şükela:  tümü | bugün
  • latince onde gelen vatanda$ . ba$kan anlamina da gelir .

    (bkz: hukuk)
  • roma'da cumhuriyetin babayı almasından sonra (j. caesar ın öldürülmesi) octavianus namı değer tanrısal augustus la başlayan dönem (i.ö. 27)

    [efendim; şimdi işin derinliklerine inelim bir güzel; ha ola ki; roma tarihinin bu bölümüyle ilgili dönem ödevi hazırlayacak bacılarımız, karındaşlarımız eksik kalmasınlar; bok var çünkü.. yeryer kendi fikirlerime yer verdim -yer yer yer- hazırladığınız ödevde, hocanız "ne biçim yorum lan bunlar?" şeklinde çemkirebilir, ona göre..]

    şimdi; caesar niye öldürüldü? brutus ve arkadaşları -ve hatta senatus- cumhuriyeti geri getirmek maksadıyla, bu adamın canını aldılar. (bu noktada, bu söylediğimin altını çizin; brutus ve arkadaşları, caesarın yakın çevresindeki kişilerdi!) belli bir siyasi görüşün temsilcileriydiler, başıboş katiller değillerdi. bu yüzdendir ki; siyasi bir cinayet söz konusudur. ilk başlarda bu cinayet işe yaramış gibi görünse de, zamanla octavianus'un akıllı siyaseti, izlediği yol neticesiyle, gidişat bambaşka bir hal almıştır.

    j. caesar la hakkın rahmetine kavuşan cumhuriyet geri gelmemiştir. aksine principatus denilen ılımlı monarşiye geçiş yaşanmıştır. caesar'dan daha baskın karakter olacak bir lider peydah olmuştur. marcus antonius, casear'ın sağ kolu olmasından dolayı, umduğu liderlik mirasını octavianus'a kaptırınca, kleopatra ile gönül eğlendirmiş, karısı octavia'yı onun için terketmiştir.

    [şimdi flashback zamanı;]

    principatustan önce; marcus antonius, lepidus ve octavianus ıı. triumviri 'yi kurdular. sırasıyla; doğu, afrika ve batıyı paylaştılar. iç savaş ve kargaşa dönemine bir son verdiler kendilerince.. (bu söylediğimin de altını çizin: 1. trimviri yani; -caesar, cassius, pompeius- kişisel isteklerle kurulmuştu. 2. triumviri ise tamamen hukuksal yöne, ve yönetsel bağlılığa sahiptir.)

    çeşitli ihtiraslar (hadi bir örnek vereyim; m. antonius, cleopatra'ya hediye olarak, bazı toprakları hediye etmesi..) yüzünden bu üçlü yönetim dağıldı. (başka başlıklarda inceledim bu hususu; üşeniyorum şimdi aramaya, başka bir zaman edit notu olarak koyarım entrynin sonuna.. belki..) ve octavianus roma imparatorluğu nu resmen aktif duruma soktu. ve ilk imparator olarak kendini ortaya koydu.

    işte; m.ö. 27 de başlayan bu dönem roma imparatorluğu dönemidir. imperatarluk dönemi de kendi arasında 2 ye ayrılır. m.s. 284 senesine kadar süren döneme "ilk imparatorluk" veya "principatus devri" ismi verilir.

    [ bazı müellifler bu tarihi m.s. 235 bırakırlar. bunun sebebi şudur ki, 235 senesinden sonra geçen 50 senelik müddet, roma tarihinin en karanlık zamanıdır. bu sırada cereyan etmiş ve iyi bilinmeyen hadiseler dominatus devrini hazırlamışlardı. binaenaleyh, o 50 seneyi, principatus devrinin sonu saymak gibi, dominatus devrinin başı addetmek de mümkündür. ]

    bu devir; roma imparatorluğunun en parlak zamanını oluşturur. pax romana yaşanmaktadır. [bakın bu da önemlidir; zira; augustus'un politikaları evvela halkı, refaha kavuşturmak la başlar. ahlak yasaları, oyunlar, su çalışmaları v.b. icraatlar hep bunun içindir. yine bir başka başlık altında, augustus dönemi roma edebiyatının özelliklerini söylerken, milli bir edebiyatın gerekliliği ve peydah olması üzerine üç beş şey yazmıştım. onu da edit notu olarak entrynin sonuna ekleyebilirim.. halk yorgundu.. ] nefes almıştır roma..

