şükela:  tümü | bugün
  • üç robot yasasını zerre umursamayan ve asimov'u mezarında, beni ofisimde tepetaklak eden laftan anlamaz printerminatör. hele ki, hp modelleri. hele ki, bunları ağa tanıtmak. printeri bilgisayara değil, rihanna'yı dünya müzik piyasasına tanıtıyoruz lan sanki. ben bu kadar kapris çektiğimi, bu kadar alttan aldığımı ve her seferinde başka vaveylalarla akşamı ettiğimi daha önce hatırlamıyorum. kış boyu canımı aldın, bahar aylarında dışarıda gezdin tozdun, limonata istedin içirdik, yıllık izin dedin verdik, yalnızlık koyuyor dedin gittik laserjet serisinden manita da aldık. daha neyin tripleri? daha ne "bu belge yazdırılamıyor" mesajları? sözlüğe yazar olsan, alemler senin gibi troll görmeyecek. haftanın en kötülerinden çıkmayacaksın, halk düşmanı olacaksın bu habisliğinle.

    ne diyor üç robot yasası? ha?

    1) bir printer, bir insana zarar veremez ya da bir insanin zarar görmesine seyirci kalamaz.
    2) bir printer, 1. kuralla çelişmediği sürece bir insanin emirlerine uymak zorundadır.
    3) bir printer, 1. ve 2. kuralla çelişmediği sürece kendinin zarar görmesine izin veremez.

    bu kurallardan sonra sana bakıyorum ve tüylerim ürperiyor. gayet normal bir adamken, printerla konuşur gibi entry girmeye başlıyorum. sana mektuplar yazıyorum durduk yere, öpücükle mühürlüyorum.

    sabahtan beri o kadar fazla iş çıkardın ki başıma, entrye olan hakimiyetimi kaybediyor ve şarampolden yuvarlanıyorum.
  • teknolojik evrende en çok korktuğum, en çekindiğim alet. küçükleri bir nebze laftan anlasalar da, a3'e çıktı alabilen renkli modelleri tam anlamıyla haydut oluyor.

    yaklaşık 1 haftadır üzerinde çalıştığım, şık restorantın renderlarını almak için, printerin power tuşuna batığımda, dışarıda çıkan rüzgarın da etkisiyle ofisin kapısı açıldı. power tuşuna basmadım, bin yıllık lanetli uykusundan firavun uyandırdım lan sanki. tüylerim diken diken oldu, o sırada printer hemen bir tane a3 alıp onu sıkıştırdı. kağıt sıkışmasını haber veren yüksek sesli sinyal başladığında, artık geri dönüşün olmayacağını da biliyordum. sıkışan kağıtı çıkardım, ve p1 olarak adlandırdığım dosyayı yazıcıya gönderdim. bilgisayar, printer bulunamadı hatası verdi. belli ki hiç bulaşmak istemiyordu. mecburen tanıtmak zorunda kaldım. mısır kralı 3. imhotep diye tanıttım artık ne yapayım. dosyayı yeniden gönderdim. ofisin kapısı yeniden açıldı, bu sefer ölüler ordusunun da geldiğini düşünerek, çaresiz gibi köşeye sindim. printer yaptığım çalışmayı beğenmemiş olacak, kendisi yeni bir mekan tasarlama yoluna gittiğinden bir 10 dakika esrarengiz sesler çıkardı. çalışırken vitamin olsun diye, 5 tane a3 yedi. yaptığım restorantı kendisine mi yaptım zannetti nedir, çok modern olduğundan kabullenemedi. hayır sana yapmadım pezevenk. özür dilerim kralım. küfredeceğimi tahmin etmedim.

    aradan yarım saat geçti, ve tek bir çıktı bile alamadığımdan mücadeleden vazgeçtim. kağıt stoğumuz azalıyor. muhtemelen parkeleri söküp, imo'yu öyle besleyeceğim.

    üzerinde tuş olmayan, sadece gönderdiğim dosyayı yorum yapmadan basabilecek bir printer icat edilsin istiyorum. her power tuşuna bastığımda, soğuk bir rüzgar yüzümü yalamasın istiyorum. printer bedeninde hayat bulmuş firavunlarla uğraşmak istemiyorum.
  • dış mihrakların işi. dıştan kastım evropa ya da ameriko değil; direk uzaylılar.

    gelişmemizi, onlarla aynı seviyeye gelmemizi belki de geçmemizi istemediklerinden, ilk printerı gelmiş kurmuşlar yıllar önce. biz de muhteşem bir alet diye geliştirmeye çalışmışız, geliştirdikçe boka bulanmış ve muasır medeniyet seviyesinden geri kalmışız. bunun farkına varan fazla insan da yok, bir gün printerlar birleşip dev bir robot olunca, insanlığı yok etmeye başlayınca, kafanızı duvarlara vuracaksınız ama ben çoktan gitmiş olacağım.

