şükela:  tümü | bugün
  • aslında ortaya çıktığı bölgeyle ilgili bir sorun olmayıp psikonörotik bir problemden dolayı bu yanılsamayı gerçekten yaşamak; ör: pire lafı geçtiğinde kaşıntı duymak, kaşındığını sanmak yerine cidden kaşınmak

    (bkz: psikosomatik)
  • (bkz: psikotik)
    (bkz: paranoid)
    (bkz: somatizasyon)
    (bkz: depresyon)
    (bkz: obsesyon)
    (bkz: anksiyete)
  • (bkz: astim)
  • bazı alerjiler ve uyku düzensizliği.
    (bkz: insomnia)
  • ilgili eglenceli sarki ornegi icin (bkz: frontier psychiatrist)
  • stres ve kaygi gibi psikolojik faktörlerin büyük ölcüde neden oldugu gercek fiziksel hastaliklardan olusan bozukluklar.
  • vücudun birşeyi yapamayacağını bildiği için ona yönelmesi de bunlardan biridir. insanın otobüste yapamayacağını bildiği için çişinin gelmesi, evde bi damla su yokken çok susamak, ders çalışmak zorunda olduğu an uykusunun gelmesi bu duruma örnek teşkil eder.
  • herhangi bir dış etkene bağlı olmayan, genelde fizyolojik olarak teşhis edilemeyen ağrılardır.
    kalbi kırılan birinin kalbine acı saplanması, boğuluyormuş gibi hisseden kişinin nefes alamaması, fazla sorumluluk altında bunalmış kişinin omuz ağrısı çekmesi gibi örnekleri olduğu gibi istemeden kürtaj olmuş bir kadının kürtaj olmamışcasına doğum sancısı çekmesi de psikosomatiktir. dışarıdan ölçülemeyen, nedeni belirlenemeyen ancak yaşayan kişinin gerçekten yaşadığı acılar ve ağrılardır.
    kişisel fikrime göre psikolojik bozuklukların bedene vurması psikolojik sorunların ciddiye alınmamasından ve depresyon, mutsuzluk gibi hayatın gerçeği olan olguların yapay ya da yok sayılmasından -hatta şımarıklık addedilmesinden- ileri gelir. kişi bilinçaltında gerçekten kaale alınan bir rahatsızlık yaratır. acısını kaale alınmayan acısını somutlar ve hastalığa çevirir.
    kanserin ya da tümörlerin psikosomatik olduğuna varan hipotezler olsa da gerçekçi görünmemektedirler.
    ancak kişilerin kendi algılarının bedenleri üzerindeki etkisi yadsınamaz boyutlardadır.
    kişisel bir örneğimi paylaşmak gerekirse: kendimi sıkışmış, hareket edemez, çaresiz hissettiğim ve bu çaresizlik kaynaklı olarak çok acı çektiğim bir dönemde omuz ve kollarımda ağrılar hissetmeye başlamıştım. bu ağrılar sanki dar bir koridorda kapalı kalmışım da bir kapıyı ya da duvarları zorlamışım da morarmışlar gibi bir imgeyle geliyordu. ve gerçekten çok ağrı çekiyordum. oysa sadece imge düzeyindeydiler ve hiçbir yere çarpmamıştım kollarımı.
    bu ve benzeri ağrı ve acıların kökleri -fiziksel bir nedenleri yoksa- zihinde yaratılan çeşitli imgelerde bulunabileceği gibi -birisi sizi o kadar sıkıyordur ki canlanan imge birinin boğazınızı sıkıyor oluşudur ve nefes alamama olarak cereyan eder örneğin- bağışıklık sisteminizin en korunmasız bıraktığı en hassas uzuvlarda sıradan rahatsızlıklar olarak da gösterebilirler kendilerini.
    insan psikolojik sorunlarını küçümsemek, inkar etmek ya da görmezden gelmek yerine, bedenine yansımadan kabullenip üstesinden gelmeye çalışmalıdır. inkar ancak daha da zor bir tedavi sürecine sebep olur.
  • 28 gun: kadın olmak kitabında kagan kocatepenin anlattığı bozukluklar. ilgilisi için izninizle alıntı yapıyorum, daha iyi anlatıldığı bir yerle karşılaşmadım, çok uzun ama sabredin ve okuyun derim.
    kagan kocatepe'ye tekrar tesekkur ederim..
    "...
    psikosomatik hastalık, tıpta “bedensel yakınmalarla seyreden ancak organik bir bozukluktan kaynaklanmadığı, psikolojik kaynaklı olduğu düşünülen hastalıklara verilen isimdir. mide hastalıkları, migren tipi baş ağrıları, bazı bağırsak hastalıkları ve kadınlarda başka türlü açıklanamayan pms bunlar arasında yer alır.
    ...
    somatizasyon bozukluğu tanısının konması için aşağıdaki tanı ölçütlerinden her biri karşılanmış olmalıdır:
    dört ağrı belirtisi (en az dört ayrı yer veya işlevle ilişkili ağrı) (baş ağrısı, karın ağrısı, kollarda bacaklarda ağrı, menstruasyon (adet kanaması) ağrısı, idrar yaparken yanma gibi).
    iki sindirim sistemi belirtisi (bulantı, şişkinlik, gebelik dışında kusma, ishal, yiyeceklerin dokunması gibi).
    bir cinsel işlev veya genital sistem belirtisi (adet düzensizliği, adet kanamalarının normalden fazla olması, erkekte iktidarsızlık, kadında ve erkekte cinsel isteksizlik gibi).
    bir nörolojik belirti (denge bozukluğu, bölgesel felç veya güç azalması, yutma güçlüğü veya boğazda düğümlenme hissi, dokunma duyusunun yitirilmesi, çift görme, körlük, sağırlık, bilinç yitimi (bayılma dışında kalan) gibi).
    tıbbi muayene, laboratuvar incelemeleri ve görüntüleme yöntemleri sonucunda saptanan organik bir bozukluk yoktur, veya saptanan organik bozukluk, belirtileri açıklayamamaktadır.
    hasta alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı değildir.
    psikiyatrik inceleme bu belirtilerin amaçlı olarak ortaya çıkarılmadığını düşündürmektedir.
    ...
    bilinçdışı savunma mekanizmaları, basit bir anlatımla bilincimizi "zorlayan" olaylar karşısında psikolojik bütünlüğümüzü korumak için bilinçdışımızın bizim isteğimiz ve bilgimiz dışında aldığı bir dizi önlemdir. bu savunma mekanizmaları genellikle amacına ulaşır ve örnek olarak bastırma adı verilen savunma mekanizması "bize ağır gelebilecek" yaşantıların bilincimizden çıkarılarak bilinçdışımıza itilmesini sağlar. neden bulma mekanizması, başarısızlığımız için "mantıklı" bir neden bularak acı çekmemizi engeller.
    somatizasyon da bir bilinçdışı savunma mekanizmasıdır. bu mekanizmada çoğu saldırgan olarak nitelenebilecek dürtüler çıkış yolu bulamamakta ve bedene yöneltilerek (bilinçsizce) bedensel belirtilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. buradan çıkarabileceğimiz en önemli sonuç, bilinçdışının insan sağlığı üzerinde mutlak bir egemenlik kurabileceğidir.

