şükela:  tümü | bugün
  • islam'ın bir yaşam biçimi olmasını değil; kimlikteki bir ayrıntı, bir renk olmasını dileyenlerin hizbi.
  • konuyla ilgili güzel bir röportaj yaynlandı bugünkü vakit gazetesi'nde:

    amerikan islâmı ve bu oyunlara karşı müslümanların ne yapması gerektiği üzerine sorularımızı cevaplandıran mehmet pamak, "abd elçileri ile amerika ve avrupa vakıfları doğrudan müslümanlarla ve stk'larla toplantılar düzenliyor, açıkça yönlendiriyorlar" dedi.
    - abd bununla yetiniyor mu, yoksa doğrudan kendi kontrolünde "amerikan islâmı" oluşturma çalışmaları da yapıyor mu?
    - abd, teknolojik üstünlüğün ve silah gücünün şımarıklığı ile son derece cüretkâr davranmaktadır. azgın bir pervasızlıkla "amerikan islâmı" nevinden sapkın kavramları gündemleştirmekte ve bu istikamette islâm dinine, doğrudan saptırıcı müdahaleler de yapmaktadır. incil, tevrat ve kur'an'ın karışımından oluşan 77 sûrelik "gerçek furkan" adlı, uyduruk "kutsal kitap" çalışmasından, amerikalı kadın profesör amina wadud'un new york'taki st. john the divine katedrali'nde cuma namazı kıldırmasına ve modern bir islâm'ın savunuculuğunu üstlenmesine, türkiye dahil pek çok ülkede "islâm-demokrasi-laiklik" sempozyumlarının yine abd ve batılı istihbarat kuruluşları tarafından organize edilmesine kadar yüzlerce örnek, yukarıda açıklanan raporda belirtilen stratejiler çerçevesinde devreye sokulmaktadır. amsterdam'da feministlerce açılan ve imamlığını kadınların yaptığı, ezanı kadınların okuduğu cami örneği de, bu tür dönüştürme stratejilerinin avrupa'daki yansımasını oluşturuyor. amerika'dakileri, "amerikan islâmı" oluşturmak amacıyla abd'li neo-con faşistlerin desteklediği gibi, bunları da hollanda hükümeti finanse edip destekliyor ve üstelik bu camiyi cüretkârca "euro islâm"ın göstergesi olarak sunuyor. bu kesimlerin hepsi, islâm'da reformu gündemleştiriyorlar.
    çağdaş mescid-i dirar'lar
    - bu tür uygulamalar için vakit'e yaptığınız bir açıklamada "çağdaş mescid-i dırar" nitelemesinde bulunmuştunuz. bunu biraz açar mısınız?
    - islâm'a ve müslümanlara zarar vermek ve müslümanlar arasına tefrika sokmak amacıyla açılan bu tür cami, mescid ve diğer kuruluşlar çerçevesinde yapılan faaliyetler, peygamberimiz (sav) ve ashabının muhatap oldukları, "mescid-i dırar" (zarar mescidi) fitnesini çağrıştırıyor. medine'de, hazreç kabilesine mensup hıristiyan bir papaz olan ebû amir'in, peygamberimize ve yaydığı mesaja düşmanlığının gereği olarak, o gün islâm düşmanı büyük güç rolündeki roma kayseri'ni de kışkırtarak sürdürdüğü islâm'a karşı savaş sürecinde, ona bu tür faaliyetlerinde yardımcı olmak ve müslümanlar arsında fitne ve ayrılığa yol açmak amacıyla bir grup münafık bir mescid açmışlardı. bu mescidin, bugün amerika ve avrupa'da açılan kadın mescidlerinin amaçlarıyla örtüşen açılış sebebini, kur'an tevbe sûresi 107. âyette şöyle açıklıyor: "zarar vermek, inkâr etmek, mü'minler arasına ayrılık sokmak için -ve daha evvel allah'a ve resûlü'ne savaş açan kimseleri- beklemek ve gözetlemek yeri olmak üzere bir mescid edinenler?"
