1. kişilik gelişiminde freud'un öne sürmüş olduğu döneme verilen ad.freud kişilik gelişiminde özellikle doğumu izleyen ilk altı yaş içindeki yaşantılara dikkat çekmekte ve bu dönemin izlerinin bireyin yetişkinlik yıllarındaki kişilik özellikleri üzerinde belirli rolü olduğunu savunmuştur.bu dönemi beş psikoseksüel gelişim dönemi olarak incelemiştir.bu dönemler sırasıyla oral,anal,fallik,gizli ve genital dönemler olarak adlandırılmıştır.
  2. kisilik gelisimi açisindan psikolojiye en önemli katki psikanalizin kurucusu freud ve onun takipçilerinden gelmistir. asagida kisilik gelisimi, "psikoseksüel gelisim ilkelerine göre açiklanacaktir.
    freud, kisiligi gelisim açisindan inceleyen ve kisiligin temel karakter yapisinda bebeklik ve çocukluk yillarinin önemini belirten ilk kuramcidir. freud, bes yasin sonlarinda kisiligin oldukça biçimlendigi ve bu yastan sonraki gelisimin, temel yapimin islenmesiyle sinirlandigi inancindaydi.
    bu kuramda insanin gelisimini alti dönemde incelemistir. oral dönem, anal dönem, fallik dönem, gizillik (latent) dönem, ergenlik dönemi.

    oral dönem (0-2 yas)
    bu dönem id'in egemenligi altindadir. dogal dürtülerin hemen doyurulmasi, gerginligin hemen giderilmesi çocugun en basta beklentisidir. çocuk disardan verilecek bakima tümden bagimli ve çaresizdir. çocuk ancak kendine verebilecek bir annenin varligiyla yasamini sürdürebilir.
    çocugun bu dönemde kazandigi ilk toplumsal islev, almak, almayi bilmek ve elde etmektir. yani çocuk kendisine anne tarafindan verilen seyleri alirken, toplumsal anlamda almayi da ögrenir. çocuk kendisine veren kisilerden verilmis olmayi da degerlendirerek "vermek-verebilmek" yetisini de kazanir.
    sürekli bakim veren kisinin (anne ya da sürekli bir bakici) bebekligin ilk aylarindaki eksikligi, çocugun motor, bilissel, duygusal ve sosyal gelisiminde önemli aksamaya ve yetmezlige, hatta gerilige yol açabilir.
    oral dönemde çevresel kosullara ve biyolojik yapiya bagli olarak, asir doyurulma ya da asiri doyumsuzluk içinde kalma yüzünden çocuk sonraki dönemlerine ilerleyemeye bilir. bu nedenle yetiskinlik yasaminda da oral dönem özelliklerine fazlaca tutunabilir. asiri agizcilik (oburluk), asiri bagimlilik, alicilik, edilgenlik baskin olursa bu davranis özellikleri oral saplanma belirtileri olarak yorumlanabilir. böyle bir kisi baskalarindan almaya alismis, asiri isteyici ve bagimlidir. oral dönemde çocugun kazanmasi beklenen duygu özgüven duygusudur. bu da ancak annenin (ya da çocuga bakim veren kisinin) düzenli ve tutarli bir sekilde çocugun ihtiyaçlarini karsilamasiyla mümkündür. oral dönemde idin haz ilkesi islemektedir.