    elbette bilinçdışımız kontrol dışı çalışan, hiçbir şekilde yönetilemeyen bir parçamız değildir. aslında tam tersi biz günlük hayatımızda bilinçdışımıza adeta emirler veririz:
    "kendimi kötü hissediyorum" dediğimizde bilinçdışımız bunu "kendimi kötü hissettir" şeklinde bir emir olarak algılamakta ve bedenimizde bu yönde değişikliklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
    ...
    her birey doğuştan getirdiği özelliklere yaşamı boyunca yeni yaşantılar ekler ve bu yaşantıların her biri beyinde farklı bağlantı yolları oluşturur. bu bağlantılar ve beyinin biyokimyası sürekli değişir ve buna bağlı olarak düşünce, duygu ve davranış özellikleri de sürekli değişir. beyin üst merkezleri (beyin korteksi) düşünce duygu ve davranışlarımızdan sorumludur. hafıza olarak adlandırdığımız aslında yaşantılarımız tarafından oluşturulan sinirsel bağlantıların yeniden kullanılmak üzere depolandığı anatomik bir bölgedir. duyularımız dış dünyadan uyaranlar getirir, bunlar üst merkezlerde işlenir, her defasında mutlaka hafızayla bağlantı kurulur ve algılama sonucunda uygun kabul edilen davranış geliştirilir.
    bedenden beyin üst merkezine yalnızca beş duyumuz aracılığıyla değil, organlardan da uyaranlar gelir. örnek olarak kanda glikoz seviyesi düştüğünde bu durum beynin alt merkezine kaba bir sinyal olarak ulaşır, üst merkezde açlık hissine dönüşür ve gıda arayışı başlar.
    ...
    beynin üst merkeziyle bağlantılı olarak çalışan en önemli sinir sistemi bölümü otonom sinir sistemi adı verilen bölümdür. sempatik ve parasempatik olmak üzere iki bölümden oluşan bu sinir sistemi bölümünün temel görevi üst merkezi devreye sokmadan vücudun rutin işlerini yürütmektir. bu rutin işlerin en temel amacı canlılığı korumaktır.
    kalbin çalışması, sindirim, böbreklerin çalışması, kan üretimi, kan biyokimyasının dengede tutulması, hormon salgılanması, yumurtlama, adet görme ve diğer tüm iç organ işlevleri otonom sinir sistemi sayesinde dengeli olarak işleyişine devam eder. her bir organ işlevi beyine haber verilecek olsa beynimiz ruhsal faaliyetler için vakit bulamazdı. bu yüzden otonom sinir sistemi temelde beyine bağımlı, ancak geniş yetkilere sahip bir yönetim biçimi olarak görülebilir.
    parasempatik sistem, ‘kendi halimizde sorunsuzca yaşamaktayken’ baskın olan sistemdir. ‘ters giden’ herhangi bir şey yoktur ve işleyiş rutin devam eder.
    sempatik sistem ise bir sorun olduğunda sorunu gidermek için devreye girer, sorunu giderir ve devreden çıkar. örnek olarak kan glikoz seviyesi düştüğünde biz gıda alıp durumu düzeltene kadar, sempatik sistem karaciğerden kana glikoz geçişini hızla sağlar. merdiven çıkmak durumunda olduğumuzda, sempatik sistem devreye girerek kalp atışımızı hızlandırır, bacaklarımıza daha fazla kan gitmesini sağlar ve bronşlarımızı genişleterek ihtiyacımız olan oksijeni almamızı garanti eder.
    ...
    iç tehlike durumunda sempatik sistem hemen devreye girmekte ve örneğin kan şekeri düştüğünde hemen karaciğerden kana glikojen depolarının parçalanması suretiyle glikoz sağlanmakta ve beynin bilinçli kısmı da insanda açlık hissi oluşmasını sağlamaktadır.
    bu tür iç tehlikeler dışında bir de dış tehlikeler vardır. bu dış tehlikeler duyularımızla algıladığımız, bedenimize yöneltilen saldırılar veya saldırı tehditleridir. bu durumlarda da duyularla algılanan tehlike hemen yine otonom sinir sistemine iletilmekte ve sempatik sistem saniyeler içinde devreye girmektedir.
    bunun en tipik örneklerinden biri bıçağı doğrultmuş olarak bize doğru gelen bir insanın görüntüsüdür. görsel uyaran beyinde algılandığında tüm vücudu etkileyebilecek bir sinyal oluşur. otonom sinir sistemi parasempatik baskınlıktan kurtularak saniyeler içinde sempatik sistemi aktive eder ve amacı dış tehlikeyle savaşmak veya kaçmak için bedeni hazırlamak olan aşağıdaki olaylar dizisi (özet olarak) meydana gelir:

    beyin ve kalp damarlarında genişleme, bu iki organ dışındaki tüm organların damarlarında daralma meydana gelir. (beyin daha hızlı düşünebilmek için kalp de daha yüksek performansla çalışabilmek için bu kan akımı artışından faydalanır. organlarda kan damarlarının kasılması, muhtemel bir yaralanma durumunda kan kaybını azaltmayı amaçlar.)
    bronşlar genişler, solunum derinleşir, dakikadaki solunum sayısı artar. (amaç kaçmak veya savaşmak için gerekli olan oksijeni daha hızlı sağlamaktır.)
    idrar yapımı azalır. (amaç vücudun fazladan suya ihtiyacı olabileceği ve kan kaybı olabileceği düşüncesiyle vücut sıvılarını korumaktır.)
    karaciğerden kana hızla glikoz verilir, yağ dokusundan kana yağ asitleri geçer. (amaç artması muhtemel enerji ihtiyacını karşılamaktır.)
    kaslara giden kan miktarında önemli derecede artış meydana gelir. (amaç kaçma veya savaşma reaksiyonunda daha iyi kas gücü sağlamaktır.)
    vücut alarm durumuna geçtiğinden savaşma veya kaçmayı kolaylaştıracak diğer önlemler alınır: sindirim işlevleri azaltılır (enerji diğer yerlere gereklidir), idrar torbası kapasitesi artarak idrar ihtiyacı ertelenir, kalın bağırsaklar yavaşlar ve dışkılama ihtiyacı ertelenir.

