şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle; sevgili stalker'ım bunu okuduğunu biliyorum, ensemde sürekli nefesini hissediyorum. bazı geceler çığlıklarla uyanıyorum..

    çalıştığım firmada çok tatlı bir arkadaşım var. kendisi stalkerlıkta şah, şahbaz bir karakter. şirket çalışanlarının eski sevgilileri, nişanlıları, eski sevgililerin aileleri, deşifre edemediği bir insan, elinden kaçabilen bir özel hayat daha görülmemiştir. hatta bu konuda o kadar evrensel değerlerle hareket eder ki en son rusya mağazamızda çalışan kişiyi ve sevgilisini bizlere deşifre etti.

    bu öğle yemeğinde boşboğaz denik olarak kendisiyle bir iddiaya girdim. sözlük yazar sayısının her geçen gün artması, bilgi kirliliğine ve yeni ekşi sözlük arayüzünün okunamamasına( öpücükler esesci) güvenerek ona zirveyi teklif ettim. ekşi sözlük yazarlığımı bulamayacağına dair iddiaya girdim (evet, ben kim köpeğim? ben hayırdır?). öğle tatilinden kısa bir süre sonra yerimden bir iş için kalktım ve döndüğümde bilgisayarımda post-it üzerinde nickimi buldum (üzünç, acı, depresyon)
    hayatımda gördüğüm en hızlı ve en baş döndürücü stalker.

    buradan yetkililere sesleniyorum, bu yeteneği başıboş bırakmayalım. bir yıldız doğuyor..
  • stalk mağdurunun anneannesinin böbreğindeki taştan bile haberdar olabilecek kadar derinlere inebilen kalkan balığından hallice yetilere sahip kişi.
  • var benim böyle bi arkadaşım. her eve lazım formunda. kızın elinden ne uçan ne de kaçan kurtuluyor. çok da iyi yapıyor yani. yedi ceddini tarıyor öğreniyor vs.
    ben napıyorum? aaaa olmaz ben tanıyacağım, sosyal medya yanıltıcılığından faydalanmam. bik bik bik...
    eee noldu? bi güzel hoşlandığım (güya bana da ayılıp bayılan) adamın bütün foyalarını bir bir ortaya çıkardı. adamın bir yıldır sevgilisi varmış. pehhh!!
    özetle eli öpülesi insanlardır onlar. koruyup, kollayınız.
  • (bkz: çeken bilir)
  • benimdir. hoşlandığım kızın lise hocasının eşini tanıdığımı öğrendim.
    edit: kibarlık.
  • işsiz güçsüz, boş insan meşgalesi.
  • s.t.a.l.k.e.r olmak sosyal medyada birinin bilgilerini bulunca s.t.a.l.k.e.r oluyosun bu kadar ele ayağa düşmüş vah vah. biz stalker'ı tarkovski'den öğrendik ve stalker oyun serisinden, marked one reyiz ve strelok'dan öğrendik hadi eyvallah.

    s.t.a.l.k.e.r = (scavenger, trespasser, adventurer, loner, killer, explorer, robber. bunların hepsinde uzmansan veteran bir stalkersın demektir, hadi eyvallah v2.
  • profesyonel stalker yuksek lisans tezim, biraz uzundur. cay veya alkolle eslik ediniz.
    bu tezde yer alan isimler hayal ürünüdür fakat yasanmis olaylar, kişiler, ve yerler gerçektir.

    çalıştığım şirketlerden biri beni amerikaya eğitime göndermek istiyordu, böyle bir fırsatı değerlendirmek için patronun teklifini kabul ettim, o zamanlar beni yalakalık yapmadığım sevmeyen ve mobbing uygulayan bir müdürüm var, 10 gün uzaklaşır kendime gelirim diye düşünüyordum.

    sabah 07:45’teki vize randevusu için istinyede’ki amerikan konsolosluğuna gittim, bilenleriniz vardir konsolosluğa girmek için, ilk aşama bahçede ki vize başvurusu yapanlar isim ve saat bilgisine içeri alınır. sonraki aşama binaya giriş, orada ikinci kontrol var. binaya girince x-ray cihazı vardır, sonra asansörle yukarı çıkarsın, ilk belge kontrolü, parmak izi verme ve mülakat aşamaları.. konsolosluğa giriş bu şekilde iste.

