şükela:  tümü | bugün soru sor
  • engin gectan in 1975 te yayinlanan hem akademik cevrelere hem de merakli okurlara hitap edebilen kitabi
  • harika bir kitap bu, o kadar süfer anlatıyor ki o hastalıkları "lannn buyum buyum buyum!" diyorsunuz her sayfasında. hiçbir ortaokul-lise kütüphanesinde bulunmaması gerek ama.

    yani ben çok feci hallere girmi$tim 14-15li ya$larda, rehberlik hocası da $öyle demi$ti: "o bizim ders kitabımızdı üniversitede neyi okuyosun sennn!"

    evet, çok güzel bi kitap. bulsam 3. kere yine alırım. babam da 3. kez parçalar atar, o derece etkili bir kitap.
  • hali hazırda okumakta olduğum, kendi dilimde okumanın konforunu edebiyat lezzetiyle sunan, kendinizle yüzleştiren, bundan korkmayan okurlar için bir engin geçtan klasiği.
  • "temel kavramlar", psikodinamik psikiyatri" ve "ruhsal bozukluklar" başlıklı üç bölümden oluşan kitaptır. ilk bölümde normaldışı davranış kavramı, zihin-beden ikilisi ve genel sistemler kuramı, genel sistemler kuramı ve normaldışı davranışlar, normallik kavramı, psikolojik olgunluk kavramı ve tarih boyunca normaldışı davranış kuramı başlıkları yer alırken, ikinci bölümde klasik psikanaliz, ego psikolojisi, egonun uyum işlevleri, insanın sekiz çağı, obje ilişkileri kuramı, self psikoloji başlıklarını görürüz. üçüncü bölüm ise şizofreni, hezeyanlı(paranoid) bozukluklar, afektif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, somatoform bozukluklar, disosiyatif bozukluklar, parafililer-cinsel davranış sapmaları, cinsel işlev bozuklukları, psikoaktif madde bağımlılıkları, yeme bozuklukları, kişilik bozukluklarını içerir. sadece psikoloji öğrencilerinin değil, kendi iç dünyasına yolculuk yapmayı isteyen, kendini keşfetmeyi amaçlayan her insanın elinde olması gereken bir eserdir.
  • bu kitabı okuduktan sonra kafamda şöyle bir fikir belirdi: yeni bir psikiyatri anlayışı yeni kavramlarla ve yeni bir perspektiften yapılmalı. nasıl ki freud charcot'un asistanlığını yaptığı yıllarda hocasının histerinin kökeninin cinsel bozukluklara dayandığına dair tezinden ilham alıp bu alandaki bilgilerini derinleştirdi ve yepyeni bir terminoloji yaratıp psikiyatriye çağ atlattıysa eldeki verilerin işaret ettiği bir takım ortak yönleri ve aynı sürecin farklı veçheleri olmaları durumu yeni bir terminoloji ile farklı niteliklere göre tekrar sınırlanırsa belki psikiyatri biliminin insan zihninin nasıl çalıştığına dair geliştirdiği modelleme bir kat daha derinlik ve gerçekçilik kazanacaktır.

    kitap boyunca pek çok yerde normaldışı davranışların normal davranışlarla olan benzerliği,bu davranışların sanki aynı sürecin devamı, ya da aynı modelin daha abartılı ve rahatsız edici formları olduğundan bahsediliyor. pek çok farklı psikiyatrik hastalığın bazı ortak özellikler taşıdıkları ve bunlara göre gruplandırıldıkları söyleniyor. özellikle kişilik bozuklukları kısmını okurken önümde neredeyse şöyle bir manzara canlandı: insanın davranış yelpazesini farklı özelliklerin farklı çubuklarla ifade edildiği bir equalizer'a benzetirsek, davranış bozukluğu olan insanlarda bu equalizer'ın bazı çubukları normal kabul edilen sınırlardan daha fazla yüksek, bazıları ise normal alt sınırdan daha düşük, neticede karşımıza çıkan manzara normal olarak değerlendirilebilecek profillerin dışında bir şey oluyor, fakat bu profilin yapıtaşları hepimizde mevcut ve belli bir düzeye kadar yükselmiş olmaları normal, hatta zaruri bir şey. psikiyatri bilimi bu yapıtaşlarını ne ölçüde detaylı isimlendirebiliyor, bunların kökenine ve birbirlerini etkileme durumlarına ne derece hakim, bundan emin değilim. çünkü her şeye rağmen yapılan sınıflandırma oldukça kaba ve yetersizmiş gibi duruyor: bir çocuğu anal dönemdeyken cezalandırırsan obsesif-kompulsif olur, bir buçuk yaş civarında anneden kopma döneminde bocalarsa borderline kişilik bozukluğu gelişir gibi tezler belli davranış paternlerini anlayabilmek açısından şüphesiz işe yarıyor ama bunların kabalığı ve kısıtlayıcılığı da bu işin henüz ne kadar başında olduğumuzu gösteriyor bir yandan.

