecan yaparak kazanmış şampiyonlukları. ancak, yine de la liga'ya göre çok daha rekabetçi bir lig bundesliga ve bu ligi izlemeyi seven çok insan var. bir de tabii bundesliga hala avrupa'nın en yüksek seyirci ortalamasına sahip ligi. o yüzden maçları biraz daha keyifli gelebiliyor.

    gelelim italya'ya. 80'ler, 90'lar ve 2000'lerin başına kadar avrupa futbolunun beşiğiydi burası. sadece kaliteli futbolcuların varlığı ile değil, rekabetçi yapısıyla da. 1985 ile 2001 yılları arasındaki 16 sezonda 8 farklı şampiyon çıkarmış bir lig (juventus, milan, inter, napoli, lazio, roma, sampdoria, verona). aynı 16 sezonda 5 şampiyonlar ligi, 8 uefa kupası kazanmış bir ülke italya. yani hem avrupa kupaları başarısını, hem ligdeki rekabetçi yapıyı tutturmuş bir ülke. sonra şike operasyonları patlak veriyor ve bildiğimiz italyan futbolu tarihten siliniyor. onun yerine 2006-10 arası 5 sezon üst üste inter'in, arada 2011'de 1 sezon milan'ın, kalan 9 yılda da (2012-2020) juventus'un şampiyon olduğu bir lig. ancak, yine rekabetin olmadığı şampiyonluklar bunlar. son yıllarda napoli ve roma'nın dostlar alışverişte görsün tadında juventus'a şampiyonluk yolunda eşlik ettiği sezonlar.

    ancak, italya ligi aynı zamanda kimliğini de değiştirdi. diğer ülkeler defans oyuncusu bulamazken tüm dünyaya defans oyuncusu sağlayacak kalitede ve sayıda defansın olduğu italya. dünyanın en kaliteli forvetleri, en kaliteli takımları varken bile maç başına gol ortalaması 2.5 üstüne kolay kolay çıkmayan italya. artık değişen futbola ayak uydurma mı dersiniz bilemem, ama italya futbolu ve ligi bambaşka bir hale geldi. zamanında roma, napoli gibi takımların, şimdi atalanta'nın göze hoş gelen (nostaljik italyan futboluyla örtüşmeyen) futbolları var ama lig yarışında bu takımların nefesi juventus'a yetmiyor. resmen bir tekel oluşmuş durumda ve her ne kadar bazı takımların maçları çok keyif verse de genel anlamda italya ligi de rekabet sorunu yaşıyor.

    fransa ve diğer ligleri bu tartışmaya katmaya gerek yok.

    gelelim ingiltere'ye. şampiyonlar ligi tarihinde (isim tartışmalarına girmeyeceğim burada, 1955'ten beri oynanan şampiyonlar kupası işte) 13 şampiyonluğu var ve 5 farklı takım bu kupayı kazanmış. final oynayıp kupa kazanamamış 3 farklı takım daha var. avrupa ligi'nde ise 5 farklı takımla 9 şampiyonlukları var. yine şampiyonluk kazanamadığı halde 5 final oynamış 4 farklı takım var.

    son 20 sezonda 6 farklı şampiyon çıkmış. ancak her şeyden önemlisi, bu ligde yeni bir sezon başlarken kağıt üstünde olmasa dahi geçmiş performansıyla, tarihiyle insanları heyecanlandıran takımlar var. man utd, man city, chelsea, liverpool, arsenal gibi önemli bir beşli, tottenham gibi önemli bir takım, leicester gibi bir yakın zaman şampiyonu var. birçok ligin aksine kötü takım performansları statların boş olmasına neden olmuyor. almanya ile beraber bu konuda çok iyi bir örnek ingiltere.

    son 15 yılda ingiltere'de futbolda dönen paralar çok büyük. yayın anlaşmaları, reklam gelirleri vs derken en küçük takımların bile cebine çok ciddi paralar giriyor. bu da en kötü ingiliz takımlarına bile transferde ispanya, italya, almanya gibi ülkelerdeki takımlarla çok rahat rekabete girme fırsatı veriyor. bu sayede de zamanının italya'sındakine benzer şekilde iyi futbolcuların bir ligde bir araya gelme şansı doğuyor.