    neyse bahçe girişinde bekliyorum, önümde bir kız var, halinden davranışından anladım ki ya etilerde oturuyor ya da ünlü bir biri, yoksa kimse sabahın köründe teşvikiye'de ki ünlü cenazesine giden bülent ersoy güneş gözlüğü takıp 1 metre çapında o şapkayla sabah 7:30da sırada beklemez. ünlü kızımız önümde yanında da bir erkek var, ben gibi tek gelip sırada sessizce bekleyecek değil ya yanında yaveri olacak tabi. isim kontrolümüzü yaptık, bina girişinin önünde ikinci sırayı bekliyoruz, yaver ilk elemeleri geçemedi, onu yedek kulübesine gönderdik. ünlü kızımız bu sefer sırada başka bir kadınla konuşmaya başladı, aklımdan da ne kadar da sosyal bir kız, keşke benim olsa* diye geciyor. ben de bahçede çimenlerin renk tonunu kontrol ediyorum. kızın konuşmalarına kulak misafiri olmamaya çalışıyorum ama ünlü biri işte kendini belli ediyor, dinlemesen bile duyuyorsan, dinlesen neler konuştuğunu tam duyamadığın icin anlamıyorsun, öyle bir ikilem içinde çimenlerin renk kodunun #7cfc00 olduguna karar verirken ikinci elemeleri geçiyoruz. şu hayatta erkek olmanın avantajlarını yaşadığımız nadir noktalarıdan biri olan x-ray cihazından hızlıca geçtim, onlar çantalarını beklerken ben usain bolt gibi geçtim tüm kadınları.

    asansörle konsolosluğa çıktım. bu arada aklım kız da değil ama ilginç bir şekilde dikkatimi çekti, normal şartlar altında olsa çok önemsemem. resmi olarak amerikan topraklarındayım artık, ikinci katta ilk aşama olan belgeleri gösterdim, sıramı aldım ve oturdum. oturma düzenini anlatayım (konsolosluğu böyle detaylı anlatıyorum ama umarım sıkıntı olmaz, konsolos bey sıkıntıysa ulaş bana sileyim bu kısımlarını) 3erli olarak iki tane yan yana koltuk-bank arası oturaklar var. bunu çizerek anlayım size, zira hikaye burada başlıyor. hikayenin kahramanları; ben x, hatun kişi y, yabancı adam z. ben içeri girdim z bey tek başına ön sırada oturuyor. ben adamın yanına oturdum, aynı koltuk değil ama yanı işte, aradan 1 dakika geçti ana karakterimiz geldi, o da adamın koltuğunda diğer köşeye oturdu. son durum şöyle ( :y _ z: :x _ _:)

    burada ilk aşamada parmak izi veriyorsun, sonra arka tarafa geçerek mülakata giriyorsun. z bey parmak izini verdi verdi arka koltuklara oturdu mülakat için ve figüranın sahneden kaybolur, kıvanç tatlıtuğ kaç tane figüranla muhabbet etmiş aşk-ı memnu’da, bu hikayede kıvanç rolündeyim ben. konuya geri dönüyorum, benim sıram geldi ben gidiyorum ama gözüm arkada. parmak izimi verdim geri döndüm kız yok! nasıl olur bu hikaye böyle bitemez, daha başlamadı bile. hayatim (spoiler alert) game of thrones değil ki daha ilk sezonda eddard stark’ı ölsün.

    her neyse ben arkada tarafa insanların arasında beklemektense tek başıma önde otururum diye adamın kalktığı yere oturdum, z yerine x koyun işte, ama y yok :( velhasıl-ı kelam aradan 1 dakika geçti, parmak izi verilen gişelerinden pantene reklamında ki kızların saçını savurduğu gibi saçını savurarak döndü. arka tarafa gitmedi ve benim oturduğum koltuğa doğru doğru geliyor. koca yürekli kadın yavaş ol, adımlarında ki heybetin titretiyor yeri göğü.. önümden geçerken kız mı yavaşladı zaman mı yavaşladı anlamadım, ama çok yavaş bir andı. slow motion nedir orada öğrendim ben. yanıma oturdu, yanıma, benim yanıma, sen ünlüsün lan, ne işin var benim yanımda, jon snow(stark)’ın yanında geç (artık kıvanç değilim tabi), ben ilk sezonda ölecek olan ned’im. zaman durdu, yer çekimi kalktı, dünya karardı, güneşle ay yan yana. konudan sapmayalım, zira hikaye daha uzun. şebnem ferah’a üniversite şenliklerinde evlilik teklifi ederken bile bu kadar heyecanlanmamıştım.

