şükela:  tümü | bugün
  • filmdeki erotik otel sahnesi için hitchcock şöyle demiştir:

    “eğer sansür olmasaydı, filmin açılış sahnesinde janet leigh ile john gavin, kısa öğle sevişmelerinin ardından otel odasındaki yatağa uzandıklarında, janet leigh’in çıplak göğüsleri john gavin’in göğsüne değecekti.”

    edit: imla
  • --- spoiler ---

    filmin en yerinden zıplatıcı sahnesi, dedektifin öldürüldüğü sahnedir. sade ve direkt...

    --- spoiler ---
  • her filmde olduğu üzere üstadımız bu filmde de kendine küçük bir rol edinmiştir o da filmin ilk ilk başlarında emlakçının girişinde küçük bir enstantenedir. film amerika'da sansürün çok ağır bir şekilde uygulandığı dönemlerde çekildiği için epeyce zorlu sınavlar vermiştir. örneğin filmde geçen travesti kelimesi büyük tartışmalara yol açmış sonunda kullanılması uygun görülmüştür. bunun yanı sıra sinema tarihinde ilk kez bir filmde banyonun tuvaleti gösterilip sifonu çekilmiştir. bu o dönemin tutucu amerikası için önemli bir dönemeçti. ana karakterimizin para çalmadan önce beyaz, para çaldıktan sonra da siyah iç çamaşır giymesi de gözlerden kaçmamıştır. film gerçek bir başyapıt. hele hele çekildiği dönemin teknik olanaksızlıkları ve sansürleri düşünürsek ustanın önünde saygıyla eğilmekten başka birşey düşmüyor bize. filme dair önemli bir başka dip not ise sinema tarihinde film başaldıktan sonra izleyicinin kesinlikle alınmadığı ilk filmdir. bu gerek film tesearlerında gerekse yazılı ilanlanlarında beyan edilmiş hatta sinema girişinde hitchcock'un karton bir maketi "kim olursanız olun film başladıktan sonra asla içeri alınmayacaksınız, ister sinema müdürünün oğlu olun, ister amerikan başkanı ister ingilitere kraliçesi (tanrı kraliçeyi korusun)şeklinde bir duyuruda mevcuttu. filmin başlangıcına gösterdiği hassasiyet esasında yönetmenin, tamamen izleyicinin daha çok keyif almasına yönelik bir haraketi. filme dair bir başka önemli not ise sinema eleştirmenleri filmi kendilerine özel bir gösterimle değil de halkla beraber izlemek zorunda kalmışlardı bu da ilk çıkan eliştirilerin kötü olmasına neden olmuştu.
  • benim ne kadar beyinsiz, ne kadar dar algılı bir mankafa olduğumu göstermiştir bana. filmdeki muhteşem gerilim unsurlarından çok:

    - ula kırkbin doları yatağın üstünde bıraktı, al da bavulun dibine sakla, bak hala açıkta duruyor, şimdi dolaptan biri çıkıp çalacak.
    - oha yanında kırkbin dolar varken araba kenara çekilip uyunur mu lan?
    - anaa parayı gazeteye sarıp sehpanın üstüne bıraktı, camı pencereyi de açıp odadan çıktı, bu sefer valla da çalınacak.
    - lan önce bi suyu kapat, iki saattir boşa akıyor, çok fatura gelecek, hem suya yazık, israf (melih gökçek ankarasında yaşayan zavallı insan tepkisi)

    şeklindeki düşünceler gerim gerim gerdi beni yemin ederim. allah beni davul etsin. psikoloğa mı gideyim, suyu hiç kesilmeyen şehirlere ülkelere mi göçeyim ne yapayım.
  • slavoj zizek, filmdeki evin katlarının id, ego ve superego ile eşleştiğini söyler. giriş katı egodur, norman bates burda normal bir şekilde hayatnı yaşar. üst katta istekleri bitmeyen, memnun edilmesi imkansız olan superego vardır, anne orada yaşar. ve norman bates anneyi id olan bodrum katına taşırken kadın hemen uygunsuzlaşır, toplumsal kuralları unutur "am i fruity?" gibi laflar etmeye başlar.

    sevgili bay zizek'in sinemadaki bir başka id, ego, superego eşleştirmesi de duck soup'daki kardeşler üzerinedir.
  • francois truffaut, alfred hitchcock'la yaptığı röportajların yayımlandığı kitabının önsözünde filmi ilk gördüğü andan beri aklını kurcalayan soruyu hitchcock'a bir buluşmaları esnasında sorduğunu yazar:

    "janet leigh'nin duş alırken öldürüldüğü sahnede elinde bıçak, banyoya giren adam kimdi? peruk takmış anthony perkins mi? bir kadın mı? bir figüran mı? bir dansçı mı? katilin ışığa karşı çekildiği, yani yalnızca silüetinin görüldüğü anımsanacak olursa bu seçeneklerden her biri doğru olabilirdi. hitchcock o kişinin aslında peruk takmış bir kadın olduğunu ancak bu sahneyi iki kez çekmek zorunda kaldıklarını anlattı, zira ışık kaynağı arkasından gelmekle birlikte ilk çekimlerde kadının yüzü tüm hatlarıyla ortaya çıkmıştı, banyonun beyaz duvarları ışığı fazla yansıtmışlardı. bu yüzden yaptıkları ikinci çekimde kızın yüzünü siyaha boyamışlar böylece karanlık, kolayca tanınmayacak bir silüet olarak perdeye yansımasını sağlamışlardı."
  • hakkında çok şey söylenen bir başyapıt. yok efendim oedipusmuş da, annesel süper egoymuş da, işte zizek ve şürekasını dehşete düşürecek diyalog:

    + ne izliyosun oğlum?
    - alfiret hiçkokun sapığını izlüyürüm anne.
    + oğlum sıtarı açsana desti izdivaç var, geçen bi kadın geldi merak ettim birini beğendi mi diye.
    - ya anne valla sonu geldi şunu izliyim açarsın.
    + ne filmi bu?
    - meşhur film var ya. bi sürü filme ilham vermiş, sinemanın çehresini değiştirmiş ve onu yalnızca kitle eğlencesinden çıkartıp bir--
    + izledim ben bunu, anayurt oteli vardı bunun gibi.
    - ya işte o da bundan etkilenmiş bi yapım. zira hiçkok sineması dışavurumculuğun doruk noktasında--
    + oğlan anasının kılığına giriyo dimi?
    - evet. ama bunu salt bu biçimde görmemiz eksik olur. zaten filmin sonunda psikiyatr anlatacak olayın aslını.
    + izledin yani sen bunu?
    - yau izledim de önemli olan sonunu bilmek değil ki, sinemasal bir haz alıyorum ben.
    + sıtarı aç!

    (star açılır)
  • sinema tarihi başyapıtları arasında yer alan, dün izlediğim ve bu kadar geç izlediğim için kafamı duvarlara vurduğum tek kelimeyle inanılmaz bir alfred hitchcock filmi. filmin rahatsız edici derecede sade ve sakin olması sanırım filmin etkileyiciliğini artıran en önemli etken.

    --- spoiler ---
    ilk cinayetten sonra norman bates'in evde annesine (!) bağırması ve "anne kan" benzeri sözler sarf etmesi insanı gerçekten düşündürüyor. çünkü küvetteki cinayeti kimin işlediği açıkça görülemiyor, kaldı ki filmin sonlarına kadar kadın kıyafetiyle dolaşan ve basbayağı kadın sesiyle konuşan birinin olması ortada gerçekten de bir kadının (anne) olduğu ve cinayetleri onun işlediği izlenimi yaratıyor insanda. bunun yanında dedektifin öldürülmesini de anne tarafından yapılmış gibi gösteriyor film ve seyircinin inancı o yöne kayıyor gerçekte (en azından benim). cinayeti annenin işlediği düşüncesini artıran bir başka şey de norman bates'in annesini asla bir tımarhane veya benzer bir yere "tıkmayacağına" yönelik beyanatları sonucunda annesinin bir tür manyaklıkla o insanları öldürdüğü ve norman bates'in annesinin akıl hastanesine ya da hapisaneye tıkılmaması için delilleri ve cesetleri yok etmesi düşüncesiydi.
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
    öte yandan şerif yardımcısının norman bates'in annesinin 10 yıl önce sevgilisini öldürüp daha sonra kendini öldürdüğünü söylemesi ve sevgilisini öldürme sebebinin onun başka bir kadınla ilişkisi olması olduğunu söylemesi bazı soru işaretleri yaratıyor. benim ilk düşüncem her ne kadar saçma olsa da ölen kadının norman bates'in annesinin sevgilisinin ilişki yaşadığı kadın olabileceği yani bates'in annesinin hala hayatta olacağı yönüne oldu. öte yandan gömülürken vesaire tanıdık insanların olabileceği sonucu bu ihtimal mantıksız hale geldi kafamda.
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
    filmin sonu benim açımdan tek kelimeyle beklenmedik ve şok ediciydi. ne diyebilirim ki izlediğim en iyi filmlerden birisi.
    --- spoiler ---
  • çok emek harcanan bir yapıttır; hitchcock' un psychosunda sembolizme güzel örnekler bulunabilir.
    mesela filmdeki psychonun nasıl bir kafes içinde olduğunu, yaptığı içi doldurulmuş kuşları saklar, hapseder; oysa ki en büyük kuş kendisidir. film boyunca gerçekten de kuş gibi yürür, kuş gibi yemek yer. aslında kendi kafesini inşaa etmiştir o.
    ayrıca filmin birçok yerindeki suratın yarısının aydınlatıldığı sahneler, karakterledeki iyi ve kötü yanları sergilemek için kullanılır, yanlış bir seçim yapan karakter karanlık tarafa doğru yürür, kalkar vs. (bkz: alfred hitchcock)

    ayrıca (bkz: psycho killer)
  • çok güzel bir filmdir.sırf içinde geçen dialoglar içinbile 3-5 kez izlenebilir.konu "döneminin" pek ötesindedir.film genelinde bi iki kıytırık hata varsa da, genelde mükemmeldir.
    bi de bu filmde stüdyoda ki ışıklar bangır bangır cayır cayır yandığından olsa gerek herkes arkasında bir gölge ile dolaşır bütün filmboyunca, basbayağı mallıktır.banyo sahnesi pek meşhurdur.(duş mu desek)
    gel gör ki aslında oldukça denyo bi sahnedir.neden meşhurdur anlamam... süpper hoyhoyları olan kadının göğüsleri bile görünmez adamakıllı.
    bıçak eğreti batar, kan çukulata şurubu gibi akar.film güzeldir de sahnede pek bi numara yoktur.
    müzikleri pek güzeldir.