şükela:  tümü | bugün
  • "gerçek bir keşif yolculuğu yeni topraklar aramak değil, yeni gözlerle görmek demektir"
    marcel proust

    işte psikoterapi böyle bir şey...
  • insanın, kendini anlama, anlamlandırma ve anladıklarıyla kendini dönüştürme sürecidir.

    psikoterapinin yarattığı etki değişim değil, dönüşümdür. zorlama değil, doğaldır. kişinin kendi içsel gücünü kullanmasıyla gerçekleşir.

    terapistin rolü iyi bir kulak ve ayna olmaktır. dinler, hastanın kendine kör olduğu yeri görür ve aynalar. kişi bunu o an kabullenmez bazen, göremez. aynaladığınız düşünceyi bir tohum gibi ekersiniz zihnine, aylar geçer, bir gün hasta gelir ve o cümlenin içinde filizlenmiş olduğunu görürsünüz. hatta hastanız size anımsatır, o gün anlamadığını ama sonra kendisinin de gördüğünü söyler.

    olağanüstü ölçüde dinamik bir süreçtir. insan ilişkisinin bir formudur. bir rolü de budur zaten, geçmişten gelen, yineleyen, kırık bağlanma öykülerini yeniden yazmak. bir güven ilişkisi oluşur, terapist stabil bir figür olur hastanın dünyasında.

    şahsi fikrim sevginin de terapide önemli bir rolü olduğu yönünde. hastalarım beni sever, ben de onları severim. nötraliteyi, duygusuzluk değil, yargısız olmak, zihinsel tarafsızlık gibi görürüm. kimin sözüydü anımsamıyorum ama 'semptom bir savaş anıtıdır' cümlesi hep aklımdadır terapi yaparken. hastalarım da benim için savaş kahramanıdır, kendi savaşlarının gazileridir. o yüzden hem sever hem saygı duyarım onlara. karşılıklı olumlu duygularımızın, dönüşüm süreci için katalizör olduğuna inanırım.

    psikoterapi, bir yelkenliyle okyanusta yol almak gibidir. bazen fırtınalı bazen durgun denizde yelken açarsınız. hayat gibi yani. varmak istediğiniz kıyıya gelindiğinde ise hem hasta hem terapist zorlu ama keyifli bir yolculuk yapmıştır. ve bu sürecin en güzel yanı şudur, iki taraf da ufuk açıcı bir deneyimi hayatlarına katmıştır.
  • psikoterapi hakkinda tanim kontenjanindan bir fikra olsa:
    adamin biri fena halde ishal olmus, hastaneye, acile gitmis. doktor bakmis, 'cok su kaybetmissiniz, sizi bir kac gun burada takip etmemiz lazim' demis. hemsireyi cagirmis 'hastayi 6 numarali bolume goturun, islemlerini yapin.' demis. ayni doktor birkac gun sonra, vizit sirasinda bu hastayi 9 numarali psikoterapi bolumunde gormus. 'ne ariyorsunuz burada? hayirdir?' falan. hasta da 'bilmiyorum, hemsire sizden sonra beni buraya getirdi' demis. doktor 'e peki ishal ne durumda, iyi misiniz?' diye sormus. hasta 'aynen devam ediyor, ama artik kafaya takmiyorum' demis. bu fikra da burda bitmis.
  • "psikoterapi, iki oyun alanının, hastanın ve terapistin oyun alanlarının örtüştüğü yerde yapılır. eğer terapist oyun oynayamıyorsa bu işe uygun değil demektir. eğer hasta oynayamıyorsa o zaman hastayı oyun oynayabilecek hale getirebilecek bir şey yapılması gerekir; psikoterapi ancak ondan sonra başlayabilir"

    d.w. winnicott - playing and reality
  • psikoterapi fahişeliğe çok benzer. örneğin; terapist sertifikalıdır, fahişe vesikalı. ikisinden de randevu alınır. bu bakımdan terapi kliniği randevu evi gibidir. ikisinin de boşalmaya gelen müşterisi vardır. biri duygusal diğeri cinsel boşalma yaşar. kısa süreli terapide müşteri erken boşalma deneyimi bile yaşayabilir. ikisinde de rahatlama söz konusudur. ikisinin müşterisi de adlarının bilinmesini istemezler. fahişe müşterisini yatağa, terapist divana yatırır. fahişelikte müşteriye boşalmadan sonra peçete verilir, terapide kağıt mendil ya da reçete. fahişelikte müşteri pantolonunu çekerek ayrılır, terapide burnunu çekerek. hem ikisinde de grup yapılabiliyor; birine grup terapisi deniyor, diğerine grup seks. terapide tecavüze uğrayan terapistin beynidir. fahişeyi söylemeye gerek yok. çok benziyorlar çok...
  • çözümdür.

    nasıl oluyor da bizi değiştiriyor sorusunun cevabını ararken okuduğum güzel bir yazı buldum. efsane, rüzgarla nehir arasında geçer.

