şükela:  tümü | bugün
  • merakından çatlamak üzereyken 'manipüle' ettiğim kişi... sanırım meslekdaşız, emin değilim, meraktayım...
  • hanesinde kardeşlik tozu serpili,
    küçük temaslarla pek çok şey öğreten ve hatırlatan,
    öyle böyle değil bir hayli sık hatrıma konuk olan pireti pirenses.
  • hiç gıcık filan olmayan, merkeze kendisini alması* gerektiğini anladığı* an itibariyla adam gibi bir hayatı ve misler gibi iç dünyası olacak olan, kendisine "rağmen" beklenmeyecek kadar iyi durumda olan ama çok daha fazlasını hakeden bi küçük hanım bu.
  • bir snapple çeşidi
  • karanligin derinligindeki umutsuzluga tezat, pembedeki guzelligin ne$esi.
    hiperaktif sanirsam.
  • şekerleme yapıcam diyerek saatlerce uyuyan kandırıkçı insan. badi kaynağı*, hamarat kişi.
  • güzel olduğu kadar da küstah olmayan. bir bukle sıkılmış gülümseme, biraz biraz sinir sıkıntı sahibi. mesafelere küfrettiren, küfürden de utanmayan, hem iyi hem güzel hem anlayışlı biri.

    (bkz: 3 in 1)
  • tezahüratçı.
  • kısacık bir anı/hikaye yazmak istedim. bu başlığı uygun gördüm kendime. yazalım bakalım, elbet toparlanır cümleler bir ara; en azından ben öyle umuyorum.

    efendim, yaş olarak çok ilerlememiştim o zamanlar. baba yardımı ile adımı yazabiliyordum o kadar*, ama okula gitmiyordum. ona kadar sayıyordum, onbirden sonrası zor geliyordu. işte o kadar küçüktüm. o yaştaki çocuklar çevrelerinde en çok gördükleri şeye bağlanırlarmış.

    (şimdi, yazının devamı biraz biraz hikaye geçmiş zamanla devam edecek. nitekim, ben dün gibi hatırlayamıyorum o zamanları. benimle ilgili bana anlatılanları yazacağım ben de. kaldığımız yerden devam..)

    ve benim de panda/ayıcık türevi peluş bir oyuncağım varmış o zamanlar. panda sanıyormuşum onu eskiden. neyse, bu oyuncağın en önemli özelliği bizim evimizde değil de, anneannemlerin evinde bulunmasıydı. ve her küçük çocuk gibi zamanımın çoğunu evde geçirdiğimden kelli oyuncağı arada sırada görürmüşüm. o zamanlar da deliler gibi sevinirmişim. görüşmeme süresi ne kadar uzarsa sevinme kısmı da o kadar fazlalaşıyormuş, annemin yıllar sonra sohbet arasında anlattığı kadarıyla.

    ayrılma vakti geldiğinde ise zırlayıp duruyormuşum uyuyana kadar. çok fazla gülen ve eğlenen bir çocuk da değilmişim, ama o oyuncak değiştiriyormuş ruh halimi. bir dakika önce ağlıyorken, takip eden dakika kıkırdamaya başlayabiliyormuşum. erkek adam kıkırdamaz, ama işte çocukluk hali. hem sevmişim o pandayı. şimdi bile, gördüğüm zaman suratımda nedensiz bir gülümseme oluşur.

    işte tam da bu anlattığım gibi hissediyorum nickini online gördüğümde. nedensiz bir gülümseme oluşuyor, ama pek eğlenceli bu sefer. en azından ayrılma vakti diye bir şeyin olmayacağını bilmekten dolayı sanırım. düşündüm de tekrar, güzel şey yahu..