    konuşmak istiyorum kızla fakat klasik giriş yapmak istemiyorum. merhaba, selam, nasılsın.. bu tarz girişler bana göre değil. bu arada bende 5 tane belge var, iş yerinden aldığım belge, amerikadan davet mektubu, başvuru formu falan, kızın elinde belki 15-20 sayfalık belge var, bari buradan muhabbete gireyim dedim. gayet ciddi ve sorgulayıcı bir ses tonuyla ‘ne bunlar böyle, neden çok belge var’ dedim, bunu duyunca biraz şaşırdı, nasıl yani falan dedi, bende 5 sayfa belge sende 20 sayfa belge var, burada ikimizden birinde sıkıntı var dedim. kız ben yabancı uyrukluyum benden fazla belge istiyorlar dedi, muhabbete giriş 10 üzerinden 8 ama sürdürülebilirlik puanı 10. ailem gürcistanda yaşıyor hatta vize icin bankada 5bin dolar para göstermem gerekti, cuma günü ailem anca yatırdı az daha süreyi kaçırıyordum dedi.

    bu arada bahsetmedim ama günlerden pazartesiydi. sonra merhaba ben taman dedi, içimden taman ne la diyorum öyle isim mi olur, belki gürcistanda normal bir isimdir diye önemsemdim. bu arada ben o sıralarda beşiktaşta oturuyorum, o da etilerde oturuyor, 3 sene önce taksi şoförü, okula gideceğim diye beşiktaşa götürmüştü beni dedi (klasik türk taksi şoförü, yabancı görmesinler.) okul nerede dedim, etilerde ama beşiktaşta hazırlık okulu var dedi. hangi bölüm okuyorsun diye sordum (mümküm derecede tüm bilgileri almaya çalışıorum), tam sıra bir gürültü oldu ne dediğini tam anlamadım ama küresel global siyasetle ilgili bir şey dedi, yüksek lisans yapıyormuş. hangi üniversitede, oxford üniversitesi (gerçek adını es geçelim şimdilik ne olur ne olmaz). iyiymiş falan derken bana gürcistanı anlatıyor bende batı karadenizi safranbolu evleri anlatıyorum, anlatacak bir şeyimiz yok :( baktım konu tıkandı, arka tarafa geçelim dedim, birazdan sıramız gelir dedim ve arkada tarafa geçtik.

    orada oturuken gişede çalışanları analiz ediyoruz, soldaki çok soru soruyor, ortadaki çok hızlı tamamlıyor işlemleri. inşallah soldaki gelmez bana diyor, bende içimden inşallah o bana gelir, senin sıran gelene kadar oyalarım ben onu diyorum. benim sıram geldi sağdaki hızlı olan, ben gittim mülakatı yaptım, sanırım 2 dakika sürdü ve 10 yıllık vizen hayırlı olsun dedi. ben döndüm kızın yanına.bu arada fa vize için normal prosedür bitti ve tek yapmam gereken konsolosluğu terketmek ama ben gitmek istemiyorum. çünkü oradan işe gideceğim lanet müdürün yanına. bu arada ben 1 ay sonra new yorka gidiyorum dedim, o da ben döndükten iki hafta sonra gidecekti. "keşke aynı zamanda gitseydik orada takılırdık, görüşürdük" falan dedi. ya işte kafa durdu çalışmıyor, bu mesajı alamadım o an. sonra gisede kızın sirasi geldi, bana çantasını ve bir kaç belgesini bıraktı gitti. bu arada belgelere bakmıyorum, baksam adını soyadını ve merak ettiğim her şeyi öğreneceğim. efendiliğimi bozup bakmadım, yanlış hatırlamıyorsam orada 10-15 dakika mülakat yaptı, yanıma geldi yüzü asık, hayırdır ne oldu dedim. bana 1 yıllık verdiler dedi, öğrencisin dedim o yüzden az vermişlerdir falan. neyse biz ikimiz çıkıyoruz binadan, bahçe kapısına geldik, istersen etilere bırakabilirim dedim, bende leventte çalışıyorum. yok arkadaşım burada dedi, daha ilk elemeleri geçemeyen yaver orada. görüşürüz dedik ayrıldık. o kadar, görüşürüz.. nasıl görüşürüz sorusunun cevabı henüz yok, hikaye şimdi başlıyor.

