şükela:  tümü | bugün
  • bekleme salonunda değişik sorunları olan insanların, sorunlarını güzelce belli edebilmelerinden dolayı kendinizi tedirgin hissedebileceğiniz, ruh sağlığı tedavi yuvası.
  • söz konusu klinik açık klinik ise kalması oldukça zevklidir. hele bir de yatan ağır hastalar yoksa resmen otel gibidir (tabii çıkışta ödenen ücret kol gibi olabiliyor)

    yaklaşık 2.5 ay önce etlik yüksek ihtisas hastanesi psikiyatri kliniğinde istemeyerek yattım. ancak çıkarken bana kalsa 15 gün daha yatardım. öncelikle şunu söyleyeyim hastanede yatma fobisi olan bir insanım, değil hastane başkasının evinde kalırken bile çok rahat edemem. fakat burada oldukça rahattım (yoksa ativan power mı). resmen otel gibiydi, yemekler gayet güzeldi, personel son derece ilgili idi, yataklar rahat, odada tv var, istediğinde çık gez dolaş. tüm hastanede yasak olmasına rağmen sırf bu serviste sigara odası vardı örneğin. ara öğünlerin gelsin, günde 3 kere doktor gelsin yan odadaki çıtır da cabası *

    ilginç bir deneyimdir, çok farklı kişilerle tanışır, delilerin aslında gerçekten de zararsız olduğunu görürsünüz (kimse eleştirmesin bu sözü, orada hepimiz birbirimize deli diye takılırdık). herkes birbirine karşı açıktır. ayıp, çekinme vs yoktur.

    benim dönemimde ağır hasta pek yoktu, sadece yoğun bakımda yatan bir şizofreni arkadaş vardı. geceleri abla abla diye bağırıyordu. kaç kere kaçmaya kalkmış. ama sigara odasının kapısında görünce gel kardeş cuvara içen mi derdim, varsa içerim abi derdi tüttürürdük. gayet de zararsız bir çocuktu. babası çok sert davrandığı için geceleri atak geçiriyordu sanırım.

    oda arkadaşım obsesifti, sürekli aynı şeyleri tekrar ederdi.
    -anne bakmayım dimi
    -bakma oğlum
    -hiç bakmayım dimi
    -yok oğlum bakma kızarlar
    az sonra
    -anne ben şimdi hiç bakmayacağım dimi
    -yok oğlum
    -biraz bakayım mı, yok bakmayım dimi
    iyi bir çocuktu, hastalığının çocuk yaşta kendisini kreşe vermelerinden kaynaklandığı konusunda takıntısı vardı. sürekli babasına kızardı, annem çalışıyor diye beni kreşe verdiniz bu yüzden hasta oldum derdi. öyle ki ziyaretime gelen babama "ev hanımı bir kadınla evlenmekle çok doğru bir karar vermişsiniz" derdi. hatta bir keresinde bir gece ben ağlıyordum, "ağlama sendrom bak ev hanımı annen var ev hanımı anne en büyük hazine" demişti de ağlamam durmuş gülmeye başlamıştım.

    yalnız gece uyuymamak yasaktır bu kliniklerde, gece sık sık kontrol ederler uyumuyorsanız dil altına bir ativan sıkıştırıverirler. ben tuvalete gitme ayağına sigara içerdim gizlice (gece 23 den sonra sigara odası kapanıyordu). bu da doğaldır çünkü sağlıklı olmak için iyi bir uyku gereklidir.

    ben alkol yoksunluğundan yatmıştım, söylediğim gibi utanma ayıp yok. bir gence sordum kardeş rahatsızlığın ne diye. abi madde bağımlılığından yatıyorum ben demişti. bir tane daha maddeci vardı, gerisi genelde obsesyon, depresyon, anksiyete.

    off amma uzun yazmışım ama merak edenler vardır belki. asker koğuşu misali herkes arasında garip bir bağ oluşur. ben saçımı kestirdiğimde herkes koridora çıkıp alkışlamış, oo süper olmuşsun falan demişti. ben ayrılırken üzülüyorlardı sensiz ne yapacağız diye. orda da dert babası olduk kısaca.

    hatta kız arkadaşım 2-3 gün 2. refakatçi olarak kaldı, aynı yatakta yatınca hemşire biraz söylendi gerçi ama hehe.

