şükela:  tümü | bugün
  • büyük patlama, ya da big bang teorisine göre evrenin bugünki haline gelmeden önce bulunduğu formdur. yani bütün evren küçücük bir atomun kendi içsel dinamiklerinin (birbirine karşıt iç unsurların reaksiyonu) sonucunda bi patlama sonucunda ortaya çıkmıştır. ancak büyük patlama yaklaşımında soru işareti yaratan, primeval atomun, önceden varolan ve giderek küçülen bir ön evrenin nihai hali mi olduğu, yoksa sonuzluktan sonsuza doğru bir genişlemeye doğru mu gittiği vb. tartışmalardır.

    tartışmaya açık olmayan ise primeval atomun yoktan varolmadığı gerçeğidir.

    (bkz: maddenin korunumu kanunu)
  • maddenin korunumu kanunu kapali sistemler icin gecerlidir. yani evrenimizin icinde gecerlidir, evrenin oncesini veya olusum surecini kapsamaz.

    evrenin olusumunun ise madde anti madde reaksiyonu ile alakasi yoktur. madde ve anti maddeyi ortaya cikaran sey zaten evren.

    (bkz: akil fikir)
  • yaratılış efsanecilerinin hoşuna gitmeyen şeydir. çünkü yaradılışçıların can simidi gibi sarılmak istedikleri büyük patlama kuramı bile madde-enerjinin korunumu yasasıyla çelişemez. metafizikçiler, primeval atomun yoktan geldiğini söyleyemezler, ama bunu ellerinden geldiğince gizemli hale getirmeye çalışırlar.

    bir kere, büyük patlama kuramına ilişkin olarak, bunun nedeninin birbirine karşıt atomaltı unsurların reaksiyonunun olabileceğine kolb gibi fizikçiler değinmişlerdir. yani böyle birşey yok, alakası yok demek biraz yalana kaçıyor.

    einstein, maddenin yoktan varolabileceği fikrini ortaya atmaktan ziyade bunun tam aksini çok daha sağlam temellere oturtarak, eski mekanik yasanın yerine genel bir kütle ve enerjinin korunumu yasası ortaya koymuştur ve bu da termodinamiğin birinci yasasını evrensel ve çürütülemez bir biçimde dile getirmiş olur. kütle hiçbir şekilde “yok olmaz”, sadece enerjiye dönüşür. primeval atom da bu yüzden yaradılış efsanecilerinin hayallerinde ve varsayımlarında bile yoktan varolamamaktadır. zira bugün yaradılışçıların da salkım saçak işin içine metafizik çağrışımlarıyla bulaştıkları en ruhani teoriler bile einstein'ın temelde kütle enerji eşitliğini içeren kuramına dayanmak zorunda kalmaktadır.

    sahi biri görelilik mi dedi? einstein'ın ortaya attığı herşeyde ve genel göreliliğe ilişkin varsayımlarının en temelinde hep madde-enerjinin korunumu yasasına dayanılmakta ve kütle enerji eşitliğine istinat edilmektedir.

    einstein klasik fizik yaklaşımlarını "kapalı sistemler" olarak nitelendiriyordu. yani "kapalı sistem", içinde yaşadığımız evren değil, içinde yaşadığımız evreni açıklamaya çalışan klasik teorilerdir. ancak einstein, kapalı sistemlerden bahsetmediği durumda da, yani klasik fiziğin varsayım kalıplarının dışına çıktığımız durumda da, yani modern fizikte de bir korunum yasasının varlığını açıklamaktadır.

    <<klasik fizik iki töz ileri sürüyordu: madde ve enerji. birincisinin ağırlığı vardı, oysa ikincisi ağırlıksızdı. klasik fizikte iki korunum yasası vardı: maddenin korunumu yasası ve enerjinin korunumu yasası. modern fiziğin bu iki töz ve iki korunum yasası görüşünü benimseyip benimsemediğini önceden sormuştuk. yanıt şudur: "hayır". ilişkinlik (relativity) teorisine göre, enerji ile madde arasında hiçbir köklü fark yoktur. enerjinin kütlesi vardır ve kütle enerjiyi cisimlendirir. modern fizikte, iki korunum yasası yerine yalnız bir korunum yasası vardır: madde-enerji'ninki. bu yeni görüş, büyük başarı ile doğrulanmış ve fiziğin sonraki gelişiminde çok yararlı olmuştur>> *