    ben ofise geçtim, içimden zerre çalışmak gelmiyor, gelen talepleri yoğunum diye erteliyorum. öğlene kadar çalışma performansım sıfır, bu böyle olmaz, o an aklıma koydum, bulacağım onu!! elimdeki bilgiler yazdım;. gürcistanlı, 3 sene önce geldi, oxford üniversitesinde öğrenci, global siyaset yüksek lisans, amerikaya okulun bir programıyla gidiyor, en önemlisi adı taman. okula gideyim diyorum ama öğrenci olmadığım üniversite kampusune giremiyorum bile, dedim yüksek lisans yapayım bari, okula mail yazdım yüksek lisans düşünüyorum sizin okulda bununla ilgili görüşmek isterim diye, sagoulsunlar onlar da okulun sitesine yönlendiriyorlar ve maille bir kaç online broşür gönderiyorlar, üniversiteye gel konuşalım yok.

    okulun sitesine giriyorum belki public olarak öğrenci listesi asmışlardır diye mümkün değil tek bir isme dahi ulaşamadım, devlet universitesinin 10 yıl önceki sınav sonuçları okulun sitesinde durur oxforda gelince bilgi sıfır bilgi. devlet özel farklı böyle bir şey. arkadaşım kardeşi başka bir üniversitede öğrenci ve bir kafede gitar çalıyor, dolayısıyla arkadaş çevresi çok geniş. ona sordum oxford üniversitesinde arkadaşın var mı, var abi, tam aradığım cevap. o arkadaşlarına söyle okuldaki panoları incelesinler, öğrenci isimlerinde taman ismi bulsunlar diye, namümkün sonuç sıfır. üniversitenin web sitesinde amerikaya gönderdikleri programı buldum, tarihler uyuyor, anlattıkları ile program tanımı aynı, en azından hayal görmemişim diyorum kendi kendime, böyle avutuyorum. amerika programını incelerken deutsche bank (banka adı da fake) ibanı numarasına 7500 tl yatırın diyor. o bankada çalışan arkadaşım var onu aradım, elif sana iban numarası versem o hesaba kimler 7500 lira yatırmış söyleyebilir misin, cevap deli misin oglum mümkün değil, banka-müşteri gizliliği falan derken, araya girdim 10 dakika süremiz var ve gönül meselesi bu dedim. 10 dakika sonra whatsappa kişi listesi akıyor. gözüm listede yabancı isim arıyor. bir tane yabancı erkek ismi var. bingo! parayı babası soyadi kazanov yatırdı. bu sefer taman kazanov olarak sosyal medya ve arama motorlarına geri döndüm. yine sonuçlar istediğim gibi değil, nokta atışı yapamıyorum bir türlü, hep bir aksilik çıkıyor.

    odağımı istanbulda yaşayan diğer gürcülere çevirdim, onların arkadaş listelerinden taman’a ulaşacaktım. o sıra öğrendim ki istanbulda tıp okuyan gürcü sayısı çok fazla. orada kızın tekini buldum, batumlu ve oxfordda okuyor, hemen facebooktan mesaj yazdım, taman’la aran nasıl diye, taman kim dedi, nasıl tanımazsın ya sizin okuldaki gürcü kız. sen tanımazsan kim tanır onu diyorum. valla tanımıyorum dedi, dedim hemen araştır arkadaş ol onunla dedim, tamam dedi. sonra ne ben ona yazdım ne de o bana yazdı. sonuçlar olumsuz olunca odağımı yine değiştirdim, babadan kızına ulaşacağım, baba adını arıyorum. facebookta bu isimde birini buldum ama genç bir çocuk, parayi babasi degil abisi yatirdi demek ki.