    öte yandan psikolojik bir rahatlama verdiği de doğrudur. istemeye istemeye yatmama rağmen yattıktan yaklaşık 1 saat sonra çok rahatlamıştım (oysaki sadece izotonik vermişlerdi henüz). bir de bemix ampül kalçadan feci yakar.

    kısacası benim gittiğim yer itibari ile korkulacak bir yer değildir. bütün gün robot gibi yürüyen yüz ifadesi bile hiç değişmeyen bir kadın vardı. ne dertler yaşamış, genç yaşta evlendirmişler, ayrılmış, bunu kimse istememiş kimsesi yokmuş vs. parası da yoktu sigara verirdim ona hep.

    diyarbakırlı bir genç vardı. benden 7-8 yaş küçük ama evli ve çocuklu. düğün ve kına gecelerinde çalan bir müzisyen. esrara başlamış ve aşırı derecede fazla içiyormuş. abi bizim oralarda çok ucuz alıştım bir kere ama sonra ne yapıyorum ben dedim, baktım çocuklarım bile korkuyor benden ben de tedaviye karar verdim demişti. içtiği miktarlar gerçekten de öküz deviren cinstendi. fiziksel bağımlılığı olmadığı için ben ordayken rehabilite olmuştu, çok iyi bir çocuktu. ona elektronik davulumu ve bir adet te anfimi hediye etmiştim, karşılığında bana cep telefonunu vermek istemişti.

    entry ana fikri, eğer psikiyatrik bir rahatsızlığınız varsa çekinmeyin yatın. ancak iyi bir klinik olmasına dikkat edin.

    biraz hüzünlü ayrıldım oradan. bir damla göz yaşı ile. şimdi delilerden sen anlarsın konuş onlarla şarkısını gülerek söylüyorlar bana
  • kocaman bir ormanin icinde, alcak binalari olan bir yer, ogrenci yurtlari gibi. icerisi bembeyaz ama duvarda asili resimler karmakarisik ve renkli. siradanligin icinde siradisilik var. o gun, siradisiligin her zaman bas kaldiri ve asilik demek olmadigini anliyorum. her sey o kadar siradan ki. ama bir sey, fark ettirmeden, disaridaki siradan hayattan ayri gidiyor burada. disaridakilere gore icerideki herkes siradisi, sirf burada olduklari icin.

    hic bir sey icin mecbur degilim, ilaclari almak disinda. kahvaltiya cagirilinca "gelmiyorum ulan, rahat birakin beni hepinizin amina korum" bakisiyla herseyi anlatabiliyorum mesela, bir daha sormuyorlar. kosarak binadan ciktigim bir aksam, kosarak arkamdan hemsireler geliyor. bazen bana verilen bu deger rahatsiz ediyor, icimi daraltiyor. sonradan, insanlarin birbirine deger vermesinin ve bunu gosterebilmenin ne kadar kolay ve guzel oldugunu fark ediyorum.

    resim atolyeleri, muzik odalari, yoga salonlari var. atolyede geciriyorum vaktimi cogu zaman. istediginiz zaman gidip, istediginiz kadar kalip, istediginiz gibi malzemeleri kullanabiliyorsunuz. oysa ben gitmekten cekiniyorum, hakkimi kullanmaktan cekiniyorum. o an, insanlari memnun etmek icin ugrasmaktan, hakkim olani hic isteyemedigimi, daha kotusu buna alistigimi, oysa bazen bencilce dusunmenin en buyuk hakkim oldugunu ve bunun aslinda cok basit ve dogal oldugunu anliyorum.