    gerçekten ibret verici büyük bir benzerlik var, tarihteki "mescid-i dırar" ile amerika ve avrupa'da açılan kadın mescidleri arasında. bugünküler de tıpkı tarihteki "mescid-i dırar" gibi, küresel güçlerin allah'a, resûlü'ne ve islâm'a karşı açtıkları savaşları gözetlemek, desteklemek, yardımcı olmak, islâm'ı sekülerleştirme, reforme etme fitnesine hizmet etmek ve müslümanlar arasına ayrılık sokmak amaçlarıyla açılıyorlar. zamanla sayıları daha da artacağa benziyor. sırbistan'da başlayıp gürcistan, ukrayna ve kırgızistan'la devam eden 'kadife-turuncu-sarı' devrimlerin örgütlenmesinde doğrudan rol alan abd'li yahudi spekülatör george soros'un açık toplum vakfı ve ab, bu amaçla ayırdıkları fonlarla finanse ettikleri stk'larla, tüm ortadoğu ve türkiye'de de, bu anlamda pek çok yandaş ediniyor, finanse ederek harekete geçiriyorlar. hem de "müslüman" olduğunu iddia eden kadro, kurum ve kuruluşları kullanarak, çok sayıda "mescid-i dırar"ları devreye sokuyorlar. bugün bütün islâm coğrafyasında ve türkiye'de pek çok cemaat, vakıf, dernek ve akademisyen batı projeleri çerçevesinde ve onların amaçlarına hizmet etmek üzere finanse edilmektedirler. abd elçileri, konsolosları, amerika ve avrupa vakıfları doğrudan müslümanlarla ve stk'larla toplantılar düzenliyorlar, açıkça yönlendiriyorlar.
    - tüm bunlara karşı müslümanlara düşen nedir?
    - biz müslümanlara düşen görev, bir yandan bu tür yapıları ve amaçlarını ifşa edip, oyuna gelmemesi için halkımızı uyardıktan sonra, uzaklaştırılmak istendiğimiz kendi özgün gündemimize dönmektir. kur'an'ı ve resûlullah'ın güzel örnekliğini esas alarak, kur'an neslini ve ümmeti yeniden inşa etme çabalarımızda ısrarcı olmaktır. islâm'a yönelik sayısız zarar verme projelerine alet olmaktan kaçınmaktır. ve bu projelerle elimizden alınmak istenen kur'an merkezli sahih din anlayışını sosyalleştirmekten hiçbir şartta vazgeçmemektir. içinden geçtiğimiz bu zorlu sürecin dayattıkları, omuzlarımıza yüklenen büyük sorumluluğun altını kalın çizgilerle çizmektedir. bir an önce, emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin yapmak istediklerinin tersi istikamette ve ciddi çabalar sarf etmemiz gereğine işaret etmektedir.
    bu tür dönüştürme projelerine karşı, kur'an merkezli ve rasûlullah (sav)'ın güzel örnekliğinin rehberliğindeki sahih din anlayışı çerçevesinde bir inşa hareketini acil ve öncelikli bir görev olarak gündemimize almamız gerekiyor. üstelik bu hususta daha çabuk ve daha ciddi olmamız gerektiğini anlamamız, son derece ferasetli ve dikkatli davranmamız gerekiyor. aksi taktirde sorumluluklarımızı zamanında yerine getirmememizin cezasını hem dünyada zillet içinde yaşamaya devam ederek, hem de ahirette allah'ın rızasını kaybetmiş olmanın getireceği hüsranla karşılaşarak çekmek zorunda kalırız.
    eğer biz üzerimize düşen görevi, samimiyetle ve isabetle yerine getirip, allah'ın dininin yardımcıları olmayı başarabilirsek, allah'ın vaat ettiği mübarek yardıma müstehak allah taraftarlarından olmayı başarabilirsek, hiç şüphesiz rabbimiz vaadinde duracak ve bize yardımını gönderecektir (muhammed, 7). allah'ın yardımı bize ulaştığında ise, yine rabbimizin ifadesiyle "bize galip gelecek olmayacak"; galibiyet, üstünlük ve zafer müslümanların olacaktır (âl-i imran, 159).
    "bati, paganist değerlerini küreselleştirmek istiyor"
    - abd'yi ve topyekün batı'yı islâm'a ve müslümanlara karşı böylesine küresel bir saldırganlığa sevk eden temel saikler nelerdir? batı'nın islâm düşmanlığının arka planında neler var?