    sonuç olarak premier league'e benim nazarımda diğer liglerden ayıran, kaliteli bir lig olmasına sebebiyet veren şey rekabet ortamı ve bu ortamın gerçekten bir rekabet oluşturuyor olması. yoksa bazılarının dediği gibi ingiltere ve ispanya ligi'ni birleştirip tek bir lig oluştursan muhtemelen küme düşenler ingiliz, şampiyonlar ispanyol olur. ama işte bir ligde rekabet olmayınca, insanlar o heyecanı duymayınca futboldan keyif alamıyorlar. futbolseverlere bu anlamda en kaliteli ürünü sunan lig premier lig.
  • futbolda liglerin nirvanası..

    bir futbol maçında ligue 1'den sonra topun sahada en fazla kaldığı ortalamaya sahip lig, ki bundan sebep zırt pırt kesintiye uğramadan, daha hızlı, seyir zevki yüksek olan maçların oynandığı lig..
  • newcastle united - liverpool fc maçı için;
    ev sahibi takım seyircisiz maçta seyirci efekti kullanıyor lehine, çok iyi değil mi ya *

    ekleme: maçı liverpool fc kazandı (1-3)
  • edit: debe için teşekkürler. epl, tsl, sinema, nba hakkında biraz gevezelik yaptığımız ve zamanında ekşi sözlükten çıkan oluşumumuz;

    finish ınk

    bir zaman makinası ile sezon başına dönüp herhangi bir premier lig severe 25 puan önde lider olan bir takımın kupasını yaz ortasında kaldıracağını söylesek ve bu hikayenin nasıl oluştuğuna dair ipuçları almaya çalışsak sanırım ortaya son derece komik ve eğlenceli bir durum çıkardı.

    dinamikleri ve değişken yapısı ile premier lig’de uzun süreli bir dominasyon kurmak diğer avrupa liglerine göre her zaman daha zor olmuştur. hatta yakın zamanda bunu alex ferguson dışında başarabilen bir teknik adam olmadı. jose mourinho’nun chelsea ile kurduğu şampiyonluk serileri ya da wenger’in ınvincibles’i fergie’nin united’ı kadar uzun süreli etki bırakamadı.

    2018/19 sezonunda ise aynı soru işaretleri guardiola’nın manchester city’si için geçerliydi. bir önceki sezon 100 puan ile gelen şampiyonluk ve sezon boyunca takımın neredeyse hiç zorlanmaması bu başarının tekrar edilip edilmeyeceğinin en merak edilen kısmını oluşturuyordu. sezon ortasında liverpool puan farkını hatrı sayılır derecede arttırsa da son hafta bitiş çizgisini gören ilk takım sadece ve sadece bir puan farkla pep guardiola ve manchester city oldu. ligi 98 puanla şampiyon olarak tamamlayan mavileri ise 97 puanla liverpool izledi.

    bütün bu bilgiler ve ruh hali içerisinde sezon başlangıcından önce çoğu kişinin şampiyonluk favorisi yine city oldu. bir önceki sezonda 97 puan gibi inanılmaz bir başarıya rağmen liverpool’un 2.olabilmesi ve sezon içerisinde de yarışı önde götürürken sezonu minik nüanslarla kaybetmesi bazı futbol severlerde ister istemez kırmızılıları yarışta bir adım geride görmeye neden oldu.

    bunlardan başka 2019/20 sezonu, premier lig’de ilk defa var sisteminin uygulanacağı sezon olacaktı. her zaman en optimal sistemi bulmasıyla ünlü olan fa’in bu kuralı da maçlar içerisine nasıl yayacağı oldukça merak edilen bir diğer konuydu.

    lig genelinde genel beklentiler şu yöndeydi; pep’li city sezonun en büyük şampiyonluk adayıydı. liverpool’un bu yarışta mavilere en ciddi rakip olarak görülmesinin yanında son şampiyonlar ligi finalisti tottenham’ın da bu ikilinin arkasında yer yer arkadan uzun selektör yakması beklentiler havuzunun içinde yer alıyordu. transfer yasağı ve yeni menajeri lampard ile sezona başlayan chelsea’de sezonu top 4 içerisinde bitirmek şampiyonluğa eş değer olarak görülürken, ogs’li united’in ne yapılacağı hakkında çok keskin tahmin yapmak bir hayli zordu. emery ile sezonu açan arsenal’de ise tıpkı chelsea gibi sezonu top 4 içinde bitirmek en pragmatik ve top hedef gibi görünüyordu.

    bunlardan başka sezona bir hayli iddialı giren ve tecrübeli teknik adam pellegrini ile yola devam eden west ham united top 6 için sürpriz yapabilecek takım olarak görünürken, lige merhaba diyen norwich ve sheffield united için devamlılık konusunda çoğu kişi pek fazla ümit beslemiyordu.