    yoga salonunda muzigi acip, yerde yatirdiklari herkesi rahatlatmak icin konusuyorlar; "istediginiz bir yerde hayal edin kendinizi, her sey berrak, butun kotu dusuncelerden ariniyorsunuz". ilaclarin etkisiyle mi bilmem horul horul uyuyor insanlar. belki de her seyi unutmak icin sadece uyutulmaya ihtiyaclari var. o an uyuyamadim ama hayal dunyasinda olmanin da insani rahatlatabildigini dusundum.. hayaller ve gercekler paralel evrende gibiler. adam gibi hayaller sizi kurtarirken, kimi imkansiz hayaller tum bir hayati mahvedebiliyor. dogru hayaller kurmak icin de saglikli bir kafaya sahip olmak gerektigini düsünüyorum, digerleri uyurken.

    bir bina var otede, ormanin oteki tarafinda. dikenli tellerle cevrili. icimden "tehlikeliler demek ki.." diye gecirip, hizla uzaklasiyorum. sanki disaridakiler hic tehlikeli degilmis gibi. oyle bir bahcesi var ki alabildigine yesillik, rengarenk ciceklerle suslenmis. icinde ordeklerin yuzdugu kocaman bir göl var. nisan ayinin yakici gunesinde, golgesinde ilik esintileri olan kocaman agaclar var. ama ruhum o kadar perisan ki, ne gunes ne de agaclar umurumda. dunyadaki tum bu guzellikleri gormekle hissetmek arasindaki farki da o gün anliyorum. bazen sadece gunesin ve bir o yana bir bu yana yuzen bir ordegin dahi insana huzur verebildigini anliyorum. yani aslinda mutluluk belki de algida gizli, sahip olunan istekte, anin keyfini cikarabilmekte. yasam anlardan ibaret demislerdi. ama bu bir yetenek bence ve sonradan ogreniliyor mu bilmiyorum.

    alip basimi gitmek istiyorum, kapilar kilitli. her disari ciktigimda soylemem gerek, digerleri hic cikamiyor. ruhlarindaki yaralari tedavi ederken, bedenlerinde ve bileklerinde yeni yaralar acmasinlar diye. faydasi olmuyor. bir kiz cd ile kesiyor bileklerini. biri var ayakkabi giymiyor, ayaklarinin altlari kesik icinde umursamiyor. bir baskasi ofke krizleri yuzunden yataga baglaniyor. hepsi cok genc ama ruhlari cürümeye yüz tutmus sanki. anliyorum ki; bu insanlarin, bu kadar genc yasta, bu derece yipranmis bir psikolojiye sahip olmalari icin cocukluklarindan calismaya baslamis olmali insanlar. bebeklik, cocukluk, ergenlik caginin onemini kavriyorum bir kez daha. bir kadin geliyor, sevgilisini evde bulmus. firina bir pizza koyup asmis kendini. geride aklini yitirmis bir sevgili birakarak. benimse aklimda hep bir soru var "o zaman pizzayi neden yapti ki, bir insanin hayattan vazgecebilmesi, pizza yemekten vazgecmek gibi ani ve kolay bir karar olabilir mi?"

    butun bu gelen ve gidenlerin icinde bir yatagin icine gömülmüsüm. mecazi anlamda degil, yorganin icinde, bir mezara gömülür gibi gömülmüsüm. defterim var, arada icine kareler ciziyorum sayfalar doluyor. kare, küp gibi bir sey, hucre gibi, hapis gibi. hep yorganin altindayim, korkuyorlar benden. gece yataga baglanan, cildirinca saga sola tabak firlatan bir manyak benden korkuyor. o gün, sessizligin en korkutucu sey oldugunu anliyorum.

    gece uyurken ust kattaki odadan gelen gurultu ve cigliklarla irkiliyorum, eve gitmek istiyorum. eve gittigim ilk hafta sonu iznimde bir gece bile kalamadan hastaneye dönüyorum. dunyanin ne kadar guvensiz bir yer oldugunu anliyorum, kendimi guvende hissettigim hastaneye donerken. ve insanin nerede mutlu ve huzurluysa kendini oraya ait hissettigini. aidiyet duygusunun guven verdigini, hayata bagladigini.

