şükela:  tümü | bugün soru sor
  • çeneyi sıkı tutmayı gerektiren güçlerdir.
    gereksiz konuşursan, kendini gereksiz hissedersin.
    gidip arkadaşına, "sevdiğin kızı bafiliyolar olum ayık ol! boynuzlar bağdat'tan görünür olmuş." diye zırvalamamak lazım tabii.
    son bir sır daha vereyim. kim, ne kadar zorlarsa zorlasın, sadece içinden geçeni söyle.
    sana demiyom lan mal, sen medyum musun?!?

    (bkz: medyum olcay)
  • psi- ruh
    psişik- ruhla ilgili anlamındadır.
    psişik güçlerin, psikolojik hastalığı olanlar da daha fazla görülmesi hipotezi de vardır.
  • sesli bir şekilde osurulduğunda bertaraf edilebilen güçler.
    - deneyin bak.
  • stephen king kitaplarının olmazsa olmazıdır.
  • var bende bunlardan.

    yolda adres soracakmış gibi yapanların, para isteyeceklerini anlıyorum

    konuşurken bir sürü tatava yapıp dürüstlükten bahsedenlerin, şerefsiz olduğunu anlıyorum

    birine borç verirken konuşma tarzından,o paranın geri gelip gelmeyeceğini anlıyorum.

    bu ülkede yeteri kadar uzun ve gözlem yaparak yaşarsanız,herkeste oluşabilecek sıradan durum.
  • bazen iyi ki varlar dediğim, bazen ise keşke olmasaydı, başbelası dediğim güçlerdir. bazen verilmiş bir hediye gibi, bazen de ceza gibi geliyor. turn off butonu olsa keşke diğer insanlar gibi olabilsem
  • ben; başkalarının ölüm tarihini öncesinden bilen sevgilimin benim ölüm tarihimi bildiğini söylemesi diyeyim, siz hesap edin
  • iyi, güzel, mutlu eden, masum olaylara tekabül ediyorsa mevcut hisler oldukça keyifli olan ayrıcalık.
    lakin kötü, üzücü, şüphe doğuran, masum olmayan olayları hissettiriyorsa oldukça can sıkan ayrıcalık.

    bende fazlasıyla olduğunu düşündüğüm, pek çok kez varlığına şahit olduğum, çok güvendiğim, beni hiç yanıltmayan ve doğru tavırda olmamı sağlayan güçler.

    tabii kötü olayları yansıttığında hep lanet ediyorum: “ben bunu bilmek ya da anlamak istemiyordum” diye ama nafile.
    gelip çörekleniyor işte.
    zaman zaman aptala yatmanız gerekiyor tabii, direkt çıkıp “ben psişiğim bunu da biliyorum” diyemiyorsunuz. bekliyorsunuz, çaktırmamaya çalışıyorsunuz, susuyorsunuz.

    çoğunlukla insanları ve hallerini kolay anlamanıza sebep olsa da çevresel faktörler yüzünden başınıza bela açtığı da oluyor.

    sahip olan insan az, sahip olan insan kıymetli.
    leb demeden önünüze leblebi koyabilen biri(leri)ni hayatınızda tutmak güzel lakin ara sıra da yorucu bir şey tabii.
  • kişisel gelişim kitapları okuduğum, emzik gibi ağzıma aldığım, çiğnediğim, doğal olarak büyüyüp tükürdüğüm bir dönemim oldu. raslantısallık, rüyalar, acıdan kaçma dürtüsü, bir de kısmen ölüp dirildiğime kanaat getirdiğim ölüm sonrası deneyimim olunca okudukça okudum. okuduğum kitaplara ben de sonradan inanamadım. alay etmeye gerek yok. çile çekmek, yanlış kapılardan medet ummanıza yol açabilir.
    yine de zihinleri bir miktar bulandırmak için annemin, benimle ilgili anlattığı bir anıyı paylaşmak isterim.
    ankara' da ilk çocukluğumun geçtiği mahallem; kitap, gazete, dergi okuyan abilerin ablaların olduğu, genelde memur ailelerinin yaşadığı, çocukluğu burada geçip, zengin semt kültürünü yansıtan sanatçılar, sonradan ekran yüzleri olan ünlülerin de yetiştiği, genelde çocuk yüzünden çıkan kavgalar yaşansa da, komşuluğun çok önemli olduğu bir yerdi. insanlar bu büyük zenginlik ve renk içinde yaşayıp giderken, birgün, yaşlı bir adam hastalanıp hastaneye kaldırılır. çevresi tarafından çok sevilen yaşlı amca, semt ahalisinde derin bir üzüntü yaşanmasına neden olur. durumu kötüdür. komşular toplanıp hastaneye ne zaman ziyarete gidecekleri hususunda konuşurlarken, bendeniz, adeta korku filmlerindeki beyaz elbiseli küçük kız gibi konuşmayı bölüp " gitmenize gerek yok, amca öldü" derim. herkes susar, derin bir sessizlik olur. hemen hastaneye koşarlar ve yaşlı adamın öldüğünü öğrenirler. annem bunu, "çocuk kısmına malum olur" sözleri ile anlatsa da tüylerimi ürperten, uyuz olduğum bir hikayedir. ne zaman hatırlasam kendime, saygıyla karışık bir korku duyarım.