şükela:  tümü | bugün
  • bu cocuk bilincli oldugunu iddia eden ve bu iddia ile dogurup onu büyüten ebeveynlerin cocugudur. proje isim ile baslar. e malum önce isim vardi. hangi idea'yi ideal kabul etti ise anne baba ismi ona göre koyar cocuga. bazen taylan olur ismi, bazen mahir, bazen kürsat, bazen furkan. ama genelde cift isimli olurlar. ya da ben geneliyorum.

    dogduklarindan itibaren bu projeye okuma yazma yillarina kadar biraz ara verilir. ondan sonra tüm hizi ile gelisir. anne babalarin istedikleri kitaplari okurlar, sevdikleri hikayeleri dinlerler bu cocuklar. ailelerinden ögrenirler memleketin ahvalini. dünya görüslerini öyle sekillendirirler.

    kücücük yasta abuk subuk kitaplar tutusturulur cogunun eline. ya igreti durur o kitaplar onlarda ömürleri boyunca "ben su kitabi su yasimda iken okudum derler" ya da sindirip o ideanin insani olarak yer yutar ve o kitaplara göre yasar.

    hayat tarzini secme hakki hic bir zaman o cocuga birakilmaz. format atsa hayatina isletim sistemi ariza yapar cünkü kendisi projeye uygun yetistirilmistir. proje ona uyarlanmamistir.
  • çocuklarının potansiyel yeteneklerini geliştirmek adı altında gizliden kendi ukdelerini gerçekleştirme amacı güden, “ben yapamadım, bari o yapsın, ben göremedim o görsün" gibi söylemlerle fedakarlıklarının gösterişini sunarken olan biteni farkında olmadan kendi başarıları olarak övmenin peşinde koşan ebeveynlerin hayatlarını kararttıkları çocuklardır. yazık ki, proje çocuk olarak yetiştirildiğinin farkında olmadan büyüverirler ancak iş işten geçmiştir. pek azı cesaret gösterip, çekeceğini düşündüğü vicdan azabının saçma olduğunun ayrımına varıp projeden kopabilir. hani hiçbir sebep yokken boşanma kararı alan veya birdenbire yaşadığı şehri, ülkeyi değiştiren, en yüksek pozisyondayken istifayı basan kısaca ferrari'sini satan bilgeler vardır ya, bunlar onlardır...genelde tamamı hep mutsuzdur. hata yapma lüksleri hiç olmamıştır. beraberliklerinde aşırı tatminsiz, aşırı mükemmeliyetçi, hırslı olmakla eleştirilirken görülürler...kendileri istediği için değil, doğmadan biçilmiş yazgıyı başkalarını tatmin ederek yaşama telaşından yorgun bitap düşmüştürler...

    yazıktır...
    günahtır...

    http://www.hurriyet.com.tr/pazar/8409749.asp
  • 2000'li yılların başında okumuş yazmış anne babaların artması ile kentlerde peydah olmuş bir akım bana kalırsa. ne genelliyorum ne ön yargılıyım, gözlemlerim 90'lı yıllarda lisans eğimiminin artması ile artan eğitimli ebeveynlerin tüm egolarını çocukları üzerinde tatmin etme çabalarına işaret ediyor.herkesin çocuğundan beklentileri öyle fazla öyle uç noktalarda geziniyor ki toplumsal akıl sağlığının kötüye gitmesi son derece normal.alışveriş merkezilerinde çocuk gezdidip sürekli "bak babacım bunun adı yürüyen merdiven bizim için tehlikeli ." türevinden saçmalayınca çocuk eğittiğini sanan kitlenin onu hem balet hem piyanist hem basketbolcu hem oyuncu hem model hem fizik dehası hem dershane şampiyonu yapmaya çalışmasının nasıl korkunç bir yıkım yarattığını biri bunlara anlatmalı ama nasıl. her açıdan mükemmel çocuğu yetiştirmenin öncelikle sevgi emek ve sabır gerektirdiğini bilmeden kendi yapamadıklarını deneysel olarak zavallı bir yavrunun üzerinde tatbik etmek çekirdek ailenin tek ayakta kalış nedeni ve uğraşısı olması bu proje çocuklarına yetmeyecek kadar psikolog istihdamını akıllara getiriyor birde.
  • mükemmel çocuk yetiştirmek için çırpınan, yüksek eğitimli, şehirli anne-babaların çocuklarına verilen isim. bu çocukların hiç bir şeylerinin önceden planlanmamış olmamasına çalışılır. bu durum doğum öncesi amniyon sıvısı teslerinden suda doğum tekniklerine, doğumdan sonraysa piyano kursundan baleye, tenis okulundan at binmeye, yoga yapmadan rusça öğrenmeye, jimnastikten drama dersine şeklinde o kurs senin bu özel ders benim durumunda devam eder. çocuğun kendi başına birşey yapmasına olanak tanınmaz, çocuk sokağa bahçeye salınmaz, ana-baba da çocuğun her bir boş dakikasını değerlendirmek üzere çırpınır durur.