    şimdi zaman makinasının kontağını çevirelim ve belki de ingiltere tarihinde bir daha yaşanmayacak derecede garip nüanslarla dolu sezonun hızlı bir özetine başlayalım.

    1.haftada west ham’ın evinde manchester city’e 5-0 yenilmesi ve liverpool’un evinde norwich’i 4-1 ile geçmesi daha ilk maçlardan sezondan beklentimizin nasıl karşılanacağına dair verilerle uyuşuyor gibiydi. özellikle epl için son derece iyi bir kadrosu olan west ham’ı mavililerin bu kadar rahat geçebilmesi pep’in ardı ardına 3.kez kupayı alıp bir dominasyon kurabileceğinin ilk sinyalleri olabilir miydi?

    ilk dört haftayı geride bıraktığımızda ise liverpool kayıpsız bir şekilde liderlik koltuğunda otururken, onları 10 puanla city takipteydi. wolves’ın henüz galibiyetle tanışamaması küçük bir şok etkisi yaratırken diğer bir galibiyetle tanışamayan takım olan watford’un menajeri javi gracia adadan ilk ayrılan isim oldu. ispanyol çalıştırıcının yerine nam-ı değer house md. lakaplı menajer sanchez flores getirildi.

    haftalar ilerledikçe liverpool’un her maçı kazanmaya devam etmesi ve bu sürenin bitmemesi en başlarda ‘’tabii ki takılırlar’’ olan bölümü ‘’ne zaman takılacaklar’’ olarak değiştirmeye neden oldu. liverpool karşılaşmalarda belki rakibine bir city kadar baskı ve oyun yıkma kurmuyordu ancak takımın üzerindeki sakinlik ve mağlup olarak girdiği son anlarda bile rahat bir şekilde oyunu kazanabilmesi guardiola başta olmak üzere diğer takımların kimyasını değiştirmeye başladı.

    ilk 8 haftada 24 puan toplayan liverpool, daha ekim ayında en yakın rakibine 8 puan fark atmıştı. 9.haftada old trafford deplasmına giden klopp ilk puan kaybını manchester şehrinde yaşadı ve birinci soru işareti giderilmiş oldu. sonuçta bundan sonra liverpool puan kaybı yaşamaya devam edecek ve şampiyonluk yarışı geçen sene olduğu gibi son derece heyecanlı devam edecekti...

    ilk yarının ortasına geldiğimizde watford’un henüz galibiyetle tanışamamış olması, son şampiyonlar ligi finalisti tottenham’ın bir ileri iki geri performansı, takım içinde eriksen krizi ve united’in kabus gibi başlangıç yaparak 14.sırada olması dikkat çeken diğer madddeleri oluşturuyordu.

    takvimlerde 25 ekim 2019 tarihinde premier lig tarihine geçecek bir karşılaşma oynanacağını tahmin etmek kimsenin aklına gelmeyecekti. southampton evinde bir cuma maçında leicester’i ağırlarken takımın düşme potasında olması maçı ev sahibi ekip için daha önemli duruma getiriyordu. misafir leicester ise tüm gözlerin liverpool üzerinde olduğu dönemde top 4 içinde söz sahibi bir duruma gelmişti.

    karşılaşma ryan bertrand’ın erken gördüğü kırmızı kartın da etkisiyle 9-0 leicester lehine sonuçlandı ve tüm spor dünyası büyük bir şoka uğradı. soton’ tarafı tüm taraftarlarından özür dileyip maçın gelirini kabul etmeyi reddederken, takımın bu skora nasıl bir refleks göstereceği merak edilen diğer bir gündem maddesi haline geldi.