    *einstein, albert "fiziğin evrimi: ilk kavramlardan ilişkinliğe ve kuantumlara", s. 181, çev: öner ünalan, onur yayınları (orj. clarion books, new york, 1960 baskısı)
  • doğa bilimlerini ve bilimsel metodu kavramsal olarak öğrenmeyip, sosyal bilimci edasıyla olaya yaklaşıldığı zaman böyle sıçılıyor işte. köhnemiş bir mantıkla üç beş kitap okuyup gelmiş fizik anlatmaya çalışıyor haspam.

    einstein'ın fiziğe dair düşüncelerini içeren, modern fizik ile ilgili pek de bilgi vermeyen 1938 yılında yazılmış bir kitap sanki kanıtmışçasına önünüze konuyor. makale falan hak getire.

    bilim de statik bir şey zaten; evrim teorisini darwin'in yazdığı haliyle kullanıyoruz, quantum teorisi ilk yazdığı haliyle olmuş bitmiş. yeni bulgular sayesinde yapılan katkılar, gelişmeler, ilerlemeler falan o da ne.

    "bir kere, büyük patlama kuramına ilişkin olarak, bunun nedeninin birbirine karşıt unsurların, örneğin birincil anlamda bir madde-anti madde reaksiyonunun olabileceğine kolb gibi fizikçiler değinmişlerdir. yani böyle birşey yok, alakası yok demek biraz yalana kaçıyor."

    kafa almamış işte. evrenin oluşturduğu madde ve anti maddeyi evrenin öncülü olarak görmedeki mantık çelişkisini daha farkedememiş adam. konuştuğu konudan bir haber.

    evrenin ilk zamanlarındaki madde antimadde asimetrisi problemini anlatıyor edward kolb. baryogenesis adı altında yarım yüzyıldan fazladır çeşitli fizikçiler makale yazıyorlar zaten.

    cümleye dikkat, evrenin ilk zamanları, öncesi değil.
  • konuştuğu şeylerin, astro-fiziğe ilişkin okuduğu üç beş tane magazin makalesinin vb. einstein'ın temelini attığı kavramlara dayandığını unutanların rahatsız olmasına da vesile olmuştur. oysa 1938 yılında yazılmış o kitap einstein'ın bütün çalışmalarını da bir ölçüde özetlediği, herkesin anlayabileceği şekilde açıkladığı basit bir kitaptır. ama ne yazık ki bazıları, onca laf kalabalığı yaratma becerilerini, bu basit kitabı okuyup anlama noktasında sergileyememişlerdir.

    primeval atomun bir mikro evren olduğu, bunun kendi içindeki birbirine karşıt atom altı unsurların rekasiyonunun big bang olayı ile sonuçlandığı şeklinde tezler de mevcuttur. yani bizim içinde yaşadığımız evrenin bir ürünü olması onun ya da benzerinin daha önce var olmadığı anlamını taşımıyor.

    evet, einstein 1938 yılında bir kitap yazmış ve fiziğin evrimini, temel yasalarını özetlemiştir. ama akıl fukarası bazı kimseler, kendi okuduğu ve anladığı şeyleri fizik yasalarının ve einstein'ın çalışmalarının üzerinde görebilmektedir. sonuçta birşeyi bildiğini sanan bir insan hiçbir şey öğrenemez.

    ve daha da önemlisi, onca laf kalabalığı ve parlak süslü ifadeler, ne yazık ki, madde-enerjinin korunumu yasasını yanlışlayabilecek birşey sunamamış, evrenin de yoktan varolmadığı gerçeğini çürütememiştir.
  • modern bilimin üstüne kurulu olduğu bilimsel dergi, makale yazımı ve hakem heyeti üçgeninden bir haber olunca insan "üç beş magazin makalesi" diye embesilce bir kavram üretir tabi. ulan bir adam bu kadar yazdığı konudan bir haber olup, bu kadar mı üste çıkmaya çalışır be. enerjinin korunumunu yanlışlayamadın diye çıkışıyor teallaam.