    anal dönem (2-4 yas)
    çocugun yürümeye, konusmaya ve kendi benligini çevresinden ayri algilamaya basladigi; yavas yavas bagimsizca düsünme ve davranma gibi yetilerin yapitaslarinin gelistigi bir devirdir.
    bu dönemde çocugun diskilama büzgeç kaslarinin gelismesiyle çocugun dünyasina yeni bir eylem yetisi katilmaktadir. çocuk içerde biriken diskisini tutarak ya da birakarak bir haz duyar. çocugun diskisini tutabilmesi ve annesinin istedigi yerde ve zamanda yapmasi çevreden büyük ilgi görür ve ödül alir. böylelikle çocuk artik toplumun iyi, kötü, dogru, yanlis ve ayip gibi yargilari ile karsilasmaktadir. süperego gelismeye baslar.
    anal dönemde bazi aile tutumlari çocukta anal saplanmaya ve anal kisilik özelliklerinin gelismesine yol açabilir. bu tutumlar arasinda, çocuga siki, kati, cezalandirici tuvalet egitimi; özerklik tanimayan, bagimli, bebek kalmayi destekleyen asiri koruyucu ve denetleyici tutumlar, asiri düzenlilik ve titizlik egitimi, çocuga ayip ve günah kavramlarinin fazla asilanmasi sayilabilir.
    anal kisilik özellikleri gösteren yetiskin bireylerde, asiri titizlik, tuvalet islemleri ile asiri ugrasma, cimrilik, inatçilik, asiri düzenlilik, kararsizlik gibi özellikler görülür.

    fallik dönem (4-6 yas).
    2.5-3 yaslarina giren çocugun düsünce dünyasinda giderek artan bir biçimde yeni bir algi alani olusur. bu eseylik ayriliklari ile ilgilidir ve çocugun dikkati esey organlarina ve bunlarin anlamlarina yönelir. çevreden ve baska insanlardan ayri bir kisi oldugunu kavramis olan çocuk, artik "nasil bir kisi" olacagini arastirmaktadir. bu nedenle kendi bedenine, cinsel ayriliklarina ve genellikle çevrede olagelen her seye karsi derin, bitmek bilmez bir sorusturma ve ögrenme egilimi gösterir.
    cinsel ayriliklarin ögrenilmesi, cinsel benlik duygusunun baslamasi ve cinsiyete uygun rollerin belirlenmesi de bu yaslarda iyice kesinlesmistir. çocuk cinsel yasaklari ve degerleri hizla ögrenir.
    bu çagda asiri korkutmalar, suçlandirma ve cezalar, atilganligin kisitlanmasi, çocukta girisim kisirligi ve asiri çekingenlige neden olabilir.
    bu dönemin kriz noktasi oedipus (ödipus) kompleksi ve igdislik korkusudur.
    oedipus (ödipus) kompleksi.- erkek çocugun annesine, kiz çocugun babasina karsi özel bir sevgiyle (ask) yaklasip erkek çocugun babayla, kiz çocugun da anneyle yarisa girmesi, hatta ondan nefret etmesi. erkek çocuk, bir yandan babasina sevgi duyup onun gibi olmak isterken diger yandan da ondan nefret eder. bu yüzden önemli bir çatisma yasanir. karsi cinsten olan ebeveyne karsi sevgi dolu ilgi, hemcins ebeveyne karsi ise iki degerli bir tutum oediepus karmasasinin içerigini olusturur.
    fallik döneme özgü ödipal çatismayi çözememis kisiler yetiskin yasamda bilinçli ya da bilinçsiz ödipal egilimler ya da buna karsi asiri savunmalar gelistirebilir.
    çocukta bu döneme kadar görülmeyen vicdan ve ahlak duygusu iste bu özdesimlerin güçlenmesiyle gelismektedir.
    igdislik korkusu
    fallik dönemde erkek çocuk için penis, çocugun bütün benligi, varligi ile esdeger bir anlam ve önem kazanir. toplumsal tutumlarin da destegi ile erkek çocugu kiz çocuktan ayiran bu degerli, “üstün” organla ilgili olarak çocuk zihninde bir takim korkular gelistirir. kiz çocukta penis olmadigini fark edince bunun kendisinde de yok edilebilecegi kaygisi dogar. ayrica ailede ve toplumda çocugun yaramazliklarina, penisi ile oynamasina, gece isemelerine karsi bir ceza olarak penisin kesilecegi siklikla söylenir. ülkemizde bu yastaki çocuklara yapilan, “tutun sunu sünnet edelim, vb...” biçimdeki korkutmalar, takilmalar ve gerçekten bu yaslarda yapilan sünnet olayinin kendisi penise bir zarar gelebilecegi, ceza olarak penisin kesilebilecegi korkusunu uyarir. bu korku, igdislik korkusu olarak bilinir.
    bu korkunun varligi çocukta yalnizca penise bir zarar gelecek biçiminde görülmez. bir çok degisik ve gizli biçimlerde ortaya çikabilir. erkek çocugun sik sik penisini açip bakmasi, göstermesi ve bu konuda konusmasi, penisin saglam olduguna iliskin bir çesit kendine güvence verme belirtileridir. çocuk, penisle ilgili korkuyu, bedeninin baska bir parçasina aktararak herhangi bir çizik, yara veya ameliyat üzerine büyük endiseler gösterebilir. penisten yoksun olan kiz ve kadinlari asagi görerek onlardan uzak durabilir. baska çocuklari gerçekten ya da simgesel biçimlerde igdis etmekle tehdit edebilir. erkek çocukta görülen igdis edilme korkusunun kiz çocuktaki karsiligina freud, penise imrenme demistir ve kiz çocuktaki cinsel kimlik gelisimini bu varsayim üzerine dayandirmistir.
    bu döneme özgü saplanmanin belirtileri sunlardir,

