*

şükela:  tümü | bugün
  • yüz körlüğü olarak tanımlanabilir. bu hastalık nadir görülmektedir. bu hastalığa yakalananlar, yakınlarının bile yüzlerini hatırlamazlar.
  • http://med.ege.edu.tr/…bam/kandelders/kandel_25.htm

    ".....beyinde bir yüz tanıma alanı vardır, inmeli hastalardan bilindiği gibi özel yüzleri tanıyamama (porsopagnosia) oluşabilir. bu hastalar, baktıklarının bir yüz olduğunu hatta ifade ettiği duyguları tanıyabilir fakat yüzün kime ait olduğunu bilemezler. çok yakınlarını hatta aynada kendi yüzlerini bile tanıyamazlar. bu kişiye ait bilgiler kayıp değildir, sadece kişilik özellikleri ile yüz özellikleri arasındaki bağlantı kopmuştur.hastalar kişileri tanımak için ses gibi farklı ip uçları kullanırlar. hastaların bazılarında bu durum tektir. bazılarında ise pul kolleksiyoncularında pulu ayırtedememe, yada kuş izleyenlerde farklı kuşları ayırt edermeme de yüz tanıma kaybına eşlik eder...."
  • time'da yayınlanan bir yazıya göre, eskiden ya salak olduğu ya da insanı hatırlamaya değmez bulacak kadar snob olanların bir huyu, bir terbiyesizliği olduğu düşünülen rahatsızlık. yani tanimazliktan gelmek filan değil, düpedüz genetik bir hastalık. dereceleri de var. kimisi kendi çocuklarını bile tanımaz haldeyken (allah korusun, bu ne yav...) kimisi ise sadece görsel hafızası zayıf biri kategorisinde (kaç kere söyleyeceğim veyse! o mavi değil, yeşil...of...) yaşamlarını sürdürür. her elli kişiden birinde görülüyormuş bu rahatsızlık.
    (bkz: ayni kisi ile birden fazla kez tanismak)

    kokteyllerde, seminerlerde ve benzer organizasyonlarda yaka kartı ile dolaşanları pek sever prozopagnozya hastaları, pek...

    imza günü anektodu:
    - merhaba sayın yazar. bir imza da ben rica edecektim.
    (bu yüz tanıdık ama kimdi acaba yav. hay allah, nasıl yapsam şimdi ki...)
    - ehuhee. merhaba hangi isme olsun?
    - benim adıma lütfen.
    (ahan da şimdi zıçtım işte!)
    - ehemm... nasıl yazıyorduk sizin ismi? (lan lan... okuma yazmam yok gibi oldu şimdi de lan! ühühüh...)
    - ???!!??? (şaka yapıyor herhalde. tabii canım şaka bu kesin.) a-r-i-f. ahahhaa ne kadar şakacısınız.
    - aaa yani ahahhaa tabii canım arif'ciğim. sen böyle kendi otobiyografi kitabını imzalatmak için sıraya girmişsin ben de sana takılmaz mıyım hiç. eheuhee... (ühühühh.. ne olacak benim bu halim yav!)
  • zirvelerde sık sık içine düştüğüm durum... lan??
  • bir de insanın kendi yüzüne körleşmesi, yabancılaşması vardır ki sürgün özbek şair muhammed salih, cekoslovakya'da tutuklanıp bir hücreye atılınca, hapisteki bir edebiyatçı olarak bir diğer edebiyatçı çek cumhuriyeti başbakanı vaclav havel'e yazdığı mektupta dile gelir,
    ayıptır söylemesi, türkçe !

    "vaclav havel'e,
    beni 28 kasım 2001'de tutuklayıp çek cumhuriyeti'nin başkenti prag'ın pankras hapishanesi'ne koydular.
    gözaltına alınıp hücreye kapatılanlara mahkemeye çıkıncaya kadar ayna vermiyorlar. ve böylece ben kendi çehremden ayrıldım.
    her sabah sakalımı tıraşlarken, yüzümü ellerimle görüyorum, ama ellerim göz gibi keskin görüşlü değil.
    o nedenden avukatımla ya da başka ziyaretçilerle görüşmeye giderken, omuzlarımda kontrolden geçmeyen bir kafayı (kelleyi) taşıdığımı hissediyorum.
    hücredeki hava aşırı kuru olduğundan (bataryanın etkisi belki) yüz derisi kuraklaşıyor, kafana bir nikap, bir maske giydirilmiş gibi hissediyorsun kendini ve bu, o yüz ile ayrılık duygusunu daha da güçlendiriyor.
    tabii böyle bir yüz (ya da çehre) günlük yaşamda zaruri olan manevralara hiç hazır değil. mesela, ben pencere arkasından ziyaretçime gülümsersem, benim çehrem de gülümsüyor mu, ben bunu bilemem. yoksa bu çehre beni ziyaretçiye getiren gardiyan gibi beni dışardan gözetliyor mu sadece. veya mesela, ben konuşurken, bu çehre ne yapıyor: benim dediklerimi mimiklerle tasdik ediyor mu, yoksa aksine, inkâr mı ediyor? ya da bu yüz benden ayrıldığına memnun, nezaretimden kurtulduğundan hoşnut olamaz mı?
    herhalde, o artık ziyaretçimin tebessümüne cevaben, sayısız yüzlere hapsedilen o milyonlarca gülümsemeye benzer bir ürün üretmek için kendi adalelerini yormayacak.
    ...
    ben pankras hapishanesi'nde ikinci günüme başlarken, 'belki burada ne gülümseme ve ne de başka bir ima-işarete gerek olduğu için ben kendi yüzümden ayrı düştüm' diye bir fikir geldi kafama. bu çok mantıklı bir fikirdi aslında. burada gerçekten de insan çehresinin sokakta ihtiyaç duyabileceği hemen hemen hiçbir mimiğe ihtiyacı kalmıyor.
    burada kimse birbirinin gözlerine bakmıyor, burada sana hitap etseler, sanki sen şeffaf bir varlıkmışsın gibi, sanki sen yokmuşsuncasına, bir boşluğa gibi hitap ediyorlar. boşluğa atılan her kelime büyük gürültüyle yankılanıyor, her kelime dehşetli şekilde, derin anlaşılıyor, yani sarf edilmiş kelimeleri, dışarıda alışıldığı gibi, yüz mimikleriyle desteklemeye hiç ihtiyaç kalmıyor. o nedenden buraya giren her bir insanın kendi yüzünü özel eşyalarıyla birlikte hapishane memurlarına bıraktığını düşünmesi ve bu fikre kendisini alıştırması gerekir. aksi halde, insan birkaç gün meyus kalır, olur olmaz hayallere, en kötüsü, özgürlük hakkında arzulara kapılabilir.