    - abd emperyalizmi, yüzyıllardır süregelen ve dünyaya hep kan ve gözyaşı sunan batı sömürgeciliğinin bir parçasını teşkil etmektedir. "batı medeniyeti" denilen canavar, sadece maddi çıkar ve sömürü üzerine kurulmuş, zaman içinde geliştirip kabul ettiğini iddia ettiği "insan hakları"nı bile sadece bir kamuflaj malzemesi olarak kullanmaktan öte gidememiş, sürekli insanlığı ve insani değerleri tahrip eden uygulamalara imza atmış, insanlığın tanık olduğu en büyük vahşet ve soykırımları gerçekleştirmiş bir büyük sapkınlığı, azgınlığı ve fesadı temsil etmektedir. kendi seküler ve paganist kültür ve medeniyetini, ürettiği değerleri evrensel, çağdaş ve ileri olarak tanımlayan batı, diğer kültür ve medeniyetlere ise hep çağdışı ve geri nitelemesiyle yaklaşmıştır. kendi modern değerlerini dayattığı başka kültür ve medeniyetleri geri olarak niteleyince, "uygarlaştırmak" ya da "modernleştirmek" adı altında modern dışı kültürleri bastırma, zaptetme ve yok etme hakkını kendinde gören bir azgınlığa sürüklenmiştir. işte batı'nın kanlı ve uzun sömürgecilik tarihi, bir bakıma da modernizmin tarihi olarak hep başka kültür ve medeniyetlerin topraklarını işgal ve talan etmekle geçmiştir. bu sömürgecilik tarihi, batı'nın "öteki" olarak ifade ettiği düşmanlarının karşıtlığı üzerine kendini tanımlamaya ve onlardan çaldıklarıyla kendini ayakta tutmaya çalıştığı bir süreç olmuştur. bu sebeple de sürekli bir "öteki"ne, bir düşmana ihtiyaç duyduğunu görüyoruz.
    haçlı psikolojisi hep devam edegeldi
    - komünizm var iken kapitalist batı onu düşman edinmişti, o yıkılınca yeni bir düşmana mı ihtiyaç duydu?
    - evet, böyle oldu. batı için islâm hiçbir zaman gerçek anlamda dost olmamıştır. haçlı düşmanlığı konjonktürel olarak geri plana çekilse de hep devam edegelmiştir. ancak komünizme yönelik kuşatma harekâtında, batı çıkarları gereği islâm âlemi bir süre zâhiren de olsa "dost" statüsünde kullanılmıştır. komünist sistemin çökmesiyle birlikte ise, nato ve batı açısından tehdit ve düşman algılamasında hemen değişikliğe gidilerek, komünizmin yerine islâm, hem de süratle geçirilivermiş, düşman rengi de kırmızıdan yeşile çevrilmiştir. üstelik bu durum (nato genel sekreteri, ingiltere başbakanı, abd'nin pentagon stratejistleri gibi) en yetkili ağızlardan cüretkârca açıklanabilmiştir. aslında kapitalizmi de, komünizmi de üretmiş olan ortak paradigma; seküler, modern batı paradigması çöktüğü halde, sadece komünizm çökmüş, liberal kapitalizm ve bununla özdeşleştirilen batı medeniyeti mutlak zaferini ilan etmiş gibi dünya insanlığına yönlendirici ve aldatıcı bir propaganda yapıldı. psikolojik savaş politikaları çerçevesinde üretilen, dünya kamuoyunu batı çıkarları istikametinde yönlendirmeye yönelik, "tarihin sonu" ve "medeniyetler çatışması" gibi tezlerle, batı medeniyeti önünde engel olarak gördükleri islâm'ı, alternatif olmaktan çıkarma amaçlı projeler gündeme getirilmeye başlandı. bundan sonra, "tek süper güç şımarıklığı" psikolojisi içindeki abd önderliğinde, islâm'a ve müslümanlara yönelik küresel bir saldırının şartları oluşturulmaya, bunun için iletişim alanındaki bütün imkânlar seferber edilerek, yönlendirici propaganda bombardımanı ile dünya kamuoyu böyle bir saldırıya hazırlanmaya çalışıldı. 11 eylül'den çok önceki yıllarda hazırlanmış raporlara dayalı operasyonlar, bu olayla birlikte süratle yürürlüğe konuldu. "medeniyetler çatışması" teziyle öngörülen amaca ulaşmak üzere islâm âlemini küresel kuşatma ile denetim ve hegemonya altına almak, küresel emperyalizme itiraz eden muhalif kesimleri "terörist" diye damgalayıp yok etmek planlandı. islâm ümmetinin yeni bir sıçrama yapmasını sağlayacak potansiyelini oluşturan bilinçli, düşünen, sorgulayan, üreten ve itiraz eden onurlu, direngen kesimlerini ezmek, yok etmek, tabiri caizse ümmetin "pençelerini" sökmek amaçlandı.