    12.hafta itibariyle liverpool 34 puanla ligde tek başına lider konumdaydı. en yakın rakibi chelsea ise 8 puan arkasındaydı.

    evet dikkat edileceği gibi chelsea’nin 4-0’lık manu mağlubiyetiyle sezona girmesi ama genç takımın bu skorun etkisinde çabuk kurtulup kalan haftalarda top 4 yarışının içinde olması sezonun pek de beklenmeyen eylemlerinden biriydi. bunun dışında wilder’in ‘’sanırım yeniden düşerler’’ yorumlarıyla sezonu açan sheffield’ı 12.hafta itibariyle ligde 5.sırada yer alıyor ve çoğu kişiyi gururla yanıltıyordu. ligin güneş görmeyen yüzünde ise tottenham’ın 14.sırada olması neredeyse herkesi şoka uğratırken west ham’ın 16.sıraya kadar düşmesi pellegrini üzerinde baskıların her hafta daha da artması anlamına geliyordu.

    milli maçlar arası ligin genel röntgenini çekecek olursak; liverpool son derece oturaklı bir şekilde maçlarını kazanmaya devam ediyordu. son dilimlerde kazanılan goller ve bu pozisyonların tamamımın planlı olması klopp’un nasıl bir sistem kurduğunun ispatıydı. manchester city, çoğu maçta bildiğimiz dominant halini gösterse de defansif anlamda önceki senelere göre hayli zayıflamış görünüyordu ama genel olarak takımı strese sokan etken liverpool’un puan kaybetmemesiydi. vardy ve çağlar ile son derece etkili bir performans gösteren leicester hem toplu oyunda hem de topsuz oyunda aynı planın farklı varyasyonlarını uygulayıp rakipleri birer birer mağlup ederken bir anda ligin 2.sırasına konumlandı.

    united, rashford’un da kendini bulmasıyla 7.sıraya kadar yükseldi. alt sıralarda marco silva’nın everton’a oynattığı/oynatamadığı oyun onu da eleştiri oklarının diğer kahramanlarından biri haline getirdi ama puan makasının çok çok dar olması ve 14.sırada bulunan tottenham’ın bile top 6 hattından 2 galibiyet oranı ile uzakta kalması izleyicilerde ‘’haftalar bir ilerlesin de görelim’’ refleksinin oluşmasına neden oldu. bir adam hariç...

    mauricio pochettino, tottenham başkanı levy tarafından bir gece operasyonu ile kovuldu. yerine ise portekizli teknik adam jose mourinho getirildi. insanlar daha pochettino’nun kovulmasına şaşırmaya çalışırken üstüne bir de mourinho’nun getirilmesi ikinci şok olarak hissedildi.

    premier lig’in adeta süper lig’e diss attığı bu ayda, görevine son verilen diğer bir teknik adam ise unai emery oldu. 13 maçta sadece 4 gol atabilen ve avrupa ligi’nde büyük bir hayal kırıklığı yaratan arsenal’de fatura ispanyol çalıştırıca kesildi ve yerine geçiçi olarak ljungberg getirildi.

    premier lig sevenler kovulma haberlerini sindirmeye çalışırken bir haber de ligin dibindeki watford’dan geldi ve göreve geldiği günden itibaren tek galibiyet alabilen sanches flores de adadan diğer ayrılan isim oldu. flores’in yerine ise düşme hattındaki takımlarla yarattığı mucizelerle nam salan nigel pearson getirildi.

    son olarak da ligde 17.sıraya kadar gerileyen ve gol pozisyonuna dahi girmede zorlanan evertonda da beklenen son gerçekleştirildi. marco silva, takımdan kovuldu. silva’nın yerine geçici bir süre duncan ferguson getirildi.

    ardı ardına gelen bu teknik adam değişikliklerinden sonra hangi takımın hangi menajerle anlaşacağı uzun bir gündem konusu olurken değişmeyen ender olaylardan biri liverpool’un galibiye serisi oluyordu.

    boxing day haftasında, liverpool 18 maç sonucunda 52 puan gibi inanılmaz bir puanla ligin zirvesinde yer alırken, en yakın rakibi leicester tam 13 puan arkasında yer alıyordu. tottenham, mourinho ile toparlanıp 7.sıraya kadar yükselirken, sheffield 5.sıradaki konumu ile tüm otoriterleri şaşırtmaya devam etti.

    bu sırada da arsenal, manchester city’de guardiola’nın yardımcılığını yapan arteta, everton ise sürpriz bir kararla don carlo ile anlaştı.

