şükela:  tümü | bugün
  • yaşanan üzücü bir olayın bütün duyguları altüst edip birbirine karıştırması.
  • ruhun iflas etmesi.
  • dikkate alinmasi gereken bir nokta (ister dogal felaket olsun, ister kisilerden gelen guvenligi tehdit edici hareket olsun) travmanin niteliginden cok kisiyi nasil, ne oranda ve ne sureyle etkiledigidir. ayni yikici davranisa veya felakete maruz kalmis iki insan farkli oranda etkilenebilirler.
  • bireyin benlik bütünlüğünü tehdit eden dolayısıyla bastırarak unutulmaya,yamalamaya çalışılan ama bir taraftan dikerken bir taraftan patlar ve bir kırılma noktasıyla sönmüş bir volkan gibi aniden patlak verebilir,başarılı bir psikoterapi süreci yanmayı ve dağılmayı önler..
  • psikolojik tramva'nin dogru yazilis bicimi.
  • çok eski dönemlere gitmeden, bir süredir üst üste yaşanan çöküntü ve/ veya darbe türü ruhsal sıkıntılarla da ortaya çıkabilen ruhsal darbedir... bir dolu ilaç verilir, düştüğünüz durumun sebeplerinden uzak durmanız istenir... oysa bilmez ki siz kendinizden bile uzaklaşmışsınızdır, ilaçların etkisi ruhsal çöküşünüze daha bir köstek olur, aldığınız nefesin bile farkına varamazsınız...
  • çok tehlikelidir, içine aldığında farkettirmez.
    ilk hedefi, fiziksel ve ruhsal anlamda zevk aldığınız şeylerdir. ikinci hedefi, “hayatta yapmam” dediğiniz şeyleri yaptıracak senaryoların başlangıcı, kıvılcımıdır.
    diğer hedefleri ise bir çok küçük karakteristik özellikle bezenmiş benliktir, bu benliği önce parçalara ayırıp teker teker hepsinin içine işler, ardından onları hiçbir şey olmamış gibi yerine yerleştirir ve hastalık böylece hedefine doğru yola çıkmış olur.
    geçmişte yaşadığım, her insanın yaşadığı mutlak ciddi bir travma olmuştur. bunların en ciddisini düşünüyorum da, kendim için yaptıklarım, “yapmam” dediğim şeyleri teker teker yapmam ve onların sonrasında uzun bir sessizlik sürecine girişimle sanırım uzun bir travma yaşatmışım kendime.
    öncelikle olgunlaşma dönemimde, klasik bir şekilde kendime edindiğim “hayali” arkadaş üzerine kurduğum senaryolar, insanlara anlattığım hikayeler ve bunların inandırıcılık oranları, hepsi bu travmanın başlangıcına bir işaret olmuş. belki bunları 6-7 sene önce yaşamışım ancak zamanın sarkmasıyla bu zaman diliminde çok fazla zarar görmüş bünyem, bir patlamayı haber vermiş bana. ama ben duygusallığımın yarattığı labirentte kaybolmuşum, bundan da rahatsız olmamışım. zaman biraz geçmiş ve olgunluk döneminde teşhis edilemeyen travma yavaş yavaş kendini göstermiş. tam olarak patlaması için bir kıvılcım gerekliydi, bu zaten belliydi.. ve o kıvılcım, sanırım bundan 2 yıl önce.. 2 yıl önce nisan ayında.. o kıvılcım parlamış ve sönmüş. ama o kıvılcımın sönüşüyle başlayan travma, gerçekten de ciddi bir sürece sürüklemiştir beni. psikolojinin tanınması için gereken sakinliği bozmuş, dengeleri altüst etmiştir. kurallara uymamazlık gibi bir ilk sonuç üretmiştir. kurallar teker teker çiğnenmiş, hatta bu insanlara yansıtılmış ve çevrede de bir denge değişikliği meydana getirmiştir travma. tabi çevredeki insanlar bunun farkında olmadan, hemen değerlendirmeyi yapıp bundan kişiyi sorumlu tutmuşlar ve travmaya katkıda bulunmuşlardır.
    psikolojinin birbirine çok fazla bağlı olan temellerinden bir kaçında yaşanan bu bozuklukla travma kaçınılmaz hale gelmektedir. insanın, hiç gerek yokken bu temellerin üzerine eğilmesine ve zorla da olsa onların üzerinde hakimiyet kurmasına sebep olmuştur. bu hayatın akışında ciddi bir değişikliğe yol açmaktadır. egoyu öldürmemek ama egoyu hakimiyet altına almak gibi iyi bir fikir vermesi şanstır belki. bu travma eğer erken teşhis edilirse, bilincin zarar gördüğü ölçüde düzeltilmesi için bir şans ortaya çıkarabilir. keza ego, olumsuzluklar silsilesi olarak değerlendirildiğinden, egoistçe bir kanı ortaya çıkar ve insan anlamsızca egoyu öldürmek için nafile uğraşıp durur. insan onu kontrol altına alıp, sahip olduğu soyut bütünlüğün farkında olabilceği hale getirmeye çalışırsa bu travmanın artılarından biri olur.