    görüldüğü gibi yukarıda bir korku durumu söz konusudur ve vücut otomatik olarak kendini savaş veya kaç cevabına hazırlar. bıçaklı adamdan ya kaçarsınız veya onunla savaşırsınız. böyle bir durumda beynin düşünme ve karar verme yeteneği de önemli ölçüde arttığından karar hızla verilir ve tehlike bertaraf edilir.
    tehlike bertaraf edildikten sonra kısa zamanda sempatik sistem etkinliğini yitirir ve yeniden parasempatik sistem hakimiyetinin olduğu istirahat durumuna geri dönülür.
    ...

    bir insan düşüncelerinde yarattığı felaket senaryolarıyla da yukarıdaki olaylar zincirini harekete geçirebilir. işten atılma korkusu, parasız kalma korkusu, evlilik ilişkilerinde yaşanan kaygılar, işyeri stresi, trafikte yaşananlar, sözlü kavgalar..bu sayılanlardan her biri vücutta savaş veya kaç reaksiyonunu tetikler. ancak bu tür tehlikelerin en önemli özelliği bunların genellikle çözülmemiş çatışmalardan kaynaklanmaları ve tehlikenin kaynağının tam olarak ne olduğunun net olarak bilinememesidir. bu yüzden savaş veya kaç reaksiyonu meydana gelir, ancak hangisinin uygulanması gerektiğine karar verilemez. bu durum korku değil kaygıdır.

    aslında stres dediğimiz olay budur: savaşma ya da kaçma yönünde karar verilememesi
    başa çıkmaya çalışmak için harekete geçmek (savaşmak) veya olayı tümüyle silip atmak (kaçmak). korkunun ne olduğu ve başa çıkmak için yapılması gerekenin ne olduğu bilinmediğinden (sorun nedir? sorunla savaşmalı mıyım? yoksa sorundan kaçmalı mıyım? kaçmakla da olmuyor. savaşmaktan da korkuyorum…gibi) yukarıdaki olaylar dizisi süreklilik alır. sempatik sistem etkin olarak çalışmaya devam eder. olaya böbrek üstü bezinden kortizon salgısının da katılmasıyla vücutta temel olarak bedeni tehlikelerden korumaya yarayan olaylar kişinin aleyhine işlemeye başlar:

    sindirim sistemi çalışması düzensizleşir.
    kalp atımı hızlı ve damarların kasılı olması neticesinde tansiyon yüksek seyretmeye devam eder. uzun sürdüğünde kalp atımında düzensizlikler (çarpıntı) ve hipertansiyon oluşabilir.
    mide asit salgısı yüksek seyreder. sindirim yavaşladığından sindirim problemleri daha kolay ortaya çıkar.
    erkekte ereksiyon parasempatik sistem etkinliğinde oluşan bir olaydır. sempatik sistem baskısında iken ereksiyon gerçekleşmez. tehlike anında ereksiyon bir lükstür.
    ..."
  • todd haynes'in safe adlı filminde işlediği konu.