    “nehir kendi yolunda mutlulukla akıyordu, ta ki bir çöle gelip onu geçmesi gerekene kadar. her denemesinde kumlar bütün suyunu emiyor ve nehir çölün içinde kayboluyordu. tekrar tekrar denedi ama her seferinde aynı şey oldu. en sonunda rüzgar geldi ve nehire dedi ki: “çölü geçmene yardım edebilirim ama bana güvenmeli ve kendini benim ellerime bırakmalısın. ne yapacağımı sana açıklayamam”. nehir önce tereddüt etti ve çölü geçmeyi takrar denedi. ama sonunda pes etti ve rüzgara ona güveneceğini söyledi. böylece rüzgar nehri buharlaştırdı, bir bulut halinde onu çölün üstünden taşıdı ve karşı tarafta yağmur olarak yere bıraktı. nehir sevinçle akmaya devam etti. ne olduğundan çok emin değildi. geçmişte farklı olmuş olduğuna dair, dönüşmüş olduğuna dair belli belirsiz bir anısı vardı. kendini bir şekilde farklı, dönüşmüş hissediyordu. bu sıcak ve rahat bir duyguydu ama nehir tam olarak ne olmuş olabileceğini, hatta öncesinde farklı olup olmadığını bile tanımlayamıyor ya da hatırlayamıyordu.”
  • elimdeki mendil paketini seans boyunca yere düşürdüm, çıkarken de unuttum diye benim de o mendil gibi unutulmuş hissediyor olabileceğimi öğrendim sayesinde. böyle şeylerle dalga geçmeyi sevmiyorum. psikiyatristin işi, bir bildiği vardır elbet. ama parçalanmış, yıpranmış, bir kenara atılmış, unutulmuş mendil metaforu da çok dramatik kaçtı yahu. mendil deyince benim aklıma gelen sümük falan çünkü.
    gerçi adamcağız da öyledir demedi; her dediğim, yaptığın şeyin altında yatanı araştırıyor, bilinçaltını keşfetmeye çalışıyor. çok deneysel takılıyoruz. ben konuşayım istediği için susuyor mesela, ben de susuyorum böyle on beş dakika bakışıyoruz;sonra da bu sessizlik anında neler hissettiğimi, düşündüğümü konuşuyoruz. mesela o sessizlik anında "acaba bu adamın da mı bir derdi falan var" diye düşündüysem-ki düşündüm- hemen söylememi istiyor. buna da başta ikna olmamıştım mesela ama işe yarar bir yöntem aslında. sustuğumuz zamanların parasını almasa da benim de aklım paraya kaçmasa keşke o anlarda.
  • cok faideli bi olaydir. ıs ki kisi buna giderken "onay alma" degil cevaplara ulasma ihtiyacinda olsun.

    eski bi manitam vardi. uzun bi iliskiydi. turkiyenin en iyi universite hastanelerinden birinin ingilizce tip bolumunu dereceyle kazanmis, tus'u da gene turkiye derecesiyle kazanmis bi cerrahti herif. herifin kalibresi bu yani. bos beles, cahil bi herif degil.

    ıliskinin sonlarina dogru bi triplere girdi. ınanilmaz stresli is hayati ve ailevi calkantilari yuzunden ciddi bir depresyona girmisti sanirim.
    terapi, ve yardim almasiyla ilgili bikac telkinime sessizce kafa sallamis, en sonunda bi gun kafasini kaldirip caresizce yuzume bakarak "deli miyim ben?" demisti.
    kulaklarima inanamadim. bunu duyduguma, hele de bu kadar iyi bir doktor olan ondan duyduguma inanamamistim.
    bastan yenik baslanmis bi cabayla bikac kere denedim, psikoterapinin ve destegin "deliler" icin olmadigini anlatmayi...
    bu arada "kime ne anlatiyorum ki, adam psikiyatri de okudu lisansta" diyordum icimden... cok buyuk bir yabancilasma hissettim.

    zaten de bitti akabinde...

    zaman zaman bircok insana, ese dosta tavsiye ettim ama asagi yukari hep benzer tepkiler aldim. genelde de kimse kulak asmadi tavsiyeme zaten... saplandiklari yerde kivranip durmak daha mi cazipti, bilemiyorum...

    gotum gotum kaciyor insanlar. nedeni asla anlaymadigim bi sekilde...