    psikolojik travma bu noktada denge içinde bir dengesizlik unsuru gibidir. zaten bozuk olan bir sistemi çökmeye zorlamasıyla, onu yöneten bünyeye çareler aratmaktadır. öncelikle şunu anlamak gerekir ki, bu travmanın gideceği noktalar çok ciddidir. insanı kendi eliyle öldürebilecek düzeye kadar getirebilmektedir. sadece kendisini değil, başka insanları ya da başka özneleri de yok etmeye teşebbüs ettirebilecek düzeyde ciddi bir sarsıntıdır bu. en zararsız kabul edilebilecek etkiden en zararlı etkiye kadar herşeyi tasarlayabilir travmayı yaşayan zihin. bu zihnin bağlı olduğu bünye ve ruh da suç ve ceza arasındaki kavramsal bütünlüğü kısır döngüye sokacak mükemmelliyette planlar yapabilecek düzeye ulaşır bir anda. travmayı artı yöne çekmenin yollarından biri, bu düzeyi kendi çıkarına kullanabilmeyi öğrenmektir. “öğrenmektir” çünkü travma savunma duvarlarına yaptığı atakta ileriye doğru hızla hareket ederken arkasında bir boşluk bırakır. o boşluğu kullanmak kurallara aykırı görünebilir, ancak biz kendi kurallarımız koyabilecek kadar egomuzdan yararlanabiliyorsak, bu duvarları tekrar inşa edilebilecek zamana ve mekana o anda sahip olabiliriz.
    psikolojinin, insana zevk veren unsurları hüzünle bağdaştırabilecek özellikleri vardır. bunun daha profosyonelce ya da bilimsel anlamda bir açıklaması olabilir ancak ben yine kavramsal yaklaşmak istiyorum; zevk alınan bir tad, bir hareket, bir ses o an insana asıl zevk alınan anın maksimum düzeyini hatırlatır ve “neden aynı yüksekliğe sahip olamadığı” gerçeği konusunda hüzünlenme ve sorgulama isteği ortaya çıkarır. gayet küçük bir başlangıç da olsa bu, duygusal yanı ağır basan insanın dış etkenlerden en çok etkilendiği anda büyüttüğü bir sorundur. sebepler.
    sebepler psikolojik travmanın teker teker işlediği unsurlardan biridir. her bir sorun, bir ok olur ve saplanmak üzere yola çıkar. saplanacaktır, kurtuluşu yoktur. çünkü travma yarı yarıya insanı ele geçirmiş, karakterin arkasını dönmesine yol açmıştır. asıl benlik bu travmayla savaşırken birisi ortaya çıkan toz bulutuna elini uzatsa ve oradan benliği çekip alsa, kimse bu görüntüye inanamazdı. içimizde tam bir savaşçı barındırıyor olmamıza rağmen silahımız yok, kendi silahlarımızı çevresel kavramlara teslim etmişiz ve hatta onlardan kurtulmak için dua etmişiz. bu da ortaya rahatça bir tek dişi kalmış canavar çıkarmış. bu, kendi gözlerimizle kendimize baktığımızda göremediğimiz bir şeyse, travma her yerimizi sarıp sarmalamış demektir.
    bunun bir de çevredeki insanlara ve onların size bakışlarına olan etkisi vardır.
    hayata karşı çaresizliğin ve bundan kaynaklanan kayıtsızlığın ürünü olan bu travma, vital çevreyi titretmiş, iletişimin tepkisel yöntemlere dökülerek kullanılmasına yol açmıştır. travma içe işlerken dışarıda bıraktığı enkaz, ne olduğunu anlamamış çevre bireyi tarafından hemen etiketlenmiş olabilir. “acınacak durumda”, “yardıma muhtaç” veya “aciz”.. ya da “loser” belki de “basit”.
    (her ne olursa olsun mutlaka bir etikete sahip olduğunu düşünmem, benim de aynı şekilde ön yargı ürettiğim anlamına mı geliyor? sanırım evet. ama en azından bunun farkındayım. ne olduğunu bile bile bunu yapıyorsam daha mı kötü? sanırım bu da bir ön yargı ve “kötü” olduğunu düşünenler bunun farkında. o zaman hepimiz kötüyüz.)
    travmanın dış dünyada bırakacağı etki, firtinadan sonraki sessizlikle daha belirgin hale gelebilmektedir. o an travma içinde olan psikoloji, buna tepki verebilecek uzak duyarlılığa sahip olmayabilir. menzilini kısaltmış ve sıcak savaş içerisindedir.
    tabi bunu tahmin etmek çok güç olduğundan çevrenin kısa zaman dilimi içerisine sıkıştırılmış değerlendirmeleri, travmaya hızlandırıcı etki yapabilmektedir.
    genelde çevre, insanın sosyalleşme hedefini başlattığı noktadır. bu nokta insana belirli bir zevk vermektedir, günlük olarak başlamak ve bitirmek, hatta bunu yapmaya başlayabilmek ve bitirebilmek, ufak bir başarmaktır. bunu şahsi olarak artı niyetine sonuçlandırırsınız. ama diğer tarafta ne için kullanıldığının farkında değilsinizdir. bunu farkedene kadar travma sessizdir. bunun farkedildiği ilk anda kazandırdığı şey, paranoyadır. hemen ardından da şüpheci bir tavır. dengesizlik dolu bir denge unsuru ya, travma kendi için dengeleyebileceği ne varsa, onun için psikolojinin dengesini bozmaya uğraşır.