    tıbbi bilginin gelişimine baktığımızda bilgi birikimi arttıkça yeni perspektiflerin ortaya çıktığını, bu perspektiflerin kendi terminolojilerini doğurduğunu; öte yandan da yeni perspektiflerin oluşmasını da artan bilgi birikimi olduğunu görürüz. hastalıklar tanımlandıkça ortak semptomlar keşfedilmiş, bu semptomların kökeni araştırıldıkça insan vücudunun yeni mekanizmaları, özellikleri ve davranışları keşfedilmiştir. tüm bu süreçte bir yandan gelişen anatomi, fizyoloji ve patoloji bilgileriyle çeşitli hastalıkların ve anomalilerin sınıflaması tekrar tekrar kurulmuş, yeni tıbbi perspektifler doğrultusunda farklı kriterler baz alınarak değerlendirildiğinde bu yeni sınıflamalar anlam kazanmış ve bu sınıflamalar dahilindeki bilgiler arttıkça insan vücudunun mekanizmasını anlamak için daha mükemmel modeller üretilmiştir. tüm bu süreç boyunca katlanarak artan bilgi birikimi ve bu bilgilerin kullanılmasında defalarca test edilip mükemmelleştirilen tıbbi modellemeler sayesinde modern tıp bulunduğu noktaya gelmiştir.

    tabi psikiyatri bilimi ilgi alanı itibariyle fizyoloji ya da anatomi bilimleri kadar rahat çalışılacak bir alan değil. belki de hala el yordamıyla karanlıktaki bir fili incelemenin ötesine geçebilmiş de değil. böyle bir alanda yeni bir perspektif geliştirmek, bunu yeni bir terminoloji oluşturarak yapmak ne denli uçuk şeylerdir farkındayım. bunu bir defa yapan adam freud oldu zaten. ayrıca işin bir de nöropsikiyatri boyutu var.bundan sonra psikiyatri devrim niteliğindeki gelişmeler büyük ihtimalle nöroloji alanındaki çalışmalarla olacak.ne zaman olacağı öngörülemeyecek bir tarihte, nöroloji insan beynini büyük ölçüde anlamlandırabildiğinde ise belki de artık psikiyatriye ve onun kavramlarına ihtiyacımız kalmayacak, bunlar sadece tarihsel öneme haiz birtakım bilgiler olarak kalacaklar. ne var ki bu kitabın ışığında kafamda uyanan tablo, eldeki verilerin de psikiyatrik terminolojinin değişmesine ve yeni perspektifler getirilmesine olanak verebilecek kadar zengin. nacizane bu konuda az çok uğraşan bir amatör olarak bu kitap sayesinde bir kez daha kuvvetlenen birtakım fikirlerimi, öngörülerimi paylaşmak istedim sadece. umarım uçuk bir şeyler sallamamışımdır, gelecek beni haksız çıkarmaz diyor ve bu entry'mi de sonlandırıyorum. görüşmek üzere.
  • “ana baba tutumlarının yarattığı nevrotik ortamın özellikleri, çocuğun kendi güvenliğini sağlamak için boyun eğme, saldırganlık ya da içe kapanma yollarından hangisini seçeceğini belirler. aşırı korunan çocuklar sevgiyi, ancak ana-babalarına koşulsuz bir bağlılık gösterdiklerinde bulabilirler. istenmeyen çocukların karşıtı, bu çocuklar ana-baba sevgisini ve onayını elde etme konusunda umutsuz değildirler. ne var ki karşılığını kendi kişilik haklarından vazgeçerek öderler. yetişkinlik döneminde bu kişiler sevilme, korunma ve kayırılma ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla insanlarla her türlü sürtüşme ve çatışmadan kaçınarak onları hoş tutmaya çabalarlar. böylece saldırgan dürtülerini baskı altında tutan, bağımlı kişilik yapısının temelleri atılmış olur.” s.170