    kaynak: http://www.vakit.com.tr/detail.asp?id=9906
  • korkut özal'lın mormonculuğu devşirme çabaları "protestan islâm" söylemi için ilk mesneti oluşturmuştu. anadolu kaplanları, özal'ın ihracata dayalı ekonomik kalkınma modelinde palazlanmaya başlamış, servet biriktirmiş ama henüz tam anlamıyla 'sermaye' olmamıştı. hâlâ, inançları onlara partizanca ideolojik tavırlar takındırabiliyor, 'adil düzen'i destekliyorlardı.

    28 şubat'ın şamarından ve kombassan'ın ibreti âlemlik madara edilmesinden sonra, tam gaz küresel sisteme entegrasyonu hedeflemişler ve "adil düzen" projesinin sermayeye pek yararlı olmadığını iyiden iyiye anlamışlardı. ihracata dayalı kalkınmayla palazlanacaklarını görmüşler ve bu modeli destekleyen yeni siyasal sözcülerini aramaya başlamışlardı. türk siyasetindeki merkez-çevre gerginliğinin, laisizm yanlılarınının siyasal sistemden onları dışlamasıyla ekonomik veçheleri de olabileceğini, kombassan'la, ülker spekülasyonuyla görmüşlerdi. neticede, şu ya da bu şekilde yeniden dağılım sorununa odaklanmak zorunda olan ve piyasayla uyumsuzluğu aşikâr olan "adil düzen" ve necmettin hoca, hem 28 şubat'ın tepkisi hem de gözlerden kaçmakla birlikte bu uyumsuzluk yüzünden gerekli görülmüştü. yoksa, tayyip erdoğan sıfırdan bir parti kurarken arkasına sadece belediyeden harmanladığı milyon dolarlara yaslasaydı, ancak sivil toplum örgütü kurabilirdi.

    fazilet'in tasfiyesi ve akp'nin kuruluşu da servet sahibi müslümanların, müslümandan önce kapitalist olmaya karar verme sürecinin bir ürününüdür -bence.

    haliyle, softlaşmış, weber'in "kapitalizmin ruhu ve protestan ahlâkı"na bitmek bilmeyen referanslarla konuşan, "piyasada kendisi için çalışanın ahiretlik bir çaba içinde olduğu" faydacı mantığın islâm versiyonu da üretilmeliydi, üretildi.

    taha akyol'un, cüneyt ülsever'in köşeleri ve mevkîleri kapması bu çabaya dirsek olduklarındandı. köşe yazılarında okudukları kitapların isbn numaralarını verecek raddede entelektüek olduklarından değil. piyasaya ise mustafa özel, müsiad üzerinden 'ehlilileştiriyor', peygamber efendimizin de tacir olduğu hatırlatılıyordu.

    bush'un "ılımlı", müslüman görünüşlü köşe yazarlarının "protestan", akp'nin "muhafazakâr demokrat" dediği bu tahayyül hep piyasayı özümsemiş bir müslümanın küresel sisteme entagrasyonu çabalarına referanstır. müsiad'ın bush'un kulak tırmalayan "ılımlı islâm" sözünden pek rahatsız olmaması da biraz bu yüzden gibi.

    bugün, kafası az çalışan kemalist laik depresifler akp'lilerin hâlâ takkiye yaptıklarını sanıyor. herhangi kodaman bir akp'liye "bir adil düzen vardı, ne oldu ona?" diyecek olursanız, gözlerindeki reddiyetçi öfkeyi görebilirsiniz; bir kemalistten daha öfkeyle bakan gözleri.

    belediyeler ile yakın ilişki kurmuş esnaflar ihaleler yoluyla nemalanırken, 'büyükler' neo-liberal nizâma tam adaptasyon sürecinde yaşadığımız yeniden-restarasyonda sistemin tam merkezinde yer buluyorlar kendilerine. elbette yoksul müslümanlar, eğitimli olsun olmasın, heder oluyorlar.

    protestan islâm, "kapitalizmle uyumlu islâm" demektir.
  • şöyle de bir şey var ki ne zaman bulaşsam işin içinden çıkamadım.
    http://www.selamveselam.com/

    ilgili olarak;
    (bkz: hanif islam ogretisi)
  • müslümanlardaki eylem,duruş,mücadele ruhunu köreltmek için geliştirilmiş ılımlı islam türü kavramlardan.
  • islamın kendisiyle çok ilgisi olmayan bir sonuçtur. çok üyesi bulunan dinin gelişimiyle ilgilidir. kaçınılmazdır. "efendim ne ihtiyacımız var, hem dini bozmaya çalışıyorlar" diyenler boldur, martin luther zamanında da olmuştur. ama akabinde katolik mezhebi bile protestan bakış açısını kısmen almak zorunda kalmıştır. sonra protestan olup da saçmalayan da olmuştur, hep olur zaten. dinin kurumsallaşmasına tepki olarak doğar, o yüzden hristiyanlıkta daha rahat gelişmiştir. ama islam siyasallaşmadı, kurumsallaşmadı diyenler beri gele.
  • başörtülü müslüman jeneratörü dinsel bağlama notası. katolik islamda boşol müessesesi çıkmıştır bu protest islam yüzünden. o olmuştur.