şükela:  tümü | bugün
  • bilgisayar oyunlarinda ya dunyayi yoketmeye yada birilerini kacirip onu deneylerinde kullanmaya calisan pis kisilik. ornek olarak maniac mansion veya impossible missionin profesorleri verilebilir.
  • reference alabilmek icin pesinden kosturdugunuz kisi
  • ankarada anittepede geceyarilari acik olan bir koftecinin adi. entel bir mekandir, iceride rock falan calar.
  • celik blek'in kadim dostu
  • bunlarin kardiyolog ve dahi konsey baskani olan versiyonu bir adet, cumhuriyetin ilanindan bile bihaberdir. hele ki tdk'yi ve günlük konusma dilini lanetler, sülüs harflerle yazmaya kadar götürür isi. vardir böylesi..
  • bilimum gorsel ortamda (tv, sinema, reklam, vs) birbirinin neredeyse ayni tipte olan ve hicbir zaman adı ve dalı olmayan kisilerdir. en klise profesor ornegiyse film ve cizgi filmdekilere, adini hatirlayamadigim bir deprem uzmaniydi. siyah kalin cerceveli gozluk, siyah sac, siyah top sakal, gozlugun ustunden bakan gozler. cizgi filmden firlamis gibiydi, adi neydi ya deprem konseyi baskani miydi neyse
  • derse girerken cep telefonlarimizi kapatmamizi, bizi got ederek ogreten kisi. calmakta olan flipback telefonu tum anfinin gorebilecegi yukseklige kaldirip acip kapatan, sonra da gulumseyerek sahibine geri veren insan.
  • tümay dersanesinin oralarda bir yerlerde enfes kokoreç yapan mekan. kokoreçleri parçalayan, kesen biçen abi ritimle yapıyor o işi, halet-i ruhiyesine göre değişmekle birlikte genelde oynak bir şeyler çalıyor. 'çatta da çutta da çatta, çat çat çat' şeklinde bir müzik eşliğinde kokoreç yiyorsunuz...
  • odtü fizik ve civarında yaşayan o birçok kedi arasında sevdiğim, ilgilendiğim ve beslediğim bir kedi var; simsiyah tüylü, yeşil gözlü (adını simon koydum - "saymın" değil, "simon"). buna türlü oyuncaklar götürüyorum, işte şişe kapağıdır iptir falan. simon güzel güzel oynuyor bunlarla; yolu oradan geçip de bir acelesi olmayanları durdurup da seyrettirecek bir şirinlik ve kendiliğindenlikle.

    öğrenci kardeşlerden birisi ile beraber dikilip izliyoruz o gün simon'u. açıkçası biraz o kedinin sorumluluğunu almış olmanın da gururuyla "ne şirin şey, değil mi?" gibi bir laf atıyorum ortaya.

    öğrenci kardeş onaylıyor, onaylıyor ama nasıl: "şimdi çok güzel oynuyor da... keşke hiç büyümeseler..." bir ortak talebin ifadesi olduğundan gülümseyerek bakışıyoruz. ama kardeş bununla yetinmiyor, üzerine açıklama yapmak ihtiyacı duyuyor:

    "büyüyünce böyle olmuyorlar - profesör oluyorlar!"

    doğrusu nefis bir saptama.

    buradan, profesörlerin, tüm kendiliğindenliklerini; o şirinlik, heyecan ve oyunculuklarını tarihe gömmüş (ya da gömmek durumunda kalmış) varlıklar olduğu sonucunu çıkarıyoruz - çıkaralım. ama istisnalar kümesinin doluluğunu da aklımızdan çıkarmayalım.

    profesörler hepimizin.