    isteseniz de istemeseniz de o soğuk hücrede uyanacağınız ilk sabah sizin yüzünüz sizden ayrılacaktır."
  • otun bokun mitolojik bir hikayesi varken boyle sahane bir hastaligin kendi oykusu olmamasi beni derinden yaraliyor.. arastirdim taradim.. dionysos karismistir dedim, athena ellemistir cobani dedim ama yok oglu yok.. bir yunan bu hastalik hakkinda bir efsane uydurmamis.. uyuma hastaligina bile bin türlü hikaye üreten kucuk asyali dostlarimiz bunu es gecmisler.. yaziklar olsun..

    ben simdi 3000 yillik ayibi ortercesine bir mitolojik hikaye yazmak istiyorum bu sahane hastaligimiza..

    prosopagnos sakiz adali bir balikcidir.. bir gün urla ile sakiz adasi arasinda avlanirken, agina bir balik yakalanir.. baliga baktigi anda gozleri kamasir. çok ama çok güzeldir balik.. eline almak, tutmak için uzandiginda balik dile gelir "parosopagnos. eger bana dokunursan, ki ben poseidon ile demeter in kizi despoinayim, sevdiklerini bir daha goremezsin" der.. inanmaz buna diomedes.. eline alir baligi.. oracikta susuzluktan can verirken despoina, bu olayi goren poseidon diomedes'i kizinin soyledigi sekilde lanetler..

    sakiz adasindaki evine, elindeki baligi herkese gostermek icin donen prosopagnos, tüm kasaba'nin baskalarinin eline gectigini gorur.. tüm kasabali gitmis yerine baskalari gelmistir.. tek bir tanidigi kalmamistir.. şok içindedir.. insanlar ona gelirler "diomedes iyi misin" derler, tanidiklarinin isimlerini soyleyerek "ben kayincon aegleisos" gibi laflar ederler, sesler ayni olsa da yüzler farklidir.. şoka girer prosopagnos.. oracikta kosarak kendini denize atar.. bogulur gider sevdiklerini bir daha goremeyerek..

    işte o gün bugundur, sevdiklerinin yüzünü taniyamayan insanlara "prosopagnosia hastaligina tutulmussun" denir..
  • hadisenin bir de bilimsel aciklamasi var tabi..
    simdi beyin dedigimiz sey, sogusun icinde cok sekilli durmasa da (zira orada kaynatiyorlar) cok komplike, deli bişi.. her zamazingo, her algi, her vergi icin ayri ayri yerleri var.. duyu merkezi denilen, on taraftaki "duyu merkezi bölgesi"nde (eheh bunun latince ismi olmaliydi aslinda..) dahi onlarca yüzlerce kücük merkez var.. bu merkezlerden bir tanesi de bizim insanlarin yüzlerini ayirt edebilmemizi sagliyor..

    bu ogrenilmis bir sey aslinda. yani mesela tüm uzak dogulular, tüm zenci arkadaslarimiz bize ayni gelmekteler su an.. sahsen ben ayiramiyorum birisini digerinden.. japonlar da tüm avrupalilari birbirinden ayiramiyorlarmis mesela.. velhasil bu hastaligin ortaya cikis nedeni, bu yüzlerin birbirinden ayrilmasini saglayan merkezin bir sekilde gorevini yapamamasi, yaptirilmamasi.. o merkezde bi sorun olunca (ki nohut kadar bir yer) boyle hastaliklar, mutsuzluklar yasaniyor..
  • her normal beyinde yüzleri tanımaya yarayan merkezin -ismini öğrenemedim bir türlü- yaptığı şey gözün yakaladığı* bir resmi renk ve parlaklık gibi temel özelliklerinden öte tanımlamak, daha önce gördüğü görüntülerle karşılaştırmak ve bu karşılaştırmaya göre kimliklendirmek. işte prosopagnozisi olanların yapamadığı şey de bu sonuncusu. karşılarındaki yüzü kesinlikle görüyor, daha önce gördükleri yüzlerle kıyaslayabiliyor (büyük-küçük, uzun-geniş, siyah-beyaz gibi özellikleriyle) fakat bu kıyaslamanın sonucunu herhangi bir kişiyle ilişkilendiremiyorlar.

    tıpkı normal insanlar gibi, çok olağanüstü durumlar dışında, birinin yüzüne baktıklarında onun yaşını tahmin edebiliyor, cinsiyetini ayırt edebiliyor, mimiklerini algılayabiliyor, hatta kendilerine bakıp bakmadıklarını bile fark edebiliyorlar. tek fark bu yüzün daha önceki yüz kayıtlarıyla eşleşmiyor olmasında, hatta daha öncesinde hiçbir yüz kaydı bulunmamasında...