şükela:  tümü | bugün
  • pembe giyen bir kizin hikayesi. basrollerde vatkalari ve saclariyla: molly ringwald, james spader ve andrew mccarthy.
  • super bir psychedelic furs sarkisi.
  • ayni zamanda seksenlerin en zengin soundtracklerinden birine sahip film..

    psychedelic furs'un 'title song'u disinda, the smiths, omd, suzanne vega, new order, echo and the bunnymen sarkilari vardir icinde.. ha bir de nik kershaw hiti 'wouldn't it be good'..
  • molly ringwald'ın (bu da sonradan bozmuş pornocu mu olmuş yoksa o tifanny miydi? molly yapmaz öyle şey gibi geldi) 80'lerin her aklı başında kızı gibi vatkalı parlak pembe kıyafetler giyen ve saçlarını elinden geldiği kadar kabartan andie adlı bir kızı oynadığı 1986 tarihli filmi. filmdeki blane adlı, zamanın standartlarına göre yakışıklı ve ceketinin kollarını sıyırarak giyen genç zengindir. zengin olduğu kadar da küstahtır. artı hayvandır. andie ise bütün bu iğrenç özelliklerine rağmen blane'e hasta olmaktadır. ama andie'ye hasta olan bir başkası vardır: duckie! duckie ismine bakıp hiç zorlanmadan anlayabileceğimiz üzere geek'tir, çirkindir ve new wave'dir (yani blane'den bile kötü giyinmektedir). film ilerleyen dakikalarda blane'in andie'yi baloya davet etmesi, duckie'nin andie'yi baloya davet etmesi, andie'nin blane ile gitmesi, blane'in andie'yi ilişkiye zorlaması, duckie'nin amadeus grubundaki herifin kılığında gelip andie'yi kurtarması serisiyle gelişir, oracıkta da biter. biz 80'lerde çocukluğunu yaşayan kuşak olarak lise balosunda kimseyle yatmama ancak gözlerimizi kapatarak öpüşme dersini alırız.

    şimdi izlediğinizde ise uzun bir trikonun *üzerine* kemer takmanın ne kadar yanlış olduğunu göreceksiniz.
  • bunun kardeşi bir de şu var, hatta people who bought this also bought these: (bkz: sixteen candles)
  • smiths'in please please please let me get what i want sarkisiyla katildigi soundtrack'e sahip film.
  • john hughes den bir jest daha...film hughes filmlerine özgü sabah sokak görüntüleriyle açılır, döneme özgü şeylerin baştacı olan giyim ve makyaj
    göz alır, okul koridorlarınıda unutmayalım derken filmin 6. dakkasından itibaren güneş gözlükleri ile james spader kadrajda arz-ı endam edip filmi cayır cayır yakar...filmde her şeye fazlasıyla sahip zengin piçi(pisliği) oynar ne demek bizzat piç. artist adam okul koridorlarında çorapsız, elleri cepte gezer, spor arabasıyla birlikte spor(ütüsüz) giyinir..film nerdeyse bir çirkin ördek hikayesi gibidir ama pısırık ve fazla yavaş gencin(blane) neden kızı yarı yolda bıraktığı anlaşılamamaktadır..kızlar tuvaletinde durumu kurtaran, kızın bahtız şakrak yamağını oynayan arkadışın(duckie) türü malesef tükenmiştir.. bu derbeder kişi acınsada acıtmaz keza yüce gönüllüdür.. plakçıdaki dekoruda unutmayalım...
  • psychedelic furs'un en guzel sarkilarindan biri.
    (bkz: sozlerini de copy paste edeyim tam olsun)

    pretty in pink
    caroline laughs and it's raining all day
    she loves to be one of the girls
    she lives in the place in the side of our lives
    where nothing is ever put straight
    she turns her self round and she smiles and she says
    "this is it that's the end of the joke"
    and loses herself in her dreaming and sleep
    and her lovers walk through in their coats

    pretty in pink
    isn't she pretty in pink
    isn't she...

    all of her lovers all talk of her notes
    and the flowers that they never sent
    and wasn't she easy
    and isn't she pretty in pink
    the one who insists he was first in the line
    is the last to remember her name
    he's walking around in this dress that she wore
    she is gone but the joke's the same

    pretty in pink
    isn't she pretty in pink
    isn't she...

    caroline talks to you softly sometimes
    she says "i love you" and "too much"
    she doesn't have anything you want to steal
    well, nothing you can touch
    she waves...she buttons your shirt
    the traffic is waiting outside
    she hands you this coat
    she gives you her clothes
    these cars collide

    pretty in pink
    isn't she pretty in pink
    isn't she...
  • pscychedelic furs'un aynı isimli sarkısıyla baslar.. breakfast club, electric dreams gibi new wave doneminin filmlerinden biridir. john hughes ve molly ringwald'ı tekrar bulusturmustur.