    ikinci hedef de, yapmam dediğimiz şeylerin birer birer zihne yerleşmesi, planlanması ve gerçekleşmesine zemin hazırlanması sürecidir. şahsi fikrim, bu konuda yapılan planlama gayet profosyonelcedir ve normal bir hareketmiş gibi algılanır. ancak gerçek hayatta bunu kişisel bir projemiz için tasarlasak, o kadar mükemmel olmaz. böyle de bir inanış yerleştirir travma zihnimize.
    umut etmeye başlarsınız örneğin. umut etmek genelde her insanın yaptığı bir şeydir ve kimse yapmam demez. ancak bu bambaşka bir umut etmektir. tamamiyle alakasız, tek celsede kurtuluşu ya da maksimum yükselişi sağlayacak bir olayı-olguyu umut ettirir. travma her gücü yüceltir, egonun ve alt egonun kendini aşağı çekme gücünü yükselttiği gibi zihnin onları yukarı çekme çabasını da yüceltir. bunun çevreye nasıl yansıdığından fazla bahsetmedim ancak zaten kişinin kendisine nasıl yansıdığı ortadayaken, çevrenin ne algıladığı ya da algılayacağı çok önemli olmayacaktır.
    umut etmek, genelde maksimum düzeye ulaştıktan sonra eğer umut edilenler gerçekleşmezse (ki genelde öyle olur, büyük oranda umutsuzluk sarar her yanı) umutsuzluk rüzgarları esmeye başlar. ve yapmam denilen hareketler yapılmaya başlanır. bu, her alanda olabilir. hepsini teker teker saymıyorum çünkü akla gelebilecek her konuda aklınıza kaçış planları yapmak gelir. o kaçış planları da bir döngüye sahiptir ve sizi önce bulunduğunuz noktadan uzaklaştıracak, plan değişince bulunduğunuz yere geri getirecektir. bir kapıdan düz girdikten sonra aynı kapıyı başka bir tarafta görmek, ama yine o kapıya düz bir giriş yapmak gibi bir şey.
    sonuçta insanın sahip olduğu bağımlı ve bağımsız potansiyel belliyken travma¸ her daim savunmasız olan psikolojiyi rahatsız edecek ve kendini ona yaşatmanın yollarını arayacaktır. genelde bahsettiğim farkındalık, sabır, irade vs kavramların gerçekten taşımakta zorlandığı bütün bünyenin bu travmaya dayanması gerçekten zordur. ve zaman öyle bir bükülür ki, 3 yıl bekleseniz ancak düzelmeler gösterebilir. bu süreçte neler olur neler biter, bu özneyi ilgilendirir.
    sonuçta ben kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki, psikolojik travma her zaman tetiktedir. her an yoklayabilir, ufak bir fırtınadan koca bir kasırgaya dönüşebilir. hedef şaşırtıp depreme, sele yol da açabilir. ummadık taş baş yarar sözünü doğru çıkarırcasına yapmam denilenleri yaptırır, çevredeki destek gördüğünüz insanların ufak oklarına maruz bırakır.
    ve bariz bir şekilde çaresiz bırakır. kaçacak delik aratır. büyütmemeye çalışırsınız ama elinizde değildir, hızla büyür. korkutmaya başlar. korkutmaya başladığı anda, bunun arkasına saklanmış bir şekilde farkettirmeden dört yanı sarar. ruhun ve zihnin birbiriyle olan iletişimi zayıflar ve hatta bu iletişim kopabilir de.
    -bu durumda ne yapılması gerekir?
    mevzubahis soruya verilecek cevap, fazlasıyla kişisel olacaktır ve herkes için geçerli olmayabilir. ama en azından farkında olarak attığınız her adım, psikolojik travma için bir geri adım anlamına gelir.
    bilerek kaybedilmiş ve hala anlamsızlaştırılmaya çalışılan kavramların tekrar kazanımıyla yenilebilir bir düşmandır psikolojik travma.
    savaşmadan kazanılamaz.
  • ruhani gidisati, bir nevi bunyevi mekanizmanin otomatige baglamasi. ve cogu zaman icinde oldugumuz durumun farkina varmayip, kendimizi normal addetmemiz de en korkunc yonu. travmatik gunlerde cevremizden yoneltilen durumumuzla ilgili herturlu beyani, nasihati kabul etmeyisimizi yillar sonra fark ederiz. oysa hepsi hakli, bizi biz olarak tanidiklarindan, bir anda bunyemizde peydahlanmis ikinci bir yabanciyi biz goremesek te onlar fark ediyor ve goruyor. neyse ki, bu bermuda seytan ucgeni macerasi gelip gecici.....
  • canın çıkması ama ruhun hala direnmesi hali. aynı bedende...