    hala antimadde-madde reaksiyonu ile big bang oluşturmaya çalışıyor. hiçbir bilimsel dergide olmayan götten uydurduğu bir şeyi gelmiş tezleri var tezleri diye söylüyor.
  • 1964 yılında james cronin ve val fitch tarafından yapılan ve k0l mezonu diye bilinen bir parçacığın bozunması ile ilgili deneyler kapsamında, kuramsal olarak büyük patlama sırasında olduğu iddia edilen x parçacığının bozunmaya uğradığı ortaya konmaya çalışılmıştır. parçacık bozunumu bir temel parçacığın başka bir temel parçacığa bozunması şeklinde kendiliğinden meydana gelir kavramsal olarak, bozunum sürecinde temel parçacık daha küçük kütleli başka bir parçacığa ve bir aracı parçacığa dönüşür. aracı parçacıklar da reaksiyoner olarak başka parçacıklara dönüşürler. oluşan parçacıklar da kararsız ise bozunma devam eder. mesele bu kendiliğindenliğin nasıl oluştuğudur. işte bu noktada yine büyük patlamanın tetikleyicisi olarak birbirine karşıt unsurların atomaltı reaksiyonundan bahsedilir. hatta daha sonra frank wilczek buradan yola çıkarak şimdiki evrende söz konusu olan maddenin hiç bulunmadığı, vakum olarak düşünebileceğimiz ancak aslında varolan bir enerjinin hesaplanması üzerine çalışmıştır. işte burada yine madde-anti madde gibi, birbirine karşıt unsurların reaksiyonu olgusu ile karşılaşılmaktadır. ancak burada halen klasik fizik mantığıyla düşünen, madde-enerjinin korunumu yasasını algılayamayan kimseler, maddeyi enerjiden ayrı birşey gibi algıladıkları için antimadde-madde olgusunun varlığını yalnızca bu evrene ait birşey gibi algılamaktadırlar. beyinleri bu yüzden başlangıç adını verdikleri o sürecin öncesinde tetikleyici olarak böyle bir reaksiyonun olabileceği fikrinin varlığını alamamaktadır. oysa bu adamlar zaten bunun niye olduğu konusunu açıklamaya çalışmışlardır hep, ve işte bu yüzden hep bu diyalektik sürecin üzerinde durmuşlardır.
  • "küçük kütleli parçacıklar ara parçacıklara dönüşür, onlar da başka parçacıklara dönüşür, onlar da reaksiyona girip başka parçacıklara dönüşür." muhteşem bir fizik bilgisi.

    şimdi bu yazarın bilim ile ilgili önceki birkaç entrysine de baktım. adamın bilimsel bir altyapısı yok, neyse o zaten belli de, olay şu; bilimsel bir takım şeyler okuyor ve okuduğu şeyleri hem aklı almıyor hem de kafasındaki ideolojilere göre çarpıtıyor, işine geleni kabul ediyor, işine gelmeyeni kabul etmiyor. tehlikeli bir tip yani, bütün bilgileri çorba. baştan kaale almamak lazımmış, neyse son entrymizi yazalım maksat yazılan saçmalıklara inanma eğilimi olanları vazgeçirmek.

    bu adam önceki entrylerinde quantum fiziğinin gerçek olmadığını söylüyor, çünkü ideolojisine ters. fakat bir yandan da quantum fiziğinin ortaya çıkardığı kaon gibi temel parçacıklardan bahsetmeye çalışıyor yukarıdaki entrysinde. aradaki çelişkileri farkedecek zekaya sahip değil, aynı dinciler gibi aklı tutulmuş. zaten einstein değil de sen mi bileceksin yaklaşımı da bir bilen safsatasına* girmekte.

    daha önce de belirttiğim gibi baryogenesis'in konusu olan simetri bozunumu bu adamların (cronin ve fitch'in) çalışma konusu ve nobel de alıyorlar. bu bilimsel makaleler bilimsel dergilerde yayınlanıyor ve doğal olarak erişim hakkı olan herkes bunları okuyabiliyor. literatürde tarama yaptığınız zaman antimadde-madde reaksiyonunun bigbang'i tetiklediğine dair bırak bir cümlelerini, en ufak bir ima bile bulmanız mümkün değil. bu kadar aptalca bir çıkarımı yapmak için nasıl bir kafaya sahip olmak lazım bilemiyorum.

    uğraşı astrofizik olan bir insana fizik bilmediği halde kopyala yapıştır ile astrofizik dersi vermeye çalışanların olduğu enteresan bir yer işte ekşisözlük.
  • evet. temel parçacık daha küçük kütleli başka bir parçacığa ve o da ara ya da aracı bir parçacığa dönüştüğüne göre parçacık bozunumunu daha basit nasıl anlatabiliriz?

