şükela:  tümü | bugün
  • bitebilecek olsa adı progressive olmayacak rock türü. başlangıcı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler the beatles'a göz atmalı, sonrasında da vanilla fudge'ın tadına bakmalıdır. progressive demek saniye çok fazla nota basılan sololar demek değildir.
  • en fazla ihmal edilen gruplar genelde dogu avrupa (ve japonya) menseili gruplardir. bunlara birkac ornek olarak sbb, modry efekt, tako, phoenix, time (, bi kyo ran, pazzo fanfano di musica, novela, midas) verilebilir. ozellikle sbb ve modry efekt'i (bir de midas'i) billmeyen progressive rock taraftarinin bilinclenmesi gerektigini dusunurum bazen.

    bunun haricinde zamaninda quebec sehrinde dogmus jazz karisimli akimin da daha populer olmasini dileyen bir kisiyim. buradan reklamini yapayim; maneige olsun, breche, opus 5 olsun cok sahane gruplarimizdir.

    hakkaten su dogru; karanlikta kalmis progressive basyapitlari yanyana dizsek buradan mars a kopru olur. adini sanini bilmedigim tamamen rasgele bir album dinleyip gunlerce kendime gelemedigim cok olmustur. ahanda bir ornek veriyorum; rebekka'dan phoenix isimli album. zaten almanya'dan cikip da kotu muzik yapan prog grubu bulanda bu turu dinlemeyi birakacagimi acikliyorum.

    bir oznel yargida daha bulunayim; bu muzik iyidir hostur ama, 70'lerde %95 bitmistir. o nasil bir akimsa, nasil bir donemse artik... gunumuzdeki kalitesiz cogunluk sebebiyle artik progresifim diyen bir grubun kendini kanitlamak icin cok sey yapmasi lazim gelir. soyle bir bakiyorum da, 90'lardan bu yana yapilan albumler icinde "basyapit" diye niteleyecegim album sayisi 5'i ya gecer ya gecmez, 10'u hayatta gecmez.

    ha bir de suphesiz ki en en en birinci progresif rock seysi genesis'tir.
  • en güzel bağımlılık
  • haşin rocker gençlerin olgunluk döneminde emekliye ayrılıp yerleşecekleri sahil.
  • guzel bir ornegi icin: porcupine tree - what happens now - ozellikle 3uncu dakikadan itibaren.
  • bende sevme, sevişme duygusu uyandıran müzik.
    ne zaman bir progressive rock icracısı dinlesem, bir hanım kızımız olsa şu güzel ortamda da yiyişsek diye düşünüyorum. sorun 28 ay 17 gün 8 saattir cimada bulunmamış olmamdan da kaynaklanıyor olabilse de, isviçre'de doğmuş olsaydım, bu müziğin insanda seviş dürtüsünü arttırdığını kanıtlamak adına kendimi ilim irfana verebilirdim.
  • yağmurlu veya puslu havalarda dinlenilmesi şahane olan müzik türü. en güzide progressive rock şarkılarına camel,sweet smoke, king crimson,emerson lake and palmer ve jethro tull gibi grupların albümlerinden ulaşmak kolaydır.
  • ingilizlerin temelini attığı, iskandinavların ve almanların farklı soslar ile tatlandırdığı, kanadalıların içine ettiği, italyanların ise tanrısal bir forma ulaştırdığı müzik türü.
    (bkz: italyan progressive rock)
  • müziğin mimari suretinden hareket edecek olursam; progressive öğeler barındıran herhangi bir yapıt, mimari projelerin en sonuncusu olan diploma projesine tekabül ediyor. yüklü bir program, karmaşık ağlar, birbirinden çok farklı bölümleri bir bütün oluşturacak şekilde kompoze edebilme becerisi, enstrüman (mimari ya da müzikal fark etmez) hakimiyetinin en üst seviyelerde olması ve tüm bu elemanları birbirine kenetleyecek bağlayıcı eleman: ruh.

    gotik katedrallerin karanlık tavanları, görkemli opera binaları, inanılmaz taş ustalığı, vitraylardan geçerken loşluk büyüsüyle kaplanan gün ışığı klasik müzik parantezinden çıkamamışken, progressive rock belli bir zamana ait olmak yerine tüm çağların en karmaşık yapılarını kanatları altına alıyor. müzikal açıdan 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış olması, 1882 yılında yapımına başlanmış olan la sagrada familia'yı ve onun büyük mimarı gaudi'yi progressive başlığına almaya engel olmuyor. the alan parsons project'in gaudi albümü* ve la sagrada'ya ithaf ettikleri şarkı, tam olarak yakışıyor bu mimari harikaya. sanki progressive rock, zamanın başından beri varmış da birisi onu notalara ancak yarım asır önce dökebilmiş, sese dönüştürmeyi başarabilmiş. icat gibi değil de keşif gibi. o yenilikçi ruhu, mükemmeli arama serüveni, hiç yapılmamış olanı hayal etme becerisi ve detay hakimiyeti müzikten önce yapılarda, romanlarda, tablolarda ortaya çıkmış (picasso'ya da progressive demek çok yanlış değil) ve zamanı gelince de albümlere yansıtılabilmiş.

    utanmadan iddia ediyorum: dünyanın en iyi planlanmış havaalanı ile camel'in 1974 doğumlu mirage albümü arasında, mies van der rohe'ın kusursuz crown hall'ı ile eloy'un 1977 çıkışlı ocean albümü arasında pek bir fark yoktur. ikisi de mevcut teknolojiyi, bilgi birikimini, yaratıcılığı, disiplinler arasındaki ilişkileri büyük bir yetenekle bağlamış ve ruh ile mühürlemiştir. bakanın ya da dinleyenin hissettiği görkem, büyülenmişlik ve detaylara duyduğu hayranlığın kaynağı budur.

    progressive rock, belli bir döneme ait olmayıp her zaman şık kalacak binalar gibi, zaman içinde güncelliğini hiç yitirmeyecek ve bestelendikten tam 32 yıl sonra, asya ve avrupa'nın arasında kalmış bir ülkenin güney kısmında, güneş gören bir evin görece küçük bir odasında, bilgisayarın karşısında oturup bir şeyler yazmaya çalışan gençten bir adama ilham verecek şarkılara ev sahipliği yapacaktır.