    bizim ofisteki printer da, bu robotun başı olacak. amına koduğumun aleti, ne kapanıyor ne açılıyor. power düğmesinin sinyal gibi yanması nedir ulan? basıyorum kapanmıyor, basıyorum açılmıyor. renk kartuşları, daha yeni doldurduğum halde bitmiş gözüküyor. senin içtiğin kartuş kadar kırmızı tuborg içsem, tuborg'tan plaket verirlerdi vre allahsız!

    fişini çıkarınca anca kapatıyor tüm ışıkları, gelecek ay kendi enerjisini de üretecek; işte o zaman bambaşka olacak her şey. beni kovalayan bir printer ile sahilden sarıyer'e kadar koşacağım. yorulunca ateşkes imzalar, belki meşhur sarıyer börekçisinde kısa bir ara veririz. sonra aynı güzergahtan ver elini karadeniz. aslında vapur ile karşıya geçtikten sonra başlasak, ben de karadeniz'in muhteşem yaylalarını görme fırsatı bulsam fena olmaz.

    ama eminim ki, bu ibnetor ben ne istersem tersini yapacak. kuzey diyeceğim, antalya diyecek. güney diyeceğim artvin şavşat diyecek. bu yüzden, fikrimi belirtmek istemiyorum.

    hiç bir bilgisayar da kendisini tanıdığını kabul etmiyor, mafya gibi haraca bağlamış ofisteki tüm elektroniği. eğer bir tanrı varsa, senin cezanı o versin k850! eğer yoksa, sonunu getirmek için o tanrı gerekirse ben olacağım. yeter hayatımı berbat ettin.
  • lanetli olmasının sebebini, önceki hayatında firavun olmasına bağladığım aletti. imhotep ve hizmetindeki ölüler ordusunun, yanlış reenkarnasyon ile hp designjet serisinden bir printerda hayata döndüğünü düşünmüş, sonra da printerin anasına söverek kontrolü kaybetmiştim.

    ama bugün he rşey su yüzüne çıktı. designjet serisinin, firavunlarla alakası yok. hp'nin bu dillere destan serisi, önceki hayatında bir deve kervanıydı. bizim ofise de, bu kervana liderlik eden deve gelmiş işte. adam, tam üç hafta önce gönderdiğim dosyaları unutmamış, bugün öğlen saatlerinde yaklaşık yarım saat boyunca aynı çıktıyı verdi durdu.

    develer kindar olurmuş, onun hakkında ileri geri konuştuğumu yazmış defterine. aradan bayram geçmiş olmasına ve bayramlarda tüm dargınlıkların bitmesi gerektiğini bilmesine rağmen, geri dönmemi beklemiş. yemekten geldiğimde, aynı çıktıdan yaklaşık on dört tane görünce, dayanamayıp elimi boğazıma götürdüm, "boğazını keserim lan senin" hareketi çektim. o da kağıt sıkıştırarak karşılık verdi. çıkışa gel işaretime, bir tane daha en renklisinden çıktı alarak karşılık verdi. orjinal kartuşun amına koyarak, beni ekonomik olarak çökertmek istediği belliydi. ona kartuşun parasının cebimden çıkmadığını, çıkartırsa ekime, çıkartmazsa sikime kadar olduğunu söyledim. bu umursamaz tavrım, deve hazretlerini daha da sinirlendirmiş olacak, aldı bir tane daha kağıt yedi.

    şu an mecburi ateşkes döneminden giriyorum entryi. patron gelince, savaşa ara verdik. ben çalışırken, arkadan gelip boğazımı kesmesin diye fişini çektim. mecbur kalmadıkça da takmayı düşünmüyorum. bu ipneye minnet edeceğime, oturur kendim yazarım lan dökümanları. 3d yerine de, artık yağlı boya ile bir şeyler yapmaya çalışırım.

    be hayvan, bayram geçmiş gitmiş, daha neyin hafızasıdır, neyin intikamıdır lan bu?
  • içinde küçük bir yapay zeka bulunduğu vakit, teknolojinin ne kadar tehlikeli bir şey olduğunun vücuda gelmiş hali.

    arkadaş sinire kestim, bir kaç cümleyle öfkem dinmedi trilogy oldu, külliyat oldu lan. sinirden sağ gözümde nabız atıyor. kederden, saçı komple bırakıp, akşam eve giderken suat kaya'nın saç ektirmeden önceki hali gibi yürüyeceğim caddelerde.

    üzerinde çalışılan projenin sonuna gelmiş bulunduğumdan, sunum dosyası için çıktı almam gerekti sabah 10 gibi. patrona, dışarıdan alırsak daha profesyonel olacağını söyledim. hem kartuşumuz bitmez hem de fotoğraf kağıdına alırız dedim, ama asıl amacım pezevenk hazretleriyle bu dünyada bir daha karşılaşmamak, minnet etmemek. en son karşılıklı küfürleşmemizden sonra, aynı sofraya bile oturmadık. benim sevmediğimi bildiği halde, öğlen yemeklerinde pırasa istiyor. yemekte pırasa yoksa, 120 gr fotoğraf kağıdı yiyor sinirden. patron, bu önerimi kabul etmedi. fotoğraf kağıdımız da var, kartuşumuz da var, sen beceremiyorsuna getirdi lafı. sağ gözüm istemsiz olarak titredi, 3. rounda çıkacaktım. ilk iki roundu o kazanmıştı, ama bu sefer daha dikkatli olacak sürücülerini yükleyip, doğru adımlarla çıktı alacaktım.