    potansiyel stalklarken aveanın facebook sayfasında yorumunu buldum, "sorun yaşıyorum telefon numaram bu" diyerek telefon numarasını yorumlarda paylaşmış. inşallah kayınço bu değildir diye düşünüyorum, lan facebook yoruma telefon numarası yazılır mı, neyse bilgi havuzuna attım kayınçoyu telefon numarasıyle birlikte. şimdilik hedefe en yakın nokta kayınço. bundan iki sene önce istanbulda çevre temizliği etkinliğie katılmıştım ve temizlik takımının lideriydim, takımımda iki tane gürcü çocuk vardı, facebookumda pasif duran elemanlardı, nasıl olurda bu detayı atlarım. ilk gideceğim kapı onlarken 1 buçuk hafta boşu boşuna kürek çekmişim. hemen tekine selam çaktım, naber koçum okul nasıl gidiyor falan derken, taman’ı tanıyor musun dedim, yok dedi. bu seferde çocuğa fırça atıyorum nasıl tanımazsın diye, ikinizde gurbettesiniz, destek çıkın birbirinize diyorum. neyse facebookta grubunuz türkiyedeki gürcülerin grubu var mı, nerelerde takılıyorsun dedim, ıstgurc diye bir grup var dedi. grubu inceledim kapalı grup, girmeye çalıştım reddettiler, tekrar denedim tekrar reddettiler. yeni facebook profili oluşturdum, kerim kazirov, hemen batum fotoğrafları falan doldurdum facebooku. tekrar talep gönderdim, hemen kabul ettiler. her geçen gün hedefime yaklaştığımı hissediyorum, “selam arkadaşlar, oxford’da küresel siyaset okuyan var mı ? o bölümle ilgili bir sorum olacak” bunu gürcü arkadaşa gönderdim dedim bunu çevir bana, duvarda paylaşacağım. o saatten sonra benim gözümde mütercim tercüman karizması vardı çocukta.

    facebook grubunda duvara yazdım bunu, kimse sallamıyor, 1 gün boyunca bekledim. ertesi gün sağolsun bir tane eleman başka birini etikledi yorumda. o da hemen cevapladı, buyur kardeş yazdı.hemen çocuğun profili inceledim, baktım uzun zamandır türkiyede ve türkçe içerikler de yaşamış. cocuğa mesaj gönderdim benim gürcücem çok iyi değil, annem türk burada yetiştim falan. uzatmadan hemen konuya girdim, sizin bölümde gürcü kız var ya, dedim. yaman mı dedi, evet yaman dedim. 2 haftamı raman, aman, taman, zaman, boşuna harcamışım. bana o kızın numarası lazım, sende var mı dedim, bende yok dedi, ama gruba bakayım dedi, ne grubu diye sormadım, çokta önemsemiyordum.

    ertesi gün mesaj yazdım, buldun mu diye, çocuk hemen numarayı yazdı. elim ayağım titriyor, gözüm karardı yeminle. şirkette kadinlar konsorsiyumunu topladım, hikayeyi anlattım onlara, elimde telefon var ama heyecanlıyım arasam ne demeliyim, akıl aldım onlardan. işten sonra eve gittim, ama duvarlar üzerime üzerime geliyor. heyecandan ölüyorum resmen. diğer taraftan iki haftadır bu anı bekliyorum. gözümü kararttım ve aradım;

    - alo
    - alo yaman, nasılsın ?
    - iyiyim ve keskin bir sessizlik, bu anda ne diyebilirim, konuşmanın sessiz kısma çalışmamıştım :(
    - bende iyiyim, sormadın ama.
    - ya kusura bakma tanıyamadım, nasılsın.
    - iyiyim sağol, kim olduğumu anlatayım hemen, amerika vizesi alırken konsoloslukta kiminle tamışmıştın,
    - aa sen misin, ama nasıl ulaştın bana falan dedi. ben de sonra anlatırım diyorum. amacım buluşma ayarlayabilmek. salı günü aramıştım, perşembe buluşalım mı dedi ? tabi dedim..

    sonra görüştük yamanla, fakat friend-zone bölgesinde kaldim. artik yüksek lisansım var fakat elimde patladı. tum bunlar uzun yillar once oldu, stalk konusunda zirveye ulastiktan sonra biraktim.

    emekli yuksek stalker martin luther nick