şükela:  tümü | bugün
  • fransa'nin guneydogusundaki bir bolge, fransiz riviera'si olarak da adlandirilan nice-monaco-cannes ekseninin batisinda yer alir, marsilya ve aix-en-provence gibi gorulmesi gerekli iki guzel sehri vardir.
  • herşeyden uzaklaşıp sırtında çantayla bambaşka bir dünyada gezip etrafa bakınırken yaşamdan keyif almanızı sağlayan bir bölge. le beau de provence adında eski tarihi bir bölgesi de vardır. aix en provence küçük, tarihi ve şirin bir kasaba havasındadır. oraya özgü muhteşem değişik bir şekerleme tarzı tatlısı vardır ki tadından yenmez. buralara kadar gitmişken küçük, fransız tarzı cafelerde bu yörelere ait muhteşem şarapların tadına bakmadan geri dönmek ayıptır, günahtır.
  • (bkz: provencal)
    (bkz: agustos bocegi)
  • maria magdalena nın koruduğu bölge.
  • paul cézanne'in ana yurdu; resimlerine ilham veren tek yer. ayrica bu "provence" konulu resim sergilerinde de muzelerde hep ici kuru lavanta dolu minik kesecikler, garip garip elyapimi kap-kacaklar, kaseler, inanilmaz pahali zeytin yaglari ve cok egzotikmis gibi zeytin yagli sabunlar satarlar. butun bunlar da fransa'nin bu guzel bolgesi hakkinda bize ipuclari verir, gozlerini kapatip kendinizi bir anda orada, lavanta tarlalari ve cézanne manzaralari ile cevrelenmis bulmayi dileyebilirsiniz..
  • başka dünyada iyilik yapanların hakettikleri cennet. vadedilen topraklar böyle bir şey olsa gerek. mor lavanta tarlaları, taş evler, yeşil ağaçlar, mavi gökyüzü ve doğa. sakinlik, huzur ve sessizlik. cennet ihalesine teklif versem, dosyaya buranın fotoğraflarını koyar; "böyle bir şey düşünüyoruz hocam" der ve o işi alırdım.

    ben ise önceki hayatımda ne bok yediysem, mecidiyeköy cehennemine gönderilmişim işte. her akşam kuryeye çarpmaktan son anda kurtulurum, kırmızı tenekeden otobüsler üzerime egzosunu boşaltır, kornalar beynimi siker, kaldırım taşlarının altında biriken su üzerime gelir, yerden mızraklar çıkar. bildiğin kötü planlanmış ve diğerlerinin aynısı evime girerim. ne bir ağaç altında kitabımı alır keyif yaparım, ne güneşe yüzümü dönerim. önceki hayatımda haydutmuşum demek ki. sadece içerek bu ceza hakedilmez.

    provence kilisesine papaz olmak için hazırlıklara başladım. saçı-sakalı bir sene kesmeyeceğim. latince öğrenirim biraz; zaten insanlara sabrım da maksimum düzeyde olduğundan, günah çıkarmaya gelen adamı dinlerim. ama provence'de bile günah işleyen adam olursa elimdeki şamdanla vururum "olayın ne ulan deyyus" diye. helee, ulan pırıl pırıl bir yerde yaşıyorsun; ne bir korna var, ne kırmızı ikarus otobüs. hala "papaz efendi, ben böyle bir halt ettim"; kırarım boynuzunu iblis!

    neyse, ben buraya bu sene bitmeden gitmeye karar verdim. bakalım büyük kararları, bir sene bitmeden gerçekleştirebilecek miyim? eğer yaparsam, geri döndükten sonra kişisel gelişim kitabı yazacağım : "lanet olsun dostum, sadece iste" olacak adı. kişisel gelişim sikkoluğundan yeterince insan nasiplendi. ferrarisini satan kazma, üstüne bir de kitap yazdı.

    mor tarlada, kırmızı şarap. beyaz duvarın önünde, yeşil ağaç. rengetapanların başkenti. alın bakalım holoholocular, resimsiz entry yok artık:

    http://www.flickr.com/…tos/mesmanimages/1753456837/
  • bir gün buraya yolum düşerse - ki düşürmek için elimden geleni yapacağım-, böyle oturacağım pötükareli masa örtülerinin serili olduğu kır kahvesindeki masalardan birine, alacağım elime gazetemi, bakacağım ne etkinlikler varmış kasabada akşam.

    sonra oturacağım lavanta tarlasının ortasındaki ağacın altına, kitabımı okuyup kasaba mahsulü kırmızı şarabımı yudumladıktan sonra şekerleme yapacağım. evet estaban, gözüme katarakt inmeden, dişlerimi koyduğum bardağın yerini unutmadan, sütlaca dönmeden yapacağım bunu. tamam üstüm açık kalmış, çok konuşma da ört!
  • (bkz: a good year)
  • rick steves her yer gibi burayi da bizim icin gezmis... buyrun: http://www.youtube.com/…18affcfbcf3e/15/tgbdkpbgr8a