    ben psikoterapi aldim gecmiste. halen de devam eden bir surecim var. son derece de faydali ve gerekli goruyorum.
    ufacik bir yara gibi gorunen seyin, buyuye buyuye kangren olmasini engelleyebilecek basit, ama etkili bir hamledir bu surece adim atmak.
    veya coktan buyumus-dayanilmaz olmus, can yakan dugumlerinizi cozmeye donuk samimi bir adimdir.

    cogu insan terapide -duymak istemedikleri- elestrilere maruz kalacaklarini, tenkit edileceklerini veya yuzlesmek istemedikleri gerceklerin yuzlerine vurulacagini hissediyor sanirim.

    oyle bisey degil terapi...
    ıhtiyac duyuyorsaniz gidin. bikac seans sans verin bilime...

    kolay ve acisiz olacak demiyorum. acili ve sikintili da olacak demiyorum. neyse o olacak.
    ama cok yanlis bir terapiste denk gelmediyseniz, nihayetinde rahatlama, hafifleme, ve guven hissedeceksiniz.
    ayaklarinizin uzerinde daha saglam durdugunuzu, guclendiginizi hissedeceksiniz
  • cok enteresan bisey.

    simdi ben uzun zamandir deneyimlemekteyim psikoterapiyi. ama bunun hikayesi tamamen bana ait. dolayisi ile bunu anlatabilmem aktarabilmem bu sureci imkansiza yakin. lakin olayları ve sonuclari akrarabilirim. onlardan da faydali olduguna dair bir sonuc cikmaz yuksek olasilikla belki oncelikleri bastirilmis bir takim seylerle yuzlesmek yahut kendini tanimak isteyen birine gore fayda gorebilir.

    dolayisi ile bu surecin gerekliligi ya da faydasi tamamen sizin oncelikleriniz ile alakalidir. bu yuzden insan cok uc noktalarda olmasa da hemen hemen bir sekilde istedigini sandigi seyleri oyle veya boyle elde etmis yahut edebilecegini kesin olarak gormus biri olmasina ragmen devam eden bir hosnutsuzluk ve ofke halinde oldugunda ama gorunen hic bi problemi olmadiginda cok caresiz kalir. o kadar ki icinde ne olursa olsun hic bir sey ile memnun ve huzurlu olamayacaginin farkina varir. bu cok buyuk bi hayal kirikligi ve caresizlik yaratmak ile birlikte cok buyuk bi firsattir aslinda. sonuc olarak terapiyi burda bi entryde anlatmak mumkun olmamakla birlikte sadece bazı onemli seyleri paylasmak istiyorum deneyimlediğim:

    simdi terapide ortaya cikan, cikmasi kuvvetle muhtemel bir takim problemler, bas etme yetenegi olmadigi icin zaman icerisinde bastırılmış ancak aliskanlik haline gelen savunma mekanizmalarindan oturu devam etmekte , bu sebeple de saglikli yeni bakis acilari davranis modelleri ve basa cikma mekanizmalari gelisememektedir. dolayisi ile matematiksel olarak yeni bir seyin ortaya cikmasi cikabilmesi evrilebilmesi icin, oncelikle baskilananlar ortaya cikmali bunun icin de bazi savunmalar gecici olarak devre disi kalmalidir. bu normal hayat ekseninde degisiklik yaratmayabklir ancak terapi odasinda bir degisiklik olur. etki tepki gercegini goz onunde bulundurur isek, yeni ortaya cıkan seyler ile bas edebilme becerileri henüz gelişmemişken, terapi dısındaki zamanda kişi cıplak ve savunmasız kalır ve buna bir tepki olarak baska ve daha da sacma bazı savunmalar gelişebilir. işte o sürec sıkıntılıdır.

    devamlı ve devamlı olarak ben terapiye gitmeden once boyle bir sorunum yoktu dedigim ve ortaya cıkan bir sürü davranıs bozuklugu da dogmustur. kognitif terapi tarafımdan deneyimlenmiş ancak kesinlikle üzerimde kalıcı sonuclar dogurmadıgındam ya herru ya merru psikoterapiye devam edilir bu yuzden.
    sonucta bu istemilmeyen yan etkiler olmadan terapi gidebiliyor ise ne ala gelirim ama yoksa daha da gitmem durumlarına kadar gelinir...

    sonra yıllar gecer, zihin devamlı soylenir. bak , terapi seni daha da hasta yaptı. hic degilse onceden soyleydi boyleydi bıdı bıdı. sonra zamanla gorursunuz ki o hep soyleniyordur ve bana vaad ettigi sundugu hic bi seyi yok elinde. onu duyar göz önünde bulundurursunuz ama terapiste olan öfkenizi dahi baskasıyla degil onunla paylasırsınız...