    aramadigim halde haftalarca kafamdaki bir cok sorunun cevabini buluyorum. ama bu cevaplarla, hic bir seyi umursamadan, keyifle yasamayi beceremiyorum. insanlardaki bilincsizlige ve bencillige karsi hep dikkatli, bilincli olma hali, uyum saglama mecburiyeti. hayat tesaduflerle alip bir yere koyuyor sizi ve diyor ki "buradan devam et". o yuzden deli, kafayi yemis ne derseniz, yasam boyu oyle kalmayi tercih ediyorum. cunku, akli basinda olan insanlarin yarattigi sorunlardan, surekli bu sorunlarla ugrasmaktan ve sonunda yine delirmekten kacis yok. kime sorsan hepsi akilli. benimse cevabini bulamadigim tek soru; "gercekten hangimiz akilli hangimiz deli?"

    sonuc olarak; psikiyatri klinigi iyidir, her akli basinda insan ömründe bir kez boyle bir klinigi ziyaret etmelidir.
  • geçen sene bir buçuk ayımı geçirdiğim,camdan fanus. gata psikiyatri kliniğinde yaklaşık bir buçuk ay yatış yaparak tedavi oldum.kliniğe girerken,bağcıklarımı,kemerimi,şarj aletimi bilimum kesici aletlerin hepsini bir torbaya aslında föydü ama koymak zorunda kaldım.adımın yazılı olduğu kağıtlardan bir tanesi,föyün üstüne yapıştırıldı ve emanet dolabı adı verilen,kare dolaplardan birine kilitlendi.yatış işlemlerim yapıldıktan,baştabipden ve döner sermaye den onay alındıktan sonra hasta sıfatını aldım.artık bundan sonra izinsiz dışarı çıkamazdım,kapı girişinde inzibat nöbet tutuyordu.klinikler alt katta olur.üst katta tek bir kantin var oradan da sadece bisküvi vb karın doyurmayan ıvır zıvır alabilirsiniz.gazete vs için hasta refakatçilerine söylerseniz sizin için alırlar.

    her hastanın bir seviyesi vardı,birinci seviye adli müşahade oluyordu genelde.hakem hastane olarak gata seçilir ve kişinin akli dengesi ve cezai ehliyetinin olup olmadığı kontrol edilir.ikinci seviye normal hastalardır.üçüncü seviye yeni teşebbüs etmiş,intihar düşüncelerinin tohumları hala aklında olan ve gözlem altında tutulan hastalardır.üçüncü seviyelerin üç veya dört saatte bir tansiyonuna bakılır.

    öğünler beşer saat arayla gelir.sabah yedi gibi kahvaltı yaparsınız.kahvaltının geldiğini bağırarak duyururlar ya da hemşireler gelir sizi uyandırırlar.otelden farkı yok.plastik bıçak konulmaz çünkü plastik bıçakla bile bileğini kesenler olur.ardından beş saat geçer ve öğle yemeğiniz gelir.tabldot şeklinde,köpük üzerinde verilir.konserve türü yiyecekler çıkar.özellikle bezelyeyi sık yersiniz.akşam beş gibi son öğününüz gelir.akşam yemekleri idare eder.sabah,akşam olmak üzere ilaç saatleri vardır.ilaç saati gelince eline suyu alan hasta,ekmek sırasındaymış gibi ilacını bekler.arada doktorunuz sizi görüşmeye çağırır,çıkmaya yakın yaklaşık altı yüz soruluk kişilik testi ve cümle tamamlama boşlukları doldurursunuz.

    fermakolojik tedavi var,psikoterapi görmedim.size gelen psikologlar yeni mezun olmuş,stajyer psikologlardan.deneyimli olanları üst katta odalarında çalışmaktadırlar.bazen aşağıya inerler.klişeleşmiş grup terapisi yoktur.bir salonu ve televizyon odası var.alt katta uğraşı salonu mevcut.kütüphanesi var.el işi ve yağlı boya tablolar yapabilirsiniz.siz yemek yerken hemşireler çaktırmadan yoklama alırlar.haftada bir berber gelir,sakalı uzayanları traş eder.her an sizi gözleyen hasta bakıcılar vardır.doktorlara rapor verirler.