    herneyse. konu başından beri yaradılış teorisinin savunucuları tarafından bile maddenin aslında hep var olduğunun kabul edilmek zorunda kalındığı ile ilgiliydi. yani büyük patlama dediğimiz şey bile yoktan değil primeval atom adı verilen şeyin patlaması sonucu oluşuyordu. madde-enerjinin korunumu kanununu teşkil eden bileşenlerin sadece şu an içinde yaşadığımız evrenin oluşumu sırasında değil, büyük patlamanın öncesinde de paralel bir benzerlikle var olduğunu söylemek içindi. bu kadar basit. çünkü büyük patlamanın neden "ol"duğunu kanıtlayabilen henüz kimse çıkmamıştır. bunun dışında zaten büyük patlama dediğimiz şeyin olmuş olduğunun kesin bir kanıtı da aslında yoktur. evrenin sürekli genişliyor oluşundan yola çıkılarak bazı vargılara ulaşılmıştır. ama bu olayın kesin bir ispatı ortaya atılsa bile, evrenin yoktan var olmadığı gerçeği değişmemektedir. çünkü mutlak boşluk, mutlak yokluk diye birşeyin varlığı gerek big bang teorisindeki patlamadan önceki tekillik anında, gerekse sonrasında fiziken söz konusu olamamaktadır. maddenin görülmediği yerde enerji olduğu, varken yok olmadığı ve yoktan da varolmadığı tezi yaradılışçı tezlerde bile kabul edilmek zorunda kalınmaktadır.

    <<madde-anti madde tartışmasının 2 ağustos 1932'de kaliforniya teknoloji enstitüsünde çalışmakta olan carl anderson isimli bir genç araştırmacının, elektron ile aynı kütlesi olan negatif yük yerine pozitif yüklü bir taneciği keşfetmesi ile ortaya çıktığı söylenebilir. anderson buna pozitron adını verdi. bu yeni taneciğin antimaddenin ilk parçacığı olduğu bulgusu, kısa sürede ona 1936'daki nobel armağanını kazandırdı. daha sonraki araştırmalar gösterdi ki, pozitron, bir özellik dışında tıpkı pozitif bir elektrondan beklenebilen davranışları göstermekteydi. bir pozitron adi bir elektron ile çarpıştığında, ikisi de mikroskobik bir patlamayla kaybolmakta ve bütün bu parçacıkların enerjisi x ışınına dönüşmekteydi>> *

    *trefil, james, bilim teknik dergisi, ocak 1982 sayısı, s. 16, çev. f.görgülü, (science, 1981)

    şimdi bu pozitron denilen şey aslında antielektrondur, yani elektronun karşıt unsurudur. bu aynı zamanda, atomu oluşturan alt parçacıkların da diyalektik karşıt unsurları olduğunu göstermiştir. bu da, antimadde-madde reaksiyonunun, aslında evrene ilişkin genel bir diyalektik sürece, birbirine karşıt unsurların, gerek madde, gerek atom altı parçacık ve enerji bağlamında söz konusu olduğu, diyalektik materyalizmin ortaya koyduğu tez-anti tez bağlamına kapı aralamaktadır.

    büyük patlama sırasında ortaya çıkan madde ve antimaddenin neden şu anda aynı nicelikte olmadığı sorgulanmaktadır. işte bu noktada da üçüncül başka bir oluşumun varlığı dillendirilmektedir. bu oluşumun ne olduğu bilinmemektedir. bu oluşumun toplamına karanlık madde ve karanlık enerji gibi kavramlarla ulaşılmaya çalışılmaktadır. çeşitli tezler öne sürülmekte, türlü türlü şeyler uydurulmaktadır. henüz bu toplamın da ne olduğu aslında kesin olarak bilinmediği halde, burada bu üçüncül unsurun varolması gerektiği mantıksal olarak fizikçilerin denklemlerine bir tutarlılık unsuru olarak eklenmektedir. bu üçüncül toplamın gerçekte nelerden oluştuğu bilinmemektedir ancak bu noktada diyalektik materyalizmin tez antitez sentez bütününe mantıksal bir sonuç olarak ulaşıldığı da aşikardır.

    (bkz: evrenin yoktan var olmadığı gerçeği)
  • "hodor hodor hodor hodor hodor diyalektik hodor hodor hodor materyalizm hodor hodor antimadde!1!! hodor hodor hodor hodor diyalektik demis miydim hodor hodor hodor" formunda tartismalara konu olmus hede. @2 gayet acik ve netti oysa ki.