    tüm bunlara ragmen, icinde kalırsanız su olur:

    hatrı sayılır bir zaman sonra kalıcı dönüşüm icin ugrasırken ortaya cıkan yeni sorunların ( sorun zannettiklerinizin!) yalnızca o zaman diliminde bas etmeye calıstıgınız seylerden kaynaklı oldugunu anlarsınız. daha dogrusu bunu tüm benliginiz ile anlarsınız. artık konusan ses bile, seni serbest bırakır sana güvenir. cunku terapistiniz o yanınızın da endişelerinin var olması icin ve soylenmesi icin izin verir onu bastırmanıza da izin vermez. kurtulmaya calıstıgınız herseyin onemli ve kendi icin cok gecerli sebepleri oldugunu bilir ayrı ayrı. hepsinin kendini ifade edebilecek bi alan bulması kadar büyük bi lüks hic olmamıstır daha once belki de ve kurtulmaya calıstıgınız seyler yoktur artık, siz bırakmazsınız hic bir seyi... bir gün bi bakarsınız ki onlar sizi bırakmıs. evet evet , eylemler sizi bırakır. özlellikle cabalasamız bile yapamazsınız bazı seyleri. o zaman anlar ki kişi, sırf bu terapi surecinde yasadıklarını yasamamak icin nelerden feragat etmiş, hic deger miymiş?

    icinizde bir yan kıs kıs gülmeye baslar kücük bir cocuk gibi hür hisseder. hep basınıza gelmesini istediginiz seyler basınıza gelir (iyi veya kotu!) ama gelir, kendinizi korumaktan deneyimleyemediginiz baskalarına özendiginiz yahut yargıladıgınız hersey basınıza gelir (bunlar kime gore neye gore iyidir?) ama sizin ilerleyişiniz icin gerekli, daha da iyisi size ilk defa canlı ve bosa yasamıyo oldugunuzu hissettirecek seylerdir. ciddiyet azalır, bazı keyiflerin tadına varmaya baslayınca, artık sürec ve sonuclarında yasanan tatsızlıgın acının yine de sizi durduramadıgını fark edersiniz. canlı olmak paha bicilemezdir cunku.

    terapi sürecinde olan kişinin yakınları bilirler, kişi cok söylenebilir, cok sikayet edebilir. eskiye göre mutsuz gibi görünebilir. ama hayatındaki en iyi adımları atıyor olabilir o anda...

    bu yuzden boyle bir sevdiginiz yakınınız var ise, vah daha kotu oldu veya kotu mu oldu diye düsünmeyin, endişelenmeyin. soylensin... müdahale etmeyin. bir takım kazancları olmasa, bu kadar zor olmasına rahmen hala işin icinde kalabiliyosa bir bildigi vardır.

    boyle benzer sürecten gecmekte olan, gececek kişilere de tavsiyem, herkesle her aldıgınız kararı, yaptıgınız seyi, özellikle de terapi sürecini, terapistinizle olan paylasımlarınızı anlatmayın. ve her supheye dustugunuzde bunu ispat etmek icin oraya gitmeye devam edin. kaybedicek birsey yok ama kazanıcak cok sey olabilir. once kendinize inanın.

    unutmayın!
    cenazelerde bile kahkahalar vardır. ya da düğünlerde bile ağlamalar... tüm siyah beyazları unutun ve mümkün olabildigince baskalrına aldırıs etmeden ve kendi kendinizi cok sorgulamadan kalbinizden geceni yapın. olabilecek hersey ihtiyaclarınızı bolmekten, kendinizden vazgecmenizden, kendinizi terketmekten iyidir. ve bu cok sinsi ilerler. genellikle de buna magruz kalmıs kişiler tarafından hasta edilen kişiler/cocukları terapi kapılarını calarlar. bir arkadasım soyledi: terapi kapısını caldıgı andan itibaren kişi artık patolojik degildir diye... cok dogru.

    herkese başarılar:)
  • bir sürü şekilde tanımlayabilirim bu süreci 20 yıldır işin içinde bir uzman olarak ama şunu çok değerli bulduğumu belirtmek isterim:

    terapistin en temel ve ayrıca en üst becerisi "nötr soru sorabilmek" olmalıdır. bu nedenle de "değer yargılarından arınık" olması gerekir.

    bir kaç ay önce bilgi üniversitesinde bir eğitime katıldım. 30-40 kişilik bir kadro. hepsi piyasada çalışan psikolog, psikiyatr, psikolojik danışman. vaka değerlendir(e)me(me)lerini, yaklaşımlarını duymak yemin ederim sinirlerimi bozdu.

    vesselam bizim ülkede diploma ile olmuyor o iş.