    • ana-babadan ayrilma gereksinimi ve girisimleri olunca asiri suçluluk duygularinin belirlenmesi.
    • evlilik yasaminda esiyle bir türlü rahat edememe.
    • asiri çekingenlik, girisimde bulunamama ve çabuk suçlanma egilimleri.
    • cinsel iliskiden korkma, kaçinma, cinsel güçsüzlük korkulari, cinsel güçsüzlük, cinsel sogukluk.
    • bedene bir zarar gelecek korkulari ve hipokondriazise egilim.
    • karsi cinse karsi, elestirici ve olumsuz tutumlar.
    • cinsel kimlikte güvensizlik ve cinsel kimlik sapmalari.

    gizillik dönemi (6-12 yas)
    çocugun bedensel ve zihinsel gelisiminde önemli bilissel ve duygusal ilerlemeler olur. çocugun bilissel yetileri (algi, bellek, yargilama, vb...) gerçege daha uygun degerlendirmeler yapabilecek düzeye gelir.
    zamani, yeri, uzayi tanimasi olgunlasir. neden-sonuç baglantilarini gerçege uygun kurabilir. kavramsal ve soyut düsünme yetisinin gelismesi ile daha uygun ve geçerli genellemeler yapabilir. ego bu dönemde hizla gelismektedir.

    ergenlik dönemi (12-22 yas)
    ergenlik, erkekte ve kizda hizla büyümenin oldugu, birincil ve ikincil cinsel yapinin hizla gelistigi yaslari kapsar. bu çagda eskiden yasanilmis cinsel yönelisler, çatismalar yeni bastan yasanir. ödipal duygular alevlenir. asiri bagimlilik duygulari olan ergen, ailesini yitirme, onlardan kopma kaygisina kapilir.
    çocukluk dönemlerinden artakalan sorunlarin çözümü bu çagda yapilacaktir. genellikle bu sanildigindan agir bir sorundur. genç, cosan sorunlar arasinda egemenlik kurmak zorundadir. çogu ruhsal bozukluklar, nevrotik bozukluklar, kisilik bozukluklari, psikozlar bu dönemde ortaya çikar.
    ergenlik dönemi kimlik gelisimi açisindan en önemli evrelerden biridir. ergen, uzun bir hazirlik dönemi içinde yillarca çabalar, bocalar ve kimligini iyi kötü bulur.