    benim bulunduğum dönemde,hemşire meslek yüksekokulu öğrencileri gelmişti.ikinci sınıflar staj yapıyorlardı.siz uyurken odanıza düstursuz girebilirler,mazur görünüz.bazıları çok saf,ne soracaklarını bilemiyorlar.sizinle üç gün konuşup rapor doldururlar.haftada bir bahçe izniniz vardır.masalar ve sandalyeler yere sabitlenmiştir.telefonunuzun şarjı biterse,hemşireden isteyip şarj edersiniz.şarj aletinin çalınması pek sık rastlanan ve önemsenmeyen hadisedir.odanızda priz bulunmaz.pencereler kilitlidir.

    yattığım zaman aralığında pekçok insanla tanıştım.oda arkadaşım kronik uyum sorunu yaşayan biriydi.sanattan,siyasetten ve edebiyattan konuşmalarımız oldu.bazen kafa dengi insanlar çıkabiliyor.dışarıdan hiçbir şekilde etki almayan,cam bir fanus olarak görüyorum.orada zaman durur ve kendi uzay,zaman ekseni vardır.başlarda sıkılırsınız ama sonra alışırsınız.taburcu olanlar tekrar dönmeye çalışırlar.böyle bi çekiciliğe de vardır.
  • sanılandan çok daha sessiz olan kliniklerdir. hastanelere gittiğimde, eğer bir yakınımı bekliyorsam gidip psikiyatri kliniğinin oralarda beklerim ben. bana diğer bölümlerden çok daha güvenli geliyor. burada birbirine "kaynım da bundan öldüydü" insanları olmaz, hasta yakınları birbirlerini rahatlatma eğilimindedirler. (niyeyse babalardan çok anneler, abilerden çok kızkardeşler vardır)
  • konya numune hastanesinde bundan 6 yıl önce falan iç acıtan bir yerdi, hastanenin bodrum katında bahçesiz, bipolar bozukluğun temel tedavisinden bihaber psikatırların mekânıydı.
  • kendi açımdan derdime derman olmayan klinik. mesela ben bi keresinde anksiyete bozukluğu tanısıyla gittim buraya. kan tahlilleri falan yapıldı. b12 vitamini eksikliğiymiş. bende tam havalı olucaktım. çok artistik bi isme sahip psikiyatrik hastalığım olucaktı. meğersem vitamin eksikliğiymiş amk.
  • geçen günlerde bir müvekkil için gittiğim yer olmuştur. ilgimi daha da çeken mevzu psikoloji mezunu olmasanız bile bu kliniği açabiliyor oluşunuz.

    mesela sosyoloji mezunusunuz veya felsefe, 2 yıllık bir yüksek lisans hop klinik açılıyor.

    mesela hukuk mezunusunuz, doktorayı bu alanda yapın hop klinik açabiliyorsunuz.

    yani türkiye'de insanların psikolojileriyle oynamak, bu kadar ucuzdur. sen elaleme o kaar zorlu psikoloji eğitimi verdir, kontenjanı sınırlı tut. açıköğretim mezunu biri 2 yıllık bir yüksek lisansla aynı kefeye konulmayı hak etsin.
  • taşınacağı zaman sadece koridorundaki resimleri alıp yeni binanın koridoruna asıyorlar. o resimleri nereye asarsanız orası psikiyatri polikliniği olur zaten.
  • "intiharından kısa bir süre önce, şiddetli bir depresyon geçiren hemingway*, minnesota'da bir kliniğe* takma bir adla yattı. klinikteki bir psikiyatrist fbi ile temasa geçip hemingway'in bu şekilde kaydedilmesine bir itirazlarının olup olmadığını öğrendi." frances stonor saunders - who paid the piper cia and the cultural cold war

    (bkz: ruh çağırma seansı)
    (bkz: akıl hastanesi/@ibisile)
    (bkz: bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi/@ibisile)