    19.hafta sonunda ise düşme hattının sadece 1 puan üzerinde bulunan ve büyük bir hayal kırıklığı yaratan pellegrini’nin görevine son verildi ve yerine david moyes getirildi.

    sezon içinde en fazla tartışma yaratan ve kimsenin üzerinde uzlaşamadığı konulardan birisi de var oldu. bir kararın diğer maçta aynı şekilde uygulanmaması, atlanan kırmızı kartlar, verilen/verilmeyen penaltılar derken var neredeyse her teknik adamın şikayet ettiği konuların başında gelmeye başladı.

    takvimler 28.haftaya gelene kadar ligde minör değişikler dışında büyük hareketlenmeler olmadı. liverpool herkesin şaşkın bakışları arasında maçlarını birer birer kazanmaya devam ederken artık herkesin aklında aynı sorunun oluşmasına neden oldu. ınvincibles tarihe karışacak mı? bundan başka pearson’dan sonra gözle görülür bir aşama kaydeden watford, potadan kurtulurken yeni teknik adamlarına kavuşan tottenham, arsenal ve everton sistemi oturtmaya ve ne oynayacaklarını hesaplamaya çalışan bir görüntüden fazlasını vermedi.

    28.haftada watford, evinde ağırladığı liverpool’u 3-0 yenerek liderin namağlup serisini sona erdirip belki de sezon boyunca en çok merak edilen hikayenin sonunu getiriyordu.
    artık herkes ufaktan 30 sene sonra gelecek şampiyonluğa hazırlanırken mart ortasında tüm dünyaya ‘’merhaba’’ diyen covid-19 ile premier lig yaklaşık 3 aylık bir duraksama dönemine girdi.

    haziran ortasında seyircisiz ve yoğun bir fikstür ile kaldığı yerden devam eden ligde ara sonrası oynanan karşılaşmalarda gözle görülür bir tempo sorunu görülürken çoğu maçın ‘’gazozuna’’ hale gelmesi seyir zevkini bir nebze de olsa aşağı çekti.

    liverpool, manchester city’nin chelsea’ye yenilmesi ile şampiyonluğunu ilan etti ama daha sonra yaşadığı seri puan kayıpları ile city’nin 100 puanlık rekorunu kıramadı. leicester city, haftalarca top 4 içerisinde götürdüğü yarıştan son hafta devre dışı kalarak şampiyonlar ligi vizesi alma şansını kaybetti. manchester city, her ne kadar şampiyon olamasa da gerek cas davasını kazanması, gerek carabao kupasını alması gerekse de şampiyonlar liginde real madrid’i elemesi ile ‘’kaybedilmiş’’ bir sezon olmanın yakınlarında değil.

    arsenal arteta ile fa kupasını kazanırken, tottenham son anda kendisine avrupa ligi vizesi alma şansı buldu. watford, bitime iki hafta kala pearson’un görevine son verirken bu karar belki de onlara pahalıya mal oldu ve norwich, bournemouth ile ligden düşen diğer takım oldular.

    kırmızı şeytanlar ise bruno transferinden sonra adeta iki gömlek sınıf atlayıp ardı ardına kazandığı seri maçlarla kendilerini top 4 içerisine buldular.

    gelecek sezonda ise fulham, leeds ve wba takımlarını premier lig’de izleme şansına sahip olacağız. mourinho, klopp, pep, arteta, bielsa, bilic, ancelotti, lampard gibi teknik adamlarla belki de menajer seviyesi olarak en zirve dönemini geçirecek olan epl’nin yeni sezonunun başlamasına sadece 1 ay kaldı. umarım bu yazı sizlere bir nebze olsa ‘’neler yaşadık’’ özetini yapabilmiştir.
  • (bkz: gel vefasız)
  • geçen sene avrupa ve şampiyonlar ligini iki takım alınca fırsat kollayalar tarafından dünyanın en iyi ligi ilan edilen premier league'nin havası bir sene sürdü. avrupa ligi ve şampiyonlar ligi yarı finallerinde takımları kalmayan loser lig.
    edit: en iyi lig; izlenmesi en keyifli, rekabetçi lig ise tff 1. lig, dünyanın en iyi liglerinden biri oluyor? futbolun ne olduğunu kavrayamamış yazar beyanı..
  • en iyi ligdir. başka bir ligden 6 büyük takım saydığınız zaman kıyaslama yaparız. bundesliga desen ilk haftadan şampiyonu belli. ispanya'nın hali ortada. en iyi lig izlemesi en keyifli ligdir. premier league bu konuda kıyas kabul etmez.
  • harcadığı paranın karşılığını alamayan kulüplerin mücadele ettiği lig. 2019 yılı dışında avrupa’da hiç bir zaman dominant olamadı bu ligin takımları maalesef. bu başarısızlığın en büyük nedeni bana kalırsa gelen büyük paraların nasıl harcanacağının bilinmemesi.