    http://www.gezzo.net/ adresinde belirttiğimiz bir hususu olduğu gibi almak istersek;

    [...üç asır süren bu devrin bilhassa ilk iki asrı, siyasi bakımdan roma'nın en muhteşem zamanıdır. büyük ve kanlı mücadelelerle elde edilmiş olan imparatorluğun bütün dünya üzerinde semerelerini verdiği bu devirde, uzun bir sulh ve sukunet anı vardır. pax romana denen bu senelerde, roma müesseseleri, kendi içlerinde kökleşmiş, helen kültürünü de benimsemek suretiyle bütün dünyaya yayılmıştır. bilhassa ikinci asrın büyük imparatorları, traianus, hadrianus, marcus aurelius gibi şahsiyetler, roma medeniyetini, bugünkü medeniyetin yemelini işgal eden aleme müşterek bir medeniyet haline getirdiler.

    roma - hellen medeniyetinin bugünkü ehemmiyeti, zamanımızdaki avrupa medeniyetinin temeli olmasındandır. yoksa aynı devirlerde, evvelinde ve sonrasında, başka medeniyetler de, tabiatı ile mevcuttu. ancak, devamlılığı ile bugünkü avrupa'ya intikal eden, roma - helen dünyasının tefekkür, sanat, hukuk ve devlet fikirlerinden doğan medeniyettir.. ]

    bu devirde; augustus'un ünvanlarını , yetki alanlarını yazmak istersek;

    -princeps senatus (senatonun birinci kişisi)
    -imperium proconsulare maius (ömür boyu orduya hükmetme ve bütün yeni eyaletler üzerinde yaşam boyu en yüksek emretme yetkisi)
    - tribunica potestas (yaşam boyu yasa teklif etme, veto etme fakat buna mükabil dokunulamzlık hakkı)
    - pontifex maximus(başrahip)
    - censoria potestas (censorluk yetkisi)

    ayrıca; yine aynı web sahifelerimizden ufak bir not;

    [ ..augustus kendisine kral hatta dictator denmemesine özen gösterirdi. o, imperator idi. bu kelime latince'de imperium, komuta, yetki sahibi herhangi bir kimseye verilen bir ünvandı ve bizim bildiğimiz anlamıyla hükümdarlık yetkisine sahip olmak anlamına gelmiyordu. bu ünvan, augustus'a roma ordularının başı olması bakımından verilmişti. kendisine augustus adının verilmesinden sonra octavianus'un tam adı imperator caesar divi filius augustus olmuştur. caesar kelimesi ise augustus'dan başlayarak bütün imparatorların daima kullandıkları bir ünvan olmuştur. (kaizer ve çar kelimesi bu kelimeden gelmektedir.). gerek augustus kelimesi olsun, gerekse caesar kelimesi olsun, her ikisi de bir makam ismi olmayıp sadece şeref ünvanlarıydılar. http://www.gezzo.net/romaimp.html ]

    augustus'un bu sistemi; cumhuriyet ile krallık rejiminin bir birleşimiydi, ılımlı bir monarşi vardı. zaten ince ruhlu bir adam olan augustus'a da bu yakışırdı, diyebilirim.
  • sezar’ın ödürülmesinden sonra cumhuriyet yerle bir edilir. muadili olarak octavianus* tarafından cumhuriyet özelliklerini az da olsa ihtiva eden oluşum olarak kurulur.
    biçimsel olarak cumhuriyetçi özelliklerin devamı olsa da öz için aynı durumdan söz edilemez.