    biraz modern şehir yaşamının ve sokakların güvensiz ve araba dolu, tehlikeli hale gelmesinin, biraz da çocuk yapma yaşının yükselmesi/çocuk sayısının azalması nedeniyle çocuğa verilen özenin fazlaca artması neticesinde olan bir hadisedir. sonucunda, hayatını çocuklarına endekslemiş bir anne-baba ve genelde yaşadığı rahatın, ilginin ve refahın farkında olmayan şımarık çocuklara neden oluyor. bu çocuklar büyüyünce, kendilerine harcanmış bu kadar emeğin karşılığında bir aynştayn, bir mozart, bir katarina witt oluyorlar mı, oluyorlarsa yüzde kaçı oluyor bilmiyoruz.

    bir de ülkemizin bir gerçeği olarak üniversite sınavı konusu var ki, çocuk 12-13 yaşına geldiğinde bu piyano kursu, yüzme dersi işleri pek güzel rafa kalkıp, "çocuğum matematik öğrensin, fizikten geri kalmasın, aman en iyi üniversiteyi kazansın yoksa ele güne rezil oluruz" mantığıyla bu sefer dersanelere, kurslara para dökülmeye başlanıyor. herhalde bu kadar uğraşıldığı halde ülkemizden her sene katarina witt'ler çıkmamasının bir nedeni de bu.

    yalnız buna benzer çocukların bol olduğu y kuşağı ile ilgili şöyle ilginç bir yazı var: (bkz: y kuşağı/@iwillshowyouwhatitmeans)

    bir de, durumun iyice zıvanadan çıkmış hali için: (bkz: helikopter aile)
  • şu hayatta insanın ne eğitimin, ne donanımın, ne hobilerinin ne de kariyerinin, onu "mutsuzluk" denen mengeneden kurtarmaya muktedir olmadığını idrak ettiğimden beri benim için hepten anlamsız kavramdır...

    belli başlı erdemlere sahip*** , kendine ve dünyaya saygılı, mutlu ve huzurlu bir insandan daha "zengin" bir insan olmadığını düşünürsek; hakkaten anlamsız.

    proje çocuklar; daha çok, ailelerin kendi olamadıklaırnı çocuk üzerinden varetme çabasının ürünü gibi geliyor bana bu minvalde...

    evet bir çocuğun "gerçekten" kendi yetenek-beceri ve ilgisi o yöndeyse ve bunu talep ediyorsa, piyano başında veya bale stüdyosunda saatler geçirmesinin hiçbir mahzuru yok.

    fakat sadece "onu da öğrensin, bunu da alsın" diye o kurstan bu etüde sürüklenen çocukların aileleri ciddi olarak hata yapıyorlar bence.

    oyun yahu, oyun. hepimiz oyunla öğrendik dünyayı.. oyundan daha güzel öğretmen olabilir mi hayatta?
    -imkan varsa- açık havadan, doğadan, hayvanlardan, şahit olacağı güzel insan ilişkilerinden daha güzel öğretmen mi var?
  • john stuart mill'e proje cocuk demek cok yanlis olmaz. cok kucuk yastan itibaren babasi james mill tarafindan ozel bir egitime tabi tutulmustur. uc yasinda grekce, sekiz yasinda latince ogrenmeye baslamis platon, heredotus, eukleides ve cicero'yu aslindan kucuk yasta okumustur. mill'in yasitlari okulda grekce ve latinceyi kendisine gore oldukca gec ogrenecektir. mill'in mill olmasinda bu egitim rolu elbette buyuktur. yalniz james mill oglunun dusunsel gelisimini yonlendirirken duygusal gelisimini pek dikkate almamistir. mill otobiyografisinde cocukken yasitlariyla pek zaman gecirmedigini, oyun oynamadigini soyler. babasi tarafindan surekli yonlendirildigi ve yasitlariyla icten, dogal bir iliski kurmadigi icin gencliginde bu agirligin altinda ezilmis ve agir bir bunalim gecirmistir.
  • aslinda aile kurbanidirlar bence temelde. bi cesit istismara ugradiklarini dusunuyorum, ailenin tavrinin dozajina gore.
    gerci tedrisat sistemi de buna evrildi. arkadaslarimin ilkokul 1 e, 2 ye giden cocuklari, yarim gun okul, kalan yarim gun ders/etud seklinde takiliyorlar. 7 yasinda cocuk bunlar. "cocuk"

    olmasi gereken ise,
    http://www.egitimpedia.com/…2/serbest-oyuna-ne-oldu
  • tezim için okuduğum bir kitapta hakkında bir yazı okuduğum görüş. proje olarak çocuk vs. varlık olarak çocuk bakış açılarıyla ilgili alıntıyı şuradan okuyabilirsiniz.
  • parenthood adlı 1989 yapımı filmde nathan huffner* karakterinin patty* adındaki üç, dört yaşındaki kızı bu mahiyette kıymetlendirilebilir.

    işte o çocuk: tıkla

    .
  • enteresan bir örneği şuradan görülebilir:

    https://www.facebook.com/…o.php?v=10152524613827418