    120 gr fotoğraf kağıdını haznesine koydum. 120 gr fındık tartıyormuş gibi pür dikkat işimi yaptım. fişini en son aşama da takacağım ki, mantık yürütemeden hemen çıktıyı alsın diye. sürücülerini buldum bir yerden. internetten bulmasam, hp türkiye'yi bastıktan sonra, oradan çocuğun birisini sürücü diye rehin alıp, ofisin içinde yazıcı sürdüreceğim. ama sürücü kısmında pürüz çıkmadı. dosyaları sıraya dizdim.

    yazdır butonuna bastığım an, aynı anda fişi prize takacağım. yüksek gerilimi doğru zamanda doğru yere ileten emmett brown gibi hissediyorum kendimi. bir elimde priz, diğer elimde mouse, manyak gibi bekliyorum. patron dışarıda, ofiste tek başımayım. fişi prize taktım, o sırada yazdır dedim. jpeg daha kabloların içindeyken, hayvanın evladı kağıdı diagonal aldı. jpeg yazıcıya ulaştığında kağıt çoktan sıkışmış, bombok olmuştu. fişten çektim, elin amerikalısı doğru gerilimle 1955'ten 1985'e atlıyor, ben bir tane çıktı alamıyorum diye üzüldüm. kağıdın olması gerektiğinden kalın olduğuna kanaat getirdim, en boktanından a4 koydum hazneye. fişe taktım tekrar yazıcıyı. 1.5 iskenderden sonraki hafif tatlıyı yercesine aldı yedi, incecik kağıdı. feda olsun. dosyayı yazdır deyince de çıkarttı elime verdi ilk çıktımı. ince kağıtta boya aşırıya kaçtığından, monet tablosu gibi gözüküyordu ilk çıktım. dünyanın ik dijital empresyonist artisti gibi hissettim bir an.

    saat 12'ye doğru yağlı boya sergisi açacak kadar çıktı almıştım. mutsuzdum, yemeklerimizi yapan teyze yemeğin hazır olduğunu söylediğinde, printer'ın başında ayakta dikiliyordum. elimde binbir türlü kağıt ve printerin fişi. o sırada ofisin önünden geçen her hangi bir insan, printeri evcil hayvan gibi yürüyüşe çıkarttığımı düşünebilirdi. ofisin içinde elinde printer fişini tutup uzaklara bakan kaç tane insan var ki.

    ağır bir hezimetle ayrılıp, yemek masasına oturdum. pırasa vardı. sağ gözümde nabzım atıyordu.
  • ofiste insanin psikolojini geri donu$umsuz bir $ekilde bozabilen aygit.

    olay agi $oyle geli$ebilir. "ulan hep evrak mi basicam, benim kankaya ciziktirdigim $u mektubu da ofisteki printerdan basayim nolacak" der ve hayatinin hatasini yaparsin. word'un u guzide "print" butonuna basar, cok sevgili ofis printerinin* yanina gidersin. icinde bilumum dedikodularinin, geyiklerinin oldugu i$te o mektup tam basilirken deli printer kendini yirtarak kagidin bittigini haber verir. i$lemi cancel etmeye cali$irsin, yemez $erefsiz makine, cunku bunlar gizli dokumanlari basmak icin inat eden ve dunyayi elimizden almak isteyen hain makinelerdir esasinda!

    ogle arasidir, kagit bulmak icin ortaligi birbirine katarsin. kagitlari bulur ve guzide alete yerle$tirirsin ama o da ne, senin yolladigin dosyayi cikarmaz bi turlu printer. binbur turlu paranoya yaparsin, koridoru bi a$agi bi yukari yurursun, hayir yok cikmaz senin dosya. "oh be abi yirttim basmadi i$te" diye sevinir, kubigine geri donersin.

    yanilmadiniz, on dakika sonra iceri bolum sorumlusu, senin patronunun poposu uzerine yaptigin yorumlarin uzerinde yazilmi$ oldugu arkada$ mektubuyla iceri girer, cunku pislik printer, sayfalara bir title page eklemi$, ve "redirected by charm's computer" yazmi$tir. boylece, sevgili printer bunyeyi yalan soylemek catalindan da kurtarir.

    allah butun printerlarin belasini versin. yaziyorum buraya, bunlar dunyayi yokedicekler bi gun!
  • şahsım gibi printerın, beşeri çileden çıkarmak için icat edildiğine inananlar için;

    http://theoatmeal.com/comics/printers
  • çaylaklıktan kurtulmuş yeni yazar. hoşgelmiş!
  • "neden prin kamyon değil" (adnan oktar esprisi)