    kaynaklar: freud ve psikanalizin temel ilkeleri - prof. dr. ismail ersevim
    psikanalize yeni giris dersleri – sigmund freud
  3. muğlak bir kavramsallaştırmadır. yaşamın başından itibaren bedenimizde bazı bölgeler diğerlerinden daha farklı bir konumdadır, daha fazla önem kazanır. hayatın başında beslenirken haz, ağız etrafında toplanır ve bu oral bir hazdır. yaşamın en başında en temel bölge ağızdır. dürtü ilk önce ağız etrafında gelişir. sadece ağız ve memenin ilişkisi değil, bu ilişki aynı zamanda duyumsal ve bedenseldir de, yani sadece iki nesnenin (ağız ve meme) yer aldığı bir ilişki değildir bu, başka elemanlar da işin içindedir. annenin ve çevrenin özellikleri de işin içindedir. annenin yeterince iyi anne olabilmesi önemlidir.

    psikoseksüel gelişim anne ve bebek arasındaki ilişkisel bir temelde gelişir; bu durum; anneden dayanak alma, anneye tutunma arzusu, kapsanma arzusu ve bunun tatmini de psikoseksüel gelişimi destekler. gıda alımı ve beslenme etrafında anne bebek ilişkisi gelişir. bedenin tutulması ve beslenme yoluyla zihinde ruhsal tasarımlar da oluşmaya başlar ve bu tasarımların gelişimi bundan sonraki yaşam için vazgeçilmezdir, temeldir. anne ve bebek ilişkisinin kalitesi, ruhsal tasarımların gelişimi açısından çok önemlidir. buradaki ilişki ve bakım sadece bebeğin oral yoldan meme ile beslenmesi değildir. anne ve bebek arasındaki duygulanımsal ilişki ve bunun kalitesi önemlidir.

    bebeğin meme ile karşılaşmasının tasarımların gelişmesine de olanak sağlar ve bu noktada "arzunun halüsinatif gerçekleşmesi" de önemlidir. bebek meme ile karşılaştığı zaman arzu halüsinatif olarak gerçekleşir. anne ya da yerine geçen kişi ile olan bu ilişki göreceli olarak (bir yere kadar) yeterince iyiyse (tatmin edici ise), arzunun doyumu gerçekleşir. bu deneyimin yani yeterince iyi bir anne bebek ilişkisi deneyimi, izlerini ruhsal gelişimde gösterecektir. yani yeterince iyi bir anne-bebek ilişkisi olduğu zaman, bebek meme olmadığında bekleyebilme kapasitesini harekete geçirebilir, arzunun doyumunu erteleyip bekleyebilir, ve arzuyu hayal edebilir. hayal yoluyla arzunun doyumunu gerçekleştirebilir. bu durum düşüncenin gelişimi açısından hayati bir öneme sahiptir. bekleyebilme kapasitesi demek, dürtülerin o anda tatmin olmaması demektir, bu durum insan ruhsallığının gelişmesine olanak sağlar.

    anne ile olan ilişki önemlidir. arzunun hayal edilmesi ruhsallığın gelişiminde önemli bir aşamadır. bu halüsinasyon patolojik bir durum değildir, duyumsaldır. anne orada, bebeğin yanında yokken olan bir durumdur bu. annenin endişe boyutu bebeğin kendi başına kalmasına izin vermiyorsa ya da anne bebeği bedensel olarak çok fazla uyarıyorsa, tabi ki arzunun halüsine edilebilmesi de engellenmiş oluyor. beden ile ruhsallık arasında da bir ilişki vardır. çocuk cinselliğinde beslenmenin özel bir yeri vardır. çocuk cinselliğinin karekteristiği beslenme üzerine kuruludur. yetişkin cinselliği ise bu şekilde değildir. çocuk cinselliğinde ödipal karmaşa, bireyin ruhsallığı gelişirken çok temel, merkezi bir konumdadır.

psikoseksüel gelişim kuramı hakkında bilgi verin